View allAll Photos Tagged ceza

BMAA (British Microlite Aircraft Association) Fly in at St Michaels on Wyre Airfield, Sunday, July 7th. 2019

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bursa Çağdaş

Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Üyeleri ile görüştü, sorularını

yanıtladı.

Toplantıya Bursa Milletvekili İlhan Demiröz de katıldı.

 

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu yönetimi Türkiye Cumhuriyeti hak

etmiyor. Kendi topraklarını bırakıp kaçan bir hükümet bugüne kadar bizim

tarihimizde hiç olmadı” dedi

 

-“Yapmamız gereken demokrasiyi, özgürlüğü, özgür medyayı savunan bir yeni

yönetim anlayışını Türkiye’de iktidar yapmaktır. Biz buna hazırız ve 4

yıllık süre istiyorum. 4 yıl. 4 yılın sonunda demokrasimiz, özgürlük

anlayışımız batı standartlarına gelmiş. İnsanlar sokaklarda özgürce

gezebiliyorlar. Dış politikamızı tepeden tırnağa değiştireceğiz bütün

komşularımızla barış ve huzur içinde yaşayacağız. 4 yılda ben bunların

tamamını yapabilirim. Bu özgüvenimiz var. Çünkü ben 27,5 yıl devletin en

kritik noktalarında çalıştım. Bir devlet nasıl yönetilir bunu gayet iyi

bilirim. Belediyeyi yönetmedim devletin yönetiminde bulundum ben”

 

“Bütün demokrasi güçlerinin CHP’ne destek vermesini istiyoruz. Bizim

kurumsal kimliğimiz, kurumsal kapasitemiz, tarihimiz, demokrasiye ve

uygarlığa bakışımız böyle bir desteği hak ettiğimizi gösteriyor”

 

-“İdris Naim Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde, “İstanbul’da belediye

otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi” dedi. Genç bir

kızımız orada yanarak öldü. Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi

olduğunu söyleyen ben değilim. Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin

İçişleri Bakanı söylüyor bunu. Şimdi hepinize soruyum, gazetecisiniz

molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Tutuklanan gözaltına alınan oldu mu?

Hayır. O kişinin kimliği biliniyor mu? Evet biliniyor. Siz bütün bunları

görmezlikten geliyorsunuz, biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP de

buna karşı çıkıyor diyorsunuz. Yalan, şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu

yerde demokrasi, özgürlük, insan hakları, kadın erkek eşitliği olabilir mi?

Olmaz, biz özgürlüğü savunuyoruz.”

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu Bursa Çağdaş Gazeteciler Derneği üyeleriyle

görüştü, başta içgüvenlik yasa tasarısı olmak üzere sorularını şöyle

yanıtladı;

 

Soru- İç güvenlik yasa tasarısıyla ilgili görüşmeler sürüyor, hayli

gerilimli gidiyor galiba. Tam olarak ne amaçlandığını düşünüyorsunuz bu

yasayla?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi benim öteden beri üzerinde durduğum temel bir

konu var. Bizim demokrasi tarihimiz çok eskilere dayanmıyor. Parlamenter

sisteme baktığımızda 200 yıllık bir deneyimimiz var. Bir Fransız yazar 1789

Fransız devriminin bile daha tam oturmadığını söyler. 1789’a baktığımız

zaman bizim 1946’dan buyana çok partili hayatı ele alıp

değerlendirdiğimizde 1789’a göre çok yeni bebek diyebiliriz. Yapılması

gereken şu; demokrasiyi batı standartlarına uygun, tam üyesi olmaya

çalıştığımız AB standartlarına uygun bir sürecin içine koymamız ve onu

kazanmamız gerekiyor. Şimdi biz AB’yle uyum sürecinde işte yeni bölümler

açılıyor, bizim AB’yle uyum komisyonları çalışıyor. Yani özetle bu ülkede

birinci sınıf demokrasiye ihtiyacımız var ve bizim bütün mücadelemizde

bunun üzerine inşa edilmek zorundadır. 200 yıllık bir parlamenter sisteme

baktığımızda 200 yıllık bir mücadele hep demokrasiyi biraz daha ileriye

nasıl götürebiliriz bu mücadele verilmiştir.

 

Şimdi AKP’de iktidar olmadan önce 3Y ile mücadele edeceğini söylemişti.

Yasaklarla mücadele edeceğim demişti. Maddelerden birisi buydu. Yeni

yasaklar geliyor. Yani kamuoyuna halka verdiği sözü tutmuyorum diyor ben.

Şimdi valilere savcıların yetkisini veriyor. Vali savcı gibi bağımsız bir

otorite değil. Vali hükümetin emrinde, hükümetin memurudur. Ama savcı adı

üstünde devletin savcısı değil, cumhuriyet savcısıdır o. Adı üstünde hiçbir

mesleğin başında cumhuriyet sözcüğü yoktur mesela. Çünkü cumhuriyeti

korumak ve kollamakla sorumludur cumhuriyet savcısı. Demokrasiyi korumak

kollamakla sorumludur. Siz cumhuriyet savcısına yasalarla verilen yetkiyi

cumhuriyet savcısının elinden alıyorsunuz valiye veriyorsunuz. Vali diyecek

ki şunları tutuklayın. Savcı? Savcı kararı yok. Ne kadar? 48 saat. Bu

hiçbir çağdaş ülkede yok niye bizde olsun. Buna itiraz ediyoruz biz. Bunun

doğru olmadığını söylüyoruz.

 

Şimdi Sayın Başbakan ısrarla diyor ki, efendim Molotof kokteyli atanları

siz savunuyorsunuz. Bonzai kullanılıyor, uyuşturucu kullanılıyor siz

bunları savunuyorsunuz. Oysa bizde diyoruz ki, hatta geçen Salı günü

söylemek zorunda kaldım. Yani birisinin Bilal’e anlattığı gibi bende sana

anlatayım dedim. Uyuşturucu kullanmak zaten suç. Siz uyuşturucu kullananı

veya uyuşturucu ticareti yapanı tutukladınız da biz itiraz mı ettik? Yok

böyle bir şey. Okulların önünde peynir ekmek gibi bozai satılıyor. Bu

ülkede hükümet yok mu? Var. Niçin gereğini yapmıyor? Nitekim dün akşam

bonzaiyle ilgili madde görüşüldü, yani cezayı biraz daha ağırlaştırıyorlar

oybirliğiyle geçti bizim hiçbir sorunumuz yok ki zaten. Uyuşturucunun ne

kadar tehlikeli olduğunu, özellikle çocuklar ve gençler için ne kadar

tehlikeli olduğunu bende biliyorum sizde biliyorsunuz. Molotof kokteyli

zaten suç.

 

Bakın ben size tipik bir olay anlatıyım değerli arkadaşlar. İdris Naim

Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki,

İstanbul’da belediye otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi

dedi. Genç bir kızımız öldü orada, yanarak öldü. Bunun MİT görevlisi, yani

Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi olduğunu söyleyen ben değilim.

Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin İçişleri Bakanı söylüyor bunu.

MİT görevlisi o Molotof kokteyli attı diye. Şimdi hepinize soruyum, hepiniz

gazetecisiniz Molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Hele bir kamu görevlisi

yapar ve bir kişinin ölümüne yol açarsa çok daha büyük bir suç. Tutuklanan

oldu mu? Hayır. Gözaltına alınan oldu mu? Hayır. O kişinin kimliği

biliniyor mu? Evet biliniyor. Kim biliyor? Dönemin İçişleri Bakanı biliyor,

ismini de açıklıyor zaten. Şimdi siz bütün bunları görmezlikten

geliyorsunuz efendim biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP buna

karşı çıkıyor neden? İşte Molotof kokteyli atanları savunuyor. Hayır

efendim hayatımın hiçbir döneminde ne ben, ne herhangi bir Cumhuriyet Halk

Partili ve eminim ne de sokakta yürüyen sade vatandaşımız şiddeti hiçbir

zaman savunmadık, savunmayız da. Şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu yerde

demokrasi olur mu? Şiddetin olduğu yerde özgürlük olabilir mi? İnsan

hakları olabilir mi, kadın erkek eşitliği olabilir mi? Biz özgürlüğü

savunuyoruz.

 

Şimdi dediler ki, gelen bütün maddeler Avrupa ülkelerinde de var. Bu söz

üzerine AB yetkilileri dahil pek çok uluslararası kuruluş açıklama yaptı

bizde böyle bir şey yoktur diye. Şimdi düşünün yani biz buna karşı

çıkıyoruz. Karşı çıkma gerekçelerimiz söylediğim gibi demokrasi ve

özgürlükler bağlamında. Şimdi yüzünü kapatmak suç. Açın terörle mücadele

yasasını şiddet içeren bir olayda yüzünüzü kapatmışsanız zaten suç. Yani

terörle mücadele yasasında zaten var bu. Peki siz yüzünü kapatan kaç kişiyi

aldınız şuana kadar? Kaç kişiyi tutukladınız? 6-7-8 Ekim olaylarında 40’ın

üstünde insan öldü. Ne oldu? Kaç kişi tutuklandı? Kütüphaneler yakıldı,

Atatürk heykelleri yakıldı. Kaç kişiyi tutukladılar, kaç kişiyi gözaltına

aldılar? Bunlar suç değil mi? Suç. Suçu ağırlaştırmak çözüm, efendim PKK

için suçu ağırlaştırıyoruz. PKK’lının hapse girme diye bir derdi yok ki

zaten. O başka bir şey. Onun önlemini alacaksanız başka türlü alın onun

önlemini. Zaten yasalar var yeteri kadar ağır zaten yasalar.

 

Size başka bir örnek daha vereyim. Adam gidiyor kentin ortasında elinde

kalaşnikof silah arabalarda kontrol yapıyor, şehrin ortasında. Valisi

orada, kaymakamı orada, emniyet müdürü orada, şube müdürleri orada, herkes

orada. Ama kimse görmüyor. Bu yasal mı? Hayır yasadışı. Niye görmüyorlar?

Hangi gerekçeyle görmüyorlar? Güçleri mi yetmiyor? Yoksa yaptıkları bazı

pazarlıklar mı var? O nedenle getirilen yasa tasarısı bizim demokrasimizi

gerileten yasa tasarısı. O nedenle biz karşıyız buna ve doğru değil. Sadece

biz değil bakın AB’den, Avrupa komisyonlarından pek çok sivil toplum

kuruluşu ve resmi organlar açıklama yaptılar ve bu paketin doğru bir paket

olmadığını söylediler bize. Kaldı ki, bir şey daha var. Yani ilk kez belki

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde HDP, MHP, CHP üçümüzde karşıyız. En azından

demokrasi bağlamında bir yerde buluştuk yani demokrasi bağlamında.

Demokrasiyi savunuyoruz, insan haklarını savunuyoruz. Budur yani yaptığımız

olay bu. Daha içinde pek çok şey var. Yani hukuka aykırı, anayasaya aykırı

pek çok düzenleme var. Onlar ısrar ediyorlar, bizde ısrar ediyoruz bunlar

olmaz diyor.

 

Ayrıca şunu da söyledik onlara. Siz Molotof kokteyliyle ilgili veya

bonzaiyle ilgili veya uyuşturucuyla ilgili veya insan hakları ihlalleriyle

ilgili eğer düzenlemeler yapmak istiyorsanız buyurun getirin yapalım bizde

destek veririz size. Yani demokrasiyi güçlendirmek için ne gerekiyorsa

getirin size destek verelim dedik.

 

Soru- Şimdi önümüzde genel seçimler var. Bu genel seçimlerde CHP herhangi

bir siyasi partiyle ittifak yapmayı düşünüyor mu seçime girerken? ÖDP,

Birleşik Haziran Hareketi ya da HDP’yle görüşmeler var mı? Böyle bir

ittifak görüşmeleri sözkonusu mu? Şuanda durum ne merkezde?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Durum şuanda iyi merkezde onu söyleyebilirim. İttifak

dolayısıyla herhangi bir görüşme sözkonusu değil. DSP’nin Sayın Genel

Başkanı geldi, beni ziyaret etti bir arkadaşıyla beraber seçimlerde beraber

çalışalım diye. Kendisine net, açık bir teklifimi yaptım zaten. Yani sosyal

demokratların bölünmesine, iki ayrı parti halinde çalışmalarına gerek yok.

Cumhuriyet Halk Partisi en köklü partidir. Dünyada bizim kadar eski kökleri

olan siyasi parti sayısı 4’ü veya 5’i geçmez. Yani buyurun gelin hep

beraber Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altında mücadele edelim diye bir

teklifimizde oldu. Teklifi de kendilerine götürdük. Nasıl bir karar

verirler bilmiyorum ama bütün kararlarına en azından saygı duymak bizim

görevimizdir.

 

Diğer siyasi partilerle ilgilide herhangi bir işbirliğimiz sözkonusu değil.

Haziran Hareketini arkadaş

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen "Zaferin Ab-ı Hayat Neferleri" törenine katıldı. Kolin Otel’de gerçekleştirilen törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eşi Sare Davutoğlu, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Vali Ahmet Çınar, Belediye Başkanı Ülgür Gökhan ve Çanakkale Savaş’larına katılan milletlerin temsilcileri katıldı.

 

Törende konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale’nin çelik, barut, teknolojinin; iman, azim ve keyfiyet karşısında diz çöküşünün sembolü olduğunu söyledi. “Tarihte eşine çok az rastlanan bu büyük destan, vatanın, milletin bekası için gözlerini kırpmadan canlarını feda etmeyi göze alan yüzbinlerce kahramanın eseridir” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Hem 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlamak, hem de bu yıl 100’üncü yıl dönümünü idrak ettiğimiz Çanakkale Zaferini yâd etmek üzere bu etkinliği düzenleyen, Sağlık Bakanı ve ekibini tebrik ediyor yurtiçinden ve yurtdışından programa katılanlara da ‘hoş geldiniz’ diyorum.

 

14 Mart Tıp Bayramı’nın Çanakkale’de düzenlenmesini son derece anlamlı ve önemlidir. “Bugün üç tarihi olayı birlikte kutluyor, beraberce hatırlıyoruz. Bir tanesi, 14 Mart 1827’de ülkemizde ilk tıp okulunun açılışıdır. İkincisi, 96 yıl önce, 14 Mart 1919 tarihinde, İstanbul’daki işgal kuvvetlerinin topları Tıbbiyenin üzerine doğrulttuğu bir günde, okulun iki kulesi arasına astıkları Türk bayrağıyla, işgale başkaldırışlarıdır. Üçüncüsü de, 4 gün sonra idrak edeceğimiz 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ile Nisan ayında kavuşacağımız Kara Savaşlarının 100’üncü yıl dönümüdür. Çanakkale Savaşımızın da, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanıyla taçlandırdığımız İstiklal Mücadelemizin de en önemli kahramanlarından biri, hiç şüphesiz sıhhiye personelimizdi. Kimi zaman cephe gerisinde kimi zaman da bizzat cephe hattında fedakârca görev yapan, şehit olan, yaralanan, sıhhiye personelimize millet olarak çok büyük minnet borcumuz var” dedi.

 

“BU TOPRAKLAR AZİZ ŞEHİTLERİMİZİN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE HUZUR İÇİNDEDİR”

 

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nin ve Sağlık Bakanlığı’nın ortak çabaları sonucu hazırlanan “Sıhhiye 1915” kitabı ve sergisinde, doktor ve sıhhiye görevlilerinin sergiledikleri özverinin görüldüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o 300 fotoğrafta, bizi biz yapan değerlere, vatan, millet ve hürriyet uğruna ortaya konan azim ve kararlığa, bugünlerimiz için ödenen bedellere şahitlik edildiğini belirtti.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin o fotoğraflarda görülen fedakârlıklar, acılar, dramlar ve kahramanlıklar üzerine inşa edildiğine işaret ederek şunları söyledi: “Ben bu vesileyle Çanakkale Savaşında, İstiklal Harbimizde, diğer cephelerde şehit olan, gazi olan sıhhiye personelimizi bir kez daha rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyorum. Biz, ilahi mesajda da çok net bir şekilde ifade edildiği gibi, şehitlerin ölüler olmadığına, onların diri olduğuna inanıyoruz. Bu topraklar üzerindeki varlığımız, öncelikle Allah'ın bize nimeti, ardından da aziz şehitlerimizin bize mirasıdır. Bu Topraklar, hiç kuşkusuz, aziz şehitlerimizin yüzü suyu hürmetine, onların hatırasıyla huzur ve emniyet içindedir. Allah onlardan razı olsun, Rabbim onların mekânlarını cennet eylesin.” Bu toprakların kıymetinin iyi bilinmesi gerektiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çanakkale’nin altında yatan yüzbinlerce şehit düşünülmeden, üzerinden geçilip gidilecek topraklar olmadığı, 100 yıl önce burada yazılan destanı, Çanakkale lafzının gerisindeki manayı çok iyi anlamak gerektiğini vurguladı.

   

“ÇANAKKALE YÜZBİNLERCE KAHRAMANIN ESERİDİR”

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale, imanın, inancın, fedakârlığın, bağımsızlığın ve bin yıllık medeniyet değerlerimizin ete kemiğe büründüğü, şaha kalktığı yer olduğunu vurgulayarak, “Çanakkale, çelik ve barutun, teknoloji ve kemiyetin; iman, azim ve keyfiyet karşısında diz çöküşünün sembolüdür. Tarihte eşine çok az rastlanan bu büyük destan, vatanın, milletin bekası için gözlerini kırpmadan canlarını feda etmeyi göze alan yüzbinlerce kahramanın eseridir. Çanakkale aynı zamanda Nabluslu Ahmet’in, Musullu Selahaddin’in, Sudanlı Muhammed’in, Tunuslu Ali’nin, Bosnalı Murat’ın zaferidir. Anadolu’dan Ortadoğu’ya, Balkanlardan Kuzey Afrika’ya kadar yöresi, kökeni, rengi ve mezhebi ne olursa olsun Mehmetçikler, bu aziz topraklarda gönüllerini buluşturmuş, birlikte şahadet şerbetini içmişlerdir. "Bayrakları Bayrak Yapan Üstündeki Kandır. Toprak Eğer Uğrunda Ölen Varsa Vatandır" diyerek, şehit olmuşlardır. Bu dizeleri, işte burada, hemen yanı başımızda ete kemiğe bürünmüş, anlam kazanmıştır. Bir gül bahçesine girercesine kara toprağa giren kınalı kuzular, göz kamaştıran mücadeleleriyle “Çanakkale Geçilmez” sözünü tarihe nakşetmişlerdir” dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu açıdan Çanakkale Muharebeleri’nin, yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda 200 yıldır sürekli küçümsenmiş edilmiş bir milletin, küllerinden tekrar dirilişinin hikâyesi olduğunu vurguladı. Milletimizin makûs talihini tersine çevirenlerin bu fedakârlıklarını, azimlerini ve mücadelelerini iyi anlamak gerektiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan,12 yıl önce Çanakkale’yi yılda 250 bin kişinin ziyaret ettiğini, bugün sayının 3 milyona çıktığını, önümüzdeki günlerde bu sayının daha da artacağına inandığını belirtti.

