View allAll Photos Tagged gorun

Ankara'nın en güzel yanı, bu karlı havada nasıl güzel❤ Görün istedim❄ 21 Ocak 2016 / Anıtkabir #anıtkabir #vsco #vscocam #takenbyme by idilhosgor www.instagram.com/p/BAzkn1vuBwU/ in scontent.cdninstagram.com/hphotos-xaf1/t51.2885-15/e35/12...

Tahsin Siret Bey-Diyarbakırlı Tahsin (D. 1874, Diyarbakır - Ö.1937 İstanbul). Gerek öğrenimi sırasında, gerekse yapıtlarıyla tanındığı sırada “Diyarbakırlılığıyla” da ünlenen Tahsin Siret, ülkemizde az sayıda olan deniz ressamları arasında, nitelikli bir yere sahiptir. Tahsin Bey, Diyarbakır’da ilk öğrenimi ve Askerî Rüştiyesi’ndeki eğitimi sırasında, kurşunkalem ve suluboya çalışmalarıyla ilk resim denemelerine başlamıştır. Daha sonra askerî liseyi okumak üzere, Kuleli Askeri Lisesi’ne gitmiş; bu sayede de, Boğaz’ın güzelliklerini ve sürekli bir devinim halindeki gemileri, şilepleri etüt etme imkânını bulmuştur. Bu gözlem ve denemeler onun çalışmalarında da görülmeye başlamış ve arkadaşları arasında daha o yıllarda, “Ressam Tahsin” olarak isimlendirilmiştir. Osmanlı toplumuna Batı tarzı resmin yerleşmesinde teknik amaçlı gelişmelere paralel olarak Mühendishane-i Berri Hümayun’un 1795 tarihli Kanunnamesi’nde ve 1834’de kurulan Mekteb-i Harbiye’nin ders programında açıkça görüldüğü gibi, resim ve mimari çizim dersi, öncelikli dersler arasında yer almış, yeteneği olan öğrenciler de Saray tarafından desteklenerek öğrenimlerini sürdürmek üzere yurt dışına gönderilmiştir.

 

Bu tarihsel altyapı içerisinde, Tahsin Bey’in çizim ve suluboya çalışmaları hocası Osman Nuri Paşa (1835-1906) tarafından takdir edilerek desteklenmiştir. Tahsin Bey, Abdülaziz’in çağrısı üzerine İstanbul’a gelen Ayvazovski’den de etkilenmişlerdir.

 

Nuri Paşa’nın yardımcılığı görevinde bulunan ve emekli olduğu 1911 yılına kadar Kuleli Askerî Lisesi’nde ders vermeyi sürdüren Hoca Ali Rıza, Tahsin Bey’in resim yapmaya teşvik edilmesinde önemli rol oynamıştır. Hoca Ali Rıza’nın çalışmalarında görülen, doğadan çalışma ve eskizlerle notlar alarak atölyede tamamlama sistemi, Tahsin Bey’de de görülmektedir. Özellikle Cuma günleri okul çıkışlarında, deniz kenarındaki çay bahçelerine giderek yaptığı eskizler, O’nun resimlerine temel oluşturmuştur.

 

Tahsin Bey, 1895 yılında Süvari Mülazımı rütbesi ile orduya katılmış ve çeşitli kıtalarda görev almıştır. İstanbul’da Harita Dairesi’nde görev alınca, 1902 Yılında Osman Hamdi Bey tarafından açılan Sanayi-i Nefise Mektebi’nde, dışarıdan resim derslerine bir süre devam etmiş, 1906 yılında yüzbaşı, 1914 yılında ise binbaşı rütbesine yükselmiştir. 1914-1918 yılları arasına Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Resimhanesi’nde resim hocalığı yapmıştır. Ordu’daki görevi yanında, Saray tarafından, Çanakkale Savaşı’nı resmetmek üzere Çanakkale’ye görevlendirilmiştir. “Çanakkale Deniz Savaşı”, “Magectic Zırhlısının Batışı”, “Bouvet’in Çanakkale’de Batışı” adlı tablolar, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu’nda yer almakta iken, 1963 ve 1966 yıllarında İstanbul Deniz Müzesi koleksiyonu için uygun görülerek, bu müzeye verilmiştir ve halen bu müzenin koleksiyonu arasında bulunmaktadır. Bu üç çalışma ile Tahsin Bey, Çanakkale Deniz Savaşlarının görsel belleğini tablolarına resmetmiştir.

 

1. Dünya Savaşı sırasında hastalanan Tahsin Bey, tedavi amacıyla Macaristan’a gönderilmiştir. Burada Macar asıllı bir kadınla evlenerek onunla birlikte yurda dönmüştür. Macaristan’daki yaşamına ait resim çalışmaları, bir tesadüf eseri Budapeşte’de, Tahsin Bey’in eşinin evinden bir eczacının eline geçmiş ve bu durum 1990 yılında ortaya çıkmıştır. Tahsin Bey’in bu yıllarda yapmış olduğu resimlerde kendisine obje olarak kullandığı materyallerden uzak olduğu için hayali görünümlere yöneldiği görülmektedir. 1918 yılında Osmanlı’nın ilk yurtdışı resim sergisi olan Viyana Sergisi’ne “Fransız Kruvozörü Bouvet’in Çanakkale Önünde Batışı”, Barbaros ve Turgut Reis”, “Japon Deniz Savaşı” adlı yapıtların yanında üç adet Meryem ana etüdü olmak üzere 7 çalışmasıyla katılmıştır. Bu serginin komiseri olarak Celal Esad Arseven, yardımcısı olarak da Namık İsmail görevlendirilmiştir.

 

1919 yılında binbaşı rütbesi ile emekliye ayrılan Tahsin Bey, Beyoğlu’nda bulunan Musevi Okulu’nda haftada bir gün resim dersleri vermiş, kalan zamanlarında ise Seyr-i Sefain İdaresi’nin resimhanesinde çalışmalarını sürdürmüştür. Çok iyi bir tanbur sanatçısı olduğu bilinen Tahsin Bey, 1937 yılında, Kadıköy’deki evinde vefat etmiş ve cenazesi Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

 

Durgun denizde resmettiği gemilerin çoğu, “Seyr-i Sefain İdaresi”nin atölyesinde çalıştığı dönemlerde yapılmıştır. Dönemin popüler ve yeni imal edilmiş olan gemilerinin resimlerinin yapılarak belgelenmesi sağlanmıştır. Bunlardan “Yavuz Zırhlısı”, hepimizin bildiği üzere 1. Dünya Savaşı öncesi Alman “Goben” zırhlısının Osmanlıya geçmesinden sonra değiştirilen adıdır. Nitekim Cumhuriyet Gemisi de Ruslardan Savaş sırasında ele geçirilmiş, bu dönemde ve sonrasında, İstanbullunun deniz yoluyla gerçekleştirdiği kent içi ulaşımda önemli bir unsur olmuştur. Ele aldığı gemi kompozisyonlarında Tahsin Bey, gemileri, burun kısmından, yan cepheden veya aks vererek bütün gemi görünümü resme yansıyacak şekilde vermiştir.

 

Diyarbakırlı Tahsin Siret’in resimleri Türkiye Denizcilik İşletmeleri Müzesi dışında, Deniz Müzesi, Türkiye İş Bankası, Naim Arvas ile diğer bazı kamu ve özel koleksiyonlarda yer almakta ve hemen hemen büyük çaplı her müzayede de birer tablosu satışa çıkmaktadır. Tahsin Bey’in satışa çıkan çalışmaları, genelde küçük boyutlu ve duralit üzerine yağlıboya eserleridir. Deniz ressamı olarak ünlenmesinden dolayı da “deniz”le ilgili olan çalışmaları daha da ilgi çekmektedir. 1989 yılından, 2006 yılına kadarki müzayedelerde satışa çıkan “Diyarbakırlı Tahsin” tablolarının sayısı 49’dur. 2003 yılında da 14 tablosu el değiştirmiştir. Bu durum ressamın ne kadar yoğun şekilde çalışmalarına talep olduğunu ve piyasada dolaşan eserlerinin sayısının fazlalığı göstergesidir.

 

Diyarbakırlı Tahsin Bey’in 1930 yılından sonra yapmış olduğu resimlerde, serbest fırça darbeleri ve renk lekelerinin gelişigüzel vuruşunu tercih ettiği görülmektedir. Bu dönem resimlerinde de tercih ettiği konular daha önceki çalışmalarında resmettiği yerlerin görünümleri olmakla beraber boyutun küçüldüğü ve daha seri üretime geçildiği bilinmektedir.

