View allAll Photos Tagged bil

"Family Circus" cartoonist

A Plaxton Supreme IV bodied Leyland Leopard in the fleet of Nelson, Wickford and seen at company base.

Three of my pinhole pictures published in BIL BO K

 

Magazine des errances contemporaines.

 

Numéro spécial Mons 2015 Capitale Européenne de la culture.

 

40 jeunes artistes Mons. Autour de l'errance.

 

Merci à Philippe Blondez

 

Janvier 2015

 

www.bilbok.com/

 

Thy Hallen bruger Thylle aktivt, og alle i området kender til den søde ræv www.bamsefabrikken.dk/

Bil med specialgjort reg-nr

Egentligen hade jag tänkt fotografera ett spädbarn bland sopor för att illustrera vad vi lämnar efter oss till nästa generation. Tyvärr fick jag inte något tillfälle att synka min tid men någon som har ett sådan litet barn så plan B fick träda in...

Air Corps - Blue Whales Spotted During Maritime Patrol

 

Fria att publicera ange foto Kristianstads kommun/Cecilia Sandén.

 

Kristianstads kommuns bilder är fria att ladda ner. De ska användas i sitt sammanhang och i material där Kristianstads kommun som organisation eller geografisk plats omnämns.

Bilderna får beskäras men inte förvanskas. Fotografens namn och Kristianstads kommun skall alltid anges. Hittar du bilder på dig i vårt fotoalbum som du vill att vi tar bort kontaktar du oss på kommun@kristianstad.se.

 

Kristianstad municipality images are for free publication. They should be used in context and in materials where Kristianstad municipality as an organization or geographic location is mentioned. The images may be cropped but not altered. The photographer's name and Kristianstad municipality must be stated. If you find photos of yourself in our photostream and you wish us to delete them please contact us on kommun@kristianstad.se

 

Hestnesfolket i bil. Som nr. 3 fra høyre står trolig Lars Hestnes (1903-1982). Til høyre for ham står søsteren Edel (1910-1982), gift på nabogården med Kristian Jenssen (1906-1987).

I bilen, nærmest fotografen, sitter Dorthea Marie Hestnes (1907-1974), Lars sin hustru. De andre ? Bilde ca 1930?

Bildet tilhører Gunnar Christoffer Lossius.

 

Speaking of rockets, I did just that at BIL, an expanded version of the talk I gave at TED.

 

It was an excellent adventure. Edit: BIL video is now up.

 

Saw flickr friends Todd Huffman and Photonquantique there.

 

Photo is from the 62MileClub article.

Drift Cup Nurburgring Round 1

Inga-Lills bil. november 11

   

flickr n'autorisant que 1000 photos par page, mes photos plus récentes sont ici :

www.flickr.com/photos/135277057@N08/

“Ben bu aşkın kitabını yazdım. Rafa kaldırdım. Arada bir de imza günü yapacağım!”

  

Şehrin gürültüsünden ve her zamanki gibi aslında başladığım işin sonu geldiğinde her tarafımı saran korku yüzünden kaçıyorum. Bir sürü bahanem var. “Arkaşlarım aklımı çeldi” veya “orada daha iyi okuma yaparım” ya da “bu şehir beni bitirdi ve eminim güneş iyi gelecek”. Hepsini doldurup çantama, çıkıyorum yola…

 

Tatlı bir meltem var Alaçatı’da. Bahçeye bakan odamın kapısını açtığımda yasemin kokusu doluyor içime. Beyaz mobilyalı, güzel mavi tüllerin uçuştuğu taş avluya çıkıyorum. Gündüzün yakıcı sıcağından kalanı hissediyorum ayaklarımın altında…

 

Az sonra bir Sezen Aksu konseri var, gidip izleyeceğim. Önce arkadaşlarımla buluşacağım. Islak saçlarımdan şıpır şıpır sular damlıyor taşın üzerine. Bin yaşındayım… On yaşındayım… Yirmi üç yaşındayım…

 