 

“ÜLKEMİZİN İÇİNDE BULUNDUĞU COĞRAFYA SON DERECE SANCILI BİR SÜREÇTEN GEÇİYOR”

 

Yüz binlerce şehidin toprağa düşmesine, birçok lise ve üniversitenin mezun verecek öğrenci dahi bulamamasına, neredeyse her evden bir şehidin şehadet şerbeti içmesine sebep olan bu mücadeleyi, iyi tefekkür etmek gerektiğini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aynı şekilde, bundan 100 yıl önce, dünyanın en ücra köşelerinden buraya gelip savaş veren mantığı, buna neden olan motivasyonu da iyi düşünmek gerekliliğine işaret etti. Bugün ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyanın son derece sancılı bir süreçten geçtiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şunları söyledi: “Kime ve neye hizmet ettiği belli olmayan bir örgüt, güya yüce dinimiz adına, en kanlı cinayetleri, en vahşi katliamları gerçekleştirmekten imtina etmiyor. Her gün kadim mirasımızın en nadide eserleri, kitapları, kütüphaneleri, türbeleri ve camileri bu örgüt tarafından yok ediliyor, tarumar ediliyor. Aynı şekilde, Suriye’de eli kanlı bir diktatör, kimyasal silahlarla, varil bombalarıyla, işkence ve zulümle iktidarını uzatmanın çabası içinde. 350 bin insan öldürülüyor ve 6 milyon insan mülteci durumunda, sadece bizim ülkemizde Irak ve Suriye’den bize sığınan insanların sayısı 2 milyon. Koskoca Avrupa’da 250 bin insan var. Dünya’nın, batının sesi çıkıyor mu? Hayır. Sadece bizimle bir araya geldikleri zaman, “Siz ne büyük milletsiniz. 2 milyon insanı burada ağırlıyorsunuz” Paraya gelince, hiç ellerini ceplerine götürmüyorlar. Fakat öbür tarafta üç tane kendilerinden kaçan vatandaşları ilgili olarak, dünyayı ayağa kaldırıyorlar. Öbür tarafta, yine aynı şekilde bir başka yerde bakıyorsunuz, bir başka mücadelenin içinde olanlara, milyarlarca dolarları, on milyarlarca dolarları aktarıyorlar. Biz şu ana kadar 5,5 milyar dolar harcadık. Bize verdikleri destek 250 milyon dolar. Aradaki fark bu. Onun için işte bu millet büyük millet. Darda kalan insanlara, onlar, ellerini uzatsa da uzatmasa da biz yüreğimizden, neyimiz var, neyimiz yok ortaya koyabiliyoruz. Bu milletin farkı budur. Esed ve DEAŞ terör örgütü, aynı sakat anlayışın iki farklı tezahürüdür. Bunlar aynı üst aklın kullandığı maşanın iki ucudur aslında. Bu durum karşısında, kendi içimize kapanıp kardeşlerimize sırt çevirmek bize yakışmaz. Böyle bir tavır her şeyden önce aziz şehitlerimizin ruhunu muazzep eder. Medeniyetimizin ve tarihimizin bize yüklediği sorumluluk, kimliğine, ideolojisine, rengine, ırkına, mezhebine bakmadan mazlumun yanında olmak, mağdura yardım etmek, zalime karşı durmaktır."

   

“MAĞDURUN VE MAZLUMUN YANINDA YER ALMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

 

Mağdurun ve mazlumun yanında yer almaya devam ettiklerine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ve Irak'taki savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınanlara sahip çıktıklarının altını çizdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sığınmacıların ülkelerindeki şartlar normale dönmeden evlerine gitmeyeceklerini belirterek sığınmacılara, "Ne zaman arzu ederseniz topraklarınıza o zaman dönebilirsiniz" dediklerini ifade etti. Kimi zaman bazı çevrelerin, "Bize ne Suriye’den, Irak'tan, Libya’dan, Filistin'den, Afganistan'dan, Somali'den” dediklerini aktaran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu sözü sarf edenlere, "Çanakkale'deki, kabristanları ziyaret edin, başlık taşlarındaki isimleri görün, hangi ülkelerden kimlerin Çanakkale mücadelesine geldiğini görün" dediğini anlattı. Çanakkale'de bir gün geçiren, siperleri ziyaret eden ve şehitliklerdeki mezar taşlarındaki isim ve şehirleri okuyan bir kişinin böyle bir düşünceye kapılmasının mümkün olmadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehitlikler incelendiğinde Çanakkale'nin tüm bu coğrafyanın dayanışmasının zaferi olduğunun görüleceğini söyledi. Konuşmasında, "Çanakkale aslında aramızdaki sınırların ne kadar suni olduğunun, iğreti olduğunun ifadesidir" diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale'ye biraz da bu nazarla bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

 

“HEKİMLİK MESLEĞİNİN MEDENİYETİMİZDE VE KÜLTÜRÜMÜZDE FARKLI BİR YERİ VAR”

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, her mesleğin kutsal olduğunu ve saygıyı sonuna kadar hak ettiğini dile getirerek, ancak hekimlerin ayrı bir yeri ve öneminin bulunduğunu vurguladı. Çünkü hekimlerin, doğrudan insan hayatına ve canına dokunduğunu ve şifaya aracılık ettiğini anlatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bunun için hekimlik mesleğinin medeniyette ve kültürde farklı bir konumu bulunduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanuni Sultan Süleyman'ın, "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet, cihanda bir nefes sıhhat gibi" sözlerini hatırlatarak, bu sözün dünyadaki en güzel şeyin, mutluluğun, sağlık olduğunu ifade ettiğini söyledi. Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in, sağlığın kıymetinin ancak kaybedildiğinde anlaşıldığını söylediğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hekimlerle el ele vererek, Şeyh Edebali'nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" ilkesini her alanda olduğu gibi sağlık alanında da hayata geçirmeye çabaladıklarını söyledi. Gezdiği sergide, atlara, merkeplere bağlanmış, sandalyeleri gördüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o dönemlerden, şimdi ambulans jete, ambulans helikoptere ve paletli ambulanslara gelindiğini ve en modern şekilde ambulansların kullanıldığını ifade etti. "Nereden nereye geldik" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, köpeklerin çektiği kızaklarla hamilelerin dağlardan şehirlere indirildiği dönemlerin çok uzak olmadığını, artık oralarda karda kışta paletli ambulans ve helikopterlerin kullanılarak, insanların alındığını anlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehirlerde doğumuna bir kaç gün kalan kadınların misafir edildiğini, bunun insana verilen değeri gösterdiğini belirtti.

 

SAĞLIK SİSTEMİNDE YAPILAN REFORMLAR

 

Türkiye'deki sağlık sisteminin 12 yıl önceki halinin herkes tarafından bilindiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Savaş Ay'ın bir programını izlemiştim. O programı izlediğim zaman zaten şok olmuştum. Hepiniz herhalde izlemişsinizdir. O program neydi ya Rabbim. O zamanın SGK Genel Müdürü’nü de biliyorsunuz zaten. Aman ya Rabbim. Aczini, kendisinden on yıl öncesinin daha iyi olduğunu söyleyebilecek durumda şecaat arz ederken sirkatini söylüyor. Biz ise bir şeyin mücadelesini verdik. Sağlıkta bu köhne sistemi değiştirip ülkemizin her köşesindeki vatandaşımızın aynı kalitede hizmet almasını sağlayacak, bir sağlık sistemini kurmak için çok çaba sarf ettik. Hep beraber çok çalıştık, çok mücadele verdik. Hamdolsun bugün bu noktada çok önemli, çok farklı bir yerdeyiz. Eksikler yok mu? Tabii ki var. Ama hız, azim kararlılık o eksikleri de giderme istikametinde. Onlar da hallolacak. Bunları da birer birer gideriyor sorunları birer birer çözüyor ve bu alanda ülkemizin standartlarını her yıl daha da yükseltiyoruz. "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümet tarafından Perşembe günü açıklanan paket kapsamında sağlık çalışanlarının nöbet ücretlerinde yüzde 50 artış sağlandığını, acil servislerde ve riskli noktalarda çalışanların mesai ücretlerine, yüzde 75 zam yapıldığını, isteyen hekimlere emeklilikten sonra 70 yaşına kadar çalışma imkanı getirildiğini, mali sorumluluk tazminatının limitinin 2 katına kadar yükseltildiğini söyledi.

 

“SAĞLIK PERSONELİNE YÖNELİK ŞİDDET KONUSUNDA BAKANLIĞIMIZ ÖNLEMLER ALMAYA DEVAM EDECEK”

 

Tüm bu düzenlemelerin hekimler, hemşireler ve sağlık personeli için hayırlı olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Diğer yandan ülkemizin yüz karası olarak gördüğüm sağlık personeline yönelik şiddet konusunda bakanlığımız çeşitli önlemler aldı, almaya da devam edecek. Bu meselenin çözümünde fiziki tedbirler, cezalar, elbette önemli ama daha önemlisi, sağlık personelimizin, doktorlarımızın halkımız gözündeki yerini, itibarını, doğru yere oturtmaktır. Kültürümüzde, tarihimizde hekimlerimize saygının, sevginin en güzel örnekleri varken nasıl olup da bugün sağlık personeline şiddeti konuştuğumuz günlere geldiğimizi iyi değerlendirmeliyiz, iyi tartmalıyız. Hayat kurtaran, insanın en değerli nimeti olan sağlığına kavuşmasına vesile olan fedakâr hekimlerimizin bu sıkıntılarının çözümünü süratle sağlamak mecburiyetindeyiz. Bunu sadece idareden beklemek, hükumetten beklemek, yanlış olur. Milletçe el ele vermek suretiyle bunu sağlamalıyız. Bir doktora, bir hemşireye kalkan elin, bir defa, ihanet zincirinin uzantısı olduğunu bilmemiz lazım. Bu çok yanlış bir şey. Bu noktada geçtiğimiz günlerde çok önemli bir adım atıldı. İç Güvenlik Paketi'nin kabul edilen maddelerinden biri, sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önlemeye matuf. Gözaltı sürecini hızlandıran ve sürelerini artıran bir düzenlemedir bu. Bu konuda yürütülecek tüm çalışmalarda yanınızda yer aldığımı, atılan her adımın takipçisi olacağımı bilmenizi isterim" dedi. Bütün doktorların ve sağlık camiasının 14 Mart Tıp Bayramı'nı kutlayan Erdoğan, başta Çanakkale'de ve İstiklal Savaşı'nda olmak üzere görevleri başında şehit olan tüm sıhhiye personeline Allah'tan rahmet diledi. Erdoğan, Türkiye'nin dört bir yanında, yurt dışında görev yapan hekimlere, hemşirelere ve tüm sağlık çalışanlarına Türkiye ve millet adına en kalbi şükranlarını sunduğunu bildirdi.

 

Konuşmaların ardından Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “Sıhhiye 1915 100 Yıl Önce” kitabını hediye etti. Programın açılışında Çanakkale kara savaşlarında şehit olan sağlıkçılar anısına hazırlanan kısa filmin gösterimi yapıldı.

BİSİKLETLİ PROTESTO DUYURUSU ve EYLEMİN DETAYLARI :

Daha Meril Çiğdem Durmuş'un acısı dinmeden çok kötü haberler arka arkaya geldi. Bayram turu için İznik'e giden 5 bisikletliden biri olan TOLGA BEYENİR, dönüş yolunda İnegöl-Ankara Karayolunda emniyet şeridi üzerinde ilerlerken maalesef bir trafik teröristinin kendisine arkasından çarpması sonucu hayatını kaybetti.

 

Bu haberin şokunu atlatamadan İstanbul Maltepe Dragos sahilinde sağ şeritte bisikletiyle ilerleyen ZİHNİ ŞAHİN'e bir dolmuşun güpegündüz arkadan süratli bir şekilde çarptığı haberi geldi. Maalesef Zihni Şahin de hayatını kaybetti.

 

Tolga Beyenir'e, Zihni Şahin'e ve bugüne kadar bisiklet kazaları sebebiyle vefat eden tüm dostlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına ve hepimize baş sağlığı ve sabırlar diliyoruz.

 

Hem Anadolu hem de Avrupa yakası sahilindeki bisiklet yolları üzerinde özellikle yaz aylarında yaşanan araç ve mangal işgali sebebiyle "sözde bisiklet yolları" üzerinde doğru dürüst bisiklet süremediğimiz gibi üstüne bir de magandalarla tartışmak zorunda kalıyoruz. Saygıdeğer trafik polisimizin ve İBB Beyazmasa yetkililerinin şikayetlerimiz karşısındaki ilgisizliği ve vurdumduymazlığı da cabası...

 

Tüm bu sorunlarla uğraşmak istemeyen biz bisikletliler de mecburen ana caddeden gitmek zorunda bırakılıyoruz ve hayatımızı da tehlikeye atmak zorunda kalıyoruz.

 

BİSİKLETLİ DOSTLARIMIZIN VEFAT ETMELERİNİN SORUMLUSU SADECE ONLARA ÇARPAN TRAFİK TERÖRİSTLERİ DEĞİL, HER ÖNÜNE GELENE KOLAYCA SÜRÜCÜ EHLİYETİ VEREN, GEREKLİ DENETİMLERİ YAPMAYIP GEREKLİ CAYDIRICI CEZALARI KESMEYEN ve TÜM ŞİKAYETLERİMİZE RAĞMEN OLAN BİTENE SEYİRCİ KALAN İLGİLİ TÜM KURUM-KURULUŞ ve YETKİLİLERDİR.

 

SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMEYEN TÜM KURUM ve KURULUŞLARI ve YETKİLİLERİ LANETLİYORUZ!

 

Eğer doğru dürüst yapılan bir seri sınav sonucu sürücü ehliyeti verilseydi ve çok sıkı trafik denetlemeleri uygulansaydı, bugün TOLGA BEYENİR ve ZİHNİ ŞAHİN ve bisiklet üzerinde hayatını kaybeden tüm dostlarımız aramızda olacaktı.

 

Eğer trafik polisimiz bisiklet yolu üzerine park eden araçlara durmaksızın ceza yazsaydı, yasak olduğu halde bisiklet yolu üzerinde mangal yapanlara karşı İBB birimleri katı uygulamalarda bulunsaydı, bisiklet yolu işgalleri çok azalacaktı, bu sayede ZİHNİ ŞAHİN bisiklet yolundan güvenli ve rahat bir şekilde ilerleyebilecek ve ana yola çıkma ihtiyacını hissetmeyecekti.

  

Motorize faşizmin her geçen gün arttığı ve motorlu ulaşım dışındaki tüm ulaşım araçlarının ve hatta yayaların neredeyse hiçe sayıldığı bu dönemde sesimizi daha fazla çıkartmamız gerektiğini düşünüyoruz.

 

BU SEBEPLE 18 AĞUSTOS PAZAR GÜNÜ TÜM BİSİKLET SEVERLERİN ve BİSİKLET GRUPLARININ KATILIMI İLE "YOLLARDA TERÖR ESTİREN POTANSİYEL KATİLLERE, BİSİKLET YOLU ÜZERİNDE PARK EDENLERE-MANGAL YAPANLARA ve TÜM BUNLARA DOĞRU DÜRÜST YAPTIRIM UYGULAMAYAN TRAFİK POLİSLERİNE ve İBB YETKİLİLERİNE KARŞI" ORTAK ve BÜYÜK BİR "BİSİKLETLİ PROTESTO" EYLEMİ GERÇEKLEŞTİRİLECEKTİR.

  

18 Ağustos 2013 Pazar günü Kadıköy Caddebostan sahilindeki Beltur Cafe'de (Caddebostan Migros'un arkası) saat 16:00'da buluşacağız ve trafiği kapatmadan ana yoldan ZİHNİ ŞAHİN'in vefat ettiği Dragos'a kadar yavaş tempoda ve sadece bisiklet zillerimizi çalarak ilerleyeceğiz.

 

DRAGOS'A VARDIĞIMIZDA BİSİKLET YOLUNA PARK ETMİŞ ARAÇLARI POLİSE, MANGAL YAPANLARI İBB BEYAZMASA'YA ŞİKAYET EDİP POLİS GELENE KADAR ve PARK EDEN ARAÇLARA TEK TEK CEZA YAZDIRANA KADAR BU ARAÇLARIN BAŞINDA BEKLEYECEĞİZ. EĞER 30 Dk. İÇİNDE POLİS GELMEZ İSE veya ARAÇLARI ÇEKMEZ İSE SADECE SOL ŞERİTTEN TRAFİK AKACAK ŞEKİLDE YOLU KAPATACAĞIZ VE BİSİKLET YOLUMUZU İŞGAL EDEREK HAYATIMIZI DOLAYLI YOLDAN TEHLİKEYE ATANLARI PROTESTO EDECEĞİZ. POLİSİN YAPTIĞI TÜM UYGULAMALARI KAMERAYLA KAYDA ALACAĞIZ.

 

*** TÜM BUNLARI DA KİMSEYLE TARTIŞMADAN, KAVGA ETMEDEN, HİÇ BİR ARACA ZARAR VERMEDEN, BİSİKLETLİYE YAKIŞIR ŞEKİLDE MEDENİCE GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ.***

Seni seviyorum,

Cunku,

Bu soguk gunde icimi isitan bir esinti gibisin.

Hafiften esiyorsun,

Iliklerimi isleyerek.

Sonra da kaybolup gidiyorsun,

Daha nereden geldigini anlayamadan

 

Seni seviyorum,

Cunku,

Sensiz bir yasami artik dusunemiyorum.

Sensiz bu kuru dunyada yasamaktansa,

Olumun soguk nefesini opmeyi

Bir daha hic seni gormemektense

Hayata arkami donmeyi tercih ederim.

 

Seni seviyorum,

Cunku,

Ne zaman bir ask siiri duysam,

Misralardan sen akiyorsun.

Ne zaman eski bir sarki gelse kulagima,

Gitar telleri arasindan suzulen notalar,

Seni getiriyor bana

 

Seni seviyorum,

Cunku,

Olene kadar

Yokolana kadar

Seninle olsam,

Bu herhalde bir ceza gibi gelir,

Daha cok senle olamadigim icin.

 

Seni seviyorum,

Cunku,

Senin gulumsemen gunesin dogusu gib,

Insana herseyi unutturuyor,

Sadece seyredip tadina varma hissi uyandiriyor.

 

Seni seviyorum,

Cunku,

Bu kadar nedenden sonra bile

Seni ne kadar sevdigimi anlatamadim...

 

-------

(Translation)

  

I love you

Because your are like a breeze warming my bones on a cold day

Gently blowing

Warming my marrow

Then you are gone

Before I even knw whence you came.

 

I love you

Because

I can't think of a life without you

I would rather kiss the cold breath of death

Than live in this dry world

Rather than never see you again

I would prefer to turn my back on life

  

I love you

Because

Whenever I hear a love poem

You flow from the lines

Whenever I hear an old song

The notes coming from between the strings of the guitar

Bring you to me

 

I love you because

Until I die

Until I no longer exist

If I am with you

This too would be like a punishment

As I could not be with you more

 

I love you because

Your smile is like the sunrise

It makes me forget everything

And arouses simply a desire to watch you, enjoy you

 

I love you because

even after all these reason

I still haven't told you how much I love you

 

Azerbaycan'ın Ordubat bölgesinin Keleki Köyünün Halil Yurdu Yaylasında 1938 yılı Haziran ayında doğdum. Babam, Aliyev Kadirkulu Merdanoğlu Rus-Alman savaşında hayatını kaybetmiş.

 

Eğitim-öğrenimime Unus ilkokulunda başladım. Yedi yıl süreli ilk eğitimimin ardından Ordubat şehrinde M.T. Kutsi I nolu orta okulunda okudum. Yedi yıllık ilköğrenimimi tamamlayıncaya kadar en büyük arzum doktor olmaktı. Ona öğrenimime başladığımda Tarih ilmine ilgi duydum. Toplumu anlamak benim için çok ilgi çekici idi, Marks'ın Kapital'ini okumaya başladım. Bize yaptıkları propaganda da Kapital'i dünyanın şaheseri olarak tanıtmıştılar. O dönemler okuduğumda Kapital'i tam anlamıyla kavrayamamıştım. Öğretmenlerim ve öğrenci arkadaşlarım beni haklı olarak alaya alıyordular.

 

Küçük yaşlarımdan başlayarak oruç tutardım, (gizli olarak tuttuğum dönemlerde oldu ki, öğretmenler bilmesin) Bazen annemle birlikte namaz da kılıyordum.

 

9-10. sınıflarda iken Mir Cafer Bağırov'u savunduğum için birkaç defa öğretmenler odasına çağrılıp bu düşüncelerimden vazgeçmem istendi.

 

10. sınıf öğrencisi iken, Azerbaycan Devlet Üniversitesi'nde Şarkşünaslık (Doğu ilimleri) Fakültesi açılacağını öğrendim. Nizami, Hakanı, Fuzuli ve diğer şairlerimizi daha doğru anlamak amacı ile söz konusu fakülte sınavlarına hazırlandım. 1957 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi'nin Şarkşünaslık Bölümüne (o yıllarda Filoloji Fakültesi'nin bünyesinde idi) Arap Filolojisi uzmanlığına girdim.

 

Üniversitenin II. ve III.. sınıflarında okurken tarihi-siyasi konulara daha çok ilgi duymaya başladım. Birkaç öğrenci yoldaşım ile birlikte milli siyasi konularda ateşli tanışmalara başladık. Bizde böyle bir fikir oluştu ki, halkımız köle, vatanımız ise sömürgedir.