 

Diyarbakırlı Tahsin Siret Bey’in çizim defterinde yer alan gemi çizimlerinden, tablolarında model olarak resmettiği önemli gemilerin görünümlerini, hangi görünüşleri kullanarak resmettiği açıkça görülmektedir. Nitekim bu eskizlerin yağlıboya ile tamamlanmış görünümlerinde, bu desenleri kullanmıştır.

 

Diyarbakır’da doğan ve ilk eğitimini burada tamamlayarak, sanatçı kimliğinde “Diyarbakırlılığı” kullanıp, Türk ve Dünya sanatına malolmuş Tahsin Siret, Harita Mühendislik Mektebi’nde verdiği dersleriyle Adil Doğançay gibi pek çok ressamı da etkilemiş, çağdaşlarının resmettiği İstanbul görünümlerinden farklı olarak, deniz ve gemi temasını kullanarak değişik bakış açısını eserlerine yansıtmıştır.

 

KAYNAKÇA (Seçilmiş Kaynakça): S. Pertev Boyar / Türk Ressamları, Hayatları ve Eserleri (Ankara 1948), Ahmet Kâmil Gören / “Tahsin (Diyarbakırlı)” (Yaşamları ve Yapıtları ile Osmanlılar Ansiklopedisi. Cilt 2: İstanbul 1999, s. 600) - Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi (İstanbul 1997, s. 158), Nüzhet İslimyeli / "Tahsin Bey, Diyarbakırlı" (Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedisi, Cilt 3, Ankara 1967, s. 723-725), Pınar Bolel Koç / “Diyarbakırlı Tahsin Cepheden Çiziyor” (Tarih ve Düşünce 64, İstanbul Mart 2006, s. 50-56), Nilüfer Öndin / Cumhuriyet’in Kültür Politikası ve Sanat 1923-1950 (İstanbul 2003), Selçuk Seçkin / “Diyarbakırlı Ressam Tahsin” (Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Diyarbakır Uluslararası Sempozyumu (Editörler: B. Yediyıldız, K. Tomenendal, Diyarbakır Valiliği ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını, C. 2, Ankara, 2008, s. 607-617), Sezer Tansuğ / “Tahsin (Diyarbakırlı)” (Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Cilt 3, İstanbul 1997, s. 1730-1731), Sami Yetik / Ressamlarımız (Cilt 1, İstanbul 1940), Selçuk Seçkin / "Diyarbakırlı Tahsin" (İhsan Işık / Diyarbakır Ansiklopedisi, 2013) - Geçmişten Günümüze Diyarbakırlı İlim Adamları Yazarlar ve Sanatçılar (2014).

 

Kaynak:biyografya.com

Otağtepe'den Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün görünümü

 

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü fotoğraflarım

İstanbul fotoğraflarım

 

Sinan Doğan İletişim

Mail: foto.sinandogan[at]gmail.com

Web Sayfası

Facebook Fan Sayfası

 

view to the castle / kale görünümü

La marca de calzado de California Skechers, ha entrado al mercado de zapatos para correr minimalistas, los Skechers GoRun está diseñados para pisar (aterrizar) con la parte media del pie, tienen una caída de 4 mm del talón a la punta, son flexibles y pesan solo 6.9 onzas.

 

Estos tenis fueron concebidos con la ayuda y respaldo de Meb Keflezighi, ganador del Trial Olímpico en Houston para clasificar a Londres 2012 como parte del equipo de los Estados Unidos.

 

Aquí la nota de prensa...

 

www.runmx.com/2012/03/skechers-presenta-gorun-zapato-para...

TC-JGE'nin iç görünümü

2006 yılında kazılan ve Yenikapı olarak da tanımlanan Tiberius Kapısı, arasında bir burcun bulunduğu Demirkapı'nın yaklaşık 100 metre batısındadır. Arkaik yukarı kent suru burada bindirme özellikli bir aralık yaparak bir kapının oluşumuna izin vermektedir.

 

Arkaik yukarı kent surlarının bindirme yaptığı bu kesimde pirnar çalıları ve delicelerin engellediği geçit, bir kapı aralığı olarak emekli ören yeri bekçisi Ahmet Altınay'ın gözlemleri ile bilinmekteydi. Kapı aralığı olarak öngörülen kesimde sur duvarına göre daha derince bir çukur kesim ve kapı mimari ögesi olabilecek taşlar yüzeyde bulunmaktaydı. Bunlar arasındaki yarım sütunlar, kapı mimarisi için değerlendirilmesi gereken umut verici unsurlardı. Kapıya göre surun kuzey parçasını güneyden sınırlayan kaba duvar örgüsü de yüzeyde açık biçimde görülmekte ve kent içinden gelen bir yolun sınırını oluşturduğunu duyurmaktaydı. Söz konusu geçit, içten kolay aşılabilir çöküntü ve birikim karakteri verirken dışa, batıya doğru dökülmüş bulunan taşlar daha aşılması güç, dik bir yamaç oluşturmakta idi. Son 30 yılda yapılmış kuru duvar ve çalı engellerle buradan giriş çıkışlar tümüyle durdurulmuştu.

 

İlk kurgusu ana kaya parçaları üstüne yapılmış arkaik sur, kaba poligonal örgü tekniği ile inşa edilmiştir. Belirli sıralar ve taş aralıklarına yeni taş sıralarının yerleştirilmesi biçiminde gelişmiş bu poligonal teknik, yamaçtan yaklaşık olarak 3,5-4 m. yükseltilmiştir. Surun kapıya göre kuzeyinde bindirme yapan parçasının üst kesiminde korunmuş olan ve tabaka biçiminde çıkarılarak işlenip yerleştirilmiş olduğu görülen kuşakları, duvarın güçlendirilmesi için kullanılmış önemi bir ayrıntıdır. Kuşaktan sonraki üst kesime ilişkin taş sıraları zaman içinde döküldüğünden üst yapıda dekoratif bir poligonal tekniğin varlığı saptanamamaktadır. Duvarın bu özellikleri Smyrna öreninde tarihlenmiş bulunan İ.Ö. 7. yüzyıl son çeyreğine ait duvarlarla benzeşmektedir.

 

Kapının güneybatı kesiminde ise sur duvarının yaklaşık 4 metresinin . korunduğu; ancak kuşak özelliğinin burada saklı kalmadığı görülür. Surun 10 m. kesimi keskin bir yükseklik oluşturacak biçimde korunmuş, batıya doğru kalanı ise yamaçtan kayarak aşağıya, döşeme yola doğru dökülmüştür. Kuzeybatı sur duvarının alt kesiminde iri kaya çekirdeklerinin kullanılarak duvar örgüsünün düzenlendiği görülür.

 

Kpının iç kesimin kazılması sırasında Dor düzenindeki bir arşitrav parçası üzerinde yer alan önemli bir yazıt parçası bulunmuştur. Bu yazıt üstünde Latince ...TEM]PORE XII[... yazmaktadır. Bu yazıtın üstünde ikinci bir arşitrav parçası üzerinde de ..]VRBI[M TERRAE... yazıtı okunmaktadır. Söz konusu yazıt daha önce 1885-86 Bohn araştırmasında belirlenmiş bulunan ve Demirkapı batısında ele geçirildiği söylenen yazıtlara uymaktadır. Söz konusu yazıt: TI-CAESAR_DIVI-AVG-F-DIVI-IVKI-N-AVG-P-M-TR-POT-XXXVI-IMP-VIII-COS-V-CONDITOR-VNO-TEMPORE-XII-VRBIVM-TERRAE-MOTV-VEXATARVM-TEMPLVM-RESTITVIT biçiminde bir kalıptır ve Tiberius'un 17 yılı depreminden sonra kuzey Ege'de yenilediği kentlerin varlığını belirtir. Bu onarım evresi yaklaşık İ.S. 34-35 yılı olarak belirlenmiştir.

 

2006 yılı kazı sonuçlarından hareketle Yenikapı'nın ilk yapımından terk edilinceye kadar geçirdiği evrim ve değişiklikler aşağıdaki gibi gerçekleşmiş olmalıdır:

 

Evre A - Kentin yukarı kesiminin kuzey surlarında Demirkapı'dan sonra gelen ikinci kapı olan, bindirme teknikli kapı olasılıkla İ.Ö. 7. yüzyıl sonunda yapılmıştır. Bu kapı, surun bindirmesinin yarattığı güvenli içerlek kesimde olasılıkla tek kanatlı bir iç kapı ilen tamamlanmıştı. Arkaik kapının günümüzde sur duvarının korunmuş kesimleri dışında tek ayrıntısı yerinde durmakta olan söve deliğidir. Kapının bindirme tekniği Neandreia surunun aşağı kesiminde bulunan 8 No.lu kapı ile benzeşmektedir.