Çocukken annemin diktiği kırmızı çizgili mayomun bacağımda bıraktığı izi ve on yedi yaşındayken vücudumda başgösteren güneş alerjisinin kırmızı döküntülerini anımsıyorum birdenbire. Kaldığım otelin sahibi Emel Hanım üzerimdeki beyaz elbisenin kopan askısını dikiyor ben bunları düşünürken. Sıcak poğaçalar, elmalı kurabiyeler ve çay ikram etti az önce. Bu çalışkan misafirperverlik, bu yanağımı kızartan yaz akşamı ağlamak isteği yaratıyor içimde. Zaman dursun biz o bahçede, o yasemin kokusunda, o gençlikte kalalım istiyorum…

 

Islak saçlarım, kopuk askım, buruşuk kalbim’le gıcık oluyorum kendime yine…. Çünkü “sevgim acıyor” çünkü gerçekten “sevgim acıyor ben kimi sevsem, kim beni sevse”

Zamanından önce geliyor Turgut Uyar bu kez…Daha yaz ortasındayız oysa…

 

Sonra konsere gidiyoruz. Çok kalabalık. Sezen Aksu’yu en rahat görebileceğim noktaya ulaştığımda “Onu görmesem de olur, dinlesem de yeter” köşesinin benim için daha ferah “daha doğru” olduğunu anlıyor, oralardan çekiliyorum. Sonra yavaş yavaş arkadaşlarım geliyor. Cümleler var; hepsi kopuk, bağımlı bağımsız, acılı acısız…

Konser devam ediyor. Hava sıcak. Sezen Aksu söylüyor. Cümleler uğultu halinde havada. Evet, İstanbul’dan kaçtım ben yine... Tolga’ya bıraktım her şeyi ve kaçtım… Yanımdakiler bir ağızdan konuşurken bitmesi gereken kitabı düşünüyorum. Arka kapak için seçim yapmalıyım, yazı yazmalıyım ama…

 

Benden önce söylenmiş en güzel sözler asılı dururken gökyüzünde, cüretime inanamıyorum. Konuştuklarımıza, kâğıda dökülenlere…

Korkuyorum. Geniş zamanlı cümlelerden, söylediklerimden, sustuklarımdan, gevezeliğimden, söyleyeceklerimden, dikliğimden, olası sığlığımdan…

Ben nasıl kalkışabiliyorum böyle bir şeye?

Konser bitiyor. Kalabalık dağılırken “Hadi deniz kenarına gidelim, orada devam ederiz” diyor biri…

Deniz kenarındaki mekanda gürültülü bir müzik, içiçe insanlar ve gökte şahane bir hilal var…

“Güzel gözlü bir çocuğun bile

O kadar korunmuş bir yazı yoktu

Ne denmelidir bilemiyorum

Sevgim acıyor”

diyorum içimden… “Ne düşünüyorsun?” diye soruyor arkadaşım. Ne çok duyuyorum ben bu soruyu. “Şiir okuyorum içimden” diyorum. Anlamıyor gürültüden… Eteklerini toparlayıp dans etmeye başlıyor… Ama aslında gerçekten sevgim acıyor… Kimse duymuyor…

 

***

Bu yazı aslında yukarıdaki son satırla bitecekti.

 

Eğer “Alaçatı grubu” dediğim kız arkadaşlarım kitabın prova sayfalarından rastgele çektikleri cümlelerden bir “umut” çıkarmasaydılar…

Ve kitabın son iki sayfasının kendileri ve diğer okurlar için boş bırakılmasını istemeseydiler...

“Herkesin söyleyecek bir sözü mutlaka vardır İco, hepimiz aynı şeyleri söylesek de aşktan konuşmak, onu yazmak gibisi yok. İki sayfa bırak geriye, kim ne istiyorsa onu yazsın ve hediye etsin birine” demeseydiler…

Ve Özlem her sabahı, her akşamı ve her geceyi “Bu kitap beni çok heyecanlandırıyor” diye bitirmeseydi..

Ve Tolga’ya telefonda “Kızlar okuduklarına bayıldılar dostum” dediğimde o evlat gülüşüyle kahkaha atmasaydı ve hemen ardından coşkuyla uzun ve mutlu bir mesaj göndermeseydi..

“Sevgim acıyor” ve “kimse duymuyor” diye bitecekti bu kitap…

Ama fikrimi değiştirdim…

İşte son sözümü söylüyorum:

“Ben bu aşkın kitabını yazdım. Rafa kaldırdım. Arada bir de imza günü yapacağım!”

 

3 Ağustos'ta tüm kitapevelerinde...

İclal Aydın

1 2 3 4 6 ••• 79 80