 

Bu sohbetler Alim Hasayev, Malik Mahmudov, Rüstem Eminov, Mehdi Ağalarov, Rafık Ismailov, Abbas Musayev ve Zakir Memedov ile aramızda geçiyordu. Azatlık uğrunda mücadele etmeye söz verdik - elbette amatör ruhla başlayan mücahitler olarak. Ancak profesyonel mücadele yollarını da arıyorduk.

 

Üniversitenin V. sınıfında iken aramızda Arap dilini iyi derecede bilen Malik Mahmudov ile Malik Karayev bir yıl süre ile Irak'a pratik için gönderildiler. Onlar bir yıl sonra döndüklerinde Malik Mahmudov ile siyasi mücadelemizi devam ettirmemiz konusunda ciddi karara vardık ve bir meramname (program) hazırladık. Meramname hakkında yalnız beş kişi bilgi sahibi idi. Ben takip eden süreçte yaklaşık iki yıl (1963-64) Mısır'da tercüman olarak çalıştım. Mısır'da bulunduğum ortam, siyasiler ile ilişkilerim bana çok önemli kazanımlar sağladı. Hatta orda bîr iki kez Türkiye ve ABD Büyükelçiliklerine giderek birileri ile tanışmak istedim. Ancak çekindim. Kendimce bu karara vardım ki, ben onlarla ilişki kurar isem sorun doğar, halkıma güven sarsılır, onları yurt dışına bırakmazlar. Mısır'da bulunduğum süre içerisinde yabancı siyaset adamları (belki de istihbaratçılarla) hiçbir temasımın olmamasına çalıştım.

 

Mısır'da bu ülkenin devlet adamları ile ilişkilerim oldukça seviyeli idi. Gerek Sovyetler gerek Mısır'ın siyaset adamları beni doğrulurı konuşan bir insan olarak görüyordular. Onlar birbirlerini aldattıklarında yanlışlıklarını anlatıyordum, bana bakıp gülüşüyordular. Ben söz konusu olduğunda Nasır' ı da Kruşçev'i de eleştiriyordum. Siyaset dünyasında böylesine hareket istihza yaratıyordu.

 

Bir gün Luksor şehrinde Sovyet uzmanlarından bir grup ile Devlet Başkanları Kruşçev'i. Nasır'ı, Irak Devlet Başkanı Arifi, Azerbaycan Bakanlar Kurulu'nun başkanı Alîhanov'u, Cezayir Devlet Başkanı Ahmet Bin Bella'yı ve diğerlerini karşılıyorduk. Herkes konuklarla tokalaşıyordu, ben yalnız iki kişi ile, Ahmet Bin Bella ve büyük sanatkarımız Reşit Behbudov ile görüştüm, diğerleri geldiğinde elimi cebime koydum. (Şimdi bu hareketim kendime de garip geliyor) Bu davranışımdan dolayı bir soruşturmada geçirdim.

 

Benim kendi dünyam vardı.Herhalde iş arkadaşlarım beni delikanlı tercüman olarak görüyordular. Soruşturma döneminde Özellikle de Kruşçev'in Kıbrıs sorunu ile ilgili görüşlerinden dolayı bir İki aşağılayıcı söz de sarf etmiştim. Baku 'ye döndüğümde DTK (Devlet Güvenlik Komitesi KGB) Kruşçev ile ilgili sözlerimden ötürü beni cezalandırdı.

 

Mısır'dan döndükten sonra Ben, Malik Mahmudov. Alim Hasayev ve Rafik Ismailov birkaç kez görüşüp dörtlü bir grup oluşturduk. Her birimiz 3 kişi seçmeli, bu üçlü gruplardan her bîri 5 kişiyi gruba celb etmeliydi. Bir süre geçtiyse de teşkilatı istediğimiz ölçüde kuramıyorduk (Tecrübesizliğimizin yanısıra DTK bizi sürekli izliyordu)

İstediğimiz teşkilatı oluşturamayınca, her birimiz ferdi çalışmaya, daha çok propaganda faaliyetine başladık.

Ben bütün gücüm ile üniversite ve doktora öğrencileri arasında milli şuurun canlanması yönünde propaganda yapıyordum. Hiç kimseye hesap vermediğim gibi bazı konuları yakın dostlarımdan da gizliyordum. Üçlü, beşli, yedili ve dokuzlu olmak üzere gruplar oluşturuyordum. Her grup ile de yalnızca kendim meşgul oluyordum, Bu süreç uzun bir süre ve güç İstiyordu.

 

1969 yılında Tolunoğulları Devleti (IX. yüzyıl) adlı doktora tezimi yazdım.

 

1971-74 yıllarında üniversitede artık öğrenci hareketleri görülmeye başlandı. Amacım geleceğe hazırlamaktı. DTK , bir teşkilatın faaliyet gösterdiğini biliyor, ancak bütün çabalarına rağmen ortaya çıkaramıyordu. (Artık sır değil: l keresinde üniversitede hocam Aliövset Abdullayev bana DTK'da benim gizli örgüt ve programım olduğu konusunda düşünceler olduğunu bildirdi. Ben, O'nu bunun doğru olmadığına inandırdım, ancak kendim yalan konuşmuştum. (Şimdi hocamdan özür diliyorum)

 

Ancak DTK bütün dikkati ile beni izliyordu. Ocak I975'de beni tutukladılar. DTK benim yanıma birkaç hoca ve öğrenci yerleştirebilmişti. Ben onları duymuştum. Ancak onları aldatıyordum. (Kim kimi?)

Benim hiçbir hoca veya öğrenciye (hatta DTK ajanlarına) nefretim doğmuyordu. Bazen hatta DTK çalışanlarını bile günahkar görmüyordum. Bir tek düşmanım vardı. Sovyet İmparatorluğu. Diğerleri onun zavallı hizmetlileri idi. Bu zavallı generallere ve polislere de acıyordum.

 

Benim işim zalim imparatorluğa karşı mücadele idi. Hainlere, satılmışlara tarih kendisi ceza verecekti, verdide.

Ocak 1975 Temmuz 1976 arasında hapis yattım. Aralık 1976'dan itibaren Azerbaycan ilimler Akademisi Salman Mümtaz Elyazmalar Enstitüsün 'de çalıştım.

 

Ebülfez ELÇlBEY mahkumiyetinden sonra göreve başladığı El Yazmaları Enstitüsü'nde de halkını azadlık uğruna örgütleme çalışmalarını aralıksız devam ettirdi. 1988 yılında başlayan ermeni saldırı ve provokasyonlarına karşı ilk direniş hareketini; Kasım 1988'de "Meydan Mitingleri'ni düzenledi.

 

16 Haziran 1989'da Azerbaycan Halk Cephesi'ni resmen kurarak başkanı seçildi. Kızılordu'nun 20 Ocak 1990'da Bakü'de hayata geçirdiği katliama kadar çalışmalarını sürdürdü. Katliamın ardından dağılma sürecine giren Sovyetler Birliği ve Azerbaycan'da siyasi istikrar tamamen sarsıldı.

 

ELÇlBEY önderliğindeki Azerbaycan Halk Cephesi, Azerbaycan Türklerinin bağımsızlık taleplerini açıkça dile getirdiler. Üç renkli ay-yıldızlı bayrak Parlamento binasına asıldı. Aralıksız sürdürülen çalışmalar sonucu Azerbaycan Cumhuriyeti 18 Ekim 1991'de bağımsızlığını ilan etti.

 

ELÇİBEY, Parlamentonun aldığı karar gereği 7 Haziran 1992'de yapılan ilk demokratik seçimler sonucu Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Devlet Başkanı seçildi.

 

Göreve başladığı ilk günden itibaren ülkede insan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygılı demokratik devlet yapısını oluşturmaya çalıştı.

 

Rus ordularını Azerbaycan Cumhuriyeti'nden çıkardı. Devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu ilan etti. Latin alfabesini uygulamaya koydu.

 

Ermeni saldırı ve işgallerine Azerbaycan Halk Cephesi taraftarlarından oluşan gönüllü birliklerle karşı koydu. Ancak 4 Haziran 1993'de maruz kaldığı darbe sonucu Bakü'den ayrılarak Nahçıvan'ın Keleki köyüne gitti.

 

4 yıl süreyle kaldığı Keleki'den 31 Ekim 1997'de Bakü'ye dönerek 1995 yılında partiye dönüştürülen Azerbaycan Halk Cephesi Partisi'nin Genel Başkanı olarak siyasi çalışmalarını devam ettirdi. Bu süreçte kurduğu ve başkanı olduğu Bütöv Azerbaycan Birliği adlı teşkilatla da büyük ideallerini hayata geçirme çalışmalarını yürüttü.

 

Ebülfez ELÇlBEY uzun süre devam eden rahatsızlığının şiddetlenmesi üzerine tedavi görmek amacıyla 7 Temmuz 2000'de geldiği Türkiye'de 22 Ağustos 2000 Salı günü vefat etti

 

"Ömrümün en hoş günlerinden biri 16 Haziran 1989'da Azerbaycan Halk Cephesi'nin kurulması ve Cephe başkanı seçilmemdir.

    

En ağır sarsıntılarım 20-23 Ocak 1990 katliamı, Taşaltı olayları, Hocalı katliamı, Susa ve Laçın'da yaşadığımız ihanetlerdir.

 

En çok etkilendiğim, dostlarımı kaybetmektir. (Bütün anlamlarda)

 

Sevgim - Millete!

Vurgunluğum - Azadlığa ve adalete!

itaatim - Hocalarıma!

Borcum - Dostlarıma ve meslektaşlarıma!

Nefretim - Yalancılara ve iki yüzlülere!"

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bursa Çağdaş

Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Üyeleri ile görüştü, sorularını

yanıtladı.

Toplantıya Bursa Milletvekili İlhan Demiröz de katıldı.

 

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu yönetimi Türkiye Cumhuriyeti hak

etmiyor. Kendi topraklarını bırakıp kaçan bir hükümet bugüne kadar bizim

tarihimizde hiç olmadı” dedi

 

-“Yapmamız gereken demokrasiyi, özgürlüğü, özgür medyayı savunan bir yeni

yönetim anlayışını Türkiye’de iktidar yapmaktır. Biz buna hazırız ve 4

yıllık süre istiyorum. 4 yıl. 4 yılın sonunda demokrasimiz, özgürlük

anlayışımız batı standartlarına gelmiş. İnsanlar sokaklarda özgürce

gezebiliyorlar. Dış politikamızı tepeden tırnağa değiştireceğiz bütün

komşularımızla barış ve huzur içinde yaşayacağız. 4 yılda ben bunların

tamamını yapabilirim. Bu özgüvenimiz var. Çünkü ben 27,5 yıl devletin en

kritik noktalarında çalıştım. Bir devlet nasıl yönetilir bunu gayet iyi

bilirim. Belediyeyi yönetmedim devletin yönetiminde bulundum ben”

 

“Bütün demokrasi güçlerinin CHP’ne destek vermesini istiyoruz. Bizim

kurumsal kimliğimiz, kurumsal kapasitemiz, tarihimiz, demokrasiye ve

uygarlığa bakışımız böyle bir desteği hak ettiğimizi gösteriyor”

 

-“İdris Naim Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde, “İstanbul’da belediye

otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi” dedi. Genç bir

kızımız orada yanarak öldü. Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi

olduğunu söyleyen ben değilim. Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin

İçişleri Bakanı söylüyor bunu. Şimdi hepinize soruyum, gazetecisiniz

molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Tutuklanan gözaltına alınan oldu mu?

Hayır. O kişinin kimliği biliniyor mu? Evet biliniyor. Siz bütün bunları

görmezlikten geliyorsunuz, biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP de

buna karşı çıkıyor diyorsunuz. Yalan, şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu

yerde demokrasi, özgürlük, insan hakları, kadın erkek eşitliği olabilir mi?

Olmaz, biz özgürlüğü savunuyoruz.”

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu Bursa Çağdaş Gazeteciler Derneği üyeleriyle

görüştü, başta içgüvenlik yasa tasarısı olmak üzere sorularını şöyle

yanıtladı;

 

Soru- İç güvenlik yasa tasarısıyla ilgili görüşmeler sürüyor, hayli

gerilimli gidiyor galiba. Tam olarak ne amaçlandığını düşünüyorsunuz bu

yasayla?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi benim öteden beri üzerinde durduğum temel bir

konu var. Bizim demokrasi tarihimiz çok eskilere dayanmıyor. Parlamenter

sisteme baktığımızda 200 yıllık bir deneyimimiz var. Bir Fransız yazar 1789

Fransız devriminin bile daha tam oturmadığını söyler. 1789’a baktığımız

zaman bizim 1946’dan buyana çok partili hayatı ele alıp

değerlendirdiğimizde 1789’a göre çok yeni bebek diyebiliriz. Yapılması

gereken şu; demokrasiyi batı standartlarına uygun, tam üyesi olmaya

çalıştığımız AB standartlarına uygun bir sürecin içine koymamız ve onu

kazanmamız gerekiyor. Şimdi biz AB’yle uyum sürecinde işte yeni bölümler

açılıyor, bizim AB’yle uyum komisyonları çalışıyor. Yani özetle bu ülkede

birinci sınıf demokrasiye ihtiyacımız var ve bizim bütün mücadelemizde

bunun üzerine inşa edilmek zorundadır. 200 yıllık bir parlamenter sisteme

baktığımızda 200 yıllık bir mücadele hep demokrasiyi biraz daha ileriye

nasıl götürebiliriz bu mücadele verilmiştir.

 

Şimdi AKP’de iktidar olmadan önce 3Y ile mücadele edeceğini söylemişti.

Yasaklarla mücadele edeceğim demişti. Maddelerden birisi buydu. Yeni

yasaklar geliyor. Yani kamuoyuna halka verdiği sözü tutmuyorum diyor ben.

Şimdi valilere savcıların yetkisini veriyor. Vali savcı gibi bağımsız bir

otorite değil. Vali hükümetin emrinde, hükümetin memurudur. Ama savcı adı

üstünde devletin savcısı değil, cumhuriyet savcısıdır o. Adı üstünde hiçbir

mesleğin başında cumhuriyet sözcüğü yoktur mesela. Çünkü cumhuriyeti

korumak ve kollamakla sorumludur cumhuriyet savcısı. Demokrasiyi korumak

kollamakla sorumludur. Siz cumhuriyet savcısına yasalarla verilen yetkiyi

cumhuriyet savcısının elinden alıyorsunuz valiye veriyorsunuz. Vali diyecek

ki şunları tutuklayın. Savcı? Savcı kararı yok. Ne kadar? 48 saat. Bu

hiçbir çağdaş ülkede yok niye bizde olsun. Buna itiraz ediyoruz biz. Bunun

doğru olmadığını söylüyoruz.

 

Şimdi Sayın Başbakan ısrarla diyor ki, efendim Molotof kokteyli atanları

siz savunuyorsunuz. Bonzai kullanılıyor, uyuşturucu kullanılıyor siz

bunları savunuyorsunuz. Oysa bizde diyoruz ki, hatta geçen Salı günü

söylemek zorunda kaldım. Yani birisinin Bilal’e anlattığı gibi bende sana

anlatayım dedim. Uyuşturucu kullanmak zaten suç. Siz uyuşturucu kullananı

veya uyuşturucu ticareti yapanı tutukladınız da biz itiraz mı ettik? Yok

böyle bir şey. Okulların önünde peynir ekmek gibi bozai satılıyor. Bu

ülkede hükümet yok mu? Var. Niçin gereğini yapmıyor? Nitekim dün akşam

bonzaiyle ilgili madde görüşüldü, yani cezayı biraz daha ağırlaştırıyorlar

oybirliğiyle geçti bizim hiçbir sorunumuz yok ki zaten. Uyuşturucunun ne

kadar tehlikeli olduğunu, özellikle çocuklar ve gençler için ne kadar

tehlikeli olduğunu bende biliyorum sizde biliyorsunuz. Molotof kokteyli

zaten suç.

 

Bakın ben size tipik bir olay anlatıyım değerli arkadaşlar. İdris Naim

Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki,

İstanbul’da belediye otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi

dedi. Genç bir kızımız öldü orada, yanarak öldü. Bunun MİT görevlisi, yani

Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi olduğunu söyleyen ben değilim.

Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin İçişleri Bakanı söylüyor bunu.

MİT görevlisi o Molotof kokteyli attı diye. Şimdi hepinize soruyum, hepiniz

gazetecisiniz Molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Hele bir kamu görevlisi

yapar ve bir kişinin ölümüne yol açarsa çok daha büyük bir suç. Tutuklanan

oldu mu? Hayır. Gözaltına alınan oldu mu? Hayır. O kişinin kimliği

biliniyor mu? Evet biliniyor. Kim biliyor? Dönemin İçişleri Bakanı biliyor,

ismini de açıklıyor zaten. Şimdi siz bütün bunları görmezlikten

geliyorsunuz efendim biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP buna

karşı çıkıyor neden? İşte Molotof kokteyli atanları savunuyor. Hayır

efendim hayatımın hiçbir döneminde ne ben, ne herhangi bir Cumhuriyet Halk

Partili ve eminim ne de sokakta yürüyen sade vatandaşımız şiddeti hiçbir

zaman savunmadık, savunmayız da. Şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu yerde

demokrasi olur mu? Şiddetin olduğu yerde özgürlük olabilir mi? İnsan

hakları olabilir mi, kadın erkek eşitliği olabilir mi? Biz özgürlüğü

savunuyoruz.

 

Şimdi dediler ki, gelen bütün maddeler Avrupa ülkelerinde de var. Bu söz

üzerine AB yetkilileri dahil pek çok uluslararası kuruluş açıklama yaptı

bizde böyle bir şey yoktur diye. Şimdi düşünün yani biz buna karşı

çıkıyoruz. Karşı çıkma gerekçelerimiz söylediğim gibi demokrasi ve

özgürlükler bağlamında. Şimdi yüzünü kapatmak suç. Açın terörle mücadele

yasasını şiddet içeren bir olayda yüzünüzü kapatmışsanız zaten suç. Yani

terörle mücadele yasasında zaten var bu. Peki siz yüzünü kapatan kaç kişiyi

aldınız şuana kadar? Kaç kişiyi tutukladınız? 6-7-8 Ekim olaylarında 40’ın

üstünde insan öldü. Ne oldu? Kaç kişi tutuklandı? Kütüphaneler yakıldı,

Atatürk heykelleri yakıldı. Kaç kişiyi tutukladılar, kaç kişiyi gözaltına

aldılar? Bunlar suç değil mi? Suç. Suçu ağırlaştırmak çözüm, efendim PKK

için suçu ağırlaştırıyoruz. PKK’lının hapse girme diye bir derdi yok ki

zaten. O başka bir şey. Onun önlemini alacaksanız başka türlü alın onun

önlemini. Zaten yasalar var yeteri kadar ağır zaten yasalar.

 

Size başka bir örnek daha vereyim. Adam gidiyor kentin ortasında elinde

kalaşnikof silah arabalarda kontrol yapıyor, şehrin ortasında. Valisi

orada, kaymakamı orada, emniyet müdürü orada, şube müdürleri orada, herkes

orada. Ama kimse görmüyor. Bu yasal mı? Hayır yasadışı. Niye görmüyorlar?

Hangi gerekçeyle görmüyorlar? Güçleri mi yetmiyor? Yoksa yaptıkları bazı

pazarlıklar mı var? O nedenle getirilen yasa tasarısı bizim demokrasimizi

gerileten yasa tasarısı. O nedenle biz karşıyız buna ve doğru değil. Sadece

biz değil bakın AB’den, Avrupa komisyonlarından pek çok sivil toplum

kuruluşu ve resmi organlar açıklama yaptılar ve bu paketin doğru bir paket

olmadığını söylediler bize. Kaldı ki, bir şey daha var. Yani ilk kez belki

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde HDP, MHP, CHP üçümüzde karşıyız. En azından

demokrasi bağlamında bir yerde buluştuk yani demokrasi bağlamında.

Demokrasiyi savunuyoruz, insan haklarını savunuyoruz. Budur yani yaptığımız

olay bu. Daha içinde pek çok şey var. Yani hukuka aykırı, anayasaya aykırı

pek çok düzenleme var. Onlar ısrar ediyorlar, bizde ısrar ediyoruz bunlar

olmaz diyor.