 

Evre B1 - 17 Depreminin en önemli kanıtı olarak 1885-86 Bohn araştırmasında derlenen Latince yazıt parçaları ve Yunanca karşılaştırmasından çıkarılan sonuca göre Aigai 34 ya da 35 yılında geniş ölçekli bir onarım görmüştür. Bu onarım evresi sırasında arkaik sur içine yeni bir kapı anıtı yapılmış olmalıdır. Yapının dış görünümü, yaklaşık 18 taştan oluşan bir kemer biçimindedir. Kemerin kilit taşı, iki ayrı taşta yarısı bulunmak üzere bir çelenkle süslenmiştir. Bu kemerin üstünde ise bileşik olarak üretilmiş Dorik arşitrav ve metop-triglyph parçası yer almaktaydı. Bir saçaklık ile tamamlanmış olması gereken bu kurgunun üçgen bir alınlık kompozisyonu ile tamamlanıp tamamlanmadığı kesinlik kazanmamıştır. Dönemsel olarak Augustus Çağına tarihlenen pek çok sur kapısında bu yalın dekorasyon görülür. Türkiye'deki en yakın örnek Ksanthos kent suruna yerleştirilmiş Vespanianus kapısıdır. Tüm örneklerde Dorik mimarlık öncelikli biçimde tercih edilmiştir.

 

Kapının iç kemeri ise farklı karakterdedir. Üst geniş kenarları profilli kemertaşı dizisi bu dekorun belli başlı üyeleridir. Buradaki kemerin farklılığının açıklanması kentin içinden daha güzel görünmesinin hedeflenmesi olabilir. Burada bulunan üst yapı yarım derin yivli sütunlarla tamamlanmaktadır. Başlıkların varlığına ilişkin herhangi bir parçanın bulunmaması tümünün mermer olabileceğini ve zaman içinde seçilmiş olabileceklerini akla getirmektedir. Burada bulunan diş kesimli saçaklıklar sütunlu dekorun uygun ve tamamlayıcı devamıdır. Buradaki kemer ve yarım sütun mimarisi ile ilintili olabilecek diş kesimli bir arşitrav kapının batı önünde bulunmuştu. Bu mimari üyenin de kapının iç kesimi ile ilintili olması söz konusudur.

 

İki kemer olarak yapılan kapının iç kesiminde ise güney duvarındaki kalıntılardan çıkarabileceğimiz kadarıyla bir denizlik ve üstünde yer alan monolitik kemer dekoru bulunmaktaydı. Bu duvar olasılıkla mermer kaplama ile dekorluydu. Kuzeydeki duvara ilişkin bilgilerimiz yok denecek kadar sınırlıdır. İki kemerin arası da kesinlikle söylenebileceği gibi, ahşap bir çatı örtüsüyle geçilmişti. Bu türden iki kemer biçiminde düzenlenmiş kapı mekanı Kremna kentinin kayalık güney kesiminde bulunmaktadır.

 

Ek Evre B2 - Kapının komşusu olması gereken ikinci Tiberius Dönemi yapısı bir Sebasteion olabilir. Yüzeyde bulunmuş bir yazıt parçasının sebastos sözcüğünü çağrıştırması, yine yüzeyden mermer iki heykel parçası (AUP ve AUI) ile Tiberius Döneminin kalıplaşmış onurlandırma yazılı Latince ve Yunanca arşitravlar kapı çevresinde ikinci bir yapıyı göstermektedir. Olasılıkla bu yapı, kapıdan girer girmez Tiberius ile ilgili onurlandırmayı bildirmek üzere yapılmıştı. Dor düzenindeki bu mimarinin yeterince malzemesi olmasına karşın, yerinin sağlıklı biçimde saptanabilmesi gelecek araştırmaların konusu olmalıdır.

 

Evre C - Kapı, Roma Çağının geç evresinde bir kanal sorunu ile baş başadır. Bu evre İ.S. 3. yüzyıl gibi öngörülebilir. Yolun altından gelen kanal sur duvarından kuzeye çıkarılmış ve bu evrede sur duvarının yıkılması gibi bir sorun belirmiştir. Buradaki olası Sebasteion ya da basit de olsa bir stoanın yıkılma evresi bu zaman diliminde gerçekleşmiş olabilir. Özellikle 262 depreminin etkisi de bu süreçle ilintilendirilebilir.

 

Evre D - Kapını kuzey kıyı komşusu surun hasar görmesi ve olasılıkla da stoanın etkilenmesi 5. yüzyıl sularında buraya bir küçük kilisenin yerleşmesine yardımcı olmuş olmalı. Kapını henüz yıkılmamış olabilecek varlığı küçük kiliseye güven kazandırmış olmalı. İç kesimindeki basit duvarların yapımı ile burası bir tür dinsel geçit konumuna yükselmiş olabilir. Surun üstüne yerleşen kilise 9,40 m. uzunlukta bir duvar ile kapıdan içeri giren duvarın komşusudur. 0,55 m. dönerek doğuda bir apsis yapan kilise, sur dikkate alınırsa, maksimum 8,45 m.lik bir genişliğe yerleşmiştir. Bu yapının içeriği ve seramikle yapılabilecek tarihlemesi gelecek dönemlerin kazı tasarısı olarak kalmıştır. Kilisenin ve kapının yıkımının ve çevrelerinin köhneleşmesinin 7. yüzyılda bunalım döneminde rastladığı öngörülebilir.

 

Kaynaklar

1) Aigai 2004-2006 Yılı Kazıları, 29. Kazı Sonuçları Toplantısı, 1. Cilt, Sh.214-218

2) www.aigai.net

Macahel vadisi, değişik türde yaşlı ağaçlarıyla ünlüdür. Vadinin bütün bayırları ağaçlarla ve çayırlarla kaplıdır. En çok gürgen, kestane, ıhlamur, çam gibi ağaç türleri vardır. Öte yandan dağçileği, muşmula, fındık, elma, ayva, dut, ceviz gibi farklı bitkiler yetişir. Macahel vadisi, tam bir yeşil cennet sayılır. Yabani hayvan varlığı ve akarsuların ekolojik olarak temiz olması bu görünümü tamamlar. Macahel vadisi ormanlarında ve dağlarında değişik yırtıcı kuşlar yuva yaparlar. Atmaca, kuzgun, şahin yerli kuşlardan sayılır ve bölgenin doğasına, kayalıklarına ve ağaçlarına uyum sağlamışlardır. Bu bölgede yaban domuzu, ayı, çakal, tilki, yaban keçisi gibi hayvanlara da sık rastlanır. Macahel vadisinin başlıca akarsuyu Macahela'dır. Bu akarsu, pek çok irili ufaklı kolla beslenir. Macahela suyu ekolojik olarak hayli temizdir ve içme suyu olarak da kullanılmaktadır. Macahela çayının bazı kolları, yağmur sırasında bile bulanmaz. Macahela çayı, alabalığıyla da ünlüdür; kırmızı benekli alabalık mevcuttur.

Otağtepe'den Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün görünümü

 

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü fotoğraflarım

İstanbul fotoğraflarım

 

Sinan Doğan İletişim

Mail: foto.sinandogan[at]gmail.com

Web Sayfası

Facebook Fan Sayfası

 

Manuçehr camii minaresi tepesinden ani antik kentinin görünümü

Bayanlar her açıdan dış görünüşüne önem vermektedir. Estetik ve doğal bir görünüm için her türlü işleme razı olan bayanlar, dış görünüşleri kadar cinsel yaşamlarını etkileyen vajinal estetik görünümüne de önem vermektedir. Cinsel yaşamda kendilerini daha mutsuz ve eksik hisseden bayanlar bunları sorun haline getirerek eşi ile arasında sorun yaşayabilmektedir. Kendilerini daha mutlu ve daha rahat hissetmek için de ellerinden geleni yaparlar.

 

Vajinada doğuştan meydana gelen estetik bozukluk, sonradan ilerleyen yaş etkisi ile de meydana gelebilir. Bu anlamda yaptığımız vajinal estetik operasyonu olumlu sonuçlar vermiştir. Kadınların cinsel bölgelerindeki meydana gelmiş olan şekil bozukluğu ve bu görünümü beğenmeme durumunda bu operasyon uygulanır.

 

Birçok estetik operasyon geçirebilen bayanların son dönemlerde en çok ilgi gösterdiği operasyon vajinal estetik operasyonudur. Bu operasyon neticesinde vajinadaki şekil bozukluğu tedavi edilir ve istenilen şekle getirilir. Bu işlem bayanların cinsel hayatını düzene girdirir ve kendilerini daha mutlu, daha güzel ve daha çekici hissederek cinsel yaşamlarından zevk almaya başlarlar. Bu anlamda başarılı operasyonlarım ve hizmetleri incelemek için divakadin.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Beşiktaş - Galatasaray maçından kapalinin görünümü,2.resim

gs media'ya teşekkürler

orjinal resim onlara ait.