 

Ayrıca şunu da söyledik onlara. Siz Molotof kokteyliyle ilgili veya

bonzaiyle ilgili veya uyuşturucuyla ilgili veya insan hakları ihlalleriyle

ilgili eğer düzenlemeler yapmak istiyorsanız buyurun getirin yapalım bizde

destek veririz size. Yani demokrasiyi güçlendirmek için ne gerekiyorsa

getirin size destek verelim dedik.

 

Soru- Şimdi önümüzde genel seçimler var. Bu genel seçimlerde CHP herhangi

bir siyasi partiyle ittifak yapmayı düşünüyor mu seçime girerken? ÖDP,

Birleşik Haziran Hareketi ya da HDP’yle görüşmeler var mı? Böyle bir

ittifak görüşmeleri sözkonusu mu? Şuanda durum ne merkezde?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Durum şuanda iyi merkezde onu söyleyebilirim. İttifak

dolayısıyla herhangi bir görüşme sözkonusu değil. DSP’nin Sayın Genel

Başkanı geldi, beni ziyaret etti bir arkadaşıyla beraber seçimlerde beraber

çalışalım diye. Kendisine net, açık bir teklifimi yaptım zaten. Yani sosyal

demokratların bölünmesine, iki ayrı parti halinde çalışmalarına gerek yok.

Cumhuriyet Halk Partisi en köklü partidir. Dünyada bizim kadar eski kökleri

olan siyasi parti sayısı 4’ü veya 5’i geçmez. Yani buyurun gelin hep

beraber Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altında mücadele edelim diye bir

teklifimizde oldu. Teklifi de kendilerine götürdük. Nasıl bir karar

verirler bilmiyorum ama bütün kararlarına en azından saygı duymak bizim

görevimizdir.

 

Diğer siyasi partilerle ilgilide herhangi bir işbirliğimiz sözkonusu değil.

Haziran Hareketini arkadaş

MÙLK - Chëcz Kaszëbskô - traditional Polish (Kashubian) Restaurant

mulk.pl/

www.facebook.com/restauracjamulk

 

In Kashubian:

Cëż znaczi słowò „mùlk”?

Słowò „mùlk” òznôczô ùkòchóną òsobã. Mòże to bëc knôp i mòże bëc dzéwczã. Mòże bëc nawetka chłop i białka. Czej ùzdrzimë piãkny dzéwczã, tej pòwiémë: „Cëż za piãkny mùlk!”, a czej dzéwczã chce fejn rzec ò swòjim bëńlu, tej pòwié: „To je mój kòchany mùlk! Mùlk mòże bëc téż brutuszką. Kò jak bëniel sã mô do żéńbë, tej swòjim starszim przedstawi: Hewò, to je mój mùlk! A dzéwczã pòwié swòjim starszim: Z tim mùlkã chca bëm sã żenic. „Mùlk” mòżna téż rzec na cëzą, dëcht pòznóną òsobã. Jeden drëdżémù, jak chce co ò ni rzec, tej pòwié: Wiész të, jô dzys pòznôł dzéwczã, ale jô cë pòwiôdóm: Mùlk jak złoto”.

 

In Polish:

Co znaczy słowo „mùlk”?

„Mùlk” oznacza ukochaną osobę. Może to być zarówno chłopak, jak i dziewczyna. Może być to także mężczyzna i kobieta. Gdy zobaczymy piękną dziewczynę możemy westchnąc: "Cóż za piękny mùlk!", a gdy dziewczę chce mile się wyrazić o swym chłopaku, wówczas powie: "To jest mój kochany mùlk!". Mùlk może też być panną - kandydatką do małżeństwa. Gdy kawaler chce przedstawić rodzicom swą dziewczynę, wówczas powie: "Oto jest mój mùlk!". Z kolei dziewczyna wyjaśni rodzicom: "Za tego to mùlka chcę wyjść!". Mùlk może być również obcą, ledwie poznaną osobą. Jeden drugiemu, chcąc ją opisać, może powiedzieć: "Wiesz, dziś poznałem dziewczę. Mówię ci: Mùlk jak złoto!".

 

In English (shorter):

Co znaczy słowo „mùlk”?

„Mùlk” refers to a loved one. It can be a boy or a girl, a man or a woman, a young candidate for marriage, or even a stranger, barely met person.

 

The table decoration (for cutlery) has carved the traditional Polish Kashubian pattern, very popular in the famous Kashubian embroidery.

BİSİKLETLİ PROTESTO DUYURUSU ve EYLEMİN DETAYLARI :

Daha Meril Çiğdem Durmuş'un acısı dinmeden çok kötü haberler arka arkaya geldi. Bayram turu için İznik'e giden 5 bisikletliden biri olan TOLGA BEYENİR, dönüş yolunda İnegöl-Ankara Karayolunda emniyet şeridi üzerinde ilerlerken maalesef bir trafik teröristinin kendisine arkasından çarpması sonucu hayatını kaybetti.

 

Bu haberin şokunu atlatamadan İstanbul Maltepe Dragos sahilinde sağ şeritte bisikletiyle ilerleyen ZİHNİ ŞAHİN'e bir dolmuşun güpegündüz arkadan süratli bir şekilde çarptığı haberi geldi. Maalesef Zihni Şahin de hayatını kaybetti.

 

Tolga Beyenir'e, Zihni Şahin'e ve bugüne kadar bisiklet kazaları sebebiyle vefat eden tüm dostlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına ve hepimize baş sağlığı ve sabırlar diliyoruz.

 

Hem Anadolu hem de Avrupa yakası sahilindeki bisiklet yolları üzerinde özellikle yaz aylarında yaşanan araç ve mangal işgali sebebiyle "sözde bisiklet yolları" üzerinde doğru dürüst bisiklet süremediğimiz gibi üstüne bir de magandalarla tartışmak zorunda kalıyoruz. Saygıdeğer trafik polisimizin ve İBB Beyazmasa yetkililerinin şikayetlerimiz karşısındaki ilgisizliği ve vurdumduymazlığı da cabası...

 

Tüm bu sorunlarla uğraşmak istemeyen biz bisikletliler de mecburen ana caddeden gitmek zorunda bırakılıyoruz ve hayatımızı da tehlikeye atmak zorunda kalıyoruz.

 

BİSİKLETLİ DOSTLARIMIZIN VEFAT ETMELERİNİN SORUMLUSU SADECE ONLARA ÇARPAN TRAFİK TERÖRİSTLERİ DEĞİL, HER ÖNÜNE GELENE KOLAYCA SÜRÜCÜ EHLİYETİ VEREN, GEREKLİ DENETİMLERİ YAPMAYIP GEREKLİ CAYDIRICI CEZALARI KESMEYEN ve TÜM ŞİKAYETLERİMİZE RAĞMEN OLAN BİTENE SEYİRCİ KALAN İLGİLİ TÜM KURUM-KURULUŞ ve YETKİLİLERDİR.

 

SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMEYEN TÜM KURUM ve KURULUŞLARI ve YETKİLİLERİ LANETLİYORUZ!

 

Eğer doğru dürüst yapılan bir seri sınav sonucu sürücü ehliyeti verilseydi ve çok sıkı trafik denetlemeleri uygulansaydı, bugün TOLGA BEYENİR ve ZİHNİ ŞAHİN ve bisiklet üzerinde hayatını kaybeden tüm dostlarımız aramızda olacaktı.

 

Eğer trafik polisimiz bisiklet yolu üzerine park eden araçlara durmaksızın ceza yazsaydı, yasak olduğu halde bisiklet yolu üzerinde mangal yapanlara karşı İBB birimleri katı uygulamalarda bulunsaydı, bisiklet yolu işgalleri çok azalacaktı, bu sayede ZİHNİ ŞAHİN bisiklet yolundan güvenli ve rahat bir şekilde ilerleyebilecek ve ana yola çıkma ihtiyacını hissetmeyecekti.

  

Motorize faşizmin her geçen gün arttığı ve motorlu ulaşım dışındaki tüm ulaşım araçlarının ve hatta yayaların neredeyse hiçe sayıldığı bu dönemde sesimizi daha fazla çıkartmamız gerektiğini düşünüyoruz.

 

BU SEBEPLE 18 AĞUSTOS PAZAR GÜNÜ TÜM BİSİKLET SEVERLERİN ve BİSİKLET GRUPLARININ KATILIMI İLE "YOLLARDA TERÖR ESTİREN POTANSİYEL KATİLLERE, BİSİKLET YOLU ÜZERİNDE PARK EDENLERE-MANGAL YAPANLARA ve TÜM BUNLARA DOĞRU DÜRÜST YAPTIRIM UYGULAMAYAN TRAFİK POLİSLERİNE ve İBB YETKİLİLERİNE KARŞI" ORTAK ve BÜYÜK BİR "BİSİKLETLİ PROTESTO" EYLEMİ GERÇEKLEŞTİRİLECEKTİR.

  

18 Ağustos 2013 Pazar günü Kadıköy Caddebostan sahilindeki Beltur Cafe'de (Caddebostan Migros'un arkası) saat 16:00'da buluşacağız ve trafiği kapatmadan ana yoldan ZİHNİ ŞAHİN'in vefat ettiği Dragos'a kadar yavaş tempoda ve sadece bisiklet zillerimizi çalarak ilerleyeceğiz.

 

DRAGOS'A VARDIĞIMIZDA BİSİKLET YOLUNA PARK ETMİŞ ARAÇLARI POLİSE, MANGAL YAPANLARI İBB BEYAZMASA'YA ŞİKAYET EDİP POLİS GELENE KADAR ve PARK EDEN ARAÇLARA TEK TEK CEZA YAZDIRANA KADAR BU ARAÇLARIN BAŞINDA BEKLEYECEĞİZ. EĞER 30 Dk. İÇİNDE POLİS GELMEZ İSE veya ARAÇLARI ÇEKMEZ İSE SADECE SOL ŞERİTTEN TRAFİK AKACAK ŞEKİLDE YOLU KAPATACAĞIZ VE BİSİKLET YOLUMUZU İŞGAL EDEREK HAYATIMIZI DOLAYLI YOLDAN TEHLİKEYE ATANLARI PROTESTO EDECEĞİZ. POLİSİN YAPTIĞI TÜM UYGULAMALARI KAMERAYLA KAYDA ALACAĞIZ.

 

*** TÜM BUNLARI DA KİMSEYLE TARTIŞMADAN, KAVGA ETMEDEN, HİÇ BİR ARACA ZARAR VERMEDEN, BİSİKLETLİYE YAKIŞIR ŞEKİLDE MEDENİCE GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ.***

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bursa Çağdaş

Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Üyeleri ile görüştü, sorularını

yanıtladı.

Toplantıya Bursa Milletvekili İlhan Demiröz de katıldı.

 

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu yönetimi Türkiye Cumhuriyeti hak

etmiyor. Kendi topraklarını bırakıp kaçan bir hükümet bugüne kadar bizim

tarihimizde hiç olmadı” dedi

 

-“Yapmamız gereken demokrasiyi, özgürlüğü, özgür medyayı savunan bir yeni

yönetim anlayışını Türkiye’de iktidar yapmaktır. Biz buna hazırız ve 4

yıllık süre istiyorum. 4 yıl. 4 yılın sonunda demokrasimiz, özgürlük

anlayışımız batı standartlarına gelmiş. İnsanlar sokaklarda özgürce

gezebiliyorlar. Dış politikamızı tepeden tırnağa değiştireceğiz bütün

komşularımızla barış ve huzur içinde yaşayacağız. 4 yılda ben bunların

tamamını yapabilirim. Bu özgüvenimiz var. Çünkü ben 27,5 yıl devletin en

kritik noktalarında çalıştım. Bir devlet nasıl yönetilir bunu gayet iyi

bilirim. Belediyeyi yönetmedim devletin yönetiminde bulundum ben”

 

“Bütün demokrasi güçlerinin CHP’ne destek vermesini istiyoruz. Bizim

kurumsal kimliğimiz, kurumsal kapasitemiz, tarihimiz, demokrasiye ve

uygarlığa bakışımız böyle bir desteği hak ettiğimizi gösteriyor”

 

-“İdris Naim Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde, “İstanbul’da belediye

otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi” dedi. Genç bir

kızımız orada yanarak öldü. Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi

olduğunu söyleyen ben değilim. Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin

İçişleri Bakanı söylüyor bunu. Şimdi hepinize soruyum, gazetecisiniz

molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Tutuklanan gözaltına alınan oldu mu?

Hayır. O kişinin kimliği biliniyor mu? Evet biliniyor. Siz bütün bunları

görmezlikten geliyorsunuz, biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP de

buna karşı çıkıyor diyorsunuz. Yalan, şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu

yerde demokrasi, özgürlük, insan hakları, kadın erkek eşitliği olabilir mi?

Olmaz, biz özgürlüğü savunuyoruz.”

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu Bursa Çağdaş Gazeteciler Derneği üyeleriyle

görüştü, başta içgüvenlik yasa tasarısı olmak üzere sorularını şöyle

yanıtladı;

 

Soru- İç güvenlik yasa tasarısıyla ilgili görüşmeler sürüyor, hayli

gerilimli gidiyor galiba. Tam olarak ne amaçlandığını düşünüyorsunuz bu

yasayla?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi benim öteden beri üzerinde durduğum temel bir

konu var. Bizim demokrasi tarihimiz çok eskilere dayanmıyor. Parlamenter

sisteme baktığımızda 200 yıllık bir deneyimimiz var. Bir Fransız yazar 1789

Fransız devriminin bile daha tam oturmadığını söyler. 1789’a baktığımız

zaman bizim 1946’dan buyana çok partili hayatı ele alıp

değerlendirdiğimizde 1789’a göre çok yeni bebek diyebiliriz. Yapılması

gereken şu; demokrasiyi batı standartlarına uygun, tam üyesi olmaya

çalıştığımız AB standartlarına uygun bir sürecin içine koymamız ve onu

kazanmamız gerekiyor. Şimdi biz AB’yle uyum sürecinde işte yeni bölümler

açılıyor, bizim AB’yle uyum komisyonları çalışıyor. Yani özetle bu ülkede

birinci sınıf demokrasiye ihtiyacımız var ve bizim bütün mücadelemizde

bunun üzerine inşa edilmek zorundadır. 200 yıllık bir parlamenter sisteme

baktığımızda 200 yıllık bir mücadele hep demokrasiyi biraz daha ileriye

nasıl götürebiliriz bu mücadele verilmiştir.

 

Şimdi AKP’de iktidar olmadan önce 3Y ile mücadele edeceğini söylemişti.

Yasaklarla mücadele edeceğim demişti. Maddelerden birisi buydu. Yeni

yasaklar geliyor. Yani kamuoyuna halka verdiği sözü tutmuyorum diyor ben.

Şimdi valilere savcıların yetkisini veriyor. Vali savcı gibi bağımsız bir

otorite değil. Vali hükümetin emrinde, hükümetin memurudur. Ama savcı adı

üstünde devletin savcısı değil, cumhuriyet savcısıdır o. Adı üstünde hiçbir

mesleğin başında cumhuriyet sözcüğü yoktur mesela. Çünkü cumhuriyeti

korumak ve kollamakla sorumludur cumhuriyet savcısı. Demokrasiyi korumak

kollamakla sorumludur. Siz cumhuriyet savcısına yasalarla verilen yetkiyi

cumhuriyet savcısının elinden alıyorsunuz valiye veriyorsunuz. Vali diyecek

ki şunları tutuklayın. Savcı? Savcı kararı yok. Ne kadar? 48 saat. Bu

hiçbir çağdaş ülkede yok niye bizde olsun. Buna itiraz ediyoruz biz. Bunun

doğru olmadığını söylüyoruz.

 

Şimdi Sayın Başbakan ısrarla diyor ki, efendim Molotof kokteyli atanları

siz savunuyorsunuz. Bonzai kullanılıyor, uyuşturucu kullanılıyor siz

bunları savunuyorsunuz. Oysa bizde diyoruz ki, hatta geçen Salı günü

söylemek zorunda kaldım. Yani birisinin Bilal’e anlattığı gibi bende sana

anlatayım dedim. Uyuşturucu kullanmak zaten suç. Siz uyuşturucu kullananı

veya uyuşturucu ticareti yapanı tutukladınız da biz itiraz mı ettik? Yok

böyle bir şey. Okulların önünde peynir ekmek gibi bozai satılıyor. Bu

ülkede hükümet yok mu? Var. Niçin gereğini yapmıyor? Nitekim dün akşam

bonzaiyle ilgili madde görüşüldü, yani cezayı biraz daha ağırlaştırıyorlar

oybirliğiyle geçti bizim hiçbir sorunumuz yok ki zaten. Uyuşturucunun ne

kadar tehlikeli olduğunu, özellikle çocuklar ve gençler için ne kadar

tehlikeli olduğunu bende biliyorum sizde biliyorsunuz. Molotof kokteyli

zaten suç.

 

Bakın ben size tipik bir olay anlatıyım değerli arkadaşlar. İdris Naim

Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki,

İstanbul’da belediye otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi

dedi. Genç bir kızımız öldü orada, yanarak öldü. Bunun MİT görevlisi, yani

Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi olduğunu söyleyen ben değilim.

Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin İçişleri Bakanı söylüyor bunu.

MİT görevlisi o Molotof kokteyli attı diye. Şimdi hepinize soruyum, hepiniz

gazetecisiniz Molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Hele bir kamu görevlisi

yapar ve bir kişinin ölümüne yol açarsa çok daha büyük bir suç. Tutuklanan

oldu mu? Hayır. Gözaltına alınan oldu mu? Hayır. O kişinin kimliği

biliniyor mu? Evet biliniyor. Kim biliyor? Dönemin İçişleri Bakanı biliyor,

ismini de açıklıyor zaten. Şimdi siz bütün bunları görmezlikten

geliyorsunuz efendim biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP buna

karşı çıkıyor neden? İşte Molotof kokteyli atanları savunuyor. Hayır

efendim hayatımın hiçbir döneminde ne ben, ne herhangi bir Cumhuriyet Halk

Partili ve eminim ne de sokakta yürüyen sade vatandaşımız şiddeti hiçbir

zaman savunmadık, savunmayız da. Şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu yerde

demokrasi olur mu? Şiddetin olduğu yerde özgürlük olabilir mi? İnsan

hakları olabilir mi, kadın erkek eşitliği olabilir mi? Biz özgürlüğü

savunuyoruz.

 

Şimdi dediler ki, gelen bütün maddeler Avrupa ülkelerinde de var. Bu söz

üzerine AB yetkilileri dahil pek çok uluslararası kuruluş açıklama yaptı

bizde böyle bir şey yoktur diye. Şimdi düşünün yani biz buna karşı

çıkıyoruz. Karşı çıkma gerekçelerimiz söylediğim gibi demokrasi ve

özgürlükler bağlamında. Şimdi yüzünü kapatmak suç. Açın terörle mücadele

yasasını şiddet içeren bir olayda yüzünüzü kapatmışsanız zaten suç. Yani

terörle mücadele yasasında zaten var bu. Peki siz yüzünü kapatan kaç kişiyi

aldınız şuana kadar? Kaç kişiyi tutukladınız? 6-7-8 Ekim olaylarında 40’ın

üstünde insan öldü. Ne oldu? Kaç kişi tutuklandı? Kütüphaneler yakıldı,

Atatürk heykelleri yakıldı. Kaç kişiyi tutukladılar, kaç kişiyi gözaltına

aldılar? Bunlar suç değil mi? Suç. Suçu ağırlaştırmak çözüm, efendim PKK

için suçu ağırlaştırıyoruz. PKK’lının hapse girme diye bir derdi yok ki

zaten. O başka bir şey. Onun önlemini alacaksanız başka türlü alın onun

önlemini. Zaten yasalar var yeteri kadar ağır zaten yasalar.

 

Size başka bir örnek daha vereyim. Adam gidiyor kentin ortasında elinde

kalaşnikof silah arabalarda kontrol yapıyor, şehrin ortasında. Valisi

orada, kaymakamı orada, emniyet müdürü orada, şube müdürleri orada, herkes

orada. Ama kimse görmüyor. Bu yasal mı? Hayır yasadışı. Niye görmüyorlar?

Hangi gerekçeyle görmüyorlar? Güçleri mi yetmiyor? Yoksa yaptıkları bazı

pazarlıklar mı var? O nedenle getirilen yasa tasarısı bizim demokrasimizi

gerileten yasa tasarısı. O nedenle biz karşıyız buna ve doğru değil. Sadece

biz değil bakın AB’den, Avrupa komisyonlarından pek çok sivil toplum

kuruluşu ve resmi organlar açıklama yaptılar ve bu paketin doğru bir paket

olmadığını söylediler bize. Kaldı ki, bir şey daha var. Yani ilk kez belki

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde HDP, MHP, CHP üçümüzde karşıyız. En azından

demokrasi bağlamında bir yerde buluştuk yani demokrasi bağlamında.

Demokrasiyi savunuyoruz, insan haklarını savunuyoruz. Budur yani yaptığımız

olay bu. Daha içinde pek çok şey var. Yani hukuka aykırı, anayasaya aykırı

pek çok düzenleme var. Onlar ısrar ediyorlar, bizde ısrar ediyoruz bunlar

olmaz diyor.

 

Ayrıca şunu da söyledik onlara. Siz Molotof kokteyliyle ilgili veya

bonzaiyle ilgili veya uyuşturucuyla ilgili veya insan hakları ihlalleriyle

ilgili eğer düzenlemeler yapmak istiyorsanız buyurun getirin yapalım bizde

destek veririz size. Yani demokrasiyi güçlendirmek için ne gerekiyorsa

getirin size destek verelim dedik.

 

Soru- Şimdi önümüzde genel seçimler var. Bu genel seçimlerde CHP herhangi

bir siyasi partiyle ittifak yapmayı düşünüyor mu seçime girerken? ÖDP,

Birleşik Haziran Hareketi ya da HDP’yle görüşmeler var mı? Böyle bir

ittifak görüşmeleri sözkonusu mu? Şuanda durum ne merkezde?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Durum şuanda iyi merkezde onu söyleyebilirim. İttifak

dolayısıyla herhangi bir görüşme sözkonusu değil. DSP’nin Sayın Genel

Başkanı geldi, beni ziyaret etti bir arkadaşıyla beraber seçimlerde beraber

çalışalım diye. Kendisine net, açık bir teklifimi yaptım zaten. Yani sosyal

demokratların bölünmesine, iki ayrı parti halinde çalışmalarına gerek yok.

Cumhuriyet Halk Partisi en köklü partidir. Dünyada bizim kadar eski kökleri

olan siyasi parti sayısı 4’ü veya 5’i geçmez. Yani buyurun gelin hep

beraber Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altında mücadele edelim diye bir

teklifimizde oldu. Teklifi de kendilerine götürdük. Nasıl bir karar

verirler bilmiyorum ama bütün kararlarına en azından saygı duymak bizim

görevimizdir.

 

Diğer siyasi partilerle ilgilide herhangi bir işbirliğimiz sözkonusu değil.

Haziran Hareketini arkadaş

Sadece BDSM ilişkilerinde değil, hayatın her alanında sebep-sonuç ilişkisi vardır. Buna göre yaşarız, trafikte, markette, toplu taşımada, her yerde. BDSM cezaları da bir BDSM ilişkisinde olmazsa olmaz bir yerdedir.

BDSM ilişkilerinde de sebep sonuç ilişkisi var ve sonuçlar sebeplere bağlı olarak ...

 

bdsmakademi.com/bdsmde-ceza-yontemi/

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bursa Çağdaş

Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Üyeleri ile görüştü, sorularını

yanıtladı.

Toplantıya Bursa Milletvekili İlhan Demiröz de katıldı.

 

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu yönetimi Türkiye Cumhuriyeti hak

etmiyor. Kendi topraklarını bırakıp kaçan bir hükümet bugüne kadar bizim

tarihimizde hiç olmadı” dedi

 

-“Yapmamız gereken demokrasiyi, özgürlüğü, özgür medyayı savunan bir yeni

yönetim anlayışını Türkiye’de iktidar yapmaktır. Biz buna hazırız ve 4

yıllık süre istiyorum. 4 yıl. 4 yılın sonunda demokrasimiz, özgürlük

anlayışımız batı standartlarına gelmiş. İnsanlar sokaklarda özgürce

gezebiliyorlar. Dış politikamızı tepeden tırnağa değiştireceğiz bütün

komşularımızla barış ve huzur içinde yaşayacağız. 4 yılda ben bunların

tamamını yapabilirim. Bu özgüvenimiz var. Çünkü ben 27,5 yıl devletin en

kritik noktalarında çalıştım. Bir devlet nasıl yönetilir bunu gayet iyi

bilirim. Belediyeyi yönetmedim devletin yönetiminde bulundum ben”

 

“Bütün demokrasi güçlerinin CHP’ne destek vermesini istiyoruz. Bizim

kurumsal kimliğimiz, kurumsal kapasitemiz, tarihimiz, demokrasiye ve

uygarlığa bakışımız böyle bir desteği hak ettiğimizi gösteriyor”

 

-“İdris Naim Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde, “İstanbul’da belediye

otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi” dedi. Genç bir

kızımız orada yanarak öldü. Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi

olduğunu söyleyen ben değilim. Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin

İçişleri Bakanı söylüyor bunu. Şimdi hepinize soruyum, gazetecisiniz

molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Tutuklanan gözaltına alınan oldu mu?

Hayır. O kişinin kimliği biliniyor mu? Evet biliniyor. Siz bütün bunları

görmezlikten geliyorsunuz, biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP de

buna karşı çıkıyor diyorsunuz. Yalan, şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu

yerde demokrasi, özgürlük, insan hakları, kadın erkek eşitliği olabilir mi?

Olmaz, biz özgürlüğü savunuyoruz.”

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu Bursa Çağdaş Gazeteciler Derneği üyeleriyle

görüştü, başta içgüvenlik yasa tasarısı olmak üzere sorularını şöyle

yanıtladı;

 

Soru- İç güvenlik yasa tasarısıyla ilgili görüşmeler sürüyor, hayli

gerilimli gidiyor galiba. Tam olarak ne amaçlandığını düşünüyorsunuz bu

yasayla?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi benim öteden beri üzerinde durduğum temel bir

konu var. Bizim demokrasi tarihimiz çok eskilere dayanmıyor. Parlamenter

sisteme baktığımızda 200 yıllık bir deneyimimiz var. Bir Fransız yazar 1789

Fransız devriminin bile daha tam oturmadığını söyler. 1789’a baktığımız

zaman bizim 1946’dan buyana çok partili hayatı ele alıp

değerlendirdiğimizde 1789’a göre çok yeni bebek diyebiliriz. Yapılması

gereken şu; demokrasiyi batı standartlarına uygun, tam üyesi olmaya

çalıştığımız AB standartlarına uygun bir sürecin içine koymamız ve onu

kazanmamız gerekiyor. Şimdi biz AB’yle uyum sürecinde işte yeni bölümler

açılıyor, bizim AB’yle uyum komisyonları çalışıyor. Yani özetle bu ülkede

birinci sınıf demokrasiye ihtiyacımız var ve bizim bütün mücadelemizde

bunun üzerine inşa edilmek zorundadır. 200 yıllık bir parlamenter sisteme

baktığımızda 200 yıllık bir mücadele hep demokrasiyi biraz daha ileriye

nasıl götürebiliriz bu mücadele verilmiştir.

 

Şimdi AKP’de iktidar olmadan önce 3Y ile mücadele edeceğini söylemişti.

Yasaklarla mücadele edeceğim demişti. Maddelerden birisi buydu. Yeni

yasaklar geliyor. Yani kamuoyuna halka verdiği sözü tutmuyorum diyor ben.

Şimdi valilere savcıların yetkisini veriyor. Vali savcı gibi bağımsız bir

otorite değil. Vali hükümetin emrinde, hükümetin memurudur. Ama savcı adı

üstünde devletin savcısı değil, cumhuriyet savcısıdır o. Adı üstünde hiçbir

mesleğin başında cumhuriyet sözcüğü yoktur mesela. Çünkü cumhuriyeti

korumak ve kollamakla sorumludur cumhuriyet savcısı. Demokrasiyi korumak

kollamakla sorumludur. Siz cumhuriyet savcısına yasalarla verilen yetkiyi

cumhuriyet savcısının elinden alıyorsunuz valiye veriyorsunuz. Vali diyecek

ki şunları tutuklayın. Savcı? Savcı kararı yok. Ne kadar? 48 saat. Bu

hiçbir çağdaş ülkede yok niye bizde olsun. Buna itiraz ediyoruz biz. Bunun

doğru olmadığını söylüyoruz.

 

Şimdi Sayın Başbakan ısrarla diyor ki, efendim Molotof kokteyli atanları

siz savunuyorsunuz. Bonzai kullanılıyor, uyuşturucu kullanılıyor siz

bunları savunuyorsunuz. Oysa bizde diyoruz ki, hatta geçen Salı günü

söylemek zorunda kaldım. Yani birisinin Bilal’e anlattığı gibi bende sana

anlatayım dedim. Uyuşturucu kullanmak zaten suç. Siz uyuşturucu kullananı

veya uyuşturucu ticareti yapanı tutukladınız da biz itiraz mı ettik? Yok

böyle bir şey. Okulların önünde peynir ekmek gibi bozai satılıyor. Bu

ülkede hükümet yok mu? Var. Niçin gereğini yapmıyor? Nitekim dün akşam

bonzaiyle ilgili madde görüşüldü, yani cezayı biraz daha ağırlaştırıyorlar

oybirliğiyle geçti bizim hiçbir sorunumuz yok ki zaten. Uyuşturucunun ne

kadar tehlikeli olduğunu, özellikle çocuklar ve gençler için ne kadar

tehlikeli olduğunu bende biliyorum sizde biliyorsunuz. Molotof kokteyli

zaten suç.

 

Bakın ben size tipik bir olay anlatıyım değerli arkadaşlar. İdris Naim

Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki,

İstanbul’da belediye otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi

dedi. Genç bir kızımız öldü orada, yanarak öldü. Bunun MİT görevlisi, yani

Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi olduğunu söyleyen ben değilim.

Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin İçişleri Bakanı söylüyor bunu.

MİT görevlisi o Molotof kokteyli attı diye. Şimdi hepinize soruyum, hepiniz

gazetecisiniz Molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Hele bir kamu görevlisi

yapar ve bir kişinin ölümüne yol açarsa çok daha büyük bir suç. Tutuklanan

oldu mu? Hayır. Gözaltına alınan oldu mu? Hayır. O kişinin kimliği

biliniyor mu? Evet biliniyor. Kim biliyor? Dönemin İçişleri Bakanı biliyor,

ismini de açıklıyor zaten. Şimdi siz bütün bunları görmezlikten

geliyorsunuz efendim biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP buna

karşı çıkıyor neden? İşte Molotof kokteyli atanları savunuyor. Hayır

efendim hayatımın hiçbir döneminde ne ben, ne herhangi bir Cumhuriyet Halk

Partili ve eminim ne de sokakta yürüyen sade vatandaşımız şiddeti hiçbir

zaman savunmadık, savunmayız da. Şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu yerde

demokrasi olur mu? Şiddetin olduğu yerde özgürlük olabilir mi? İnsan

hakları olabilir mi, kadın erkek eşitliği olabilir mi? Biz özgürlüğü

savunuyoruz.

 

Şimdi dediler ki, gelen bütün maddeler Avrupa ülkelerinde de var. Bu söz

üzerine AB yetkilileri dahil pek çok uluslararası kuruluş açıklama yaptı

bizde böyle bir şey yoktur diye. Şimdi düşünün yani biz buna karşı

çıkıyoruz. Karşı çıkma gerekçelerimiz söylediğim gibi demokrasi ve

özgürlükler bağlamında. Şimdi yüzünü kapatmak suç. Açın terörle mücadele

yasasını şiddet içeren bir olayda yüzünüzü kapatmışsanız zaten suç. Yani

terörle mücadele yasasında zaten var bu. Peki siz yüzünü kapatan kaç kişiyi

aldınız şuana kadar? Kaç kişiyi tutukladınız? 6-7-8 Ekim olaylarında 40’ın

üstünde insan öldü. Ne oldu? Kaç kişi tutuklandı? Kütüphaneler yakıldı,

Atatürk heykelleri yakıldı. Kaç kişiyi tutukladılar, kaç kişiyi gözaltına

aldılar? Bunlar suç değil mi? Suç. Suçu ağırlaştırmak çözüm, efendim PKK

için suçu ağırlaştırıyoruz. PKK’lının hapse girme diye bir derdi yok ki

zaten. O başka bir şey. Onun önlemini alacaksanız başka türlü alın onun

önlemini. Zaten yasalar var yeteri kadar ağır zaten yasalar.

 

Size başka bir örnek daha vereyim. Adam gidiyor kentin ortasında elinde

kalaşnikof silah arabalarda kontrol yapıyor, şehrin ortasında. Valisi

orada, kaymakamı orada, emniyet müdürü orada, şube müdürleri orada, herkes

orada. Ama kimse görmüyor. Bu yasal mı? Hayır yasadışı. Niye görmüyorlar?

Hangi gerekçeyle görmüyorlar? Güçleri mi yetmiyor? Yoksa yaptıkları bazı

pazarlıklar mı var? O nedenle getirilen yasa tasarısı bizim demokrasimizi

gerileten yasa tasarısı. O nedenle biz karşıyız buna ve doğru değil. Sadece

biz değil bakın AB’den, Avrupa komisyonlarından pek çok sivil toplum

kuruluşu ve resmi organlar açıklama yaptılar ve bu paketin doğru bir paket

olmadığını söylediler bize. Kaldı ki, bir şey daha var. Yani ilk kez belki

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde HDP, MHP, CHP üçümüzde karşıyız. En azından

demokrasi bağlamında bir yerde buluştuk yani demokrasi bağlamında.

Demokrasiyi savunuyoruz, insan haklarını savunuyoruz. Budur yani yaptığımız

olay bu. Daha içinde pek çok şey var. Yani hukuka aykırı, anayasaya aykırı

pek çok düzenleme var. Onlar ısrar ediyorlar, bizde ısrar ediyoruz bunlar

olmaz diyor.

 

Ayrıca şunu da söyledik onlara. Siz Molotof kokteyliyle ilgili veya

bonzaiyle ilgili veya uyuşturucuyla ilgili veya insan hakları ihlalleriyle

ilgili eğer düzenlemeler yapmak istiyorsanız buyurun getirin yapalım bizde

destek veririz size. Yani demokrasiyi güçlendirmek için ne gerekiyorsa

getirin size destek verelim dedik.

 

Soru- Şimdi önümüzde genel seçimler var. Bu genel seçimlerde CHP herhangi

bir siyasi partiyle ittifak yapmayı düşünüyor mu seçime girerken? ÖDP,

Birleşik Haziran Hareketi ya da HDP’yle görüşmeler var mı? Böyle bir

ittifak görüşmeleri sözkonusu mu? Şuanda durum ne merkezde?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Durum şuanda iyi merkezde onu söyleyebilirim. İttifak

dolayısıyla herhangi bir görüşme sözkonusu değil. DSP’nin Sayın Genel

Başkanı geldi, beni ziyaret etti bir arkadaşıyla beraber seçimlerde beraber

çalışalım diye. Kendisine net, açık bir teklifimi yaptım zaten. Yani sosyal

demokratların bölünmesine, iki ayrı parti halinde çalışmalarına gerek yok.

Cumhuriyet Halk Partisi en köklü partidir. Dünyada bizim kadar eski kökleri

olan siyasi parti sayısı 4’ü veya 5’i geçmez. Yani buyurun gelin hep

beraber Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altında mücadele edelim diye bir

teklifimizde oldu. Teklifi de kendilerine götürdük. Nasıl bir karar

verirler bilmiyorum ama bütün kararlarına en azından saygı duymak bizim

görevimizdir.

 

Diğer siyasi partilerle ilgilide herhangi bir işbirliğimiz sözkonusu değil.

Haziran Hareketini arkadaş

BİSİKLETLİ PROTESTO DUYURUSU ve EYLEMİN DETAYLARI :

Daha Meril Çiğdem Durmuş'un acısı dinmeden çok kötü haberler arka arkaya geldi. Bayram turu için İznik'e giden 5 bisikletliden biri olan TOLGA BEYENİR, dönüş yolunda İnegöl-Ankara Karayolunda emniyet şeridi üzerinde ilerlerken maalesef bir trafik teröristinin kendisine arkasından çarpması sonucu hayatını kaybetti.

 

Bu haberin şokunu atlatamadan İstanbul Maltepe Dragos sahilinde sağ şeritte bisikletiyle ilerleyen ZİHNİ ŞAHİN'e bir dolmuşun güpegündüz arkadan süratli bir şekilde çarptığı haberi geldi. Maalesef Zihni Şahin de hayatını kaybetti.

 

Tolga Beyenir'e, Zihni Şahin'e ve bugüne kadar bisiklet kazaları sebebiyle vefat eden tüm dostlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına ve hepimize baş sağlığı ve sabırlar diliyoruz.

 

Hem Anadolu hem de Avrupa yakası sahilindeki bisiklet yolları üzerinde özellikle yaz aylarında yaşanan araç ve mangal işgali sebebiyle "sözde bisiklet yolları" üzerinde doğru dürüst bisiklet süremediğimiz gibi üstüne bir de magandalarla tartışmak zorunda kalıyoruz. Saygıdeğer trafik polisimizin ve İBB Beyazmasa yetkililerinin şikayetlerimiz karşısındaki ilgisizliği ve vurdumduymazlığı da cabası...

 

Tüm bu sorunlarla uğraşmak istemeyen biz bisikletliler de mecburen ana caddeden gitmek zorunda bırakılıyoruz ve hayatımızı da tehlikeye atmak zorunda kalıyoruz.

 

BİSİKLETLİ DOSTLARIMIZIN VEFAT ETMELERİNİN SORUMLUSU SADECE ONLARA ÇARPAN TRAFİK TERÖRİSTLERİ DEĞİL, HER ÖNÜNE GELENE KOLAYCA SÜRÜCÜ EHLİYETİ VEREN, GEREKLİ DENETİMLERİ YAPMAYIP GEREKLİ CAYDIRICI CEZALARI KESMEYEN ve TÜM ŞİKAYETLERİMİZE RAĞMEN OLAN BİTENE SEYİRCİ KALAN İLGİLİ TÜM KURUM-KURULUŞ ve YETKİLİLERDİR.

 

SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMEYEN TÜM KURUM ve KURULUŞLARI ve YETKİLİLERİ LANETLİYORUZ!

 

Eğer doğru dürüst yapılan bir seri sınav sonucu sürücü ehliyeti verilseydi ve çok sıkı trafik denetlemeleri uygulansaydı, bugün TOLGA BEYENİR ve ZİHNİ ŞAHİN ve bisiklet üzerinde hayatını kaybeden tüm dostlarımız aramızda olacaktı.

 

Eğer trafik polisimiz bisiklet yolu üzerine park eden araçlara durmaksızın ceza yazsaydı, yasak olduğu halde bisiklet yolu üzerinde mangal yapanlara karşı İBB birimleri katı uygulamalarda bulunsaydı, bisiklet yolu işgalleri çok azalacaktı, bu sayede ZİHNİ ŞAHİN bisiklet yolundan güvenli ve rahat bir şekilde ilerleyebilecek ve ana yola çıkma ihtiyacını hissetmeyecekti.

  

Motorize faşizmin her geçen gün arttığı ve motorlu ulaşım dışındaki tüm ulaşım araçlarının ve hatta yayaların neredeyse hiçe sayıldığı bu dönemde sesimizi daha fazla çıkartmamız gerektiğini düşünüyoruz.

 

BU SEBEPLE 18 AĞUSTOS PAZAR GÜNÜ TÜM BİSİKLET SEVERLERİN ve BİSİKLET GRUPLARININ KATILIMI İLE "YOLLARDA TERÖR ESTİREN POTANSİYEL KATİLLERE, BİSİKLET YOLU ÜZERİNDE PARK EDENLERE-MANGAL YAPANLARA ve TÜM BUNLARA DOĞRU DÜRÜST YAPTIRIM UYGULAMAYAN TRAFİK POLİSLERİNE ve İBB YETKİLİLERİNE KARŞI" ORTAK ve BÜYÜK BİR "BİSİKLETLİ PROTESTO" EYLEMİ GERÇEKLEŞTİRİLECEKTİR.