Galata Kulesi

 

İstanbul'un Galata semtinde bulunan kule 528 yılında inşa edilmiş. Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri. Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında Fener Kulesi olarak inşa ettirilmiş.1204 yılındaki Haçlı Seferi'nde geniş çapta tahrip edilen kule, daha sonra 1348 yılında "İsa Kulesi" adıyla Cenevizliler tarafından Galata surlarına ek olarak yeniden yapılmış. 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiş. Kule Türklerin eline geçtikten sonra hemen her yüzyıl yenilenmiş ve tamir edilmiş. 17. yüzyılın ilk yarısında IV. Murat döneminde Hezarfen Ahmet Çelebi, Okmeydanı'nda rüzgarları kollayıp uçuş talimleri yaptıktan sonra, tahtadan yaptırdığı kartal kanatlarını sırtına takarak 1638 yılında Galata Kulesi'nden Üsküdar-Doğancılar'a uçmuş.1717'den itibaren kule yangın gözleme kulesi olarak kullanılmış. III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bölümü yanmış. Onarılan kule 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve onarılmış. 1875 yılında bir fırtınada külahı devrilmiş. 1965'te başlanıp 1967'de bitirilen son onarımla da kulenin bugünkü görünümü sağlanmış.

 

Türkiye'de Görülmesi Gereken 1000 Yer Serisi Albümü için tıklayınız...

 

Fotoğrafların Orjinal boyutlarını satın almak için Sinan Doğan ile iletişim kurunuz...

  

E Mail: foto.sinandogan@gmail.com

Web Sayfası

 

Beşiktaş - Galatasaray maçından kapalinin görünümü,

gs media'ya teşekkürler

orjinal resim onlara ait.

Göze Çarpmayan giyimin en temel görünümü kuşkusuz tabaka ve örtü kullanımıdır. İki gruba ayrılan gazete; cilban hem kadar aşina bölgesel ve bütün olarak kullanılır. Hep levha modelleri aşağıdaki dip kısmı -li üst kısmı arkadan dikilerek bütünleştirilmiştir. Biricik keski olan bu levha modelleri ...

 

bit.ly/1mmN1rE

Galata Kulesi

 

İstanbul'un Galata semtinde bulunan kule 528 yılında inşa edilmiş. Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri. Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında Fener Kulesi olarak inşa ettirilmiş.1204 yılındaki Haçlı Seferi'nde geniş çapta tahrip edilen kule, daha sonra 1348 yılında "İsa Kulesi" adıyla Cenevizliler tarafından Galata surlarına ek olarak yeniden yapılmış. 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiş. Kule Türklerin eline geçtikten sonra hemen her yüzyıl yenilenmiş ve tamir edilmiş. 17. yüzyılın ilk yarısında IV. Murat döneminde Hezarfen Ahmet Çelebi, Okmeydanı'nda rüzgarları kollayıp uçuş talimleri yaptıktan sonra, tahtadan yaptırdığı kartal kanatlarını sırtına takarak 1638 yılında Galata Kulesi'nden Üsküdar-Doğancılar'a uçmuş.1717'den itibaren kule yangın gözleme kulesi olarak kullanılmış. III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bölümü yanmış. Onarılan kule 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve onarılmış. 1875 yılında bir fırtınada külahı devrilmiş. 1965'te başlanıp 1967'de bitirilen son onarımla da kulenin bugünkü görünümü sağlanmış.

 

Türkiye'de Görülmesi Gereken 1000 Yer Serisi Albümü için tıklayınız...

 

Fotoğrafların Orjinal boyutlarını satın almak için Sinan Doğan ile iletişim kurunuz...

  

E Mail: foto.sinandogan@gmail.com

Web Sayfası

 

2006 yılında kazılan ve Yenikapı olarak da tanımlanan Tiberius Kapısı, arasında bir burcun bulunduğu Demirkapı'nın yaklaşık 100 metre batısındadır. Arkaik yukarı kent suru burada bindirme özellikli bir aralık yaparak bir kapının oluşumuna izin vermektedir.

 

Arkaik yukarı kent surlarının bindirme yaptığı bu kesimde pirnar çalıları ve delicelerin engellediği geçit, bir kapı aralığı olarak emekli ören yeri bekçisi Ahmet Altınay'ın gözlemleri ile bilinmekteydi. Kapı aralığı olarak öngörülen kesimde sur duvarına göre daha derince bir çukur kesim ve kapı mimari ögesi olabilecek taşlar yüzeyde bulunmaktaydı. Bunlar arasındaki yarım sütunlar, kapı mimarisi için değerlendirilmesi gereken umut verici unsurlardı. Kapıya göre surun kuzey parçasını güneyden sınırlayan kaba duvar örgüsü de yüzeyde açık biçimde görülmekte ve kent içinden gelen bir yolun sınırını oluşturduğunu duyurmaktaydı. Söz konusu geçit, içten kolay aşılabilir çöküntü ve birikim karakteri verirken dışa, batıya doğru dökülmüş bulunan taşlar daha aşılması güç, dik bir yamaç oluşturmakta idi. Son 30 yılda yapılmış kuru duvar ve çalı engellerle buradan giriş çıkışlar tümüyle durdurulmuştu.

 

İlk kurgusu ana kaya parçaları üstüne yapılmış arkaik sur, kaba poligonal örgü tekniği ile inşa edilmiştir. Belirli sıralar ve taş aralıklarına yeni taş sıralarının yerleştirilmesi biçiminde gelişmiş bu poligonal teknik, yamaçtan yaklaşık olarak 3,5-4 m. yükseltilmiştir. Surun kapıya göre kuzeyinde bindirme yapan parçasının üst kesiminde korunmuş olan ve tabaka biçiminde çıkarılarak işlenip yerleştirilmiş olduğu görülen kuşakları, duvarın güçlendirilmesi için kullanılmış önemi bir ayrıntıdır. Kuşaktan sonraki üst kesime ilişkin taş sıraları zaman içinde döküldüğünden üst yapıda dekoratif bir poligonal tekniğin varlığı saptanamamaktadır. Duvarın bu özellikleri Smyrna öreninde tarihlenmiş bulunan İ.Ö. 7. yüzyıl son çeyreğine ait duvarlarla benzeşmektedir.

 

Kapının güneybatı kesiminde ise sur duvarının yaklaşık 4 metresinin . korunduğu; ancak kuşak özelliğinin burada saklı kalmadığı görülür. Surun 10 m. kesimi keskin bir yükseklik oluşturacak biçimde korunmuş, batıya doğru kalanı ise yamaçtan kayarak aşağıya, döşeme yola doğru dökülmüştür. Kuzeybatı sur duvarının alt kesiminde iri kaya çekirdeklerinin kullanılarak duvar örgüsünün düzenlendiği görülür.

 

Kpının iç kesimin kazılması sırasında Dor düzenindeki bir arşitrav parçası üzerinde yer alan önemli bir yazıt parçası bulunmuştur. Bu yazıt üstünde Latince ...TEM]PORE XII[... yazmaktadır. Bu yazıtın üstünde ikinci bir arşitrav parçası üzerinde de ..]VRBI[M TERRAE... yazıtı okunmaktadır. Söz konusu yazıt daha önce 1885-86 Bohn araştırmasında belirlenmiş bulunan ve Demirkapı batısında ele geçirildiği söylenen yazıtlara uymaktadır. Söz konusu yazıt: TI-CAESAR_DIVI-AVG-F-DIVI-IVKI-N-AVG-P-M-TR-POT-XXXVI-IMP-VIII-COS-V-CONDITOR-VNO-TEMPORE-XII-VRBIVM-TERRAE-MOTV-VEXATARVM-TEMPLVM-RESTITVIT biçiminde bir kalıptır ve Tiberius'un 17 yılı depreminden sonra kuzey Ege'de yenilediği kentlerin varlığını belirtir. Bu onarım evresi yaklaşık İ.S. 34-35 yılı olarak belirlenmiştir.

 

2006 yılı kazı sonuçlarından hareketle Yenikapı'nın ilk yapımından terk edilinceye kadar geçirdiği evrim ve değişiklikler aşağıdaki gibi gerçekleşmiş olmalıdır:

 

Evre A - Kentin yukarı kesiminin kuzey surlarında Demirkapı'dan sonra gelen ikinci kapı olan, bindirme teknikli kapı olasılıkla İ.Ö. 7. yüzyıl sonunda yapılmıştır. Bu kapı, surun bindirmesinin yarattığı güvenli içerlek kesimde olasılıkla tek kanatlı bir iç kapı ilen tamamlanmıştı. Arkaik kapının günümüzde sur duvarının korunmuş kesimleri dışında tek ayrıntısı yerinde durmakta olan söve deliğidir. Kapının bindirme tekniği Neandreia surunun aşağı kesiminde bulunan 8 No.lu kapı ile benzeşmektedir.

 

Evre B1 - 17 Depreminin en önemli kanıtı olarak 1885-86 Bohn araştırmasında derlenen Latince yazıt parçaları ve Yunanca karşılaştırmasından çıkarılan sonuca göre Aigai 34 ya da 35 yılında geniş ölçekli bir onarım görmüştür. Bu onarım evresi sırasında arkaik sur içine yeni bir kapı anıtı yapılmış olmalıdır. Yapının dış görünümü, yaklaşık 18 taştan oluşan bir kemer biçimindedir. Kemerin kilit taşı, iki ayrı taşta yarısı bulunmak üzere bir çelenkle süslenmiştir. Bu kemerin üstünde ise bileşik olarak üretilmiş Dorik arşitrav ve metop-triglyph parçası yer almaktaydı. Bir saçaklık ile tamamlanmış olması gereken bu kurgunun üçgen bir alınlık kompozisyonu ile tamamlanıp tamamlanmadığı kesinlik kazanmamıştır. Dönemsel olarak Augustus Çağına tarihlenen pek çok sur kapısında bu yalın dekorasyon görülür. Türkiye'deki en yakın örnek Ksanthos kent suruna yerleştirilmiş Vespanianus kapısıdır. Tüm örneklerde Dorik mimarlık öncelikli biçimde tercih edilmiştir.

 

Kapının iç kemeri ise farklı karakterdedir. Üst geniş kenarları profilli kemertaşı dizisi bu dekorun belli başlı üyeleridir. Buradaki kemerin farklılığının açıklanması kentin içinden daha güzel görünmesinin hedeflenmesi olabilir. Burada bulunan üst yapı yarım derin yivli sütunlarla tamamlanmaktadır. Başlıkların varlığına ilişkin herhangi bir parçanın bulunmaması tümünün mermer olabileceğini ve zaman içinde seçilmiş olabileceklerini akla getirmektedir. Burada bulunan diş kesimli saçaklıklar sütunlu dekorun uygun ve tamamlayıcı devamıdır. Buradaki kemer ve yarım sütun mimarisi ile ilintili olabilecek diş kesimli bir arşitrav kapının batı önünde bulunmuştu. Bu mimari üyenin de kapının iç kesimi ile ilintili olması söz konusudur.

 

İki kemer olarak yapılan kapının iç kesiminde ise güney duvarındaki kalıntılardan çıkarabileceğimiz kadarıyla bir denizlik ve üstünde yer alan monolitik kemer dekoru bulunmaktaydı. Bu duvar olasılıkla mermer kaplama ile dekorluydu. Kuzeydeki duvara ilişkin bilgilerimiz yok denecek kadar sınırlıdır. İki kemerin arası da kesinlikle söylenebileceği gibi, ahşap bir çatı örtüsüyle geçilmişti. Bu türden iki kemer biçiminde düzenlenmiş kapı mekanı Kremna kentinin kayalık güney kesiminde bulunmaktadır.

 

Ek Evre B2 - Kapının komşusu olması gereken ikinci Tiberius Dönemi yapısı bir Sebasteion olabilir. Yüzeyde bulunmuş bir yazıt parçasının sebastos sözcüğünü çağrıştırması, yine yüzeyden mermer iki heykel parçası (AUP ve AUI) ile Tiberius Döneminin kalıplaşmış onurlandırma yazılı Latince ve Yunanca arşitravlar kapı çevresinde ikinci bir yapıyı göstermektedir. Olasılıkla bu yapı, kapıdan girer girmez Tiberius ile ilgili onurlandırmayı bildirmek üzere yapılmıştı. Dor düzenindeki bu mimarinin yeterince malzemesi olmasına karşın, yerinin sağlıklı biçimde saptanabilmesi gelecek araştırmaların konusu olmalıdır.

 

Evre C - Kapı, Roma Çağının geç evresinde bir kanal sorunu ile baş başadır. Bu evre İ.S. 3. yüzyıl gibi öngörülebilir. Yolun altından gelen kanal sur duvarından kuzeye çıkarılmış ve bu evrede sur duvarının yıkılması gibi bir sorun belirmiştir. Buradaki olası Sebasteion ya da basit de olsa bir stoanın yıkılma evresi bu zaman diliminde gerçekleşmiş olabilir. Özellikle 262 depreminin etkisi de bu süreçle ilintilendirilebilir.

 

Evre D - Kapını kuzey kıyı komşusu surun hasar görmesi ve olasılıkla da stoanın etkilenmesi 5. yüzyıl sularında buraya bir küçük kilisenin yerleşmesine yardımcı olmuş olmalı. Kapını henüz yıkılmamış olabilecek varlığı küçük kiliseye güven kazandırmış olmalı. İç kesimindeki basit duvarların yapımı ile burası bir tür dinsel geçit konumuna yükselmiş olabilir. Surun üstüne yerleşen kilise 9,40 m. uzunlukta bir duvar ile kapıdan içeri giren duvarın komşusudur. 0,55 m. dönerek doğuda bir apsis yapan kilise, sur dikkate alınırsa, maksimum 8,45 m.lik bir genişliğe yerleşmiştir. Bu yapının içeriği ve seramikle yapılabilecek tarihlemesi gelecek dönemlerin kazı tasarısı olarak kalmıştır. Kilisenin ve kapının yıkımının ve çevrelerinin köhneleşmesinin 7. yüzyılda bunalım döneminde rastladığı öngörülebilir.

 

Kaynaklar

1) Aigai 2004-2006 Yılı Kazıları, 29. Kazı Sonuçları Toplantısı, 1. Cilt, Sh.214-218

2) www.aigai.net

Galata Kulesi

 

İstanbul'un Galata semtinde bulunan kule 528 yılında inşa edilmiş. Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri. Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında Fener Kulesi olarak inşa ettirilmiş.1204 yılındaki Haçlı Seferi'nde geniş çapta tahrip edilen kule, daha sonra 1348 yılında "İsa Kulesi" adıyla Cenevizliler tarafından Galata surlarına ek olarak yeniden yapılmış. 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiş. Kule Türklerin eline geçtikten sonra hemen her yüzyıl yenilenmiş ve tamir edilmiş. 17. yüzyılın ilk yarısında IV. Murat döneminde Hezarfen Ahmet Çelebi, Okmeydanı'nda rüzgarları kollayıp uçuş talimleri yaptıktan sonra, tahtadan yaptırdığı kartal kanatlarını sırtına takarak 1638 yılında Galata Kulesi'nden Üsküdar-Doğancılar'a uçmuş.1717'den itibaren kule yangın gözleme kulesi olarak kullanılmış. III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bölümü yanmış. Onarılan kule 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve onarılmış. 1875 yılında bir fırtınada külahı devrilmiş. 1965'te başlanıp 1967'de bitirilen son onarımla da kulenin bugünkü görünümü sağlanmış.

 

Türkiye'de Görülmesi Gereken 1000 Yer Serisi Albümü için tıklayınız...

 

Fotoğrafların Orjinal boyutlarını satın almak için Sinan Doğan ile iletişim kurunuz...

  

E Mail: foto.sinandogan@gmail.com

Web Sayfası

 

Galata Kulesi

 

İstanbul'un Galata semtinde bulunan kule 528 yılında inşa edilmiş. Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri. Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında Fener Kulesi olarak inşa ettirilmiş.1204 yılındaki Haçlı Seferi'nde geniş çapta tahrip edilen kule, daha sonra 1348 yılında "İsa Kulesi" adıyla Cenevizliler tarafından Galata surlarına ek olarak yeniden yapılmış. 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiş. Kule Türklerin eline geçtikten sonra hemen her yüzyıl yenilenmiş ve tamir edilmiş. 17. yüzyılın ilk yarısında IV. Murat döneminde Hezarfen Ahmet Çelebi, Okmeydanı'nda rüzgarları kollayıp uçuş talimleri yaptıktan sonra, tahtadan yaptırdığı kartal kanatlarını sırtına takarak 1638 yılında Galata Kulesi'nden Üsküdar-Doğancılar'a uçmuş.1717'den itibaren kule yangın gözleme kulesi olarak kullanılmış. III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bölümü yanmış. Onarılan kule 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve onarılmış. 1875 yılında bir fırtınada külahı devrilmiş. 1965'te başlanıp 1967'de bitirilen son onarımla da kulenin bugünkü görünümü sağlanmış.