  

18 Ağustos 2013 Pazar günü Kadıköy Caddebostan sahilindeki Beltur Cafe'de (Caddebostan Migros'un arkası) saat 16:00'da buluşacağız ve trafiği kapatmadan ana yoldan ZİHNİ ŞAHİN'in vefat ettiği Dragos'a kadar yavaş tempoda ve sadece bisiklet zillerimizi çalarak ilerleyeceğiz.

 

DRAGOS'A VARDIĞIMIZDA BİSİKLET YOLUNA PARK ETMİŞ ARAÇLARI POLİSE, MANGAL YAPANLARI İBB BEYAZMASA'YA ŞİKAYET EDİP POLİS GELENE KADAR ve PARK EDEN ARAÇLARA TEK TEK CEZA YAZDIRANA KADAR BU ARAÇLARIN BAŞINDA BEKLEYECEĞİZ. EĞER 30 Dk. İÇİNDE POLİS GELMEZ İSE veya ARAÇLARI ÇEKMEZ İSE SADECE SOL ŞERİTTEN TRAFİK AKACAK ŞEKİLDE YOLU KAPATACAĞIZ VE BİSİKLET YOLUMUZU İŞGAL EDEREK HAYATIMIZI DOLAYLI YOLDAN TEHLİKEYE ATANLARI PROTESTO EDECEĞİZ. POLİSİN YAPTIĞI TÜM UYGULAMALARI KAMERAYLA KAYDA ALACAĞIZ.

 

*** TÜM BUNLARI DA KİMSEYLE TARTIŞMADAN, KAVGA ETMEDEN, HİÇ BİR ARACA ZARAR VERMEDEN, BİSİKLETLİYE YAKIŞIR ŞEKİLDE MEDENİCE GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ.***

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Silivri’de Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda CHP Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve diğer tutuklularla görüşmesi sonrası basın mensuplarına açıklamada bulundu.

eY4p;98{S47ýSoÅÔÖ÷Îí2Fn£UZ2ó¨¨Û#

»[QêÙÔÎRе[¬¢(øFægTì9lÊ1U:Ñ`ñY¶|»uqCÜÄvÝ#õCòÐ=Îdïûu¥w5ü«º¬qÐ*zmZxô

fNñò;¬=GJ!êkØxe~;~s/zq£hÐ\¥x¸c¿&&»ôÚg'4.é]°)

>k( Kú5µRr2Ù-v$\TÂ3)D+dU,ó&°tÝ1åJßàìzbC¾Ð¤K¼¼b×ÌU¦bI5VW_¸Us"Hæ^éJöözÈÈ

pj´?&\°Á¨}ÆVégBÞ§«lý

ÊÆ¤ýø@SÉHÄ$

ª8¸©eþW_µOfÉÓ.­¯^§Ó,ê{¡4åþÇ*ËYD³±"KÈaPGMó

µFA¡e¡:õ¯ÿÒInë,'lQPÌM·yøê­ÝÁ?K`þh·?j²JkÒ»6iGÔírC×d½±¶Pec>ä­Å¥KmcNÒ+oÁh¢ÆàQP¦o}%Öôí§YèÝPxý;FF~7$?,eÚhÀä­baÓ9f"[µv2ÈHþîáKÿªO:þ9

\FéÉÎ Cûë¼X×%³­b/}*ýêJ7ëÈñ2¦/4

"9ÞÒÄO!Éá°Ì<õ½ÞCðìEGôÌl(§dbË¿ÿÓiZankV1È¥$ó-ñ¶Ó&+öÙHv4¥å*CËé¯FjöXZf1ÞHÕø©÷mñ)

½ÂÆÔ|`*_ÂA^Ø£Nä£5Z÷¯\æÊ<Y°Ô51mÓôkY)^%úeRí¸á{½£òûÉPéâè_?¯stÄFüH¦Eº"Ëu

iþ`Õt«ËXåÚb±¹s©3[ÛÞÙ

àRÆ@uc³ñäØQÝ£ôÙ½SGk]CL¾¹z²1»

Aß.Ø©H»9Ð`Ó!ó

£ÞkK©2è¡Sáß6\»Äõûm/JQf¬VÄû;RµïTò;+xîÖ8þ3À&µ"¹_EyÕ¬êæî¬¶I$vÄñÄ®dI0P½¶÷w3

 

Yzué½>y(ÆÃ9H®ßT

ü¥{¯ï'24«ð©YK.Ýëðʺ0Üþ_kVº>¹óDóÉ1ÐpâÒ9÷ÒpÛ·¨¨jfó

®·QÊ!rTðT+URÔ,ÀøSýlºeV®ÓÍ£É;!b¤PӾݰ¯0ñKpg¯! ¬ê' ½;/\qH/ ´¯2è6>_µÓ´Ûß­Mj¤f¡aAO|¬òs1cÒÊÿ

¨h(ü@J×!Ù8ë+¨ÞÒxöÊ:ô$v>Ì6ÉÙY@U D0Ü"N}Õû©q?å%8º%ÖäFïc¤£X$ÍË~¬´¸ì2ý_BÕ¢Ê-þÈÔVÃËàÇ9;8³xòú²£fqd²P|U(ÅÿÕÕÉ6­'Pw÷ÛÂÒÈh')yõg¾¿F8¢ì©ÊÁÝ%(¸¸äÓáhH®ÆW-kµð_ÆÌ2ñ²õÛ¾HJó({YÖ®/$gôßpìHÿ){`@z_/4-¼¢IäØM@õïNßð9NP,òÛ9HhÍØwÆÙ¤^i¾?Sã3É©aÉCDV ;´ê¿µ;¯tâ`cËÏ_ÛMÁW

iàwí~qqÎ2zKäϼ±¦Bt¡kxC8à eøRÊAð$f^8m»Dº²½6ÜÛÞºj¶b{y£"@iÇe»WÃ2­¢e>ZÑb´µëôE«KE$­¸í\@lßW #7Õ­DH¢ãÀâ3©Kó%]ϦéPBéà Å~&$Ë£Ô·þfÉ£<±ù~[ÏA¥

ÐÐYxÓýSqF¨õc+½º1-gѼsR³ÈÊ\uVõذPjv¦QÃÂ)°)?å}îequ{~

ýò!Ï*móÍDy»tõý3UsÛÉ

WR

ܺè¶Ê K<Í©¾8Äj w¡ÈH°X¡og¢yQ¥tYZüìàzâV "§Ñöq&dzeÑtÍ*ÜÜG°Cè°x½NnG&ãFVûåqóiÓn"ÍGHÞÚè¨pÅ)4àÛ¯\­ÌõGêZð°Û|±¦1§ÜÜ%Õżã7uÔx:Áÿ'âçVí®Ã«

FJÿ#ß­NN2·Aks8¬&WZkÿ5dMù

:¡õÈËpW«$;rj.0*Q

ÿÖmrmb|º1BþÛ?:mM^h"UæcÈS<{aª[KäQ(,

Qò¯ÈdðoY~Òìc¥j;ôÄ+¡¹\¹)ë

=ÁéIZTB±1VùJÿVØ÷HóÈWÞSé!Ï=N»ïLÊдmþ³q¯E=

ôâ¶e(q!¥~"Xq¦ltz9e£ô¸¡¬Ç3³Çþõ­/Ë3OàH'èÍ¡ìÞÿØËþ)ÔãíAqT?§øyåÂÄ^ÆÄÉú;Ôø·PTíóÌúq íµòKúÎÐ5î5Sê0ªÐ1õìxuØëMTôo<G.f·M

»Ï¬jü^¢¾ôË¡sE¬oÌhí#·¿8|4j¶ÛðA^$æ¢Þf¹IÙd:[¨bÁyG·íP4yOêÚ`ºæ£ÓÌc'G²çÅ)óY?gF¼y²%¨1¯ÀT-z.Ùªñü?÷ÞǬt

:XÞØ;,g¡@íK®bñ1¦Cæ­dZÙè(]¤^$)S¸ÌÜR¨³ÍXÙM2 Å#

å°ññËxÐÍ4K[´KCÓ­ÃB¬$,ÃªÓ öȤ¾EòíÑÔ.,PÞ++ú¨ò%Y7Ve¨©ÛíeTA)óF«¦ÍéÁk+l

¨¨Qθ3HQeK|êuÙ*-ä©­)ñ/|ÓuvS4\z¾§©ÜØZê\­"qbA%#Ûö²ÁmÊd

($/ËK

¶!yóSLÔtýJÑý=BÒrmÿÊB¿·ù­WS'¨y_ÍZf¿§Gsi*úÅGÖ-¹$OMÕñÌyD¦æh@5Øí²TÒæÀ¼-³±( V½N<º%³¤úÿíeK}*8ê..ÜÕTø kï"ØqïÞRK9j6%ÌPÛ\Ü}dXÓ²

&)1Ë;f^úÞqQJñZ]]¡0ÊÑHÈÔàª3q¥ybbcɸlÌåÍá´we/u&¢½+@DÒ{åÍE¯a¤0Uøüñb}ð[]'ÒP?ÿÐN¹cbÒp%y¾(o¬æy¸­½¿÷nwf~_§+^w¤ÛM«jvH\Þ̱º¼kÉÿádñ)¯¨ü±lP

t

»=©óÉÅ;èæUEÚH¼*|2èL{ÎwvO)"YSf(ÀaüÆòlÚ>¯-ölÏ Ý3Oc*ÑÂ!ºñôØü?Êêä²C¨äÕËkCè¶I@Ï2=ÇL¢¹³¨¢/¯nô»ÎîïQÂÓáØtõdóúNÇ8ÖHGЧ¦ù¯Ì°ì£8·4O]ÏTÌL¬ú·g8¦æ3iÓ¼ö± fC+ñu(iQÄ­?de\b*Ó-0²5üÇó}?ÞkwöôÐçÏÉåà¦/æqí­µ8-Ô¥B®©J«H¡_³ólÎÓjLý'£¨ÓzV´[«ÓW0Î#Xª0Z|á¥ví¶eÄîãu§ù÷Ë6:,6³ÎRK8Ôâ¿

>ßÉ1b½3¼ ¶ÓÈ×NZ*«¿ÔSñ?ûmáú¾§mº¶à}F¹R£¥$ý9FI

Ãd;ØûO3#Ä âê6u¡ñ鱯l²Êÿ,§A¯þ%@¿Qé#tõ#Üm1¶xgF»Þ¿}so§i³\겦4V/Ôþb{S9ftæuõÍf[À¦;uýݬGªÆÄÿßi¿æÜ8´¶î-§[Y^ÓìËaþÉib>òßç&±cÂ

j/Ò6ão¬%àq²?ü&cÏs`ÈÍõ?6éz¶o>qê*®

w`ÊwV§T"AݲPÙupaµ`RG>¨HÃ1Ú»Wa¿]Ça²E¦^ÞÞ_&@¶` ÝwbFãýY0lÄna1óý¾¹wdQ84I8ºIC/Áñâ9yÅg#ÄÙPH¼Ã)ÖäeKPÂ9jYÕ{©?´¿ñ®CȲ_ʼ»WRPÚ Äôj³u4¯W[³¶~ã

òUÿÑF¹k6Ã"RóOÌxn ¸¶Î°ÌßiI

8:ùY²K.]`üÂÒ'

VÜ1þªÇ5gÉDl¾Ðâãûæ60æÍ'!e°ï6xÝ2dÉ ´ËðÞ5#·±Jú §íË248ãÆdNÿKN]¤?¥þéå§ÛE(c ´y>â6ù'uÿcð83åÕíö¡wj@¦cë¥ûÊòeÙÑýÕ÷¬¬×e\G¶jr˱Ù7M9rcáM³Rl@ØZ

çåÜ);Êþk4ÌQ=)

ÐV­QÄfÿ²¯Ç5üÙ}ñu¯^¿çÒÌAÑÃÈå+·Â¥ý|é=O3èï-:èZíû"ÄôÇÔ1÷«Í§hó]ÚÈï2

"È L(½?ËÊód0%<QA/ 2;±gbÎÄcÔ¹9£wÄT

Ulo<7ÜÃ+Gs+Å*ìUÕiò#&ÓÏ<ùÃYómÝÚ~Û[¬kÔ+·í̧÷þ#ìçÉ JªÐïNZñ¹cy$Xã^Nä*¨îNÃ"RÎ4Íñ&MV8¾²J«Î¢G?±×¦YlÙzÉòC¦Z5²,2@R4jÀËAÖE$

#§ÁÅr°Ë9é5ÓÇQÄQÐaìãu{7®­¯|¿esoÄF9F«SýaÕ7ÅÐâ¨yâ¯ÿÒZÍ¢p%)ó¥dÖò¨5û.z©ñïL)¢ùSôoí®ã5·BÞ%1=WßînÅßDèÔ0F}Cnx\^rýåkë«{¸ÚóÑ F(QSÑhlî÷.>l ØpñSDúFpí¥SV;uùfß±®GÉÕöÑÒeFÞQÉ&Vmª¯ÌçGÄó\Íx´oÜÜÄcľîü˺h~«§ªÈ¢BÓ?1J

ÙßË5úü¢çh1r`ñßÇ5ÁØ«Õ

V®ie+êHÏé Hùx¨$

è»ôÂM¨[\

Ñ4ÅSÿ*YIJëðòô­ë¿ÄGÄã\ª}Ì+d¶¥M¤pü[

Rëer²s$EÔà>)T©#±©ßM\½(4ËÉ9iX´dPÕwze

¹sÌ«I&A-¢¹³!¸Ù^Rçcñ Eãáðä6¦:i|¶Ëqc/¤$j½~Éé-=^©ùFòK \ÛÈy=µÅ

ürvÌ{lÖÇÃ!mØøa´?ÿÓ\µÀ-ÇC,í[XîIÈcìÄÐtùï²ÊåÑézµ§z£4Þi©Ñ4°írBË3ÊOámyifwþHÜÛAôTYª7¡äÖÍf},³Ô¶ô;18a¨ïë¥ïteêðMs¬LÆyÑx;!Bü@Ý[ìåÓFájÇ9dWðÅ]þ[]ê6)v¾«K·¥Ö¢~×züY|ûH5üî'=°

.¿Ãìô´ëÛõçqyÄä/){×2tSÁïp{GWµWT»V±ÈÝèÒ¾m(º!çóU7ö

wCNãE>$|þo1üÀ¾3ëBxÿw¹bÇÚ©×Jç]ÁÙècè¿ç;ß­s9Õ­

QZ@$ö÷Å[U%tW*}À;âUmqU[[Yï.¢µ~òV

è+Õ°ÀM+Ñ µÓ­âKHT·ÔjmNeH,ÄýùÅÕ³41É/Ô°Æøw«(¾ä^5À·x\Kfâì;öF5xÞæ*ÞHVW+¡EOóvÈ9j(yn-¡´@dc±§F4 ¯ø×¬âäxºGö3%Wq×ûpS@zä©

n yzoöJßÓ1³Ûñ«I¤7òåVÚG}þxÿÔ\µÀ$í× Yô[V

¤¿OÇ#Qdô]

É?Êñ¹RNäéß.ib^`WÓ*Á

=ÎÃ#rÁè²·[Ù}_cøU~Ë~:dó^?¢à

Ó$ðò¸fd![ Ä#äÿäå·Å.Íã«ÿqüäÆTÒ¬#i4óê»­YSâß¶ô|ÉÓèèÙ!ÃÕk

_Î|éù£`l¬ZU¼ªÅÓÊßO,:^ýrþgüS

><§ÑçļÿFüÈóΫɨ$(ìÄ"GÅkBÝ*s_Ò§¿Òç˳"#·ÔÉuéɩsÕ^g(n5VïEØØáËÆ-Öj´ç¨¨F-ÂVÛìRÍ×ç.躶ìj7«ToR=ðïæÑQ¸üºÐ¼ÃÖ¤fµ¼v Ü[«°ª½TæS+È^KxAç^uòcyZî

×Öá¸D

8+MíZ×++(ÓW©8°lu

µ_àVÎûáVWåk¶°Sr¹µOîÿNQ9oLãFÃõ»Xâ1ÈÊÁ]_~lÛ14S -wÃ*²¸1J´ãAÒ@:³'=MÛ

£iðÊrÆËdv}Ú,^WYq©>íã)âÿÕ.

³h¶¡î7È%ìÌ+AùåezØhzÆåI>vø)µ1­~/å`OßPODí´³06°HªÅÞ§¯ÚfÌyåæ[e 8cTò¿3yºOñ$2Ú9Ï]ì¦IjïxÃ(q.|Fxø/vO'æÐ£îÖnPÉeA¾Û®l±k1ÊÅðé:̺<£\Cú/ÖµUÖuÛÝSu':M¶Zç7«Ê2d2Òi1xÄO8

Þ]ÓµÍvÝ4ûinY_âôÑWñ8¯û,îÏ!ÙêÏäýFK(©þämêf ý¼M*£ösk£Ê!±äàv¦ÈñHQèºÁrþpxHaÇ¥kplXy©

5-þÙ.bx

$CMǾ+ØÊtÃõ})dsVëZR½úg=3r'Íê±Çy<óoSz¥(v

ÛæHõ$´e;°téóÂÔ¶heybF¿j"JÛùã$Td@I xU

A¹}÷8Ú^§ºÙ©Æ# ØPLÅæYдMÔÔãq±jønE0T*ÐdDËpWVlFå®(v¿·Y¸´k36ꪼÉèO£-¶ÒS&ýD¢+"IÅÍTî:S*.pëón$[`õÿ~¾ù"ëänÏâyL0Ƽ´õ\

×åï,Agtós©¶pm½uJ¬¨äðgã^Aºrl¯'=`z|{Oµuÿ¯À

|!Y=<èâoþ´$Ä\bIGÿÖ*

³h¶©I¸È æ]«Ì=Ërÿ¡Âkû##Ê$ߺ뵱Ï0ÊËi$ªéº ²#e9§µ¸Ô³&_PÝ`b×Óâ7ÙxfÆZÿO

lëF{¶æ»½JòêlÞ7JÒªi_øÊ°FyIÙºyF!DýJ7¾]ÒmmW´@m£¥ï0(b^_ìNÙ,Ú~)P¿â`Þl@-,KÍ=¶å½|9f³P7v"yò¯^óGup¯§i9Ô÷Êù8ãòóÈGóm9äúDò¦¢i+¥éÑ-òk#ÕÎìÇÇ2¦"R[%yvÕýu¸»GRdiFbO48K0IÒë»_,\ÀQ»þ

øNàzÞ

ê¿ié¶Fsd¦¬éÞY:kÜ´¨Nò2ñ¨= 58ìëÿ!¥â<b¸cüïë'´°jj {ÓlÖAÙMáÿ±,~b1Fy?½W&\Ióc@

¢Î!¨ØV§(SnüúàWYÛJ÷±*îCrÿø¿FI½n+CÅ[â u4ês3Â-u9d¿0ºÜ

ý"Ây"ô¸ç&·Mê^/©ß¯O7Ü ïAmékÀ^KÀ$D

PRO¾Ùh;s`U¬y²þù&^l(Öð²äraT§4ýtÂÌ<

"²Ý°¨+é_96ceM¿E±3ÔaCÿÐ+å¹`V`J"YÿÊaTÆOC¤åãúY¼7*®]h¤%õ²^¯¢M}¢ó=ÎfCMÏw_=dÏ/J5½MWÌBøes_æòw¢-<éC/¨1¥

Evúqü´:lë¦9îÌ\ÅÅ¡\Ù8iþ"ëÇXÓHbø©Qßqȹùd@ëüLW2þÝòn:Åï]©\OlUhp(Môãi7@¨79\ù³´Î(VH=!PªjõÜõ9_VGgIg*õ±Ô*Fw©l; ÛJ}I,Dp¨%¤éSÑåÔÆÑ*í¿£Ìýf5äÉ3Íü

S#+ûÏàûXÈîæcÁ+Ë"´_M¾^UëòÉth²kÖñ#Zr(èWØx÷ÈÛI;¥Éz5d&*ìß:$îϼµlmô½E!å&Vb9GÊ[lEÍÊÓ¥×%-SACÿÒ¬6ÅA&®çV;dJBy.ÞR7Ø5ý£­øWä~Ë}ÈoÇ'¼ZkޢȮdVµÌâê~kvàH,ñ;-&a