 

Türkiye'de Görülmesi Gereken 1000 Yer Serisi Albümü için tıklayınız...

 

Fotoğrafların Orjinal boyutlarını satın almak için Sinan Doğan ile iletişim kurunuz...

  

E Mail: foto.sinandogan@gmail.com

Web Sayfası

 

Biga çevresinde zaman zaman grafiksel ögeler içeren akılda kalıcı manzaralarla karşılaşabilirsiniz. Çok özenle ekilmiş ip gibi çizgiler halinde sıralanan zeytin ağaçlarının görünümü aslında tek başına bir fotoğraf karesinin konusu olabilir. Dikey olarak sıralanmış dairesel lekelerin tamamlayıcısı durumundaki yatay öge eksiliğini dengeleyici olarak gölgelerin varlığı, kompozisyondaki grafik görselliğe katkı sağlayan ve akılda kalıcılığı artıran unsurlar.Kompozisyonu oluşturan renklerin kontrast renkler olan kırmızı ve yeşil ağırlıklı olması da kompozisyonu güçlendiren unsurlar olarak akılda kalıcılığa ve dikkat çekiciliğe olumlu katkı yapıyorlar.

Nikon D300S + Nikkor 18-200mm f:3.5-5.6 VRII IF-ED

Scottish Fold Kedi Görünümü

Scottish fold cinsi kedilerin en çok öne çıkan özellikleri tabii ki de kulaklarının küçük ve içe doğru kıvrılmış durumda olmasıdır. Bu kıvrık kulakları genetiklerinden kaynaklı olmakla beraber kıkırdak yapısındaki kıvrıklıkla da ilgilidir. Kulakları her kedide olduğu g...

 

www.petpatiler.com/scottish-fold-cinsi-kedi/

Yunan mimarisinde Dor nizamından sonra ortaya çıkmış yapı nizamıdır. İyon nizamında da karakteristik özellik sütun­larda toplanmıştır.Bu nizamla yapılmış tapınak sütunları ince uzun sütunlardır. Bir kaide üzerinde yükselmekte ve kıvrımlı başlık (volüt) taşımakta­dır. Dor nizamı için hantal görünümü nedeniyle bir erkeğin gücünü yansıttığı, Ege kıyılarında görülen İyon nizamı içinse bir kadının güzelliğinden esinlenildiği söylenir...

Kamptaki odaların resimde gördüğünüz gibi balkonları var.

Kaleden Amasya Sultan II.Beyazıt Külliyesi görünümü

 

Amasya II. Beyazıt Külliyesi fotoğraflarım

Amasya fotoğraflarım

 

Sinan Doğan İletişim

Mail: foto.sinandogan[at]gmail.com

Web Sayfası

Facebook Fan Sayfası

  

La marca de calzado de California Skechers, ha entrado al mercado de zapatos para correr minimalistas, los Skechers GoRun está diseñados para pisar (aterrizar) con la parte media del pie, tienen una caída de 4 mm del talón a la punta, son flexibles y pesan solo 6.9 onzas.

 

Estos tenis fueron concebidos con la ayuda y respaldo de Meb Keflezighi, ganador del Trial Olímpico en Houston para clasificar a Londres 2012 como parte del equipo de los Estados Unidos.

 

Aquí la nota de prensa...

 

www.runmx.com/2012/03/skechers-presenta-gorun-zapato-para...

Tahsin Siret Bey-Diyarbakırlı Tahsin (D. 1874, Diyarbakır - Ö.1937 İstanbul). Gerek öğrenimi sırasında, gerekse yapıtlarıyla tanındığı sırada “Diyarbakırlılığıyla” da ünlenen Tahsin Siret, ülkemizde az sayıda olan deniz ressamları arasında, nitelikli bir yere sahiptir. Tahsin Bey, Diyarbakır’da ilk öğrenimi ve Askerî Rüştiyesi’ndeki eğitimi sırasında, kurşunkalem ve suluboya çalışmalarıyla ilk resim denemelerine başlamıştır. Daha sonra askerî liseyi okumak üzere, Kuleli Askeri Lisesi’ne gitmiş; bu sayede de, Boğaz’ın güzelliklerini ve sürekli bir devinim halindeki gemileri, şilepleri etüt etme imkânını bulmuştur. Bu gözlem ve denemeler onun çalışmalarında da görülmeye başlamış ve arkadaşları arasında daha o yıllarda, “Ressam Tahsin” olarak isimlendirilmiştir. Osmanlı toplumuna Batı tarzı resmin yerleşmesinde teknik amaçlı gelişmelere paralel olarak Mühendishane-i Berri Hümayun’un 1795 tarihli Kanunnamesi’nde ve 1834’de kurulan Mekteb-i Harbiye’nin ders programında açıkça görüldüğü gibi, resim ve mimari çizim dersi, öncelikli dersler arasında yer almış, yeteneği olan öğrenciler de Saray tarafından desteklenerek öğrenimlerini sürdürmek üzere yurt dışına gönderilmiştir.

 

Bu tarihsel altyapı içerisinde, Tahsin Bey’in çizim ve suluboya çalışmaları hocası Osman Nuri Paşa (1835-1906) tarafından takdir edilerek desteklenmiştir. Tahsin Bey, Abdülaziz’in çağrısı üzerine İstanbul’a gelen Ayvazovski’den de etkilenmişlerdir.

 

Nuri Paşa’nın yardımcılığı görevinde bulunan ve emekli olduğu 1911 yılına kadar Kuleli Askerî Lisesi’nde ders vermeyi sürdüren Hoca Ali Rıza, Tahsin Bey’in resim yapmaya teşvik edilmesinde önemli rol oynamıştır. Hoca Ali Rıza’nın çalışmalarında görülen, doğadan çalışma ve eskizlerle notlar alarak atölyede tamamlama sistemi, Tahsin Bey’de de görülmektedir. Özellikle Cuma günleri okul çıkışlarında, deniz kenarındaki çay bahçelerine giderek yaptığı eskizler, O’nun resimlerine temel oluşturmuştur.

 

Tahsin Bey, 1895 yılında Süvari Mülazımı rütbesi ile orduya katılmış ve çeşitli kıtalarda görev almıştır. İstanbul’da Harita Dairesi’nde görev alınca, 1902 Yılında Osman Hamdi Bey tarafından açılan Sanayi-i Nefise Mektebi’nde, dışarıdan resim derslerine bir süre devam etmiş, 1906 yılında yüzbaşı, 1914 yılında ise binbaşı rütbesine yükselmiştir. 1914-1918 yılları arasına Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Resimhanesi’nde resim hocalığı yapmıştır. Ordu’daki görevi yanında, Saray tarafından, Çanakkale Savaşı’nı resmetmek üzere Çanakkale’ye görevlendirilmiştir. “Çanakkale Deniz Savaşı”, “Magectic Zırhlısının Batışı”, “Bouvet’in Çanakkale’de Batışı” adlı tablolar, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu’nda yer almakta iken, 1963 ve 1966 yıllarında İstanbul Deniz Müzesi koleksiyonu için uygun görülerek, bu müzeye verilmiştir ve halen bu müzenin koleksiyonu arasında bulunmaktadır. Bu üç çalışma ile Tahsin Bey, Çanakkale Deniz Savaşlarının görsel belleğini tablolarına resmetmiştir.

 

1. Dünya Savaşı sırasında hastalanan Tahsin Bey, tedavi amacıyla Macaristan’a gönderilmiştir. Burada Macar asıllı bir kadınla evlenerek onunla birlikte yurda dönmüştür. Macaristan’daki yaşamına ait resim çalışmaları, bir tesadüf eseri Budapeşte’de, Tahsin Bey’in eşinin evinden bir eczacının eline geçmiş ve bu durum 1990 yılında ortaya çıkmıştır. Tahsin Bey’in bu yıllarda yapmış olduğu resimlerde kendisine obje olarak kullandığı materyallerden uzak olduğu için hayali görünümlere yöneldiği görülmektedir. 1918 yılında Osmanlı’nın ilk yurtdışı resim sergisi olan Viyana Sergisi’ne “Fransız Kruvozörü Bouvet’in Çanakkale Önünde Batışı”, Barbaros ve Turgut Reis”, “Japon Deniz Savaşı” adlı yapıtların yanında üç adet Meryem ana etüdü olmak üzere 7 çalışmasıyla katılmıştır. Bu serginin komiseri olarak Celal Esad Arseven, yardımcısı olarak da Namık İsmail görevlendirilmiştir.