«êW6ÑÁÄ$ÒznKSãïcÁ)y4Ï-3O#é:G+­F3pô>rµ+ðíûYT´3GµËQ¶È=B»ëØ.­\[Ø­!Z¨@* æ«g@1DGº¸\ìÜ[/õÉ

dû¢§K44¿s"íGÊÝGñÉdü4D$!¡t=UJÓíÕx@ÈhÙ$,ôI48)S=(¡

íCÒN\À¡ w§Ë!!»0vL- ä[+óÖ§*<Ò29a1'ÓíBÔjW öÂ7IÞ67ÑJ}µ4

Y¤,h;}9*¦csJ²,!£

nËFæ®êßÅåÀAÇá|H~¦Ö.àÈûÇ`G¹ÂM¸bV{iä%eàÏ4·Ë¦

cH­

ëOÒ5ë}JòÉotä¯nÛð5Ùª§â^_ü.ºy=zé|©«Y®£¥_Åy¢1âµî¬¤V6!M Û¸$

* ü©­rJqñ;ä$?ÿÓ,6ÅUWÀ®ûdJY»A¨~±UN0Fëv¦;æ>èi³èt~úOPÖ0_áÔ·ÿ%Åõ¢áf'«Õ~¦}§íg3«°ºýܲWd!Kÿ+zÓ(Ï)Hßð¦øIéÿ|oË5['Á7

rOûúó9b^:%W~[×í7¸Óná½9dIµæñáoWì¶ÇìÇ.(û0åýoЮÊÈ¢ê2aQ t=óq¤7M«´å÷Þ¾ùvLw¸h©$¼[ ûYL#e+î×¢ÛèÃQDy)%jNß,[³íîVD«^cÅ{ä$6JrdiƵä~Í:ïugÖÊæÖKZèê$þ8b7HLÞ+[©¢h¸Æ¾êÅTµ9i²ñ_òÙq©³wµFòñn\GÊêÞ¯q)U;ÎD¬©!Àò¯ÃíiP®ôT\²Ê6ª²·z±?°0¬b2Â&;D:TøcH¤»Õ-/¡(!¤ô$Æ$$3(è«s¡j7vWÓåçulò*Íé°QÎ442"µÃ*6p;/¦HVê&®LbÿÿÔç©ôäéÅ*"çèzà)KèÙëÎWÛwûßýjæ~e§?ÒòÍÓým_ªsõÖ¯©ëõý|úßåf~¡éLtªþø©þö%=*z®ÜxþÏûóÅüØO(¸&¬ý<¼ÙMǧúXóúµ}1ýç?¬WoïxmÇþ5ãdúúÿ¼s°r÷¿æý

ê¿ï%ç.UæÞ^¿d}¾;S#§»üçi¤¯Oü¿Çüyè^§èÙkÂÜ8(þòµóÈAÖ뿽<ÿÍþÌ5^_VN^¯÷ƧÛcü//÷^G/ÒÝÐøþ·ó®ÝØýµözgôHwã_دùü;aWÛSôÿÞ

~ïuiþóEyý?¥Àåôý_ÅîsVú[ÔýZÿǧÖùÉëûÞ^t¥)OR:óýB¼}Oùçû>¦EÈÃô¥F¿Yß:t¯¿OüÛÇyù³R¯?oU~Í8tûþX±É

¨ÿxçJõkþMrA(Ù«êÇZv§*séíürg)õ×þî¾­y}±^?åÿ>%èÜVÿC}ýèëßCÿÙ8BIM%ªô³Ò]N®ó ÿ&`ÿâXICC_PROFILEHLinomntrRGB XYZ Î1acspMSFTIEC sRGBöÖÓ-HP cprtP3desclwtptðbkptrXYZgXYZ,bXYZ@dmndTpdmddÄvuedLviewÔ$lumiømeas$tech0rTRC<gTRC<bTRCELRY`gnu|¡©±¹ÁÉÑÙáéòú&/8AKT]gqz¢¬¶ÁËÕàëõ!-8COZfr~¢®ºÇÓàìù -;HUcq~¨¶ÄÓáðþ

+:IXgw¦µÅÕåö'7HYj{¯ÀÑãõ+=Oat¬¿Òåø2FZnª¾Òçû%:Ody¤ºÏåû

 

'

=

T

j

  

®

Å

Ü

ó"9Qi°Èáù*C\u§ÀÙó

  

&

@

Z

t

 

©

Ã

Þ

ø.Id¶Òî%A^z³Ïì&Ca~¹×õ1OmªÉè&Ed£Ãã#Cc¤Åå'Ij­Îð4Vx½à&Il²ÖúAe®Ò÷@e¯Õú Ek·Ý*QwÅì;c²Ú*R{£ÌõGpÃì@j¾é>i¿ê A l Ä ð!!H!u!¡!Î!û"'"U""¯"Ý#

#8#f##Â#ð$$M$|$«$Ú%%8%h%%Ç%÷&'&W&&·&è''I'z'«'Ü(

(?(q(¢(Ô))8)k))Ð**5*h**Ï++6+i++Ñ,,9,n,¢,×--A-v-«-á..L..·.î/$/Z//Ç/þ050l0¤0Û11J11º1ò2*2c22Ô3

3F33¸3ñ4+4e44Ø55M55Â5ý676r6®6é7$7`77×88P88È99B99¼9ù:6:t:²:ï;-;k;ª;è<'<e<¤ >`> >à?!?a?¢?â@#@d@¦@çA)AjA¬AîB0BrBµB÷C:C}CÀDDGDDÎEEUEEÞF"FgF«FðG5G{GÀHHKHH×IIcI©IðJ7J}JÄKKSKKâL*LrLºMMJMMÜN%NnN·OOIOOÝP'PqP»QQPQQæR1R|RÇSS_SªSöTBTTÛU(UuUÂVV\V©V÷WDWWàX/X}XËYYiY¸ZZVZ¦Zõ[E[[å\5\\Ö]']x]É^^l^½__a_³``W`ª`üaOa¢aõbIbbðcCccëd@ddée=eeçf=ffèg=ggéh?hhìiCiiñjHjj÷kOk§kÿlWl¯mm`m¹nnknÄooxoÑp+ppàq:qqðrKr¦ss]s¸ttptÌu(u

uáv>vvøwVw³xxnxÌy*yyçzFz¥{{c{Â|!||á}A}¡~~b~Â#åG¨

kÍ0ôWºã

G

«r×;iÎ3þdÊ0ücÊ1ÿfÎ6nÖ?¨zãM¶ ô_É4

uàL¸$ühÕB¯÷dÒ@®ú i Ø¡G¡¶¢&¢££v£æ¤V¤Ç¥8¥©¦¦¦ý§n§à¨R¨Ä©7©©ªª««u«é¬\¬Ð­D­¸®-®¡¯¯°°u°ê±`±Ö²K²Â³8³®´%´µµ¶¶y¶ð·h·à¸Y¸Ñ¹J¹Âº;ºµ».»§¼!¼½½¾

¾¾ÿ¿z¿õÀpÀìÁgÁãÂ_ÂÛÃXÃÔÄQÄÎÅKÅÈÆFÆÃÇAÇ¿È=ȼÉ:ɹÊ8Ê·Ë6˶Ì5̵Í5͵Î6ζÏ7ϸÐ9кÑ<ѾÒ?ÒÁÓDÓÆÔIÔËÕNÕÑÖUÖØ×\×àØdØèÙlÙñÚvÚûÛÜÜÝÝÞÞ¢ß)߯à6à½áDáÌâSâÛãcãëäsäüåæ

æçç©è2è¼éFéÐê[êåëpëûìííî(î´ï@ïÌðXðåñrñÿòóó§ô4ôÂõPõÞömöû÷øø¨ù8ùÇúWúçûwüüý)ýºþKþÜÿmÿÿÿá%_http://ns.adobe.com/xap/1.0/

     

Sheila Uberti

           

0, 0

255, 255

    

0, 0

255, 255

    

0, 0

255, 255

    

0, 0

255, 255

                                              

ÿîAdobedÿÛ

  

""ÿÀ °ÿÝÿÄ¢

 

s!1AQa"q2¡±B#ÁRÑá3bð$rñ%C4S¢²csÂ5D'£³6TdtÃÒâ&

EF¤´VÓU(òãóÄÔäôeu

¥µÅÕåõfv¦¶ÆÖæö7GWgw§·Ç×ç÷8HXhx¨¸ÈØèø)9IYiy©¹ÉÙéù*:JZjzªºÊÚêúm!1AQa"q2¡±ðÁÑá#BRbrñ3$4CS%¢c²ÂsÒ5âDT

&6E'dtU7ò£³Ã()Óãó¤´ÄÔäôeu

¥µÅÕåõFVfv¦¶ÆÖæöGWgw§·Ç×ç÷8HXhx¨¸ÈØèø9IYiy©¹ÉÙéù*:JZjzªºÊÚêúÿÚ?&¦I-W¶ou1VñVé[Å[b®À­â®Å]»»

»]µ]·ZÅZÅZÅ[Å-Soµ

].ÅZ8«±VÀ«HUM£CËnÜTb¢¸º¶ Võ#ÿ}¿üjØP·¿cÇû¹?¶ÿ?µÕ

.®*êàV±VñWb®Å]º¸««[Å]·¸U±¶1Vð%p8«Å[®*ÝqWWj§:¸¥Ø¡Ø«±Vé

]OliZ$¤§E¬2Â>Ó¨ùØXo-¬É÷×µ¿_³îÀ~@ÕÛGQ¶ñcòVþ­´u{G!ÿcýpÒ-iÔhû#øãKmFCÒÜý,1¥¶£sÚ6?ÓEµõÛÃûø#

×Ö¯t%?×hÍ|Ý |c­s½=nè

?<*µ£þÜÒ7û*ÄiU¦Øw,~lß×V¾©u¯Î¸ÐVÅ_ï±÷cAmp´ùîÆ¸[Æ:(@Â\!_åpxb«Ä~تàpLUV8÷À©­ºÑ@ÊÊQKUªW®®«°!¼U¬*ìRìU¬U¬PìU¬RÕ1V©ZÅ

Sµµµµ

Z¦5LRÖkhU¬UÔÅV

ÑPÕ1V©ZÀkµLU¬U£µ­¦*Õ1V¡m1KDb

b­­8ªÒ1U¤UiUaªÓí¬#XFÿÐ'¦I+©ß·LUºb­

ìU¼U±º¥ºb®Å[À­b®Å]]]º¡Ø¥Ø«±W`V°«X«±K©]»v)vkj¸«±VÅVÓh­p*FCÉnÜW7ÍÕ¾Àúÿ#õÿbت:ÞúÞ¼$î±údbhÝÚ÷jýõýXÖëaûdüÿL*´ßÃÙÿ±þ¸ªÓ¨Ð¿à?(¶ü½¡ùU¿³[kë·'¤h>U¦êóÅýþ'EµëÝOTW­imÄݳ7ÑAü1¥ZcõCþÈãJ×ÕëÔ±ù±þ¸Ò¸ZGÝAùï®±¿v*¸@´ØSlG

]échoÓ«½KýN+mzg¬¤|һǬ®~~¬UÞ?iüØUrÚÇü£éߪ%²öQ÷`JºZÐ`´Òÿ©08Úx¶3>ÑÆòòT·üDa´øRî*.ëwc1÷eà>ù8àâá/ôÐUo-^Ä+töö£¿­2÷'<xQþtTΦEý| ßþ¸®,}?Óý+H|Ùú=4ä¦bþ äÒqPEì&,O¹&Ò®EÏ yjéñ`ø¯ùY"Æül-§VÓýÚÈMå6×4áÑüàâÂV~ÈÏÑ/wø×´N~áx

k,k"T}96

Ê0*õ\UïJ)V\

¨¸xÀ«Æ)\1UÃl`Cx«±Kx«X«±V±Wb­b®ÅZ­`V±V©»

­Å]Z8U£LU¬Uªb­U¬U¬U£µ´qV*Ñ«X«Gkkj«X«Db«N*ÑÅZ8«TÅVPÑÅVS´@Å­UiÅV­#

¬#ZF*ÿÿÒ)É%pÅ-àVð«°+tÅ[Å][ÅÅ-àV±Wb®Å]]»»lU¬U¼UØ«X£»k·­f

*M*¸Ôà

k^_,,L­yÉø~à:ä¸$jÉ_!Eï'þb=Î4

#{;»ý8)]õ©íôãI^·× Ô9{ãJ¨º

È-°ñÁKj±jnv­DV¶ÕøIB;

¦)y7é¤Ú¡qÖ£å¬y£äh<q[Z_¡¯*±âF 0¨¯L(*0h*H9$/ñÿ(úpªñ

bÄCVÄC®ô»b­úcl Å[â1UÁqKt®Øª½½ÝÉ¥¼Kþ¢3¼r=_'k³o$nyNê¿ólAx@æcþïñþ3ʺM½£¬B¬:ÇR~ö'þMàâAA)ÿ°GľI³mîXw<êà¸ø£ ÿcÿË] é<Ó¢[ô-9

¯êØ<Y&GWyç}]ê¶Â+d=8 -ÿõÿb/©k $Z¾©vOÖ/&¿²\

ÿN+¦aýWæN>ïXuû£Ò4yÇ>kç§ôn2¾Xu@ÿ»ù(ǧé~zÌ~á¯ûÓÖwûé^´Ü\³9ëSÀ;õv?2qµáI=ÉûñM;ðÀ® Å\TáU§íaCéï[qK1°èª2ñÉÅ<ÑÊ1UE¯ß¢T`UEÀª¯ªñ[¥pÅ[Þ*ìU¼RìUØ«±V°«°+X«XU¬

ìU¬U¬*Ö*Ö*ÑÅ]LUªb­ShU¢1V*Ö*Ö*Ö*Ö*Ö*Ö*Ö*´â®8«X«Gk[µLU¬U¢1U¸ªÜPÑ¥i«N(ZqJÓ¬#ZqUb¯ÿÓ+¦Icvoõâ­â­â®Å-â­âb`Wb®ÅZÅ]]»»v*ìUÇv*Ö[òÅZ'© b

ΦTðÉÛR½Rgz)ürb4ÀJ¥IäÓÃ

35)U`±wÂ

!©ÙqVÈ*×

»7&ªÆ<»Ð`)r©$i*ªÜH¦*O,Yÿâx,$D÷)~ÍvPä{

cÄðɯñ_³OXÞdj|0ýíx

ùäý}$ãÆ

EµÛãÓýñðÔÛYÔOû°ñøaIµ;öë;}ÁÄWÃKÛc¤4v'%0%è'æÊ«PMO|´Êc$U¼,

Ûj×*­¿+¸Qnn·L(q«±K`5RCx("Ñë:¤#ܹNó_ø9dÈêÃçéxä?éV6óx²©¿à¢#þ#¼ExHä[ç Ê~(î-IÜüOôä:FNýg/ûͨÂÄôYBßðÁЯx×ÐõDÖY?Yü,qàÄõAI1YQ£aÙSÿ

f´b­×;v*Øü1WwÅ]

iV8PÐÀ­\U}7«2±èѪ2ñÉÆ(Õ¡UF« ÀªëUA¯xÅWR¸`VÆ*Þoo;·

]]µ»kv*Ö*Ö*Ö*ìU¬U£µL*Ö*ÖkháV*ÑÅZ8«*Ö*´â®ÅV»hâ«qWb­UiÅZ8«X«G[LU£´qU§ZqU¤aU§ZF*´P´UiªÂ1WÿÔ,É2oo»n«x«±K¯v*ì

ìUØ«±W`WSµ

]]»v*ì

ìUiðÅZ$

Î*êZ,bôê{dã¥Öª7',BÉG*Ù°ÒDdáQcµ=OS

VzeÎþ4Ò¹ì¯A×hGAÈôí»Ü*²N;Ð`*£Jõê2)T-qV»µZb

@GLR¿ÓcJ±¥l

|ýð¥aMß

QPí×¹ë´wmÉlpòMvÀÉluÝÃ9_Ù=ÎVºO3Þ

>0<fvÿÀ¯¦¹/&B½þkÖ)û·j¿ÚÈñø~rCI­ê³ËríìMq2)¢¾½xÝfo ÓõdL1´Ë3}©üÉÈÛ.³¯S\SNâ1UÀR¼.øxB{bªS¦)¦l;b«

Um*Õ*ìUJ°rQæÂ|¢;}«'VJÓ*rP⮦*Þø«[â®Â­UÇç´qC*Ý1UÈÏåo$ò2=oTEân©ü ÿ²~$»Øxc§¥wé;IÞ:=Þзü!)ÿêC«¸èRô{Vð`³/ü/ÇÒ{â·!Ìq.Tr¼·ÖóÑYMÿ(ñ,x;_uâÚF§

ò{g+üÈ9¯ü|±0#¢DäPgán$ñØäY.À­­*ØP¶Ur×ß^ã³K!þú£/bQU`UdÅUdUxÅW

¼b«)\1VÆoolb®Å]»vvvkv*Ö*ìU¬*ÖkvX̹=ÅVn½*×/óßlÒ¼k­¨ìqWTâ­rÍ1V¹/Å]¶*Ö*ÑÅZÅZ#j«Gkj«Ghâ­U£­ÅZ¦*ÑÅZ#ZqU§ZqU¤b«pªÓ­8ªÂ1WÿÕ-&NÅ[À­U¼UØ«x¥Ø«x«±W`Wb­wÅ.öÀS¸â®Å

bb­â®¦µ­ñ8ª_¨Þco|Ä5,ÅÍWrÇsµª

´~/têp¡rFì6¥iRÔqC©ÄTa

Vª{m¶Ë]ÇA°¤ýiØmôâ

SöS)ic­+ôãJÛ)Ú1¥\±Ñz|±¥w¦Wøâ®¾âùÅ* }4ÅVÔt;\TEGrzãHQeAøÁ=ûà¥Z

R»]Èá(ílñè§åí£(a©1¸ÍXkÇåÝý\_þEù«§Æô¯åÝC©?ü_ëÀ+ãúJ«ùu¦wÕ$ÿkÀ)ñáÝ%Eü¸ÒÚÕeÿLOé¦ÿ«/åNú¼ÃýÓ$øøû¥þþ:ò»ËíktCþ4ÁáI?óÙ£bü¨òÁÿ¥­Ë²Ì¬Dùÿ7ý±~TùdÇåËüÞ?áK#ó#ù±ÿ¥ñhµü²òÐõg>ü×þhÇ=Éü×ôaþÏþ-d>Z#yç_~iüS_ÍFìÿâÐþVyj¤þ?bÐùþd7ýþVèìkrõê#áüÄ?/ôÿõm

ÿ:Xû:Óùä§þ6ÃáI>>>éÿ¦üB~ZY³«×þyù¯%ññÿOýüJ¿P:][¯üSÿ7ábrã"½j'òͨ©ìbÿòrÅ"Â91ÇùÍʺeû:gþkÈøé5ÿ*úPwÔþEù«åÊøÑþàGý,þEù«ËøÑþÓäû_ÇÿßóVËxÑþÓä¯ùmþ¿®?+ãCúKÀ7½¯!ÿl/%ñ¢Ñò¡Úî¹±ü¹_

õùiÿÁL/%ñ¢´ùSí<?{Í8þ^Hñ ·ü«v½¿æ|/¿ÀÚÀé$ýÍ8ø_îÿë?Íüÿqð$ëO5¿Oû3ÿ4àð$¾,;Ýþ×<!ÿÿqðd¾,{ÖÿuÑûÈÏìÇÁøïZ|¯÷JìãKâG½t^Xó=¹¬Ñþû/ê8S@óáE8Sö±Ý/â)?á¾ÿÉpϯ©á¥Â×èK¹6¸ÐYóÛLþIÈÎjüXa¥r\»ø^Gûÿ\4¾³ÇwÙ|jü0pR¶v¨dÜíJlq¢«þ³n)G^a¿È64¶¸O½&½

;|×%QdVèwî\

¸â­U¬U¬U¬U¬U¢1U§kkhâ­b­b«N*Ѫӭ8«Db«NXqU§ZqU?ÿÖ-É2n«x«ç¾pÅ[Å\)ov*ìUÝð+±Wb®À*ìUØ«±Wb®Å]]T%QE''¨]µÔ¤ôA°Ë¦µ(Ð_»$ËíôáChy§

¢n¤jûàdTA¢}øXµÊ«À(=zü±UÅx-HéÛßQSúñU2ÌF

UësÛ¦4«iU&£oÀ²TT;·_·

°sÎCÅF²1~ÇJu'µ²¥h;áB;°¢÷ÀJV²P´ÜõÀ­±öÀUFNDÐtÓy+Fýzý'föWC6ñrNmÚ´ßÿrðÖFéí7B©4û²h(ß!Å

þûùN*êOü§nÿ!Å]Iÿ⮤ÿÈqVÿÒ?⫹à¥^$»ðo¿M¸½ÑìÇkÒOì([Kå8UÔ¹þSKå8ªà.ÇEa»ý/¯ÅWx:ÅU£¹Ôã §¨é°?¬b@ZW:¦¶E5?ÔOù§#À¿zj$µI=~ÿpÐGÅLÞ_u#þæi]õÛá¿°_ù§këw~òôÃHZn®^GèþÌiio¯7ò»wÖ%ð?v*ï¬Éà~ìUßYÀýØßY½?4­§ðü0+bíéÓðÆÙ½sÔ»V

Ùÿ1!¿®o»Vþ»òÁIp½ùcJ¼_

¡jR´ÈK<Õ}nÚÒ¸

ZüDü9NR)»ÛÍb¹Jn0+7µ¸ýAú²÷¢`UUUp* À«Æ*¸bã·RÞlU¼UØ«x«±Wb®Å]\

ìUØUÛw4Å]É;b«Y¶®*

å×zªÕòZÜ÷ÿe©\ÜÔ¡@;u5þS

RøïlÞ¬Êõ©®üWå!