 

1919 yılında binbaşı rütbesi ile emekliye ayrılan Tahsin Bey, Beyoğlu’nda bulunan Musevi Okulu’nda haftada bir gün resim dersleri vermiş, kalan zamanlarında ise Seyr-i Sefain İdaresi’nin resimhanesinde çalışmalarını sürdürmüştür. Çok iyi bir tanbur sanatçısı olduğu bilinen Tahsin Bey, 1937 yılında, Kadıköy’deki evinde vefat etmiş ve cenazesi Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

 

Durgun denizde resmettiği gemilerin çoğu, “Seyr-i Sefain İdaresi”nin atölyesinde çalıştığı dönemlerde yapılmıştır. Dönemin popüler ve yeni imal edilmiş olan gemilerinin resimlerinin yapılarak belgelenmesi sağlanmıştır. Bunlardan “Yavuz Zırhlısı”, hepimizin bildiği üzere 1. Dünya Savaşı öncesi Alman “Goben” zırhlısının Osmanlıya geçmesinden sonra değiştirilen adıdır. Nitekim Cumhuriyet Gemisi de Ruslardan Savaş sırasında ele geçirilmiş, bu dönemde ve sonrasında, İstanbullunun deniz yoluyla gerçekleştirdiği kent içi ulaşımda önemli bir unsur olmuştur. Ele aldığı gemi kompozisyonlarında Tahsin Bey, gemileri, burun kısmından, yan cepheden veya aks vererek bütün gemi görünümü resme yansıyacak şekilde vermiştir.

 

Diyarbakırlı Tahsin Siret’in resimleri Türkiye Denizcilik İşletmeleri Müzesi dışında, Deniz Müzesi, Türkiye İş Bankası, Naim Arvas ile diğer bazı kamu ve özel koleksiyonlarda yer almakta ve hemen hemen büyük çaplı her müzayede de birer tablosu satışa çıkmaktadır. Tahsin Bey’in satışa çıkan çalışmaları, genelde küçük boyutlu ve duralit üzerine yağlıboya eserleridir. Deniz ressamı olarak ünlenmesinden dolayı da “deniz”le ilgili olan çalışmaları daha da ilgi çekmektedir. 1989 yılından, 2006 yılına kadarki müzayedelerde satışa çıkan “Diyarbakırlı Tahsin” tablolarının sayısı 49’dur. 2003 yılında da 14 tablosu el değiştirmiştir. Bu durum ressamın ne kadar yoğun şekilde çalışmalarına talep olduğunu ve piyasada dolaşan eserlerinin sayısının fazlalığı göstergesidir.

 

Diyarbakırlı Tahsin Bey’in 1930 yılından sonra yapmış olduğu resimlerde, serbest fırça darbeleri ve renk lekelerinin gelişigüzel vuruşunu tercih ettiği görülmektedir. Bu dönem resimlerinde de tercih ettiği konular daha önceki çalışmalarında resmettiği yerlerin görünümleri olmakla beraber boyutun küçüldüğü ve daha seri üretime geçildiği bilinmektedir.

 

Diyarbakırlı Tahsin Siret Bey’in çizim defterinde yer alan gemi çizimlerinden, tablolarında model olarak resmettiği önemli gemilerin görünümlerini, hangi görünüşleri kullanarak resmettiği açıkça görülmektedir. Nitekim bu eskizlerin yağlıboya ile tamamlanmış görünümlerinde, bu desenleri kullanmıştır.

 

Diyarbakır’da doğan ve ilk eğitimini burada tamamlayarak, sanatçı kimliğinde “Diyarbakırlılığı” kullanıp, Türk ve Dünya sanatına malolmuş Tahsin Siret, Harita Mühendislik Mektebi’nde verdiği dersleriyle Adil Doğançay gibi pek çok ressamı da etkilemiş, çağdaşlarının resmettiği İstanbul görünümlerinden farklı olarak, deniz ve gemi temasını kullanarak değişik bakış açısını eserlerine yansıtmıştır.

 

KAYNAKÇA (Seçilmiş Kaynakça): S. Pertev Boyar / Türk Ressamları, Hayatları ve Eserleri (Ankara 1948), Ahmet Kâmil Gören / “Tahsin (Diyarbakırlı)” (Yaşamları ve Yapıtları ile Osmanlılar Ansiklopedisi. Cilt 2: İstanbul 1999, s. 600) - Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi (İstanbul 1997, s. 158), Nüzhet İslimyeli / "Tahsin Bey, Diyarbakırlı" (Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedisi, Cilt 3, Ankara 1967, s. 723-725), Pınar Bolel Koç / “Diyarbakırlı Tahsin Cepheden Çiziyor” (Tarih ve Düşünce 64, İstanbul Mart 2006, s. 50-56), Nilüfer Öndin / Cumhuriyet’in Kültür Politikası ve Sanat 1923-1950 (İstanbul 2003), Selçuk Seçkin / “Diyarbakırlı Ressam Tahsin” (Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Diyarbakır Uluslararası Sempozyumu (Editörler: B. Yediyıldız, K. Tomenendal, Diyarbakır Valiliği ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını, C. 2, Ankara, 2008, s. 607-617), Sezer Tansuğ / “Tahsin (Diyarbakırlı)” (Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Cilt 3, İstanbul 1997, s. 1730-1731), Sami Yetik / Ressamlarımız (Cilt 1, İstanbul 1940), Selçuk Seçkin / "Diyarbakırlı Tahsin" (İhsan Işık / Diyarbakır Ansiklopedisi, 2013) - Geçmişten Günümüze Diyarbakırlı İlim Adamları Yazarlar ve Sanatçılar (2014).

 

Kaynak:biyografya.com

Isparta Kutlubey ( Ulu ) Camii

 

Kutlubey Camii diğer bir adı ile Ulu Cami, Isparta şehir merkezinde bulunuyor. Cami adını Sultan I. Murat döneminde yaşamış olan bir Osmanlı komutanı Kutlubey’den almış. İlk yapılışı 14. yüzyıla tarihlenen cami, 1899 yılında ağır hasarlı durumda iken yıkılmış ve yeniden yapılmış. 1904 yılında tamamlanan bu yeni cami 1914 yılındaki büyük depremde yıkılınca 1922 yılında bugünkü görünümü ile tekrardan yapılmış. 1 büyük ve 11 ufak kubbeden oluşan caminin tek şerefeli bir minaresi var...

 

Isparta Kutlubey ( Ulu ) Camii fotoğraflarım

Isparta fotoğraflarım

 

Fotoğrafların Orjinal boyutlarının temini ve kullanımı için Sinan Doğan ile iletişim kurunuz...

 

E Mail: foto.sinandogan@gmail.com

İnstagram Sayfası

Youtube Sayfası

Tahsin Siret Bey-Diyarbakırlı Tahsin (D. 1874, Diyarbakır - Ö.1937 İstanbul). Gerek öğrenimi sırasında, gerekse yapıtlarıyla tanındığı sırada “Diyarbakırlılığıyla” da ünlenen Tahsin Siret, ülkemizde az sayıda olan deniz ressamları arasında, nitelikli bir yere sahiptir. Tahsin Bey, Diyarbakır’da ilk öğrenimi ve Askerî Rüştiyesi’ndeki eğitimi sırasında, kurşunkalem ve suluboya çalışmalarıyla ilk resim denemelerine başlamıştır. Daha sonra askerî liseyi okumak üzere, Kuleli Askeri Lisesi’ne gitmiş; bu sayede de, Boğaz’ın güzelliklerini ve sürekli bir devinim halindeki gemileri, şilepleri etüt etme imkânını bulmuştur. Bu gözlem ve denemeler onun çalışmalarında da görülmeye başlamış ve arkadaşları arasında daha o yıllarda, “Ressam Tahsin” olarak isimlendirilmiştir. Osmanlı toplumuna Batı tarzı resmin yerleşmesinde teknik amaçlı gelişmelere paralel olarak Mühendishane-i Berri Hümayun’un 1795 tarihli Kanunnamesi’nde ve 1834’de kurulan Mekteb-i Harbiye’nin ders programında açıkça görüldüğü gibi, resim ve mimari çizim dersi, öncelikli dersler arasında yer almış, yeteneği olan öğrenciler de Saray tarafından desteklenerek öğrenimlerini sürdürmek üzere yurt dışına gönderilmiştir.

 

Bu tarihsel altyapı içerisinde, Tahsin Bey’in çizim ve suluboya çalışmaları hocası Osman Nuri Paşa (1835-1906) tarafından takdir edilerek desteklenmiştir. Tahsin Bey, Abdülaziz’in çağrısı üzerine İstanbul’a gelen Ayvazovski’den de etkilenmişlerdir.

 

Nuri Paşa’nın yardımcılığı görevinde bulunan ve emekli olduğu 1911 yılına kadar Kuleli Askerî Lisesi’nde ders vermeyi sürdüren Hoca Ali Rıza, Tahsin Bey’in resim yapmaya teşvik edilmesinde önemli rol oynamıştır. Hoca Ali Rıza’nın çalışmalarında görülen, doğadan çalışma ve eskizlerle notlar alarak atölyede tamamlama sistemi, Tahsin Bey’de de görülmektedir. Özellikle Cuma günleri okul çıkışlarında, deniz kenarındaki çay bahçelerine giderek yaptığı eskizler, O’nun resimlerine temel oluşturmuştur.

 

Tahsin Bey, 1895 yılında Süvari Mülazımı rütbesi ile orduya katılmış ve çeşitli kıtalarda görev almıştır. İstanbul’da Harita Dairesi’nde görev alınca, 1902 Yılında Osman Hamdi Bey tarafından açılan Sanayi-i Nefise Mektebi’nde, dışarıdan resim derslerine bir süre devam etmiş, 1906 yılında yüzbaşı, 1914 yılında ise binbaşı rütbesine yükselmiştir. 1914-1918 yılları arasına Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Resimhanesi’nde resim hocalığı yapmıştır. Ordu’daki görevi yanında, Saray tarafından, Çanakkale Savaşı’nı resmetmek üzere Çanakkale’ye görevlendirilmiştir. “Çanakkale Deniz Savaşı”, “Magectic Zırhlısının Batışı”, “Bouvet’in Çanakkale’de Batışı” adlı tablolar, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu’nda yer almakta iken, 1963 ve 1966 yıllarında İstanbul Deniz Müzesi koleksiyonu için uygun görülerek, bu müzeye verilmiştir ve halen bu müzenin koleksiyonu arasında bulunmaktadır. Bu üç çalışma ile Tahsin Bey, Çanakkale Deniz Savaşlarının görsel belleğini tablolarına resmetmiştir.

 

1. Dünya Savaşı sırasında hastalanan Tahsin Bey, tedavi amacıyla Macaristan’a gönderilmiştir. Burada Macar asıllı bir kadınla evlenerek onunla birlikte yurda dönmüştür. Macaristan’daki yaşamına ait resim çalışmaları, bir tesadüf eseri Budapeşte’de, Tahsin Bey’in eşinin evinden bir eczacının eline geçmiş ve bu durum 1990 yılında ortaya çıkmıştır. Tahsin Bey’in bu yıllarda yapmış olduğu resimlerde kendisine obje olarak kullandığı materyallerden uzak olduğu için hayali görünümlere yöneldiği görülmektedir. 1918 yılında Osmanlı’nın ilk yurtdışı resim sergisi olan Viyana Sergisi’ne “Fransız Kruvozörü Bouvet’in Çanakkale Önünde Batışı”, Barbaros ve Turgut Reis”, “Japon Deniz Savaşı” adlı yapıtların yanında üç adet Meryem ana etüdü olmak üzere 7 çalışmasıyla katılmıştır. Bu serginin komiseri olarak Celal Esad Arseven, yardımcısı olarak da Namık İsmail görevlendirilmiştir.

 

1919 yılında binbaşı rütbesi ile emekliye ayrılan Tahsin Bey, Beyoğlu’nda bulunan Musevi Okulu’nda haftada bir gün resim dersleri vermiş, kalan zamanlarında ise Seyr-i Sefain İdaresi’nin resimhanesinde çalışmalarını sürdürmüştür. Çok iyi bir tanbur sanatçısı olduğu bilinen Tahsin Bey, 1937 yılında, Kadıköy’deki evinde vefat etmiş ve cenazesi Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

 

Durgun denizde resmettiği gemilerin çoğu, “Seyr-i Sefain İdaresi”nin atölyesinde çalıştığı dönemlerde yapılmıştır. Dönemin popüler ve yeni imal edilmiş olan gemilerinin resimlerinin yapılarak belgelenmesi sağlanmıştır. Bunlardan “Yavuz Zırhlısı”, hepimizin bildiği üzere 1. Dünya Savaşı öncesi Alman “Goben” zırhlısının Osmanlıya geçmesinden sonra değiştirilen adıdır. Nitekim Cumhuriyet Gemisi de Ruslardan Savaş sırasında ele geçirilmiş, bu dönemde ve sonrasında, İstanbullunun deniz yoluyla gerçekleştirdiği kent içi ulaşımda önemli bir unsur olmuştur. Ele aldığı gemi kompozisyonlarında Tahsin Bey, gemileri, burun kısmından, yan cepheden veya aks vererek bütün gemi görünümü resme yansıyacak şekilde vermiştir.

 

Diyarbakırlı Tahsin Siret’in resimleri Türkiye Denizcilik İşletmeleri Müzesi dışında, Deniz Müzesi, Türkiye İş Bankası, Naim Arvas ile diğer bazı kamu ve özel koleksiyonlarda yer almakta ve hemen hemen büyük çaplı her müzayede de birer tablosu satışa çıkmaktadır. Tahsin Bey’in satışa çıkan çalışmaları, genelde küçük boyutlu ve duralit üzerine yağlıboya eserleridir. Deniz ressamı olarak ünlenmesinden dolayı da “deniz”le ilgili olan çalışmaları daha da ilgi çekmektedir. 1989 yılından, 2006 yılına kadarki müzayedelerde satışa çıkan “Diyarbakırlı Tahsin” tablolarının sayısı 49’dur. 2003 yılında da 14 tablosu el değiştirmiştir. Bu durum ressamın ne kadar yoğun şekilde çalışmalarına talep olduğunu ve piyasada dolaşan eserlerinin sayısının fazlalığı göstergesidir.

 

Diyarbakırlı Tahsin Bey’in 1930 yılından sonra yapmış olduğu resimlerde, serbest fırça darbeleri ve renk lekelerinin gelişigüzel vuruşunu tercih ettiği görülmektedir. Bu dönem resimlerinde de tercih ettiği konular daha önceki çalışmalarında resmettiği yerlerin görünümleri olmakla beraber boyutun küçüldüğü ve daha seri üretime geçildiği bilinmektedir.

 

Diyarbakırlı Tahsin Siret Bey’in çizim defterinde yer alan gemi çizimlerinden, tablolarında model olarak resmettiği önemli gemilerin görünümlerini, hangi görünüşleri kullanarak resmettiği açıkça görülmektedir. Nitekim bu eskizlerin yağlıboya ile tamamlanmış görünümlerinde, bu desenleri kullanmıştır.

 

Diyarbakır’da doğan ve ilk eğitimini burada tamamlayarak, sanatçı kimliğinde “Diyarbakırlılığı” kullanıp, Türk ve Dünya sanatına malolmuş Tahsin Siret, Harita Mühendislik Mektebi’nde verdiği dersleriyle Adil Doğançay gibi pek çok ressamı da etkilemiş, çağdaşlarının resmettiği İstanbul görünümlerinden farklı olarak, deniz ve gemi temasını kullanarak değişik bakış açısını eserlerine yansıtmıştır.

 

KAYNAKÇA (Seçilmiş Kaynakça): S. Pertev Boyar / Türk Ressamları, Hayatları ve Eserleri (Ankara 1948), Ahmet Kâmil Gören / “Tahsin (Diyarbakırlı)” (Yaşamları ve Yapıtları ile Osmanlılar Ansiklopedisi. Cilt 2: İstanbul 1999, s. 600) - Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi (İstanbul 1997, s. 158), Nüzhet İslimyeli / "Tahsin Bey, Diyarbakırlı" (Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedisi, Cilt 3, Ankara 1967, s. 723-725), Pınar Bolel Koç / “Diyarbakırlı Tahsin Cepheden Çiziyor” (Tarih ve Düşünce 64, İstanbul Mart 2006, s. 50-56), Nilüfer Öndin / Cumhuriyet’in Kültür Politikası ve Sanat 1923-1950 (İstanbul 2003), Selçuk Seçkin / “Diyarbakırlı Ressam Tahsin” (Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Diyarbakır Uluslararası Sempozyumu (Editörler: B. Yediyıldız, K. Tomenendal, Diyarbakır Valiliği ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını, C. 2, Ankara, 2008, s. 607-617), Sezer Tansuğ / “Tahsin (Diyarbakırlı)” (Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Cilt 3, İstanbul 1997, s. 1730-1731), Sami Yetik / Ressamlarımız (Cilt 1, İstanbul 1940), Selçuk Seçkin / "Diyarbakırlı Tahsin" (İhsan Işık / Diyarbakır Ansiklopedisi, 2013) - Geçmişten Günümüze Diyarbakırlı İlim Adamları Yazarlar ve Sanatçılar (2014).

 

Kaynak:biyografya.com

1 2 ••• 4 5 7 9 10 ••• 79 80