.®ÇpTW¡§zd©P7Z¹uãQÀMúþÏòá¥Q¶Ö$NUiÅV­#XqCÿ×/É2v*Þ*ß|

Ý1Wbb­â®À®Å]ZÅÅ].ÅZÅ]»v*îø«°*Æj|Rk7»Ó,kI>ÓªÜ䨝f£]L*¤Íñb¨Í6?RmþÊüDþ¬IÙ 5u1-îN!bS«tÉ!¥"µúp*¤ ³VzýRÕÃ|AØn~PT¦ÕÅ

ïÓ_U

=°ªøÈ¨÷ß®ÕcñÕdýãíà0%d³×d4Àª$

ø+%~dWeaB¤hMHì02YÅA.ÇåÔrV>®

íÔÕTTBM

OÖvqÝæXG+ªÐP#õd,¹b®H

¸»ÿËÿß×#ÞËÃtWz÷T¯¯/üoëÏzðGº+k³ÿùèß×=ëáǺ+k®T7ôëê7üÕôxqîÿ^çýÿ/üoù«=ëáǺ+÷5ÚyäcÍXl÷¯è·ëÜv_sê7õÆÏzøqî~½À]æß¼ù«=ëáǺ+£ãö¥øQÿæ¬l÷§ÃtU>°ôþòOùÿóV/6cîÖ»»$÷ýãÿÍX8üÓùqÝ&½¹eäúdù«"rõü¸îÿb°ß^ÿ¿$ÿÿ5câþZ=Ë

åùÿGû6þ¸¥ÿ8xçÞ¾?æÅ¯Òzÿ¹à>$»ÑàC¹ß¥u_ùkþ]ì|ÍljÚ¯üµËÿÄzøî^º°Û©à°Ï½>åe¿ÕÏÂ.ååóþÌ»Øø8ûâ¹Õªrñ=ª+ú²@˽>äh¸ºýë»

þoÞÃÃsmux¬ÌשGìà$÷£Âsöù£ä.%¨ëºÿÂcrïOåíu¨,>§Ö{þ4Ãr®l|(_%8ïµ(~´à~Ñ!?æ2ïIÃå«©jú˾ÿpq˽>;

GR?ñðßJ§üÓ»×Às¿Jj ÐÜ¥SúcÇ.õð!ÜÑÖ/[ò(§õ$»×òðîQ:ö ªûV5ÁâÉ?á®êïÈÎ1ÿ5câÉ-é6uíEiVÿÿn',òÐþÌz·BOºÍÙA+é.`Ô{Çÿb®#<ò±ïYæ=Zò[Ä`È1­°ùã97càF,jK¹§UYdgQ¸I¡Ê­D@äåp2T@*<1C8µ¹ýUýYsQª®U\

¨1UîªìR¸`VñVñVñVð+x««·»v*ìUªâ­¿Ë¿¾*¥,É%(*k¥÷Ä0¿SÐ

Ȧ4©e×¢¢Õ·ùxaP­ww$êÉF=R1°éñ.ÿµÊ{Ùãg¥UÄ|j:-(K~ÓrWbÎ{׸§Ùû°Òå¹*Ê=E?µÐÓTîd½§{æìÍzÓìÊ´À}KøY9ØÈ¿ù-ö²hA'ªBômÖë¿ù§¢ífô«~êCD¾ÊòÁûËËS¨æ2àñp(

×öd_÷lM]ËmEe²ªÛÙ­ä?Æ6É!Vξ¢µ%SÜq*Iû2¯ìrþoî$À¶¸

%f-Ä*Ü+É@4õSÅ?áãÿS2Ye$±ÈLlVWÙ%Zo³,µ&%{{Ó̯§q°;ÓOÅÿ

l©ªË+"þÕì}½ûÆÀ<B±¯ò6W(&ÓghÄ;oá2µZ×|U®ôíµ»ZqV±V*Ö*Ö*´â­b­U¬UiÅVU£­8UiÅVUiÅVÿÐdx«c»v*Þ)u1Véµp+aqK¸â­ÅZÅZÅ]»µ»v*ì

Ñ©é÷â5ÔËE«Ó§ÏÄ/g/9jÖòàÔVÚnLä0¥sÅ:±T;V½w87ÓSÒ´w#â}Ï¢Rf¥6þ Áq4]ºdµA

Xôí¢­ÏÍü£¯¹ÅP³¹äÄ×¾(Sæ~6ªÜSsÛ|mZiy£©#­"#p åÄT±G3ÍÎݰZ@[,¼ª;

¶À¨A4=·8¡JGôï°Å[0ß2wùb¨µÀ´jqJàT¯Zm÷b

©z&¢¥ÔÀRå´bkME#-cã³

û`-¸ù¦ì¹Qrâãl©w©¶6´ØãkKj6¼+

Æ<K¸N+¾<Ax

ÿU;V¸ñC^¤·@r' lLp»mCL¬årñé

Yø§Årã¥

5°^س

K#­K¤GåL/D>¥SmÆKÄx£Ô!®*0L

¼¬©ùa9b BÅÔb^ÀUP·tâ[l> GS7ÐE?F0¤×kØäxÙp­úÉñÈñ'

i¾$ð¶'|!Ze©ÆµFÆÎE(;wÈÊJ±W©ú2¾lã^lCó>ÐÁì9§NRäÇH#+jWUÚ¸UUFëóÀUÀ)ê¯êËTBôÅ*UªUpÀ«)\1VñVÆ]»\1Wb®À­â®Å]»YÎ¥©SN¸ª

ãU·

\ò©5SÔýiXÞ¡®¼¨&+×aA\4ª ¹´gg2Ææªý{wǪRä?WÓXÛîz6Ü|2tæñU¥µâÛNb»"QÁ}('ebyRË@Î8·úÈxòÿf¬þÏ¥In¢hdzI%tn¼ÔѺ)èòõ±Bkgs5´±ÏøAÀ¡ùýÖ ºOÿG¸D¥Þþ·ÚÂ

¤/nmæPj`²ý@&¿¸HUVSÁj Ø|5ñ?äþËbeqèÖ+

&ÃûHÚôÿãdÉÀíÉ5AlѬ·©7

7;ý¯òYip­ f[»=Ry¨.7ªWí'üY%<ÑêRî4,ÑjèöX¿e×ý×"Òù"hÇãEدÚOõþ±eÍ{®xÌ$´&Uè9µÿOöbº9¹±äî(cÖü?õÖ(äÔ¬aÖCÊ0zªÞ )ý¬iv·¯k9YXÐP«Ã¯ýsÎ)9ÑÑdVÑq2Uú7ÅZ¡ñÅ]S´qU§hâ­b­b­Un*ÑÅ\qU§ZqU§háU¤b«*ѪÿÿÑ2L¦*ê`VñVé·LRà1Vé÷àJî8«|p*î8î8ÚiiLm´¦E,âqV±Wb®ÅZÅ\p*ÓA°Å)±rúc©'îÉD0[

O|±¼_C~½0¥ áüAÉÇ)Äα[ªwÛÄäY©ÆOsk_SÓÄï

[·Xúw8UU¬/Íå?ÒÈ

7§_ìÁá/ær:ÄÉw!x"º¡z×vþFê¿òS3#§ðÑ¿å`ð|×ó~J+¨¡r¼ë½|0x>iü×6ì=­¤wMñ

8¸Ú¹#§ ]¨ÕÑF;bSǤèH©¯ì®GÁ=éüÐîU%údsRâ¾WóC¹R.ô T2}¶#Gær:H+1uNI¶Ã®ÿ@r^rrG%¯ÖTüÒý¡/æ M¹aeû?ËF)1üÄ;Ò¯5ZÌ`q²ÅÔV´®C,

ßF#,d(1⢣)Jáß*'UùYÌ#÷iþ¨ýYs\R¨£ª.^1UÃ\0%±®Å[À­U¼UØ«x«x«±Vð+±Vi×Jµ

Emc,àËÐñ;±¸îÞreÉFá«Gìk®ú`1$±pàñ`~!QÉF)t7[tÏÃ^£Jÿ ì_Â#¾Är¯¾ÿíäéQ°XÛ2Ò±Nì)Ö£+Âd©2HÕâwÜYV½G5*Ãþ<,JêÀ\¬Æ9)êËýo±DDh)Ûü¥ÞîÅS+)¨Ç%Ø·Ú_ö,0ÒtIt©-@öòb=ÀjÇ*°£â%7"¦çÓU

WüGE鬵¤Æ¨û¡?²Ãí/û,

§ulÖ²ÐÕT5éÑÙ¯ù-\Au´E9´¸C!ªäfû$Åx#âÖ7 ÂkyF@ØrØrSûö$ÀSÍ1¤wO

¡'~Ùoøúâ¶80»Gû2SwW ÅJëzx\&ÞÄÒð

Ç$

É7©¨ô,¿è:ñíüÉ/Jn

G

ÉàzmüºåÈÊÑ:}×Ô®·;YEcìA®ßüÊeæVÈÚµS¸9ZW×qÅZÅZÅZ;b­b«qV±V*Ö*ÑÅVU¢1U§

­8«GXqU§ZqWÿÒKc·L

Ø¥°1VÂàVéW¶¶\)lu1Vâ

 

*×­øÚÑAù®*$qÞ§éÅ+®+é/ϦE(f!OBOÓ E

²¢Eñ9ÚÐÃ$Ié]þìTt1zt5Ø}ø`hÛá@Ãß3Ü5AÐb­×ç\LU¶­Èâ¬*÷B´½ºa 1ÉıhÀSZ+û,¹Y!ôÝ/ês¼|©3t­òâ#JMªXܾ}-Û¨f}>\ª¦¿´ß´­Çn·µßEq7D­kJHYÒ>4Ì6åõ[&¬ô,Óì³ÅM\FZ+a¿Ã¸?N<,¸&OôñP«ó«;û´ÿT~¬µÅV\R¨0* ÅW

¸b­àJá¶1Vð+xUvv*Þ*ìU¼UØ«Û|

¾¼$&-Íâ&+ñS

%ÞjRËsÉÇ$aÅ=©½kû90¶y#q%¸õVJ0¡£6øZ I¦,Ò"Öò#)NDû-U¥ü¦doøÁéø>øÈ4ärøÅ özFþ7Å)~¥c,1ϰHÒ §jÑ¿ã\%T,jÂUwd=Óÿ±l)´ÖîñTéñøÕ)öá0%wà¸R¼UG!ûJG_µP´Ö×§9 P&^H¦ÿåFß(ÊÒÆPO!û,{©ÿû_êsýUNÕÊLñI^,JIM¾4OöJp)`úh}¢;¼¶ûÈOsú±VàÛ®­NÕâ¿Iúp(KöÈFµ¹ßTDä§«$tí×èÀRãáSÕIöÂ

ç!cã¶(CÊk!ùT/PÐVí+àb¨I4ð ~ ¯$@Çá©ÀÉÚÚ±PQxGöC¿1d{af¢0K]ØþÙÍ05ZuïWÚÎ(c­æØìu)4ýA

ðoU?`ÿÀæ\2

ÝÄM²=BÒò1%¼«"ó`V;üñJå;b­äqT¹´ ûÓâ

©BeaZwþ\Rêêz±éÈ$5e»¼/Å~=©ìpóÞGtÇë?ßÍãÑ%B­Ç·õP½)\JQJ¢áS£z&¿ ØUL¥nX³ñoÙl¹Þ(¨!ì6¯,J¥k@Ó¬x¡¨­ðä@Iä·Öíá<b¶Úå"b|jÍ#t|kø9Kn

ü4¯Ï;¢h5/Q_MHi)½¼ª+On_ký!l

ëdÑÙ7£ÿ#ÿ¹ÂUU^=6ãSSjé/!

N1Ï&ûÑya%Pé¨ðZ_Ä@Bj§ü£Jd,&}yvFT¾ §N¦êy(´¤ÑB.ÉPøS¯E¹`³·ôŬòé·35ÔÆ[Yx/Ü]¸ìüX,ÕÚxEÒÓc§£RA$Å&

L5Yjäã[ïüååÈ*ÃgfÉ0XU¤

íSU¯#S_åËE Ȳý/v8ö_£&X(*Ò[CUbß,!X?¶+×ÀëúMøy±®ùä®SתÅö{J³¸À!ú²×\bãªUxÀ«*¸`K±UØ«x«x«c·»ov*ï|Ud¬;íÓHuk

HÕ¸²õßü¼!),SÊ0îzuä>æÀY)ëÐ!Ez|F¯ÙåB[»¨¨ªíïRæ1ÒÞôÐíòHÛþxÿȼPSûëD»q/íLh+ÁÇû/Ý6='f3=³G®ÒÛ¯Nãn-þÅ¿âx&Vs

^E@>Úµ?ÕËD*¯Z$û5Ú±»Wâÿ*<RÀd¶¸,¤sã£+7ù/û_ìð ÉMm §ï ¨S¿ö4ÅhRê:

s¹á?ñ®JÌÆ²¡ §ôø7û!f&9«¹î=êàN)CÈþ¤!ÁýìGõGÀàp([Ç4«lÊI

àkÿ5`TMä|«N2H;Tñúp&жwÅHMéâödd-YRH²ÇñþÕ

rhj+Ð÷ØU£µ´qVkk

µ­#Zp+G

´qU§hâ«qU§ZqCÿÔIï|lUu0%°1VÀÀÇ\U¼RÞv*ìU¼

Ö)kç»kvv*µ· ñëòÅTåâ¨Õ&å3

xd2H¡ìjNZ

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen "Zaferin Ab-ı Hayat Neferleri" törenine katıldı. Kolin Otel’de gerçekleştirilen törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eşi Sare Davutoğlu, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Vali Ahmet Çınar, Belediye Başkanı Ülgür Gökhan ve Çanakkale Savaş’larına katılan milletlerin temsilcileri katıldı.

 

Törende konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale’nin çelik, barut, teknolojinin; iman, azim ve keyfiyet karşısında diz çöküşünün sembolü olduğunu söyledi. “Tarihte eşine çok az rastlanan bu büyük destan, vatanın, milletin bekası için gözlerini kırpmadan canlarını feda etmeyi göze alan yüzbinlerce kahramanın eseridir” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Hem 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlamak, hem de bu yıl 100’üncü yıl dönümünü idrak ettiğimiz Çanakkale Zaferini yâd etmek üzere bu etkinliği düzenleyen, Sağlık Bakanı ve ekibini tebrik ediyor yurtiçinden ve yurtdışından programa katılanlara da ‘hoş geldiniz’ diyorum.

 

14 Mart Tıp Bayramı’nın Çanakkale’de düzenlenmesini son derece anlamlı ve önemlidir. “Bugün üç tarihi olayı birlikte kutluyor, beraberce hatırlıyoruz. Bir tanesi, 14 Mart 1827’de ülkemizde ilk tıp okulunun açılışıdır. İkincisi, 96 yıl önce, 14 Mart 1919 tarihinde, İstanbul’daki işgal kuvvetlerinin topları Tıbbiyenin üzerine doğrulttuğu bir günde, okulun iki kulesi arasına astıkları Türk bayrağıyla, işgale başkaldırışlarıdır. Üçüncüsü de, 4 gün sonra idrak edeceğimiz 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ile Nisan ayında kavuşacağımız Kara Savaşlarının 100’üncü yıl dönümüdür. Çanakkale Savaşımızın da, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanıyla taçlandırdığımız İstiklal Mücadelemizin de en önemli kahramanlarından biri, hiç şüphesiz sıhhiye personelimizdi. Kimi zaman cephe gerisinde kimi zaman da bizzat cephe hattında fedakârca görev yapan, şehit olan, yaralanan, sıhhiye personelimize millet olarak çok büyük minnet borcumuz var” dedi.

 

“BU TOPRAKLAR AZİZ ŞEHİTLERİMİZİN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE HUZUR İÇİNDEDİR”

 

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nin ve Sağlık Bakanlığı’nın ortak çabaları sonucu hazırlanan “Sıhhiye 1915” kitabı ve sergisinde, doktor ve sıhhiye görevlilerinin sergiledikleri özverinin görüldüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o 300 fotoğrafta, bizi biz yapan değerlere, vatan, millet ve hürriyet uğruna ortaya konan azim ve kararlığa, bugünlerimiz için ödenen bedellere şahitlik edildiğini belirtti.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin o fotoğraflarda görülen fedakârlıklar, acılar, dramlar ve kahramanlıklar üzerine inşa edildiğine işaret ederek şunları söyledi: “Ben bu vesileyle Çanakkale Savaşında, İstiklal Harbimizde, diğer cephelerde şehit olan, gazi olan sıhhiye personelimizi bir kez daha rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyorum. Biz, ilahi mesajda da çok net bir şekilde ifade edildiği gibi, şehitlerin ölüler olmadığına, onların diri olduğuna inanıyoruz. Bu topraklar üzerindeki varlığımız, öncelikle Allah'ın bize nimeti, ardından da aziz şehitlerimizin bize mirasıdır. Bu Topraklar, hiç kuşkusuz, aziz şehitlerimizin yüzü suyu hürmetine, onların hatırasıyla huzur ve emniyet içindedir. Allah onlardan razı olsun, Rabbim onların mekânlarını cennet eylesin.” Bu toprakların kıymetinin iyi bilinmesi gerektiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çanakkale’nin altında yatan yüzbinlerce şehit düşünülmeden, üzerinden geçilip gidilecek topraklar olmadığı, 100 yıl önce burada yazılan destanı, Çanakkale lafzının gerisindeki manayı çok iyi anlamak gerektiğini vurguladı.

   

“ÇANAKKALE YÜZBİNLERCE KAHRAMANIN ESERİDİR”

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale, imanın, inancın, fedakârlığın, bağımsızlığın ve bin yıllık medeniyet değerlerimizin ete kemiğe büründüğü, şaha kalktığı yer olduğunu vurgulayarak, “Çanakkale, çelik ve barutun, teknoloji ve kemiyetin; iman, azim ve keyfiyet karşısında diz çöküşünün sembolüdür. Tarihte eşine çok az rastlanan bu büyük destan, vatanın, milletin bekası için gözlerini kırpmadan canlarını feda etmeyi göze alan yüzbinlerce kahramanın eseridir. Çanakkale aynı zamanda Nabluslu Ahmet’in, Musullu Selahaddin’in, Sudanlı Muhammed’in, Tunuslu Ali’nin, Bosnalı Murat’ın zaferidir. Anadolu’dan Ortadoğu’ya, Balkanlardan Kuzey Afrika’ya kadar yöresi, kökeni, rengi ve mezhebi ne olursa olsun Mehmetçikler, bu aziz topraklarda gönüllerini buluşturmuş, birlikte şahadet şerbetini içmişlerdir. "Bayrakları Bayrak Yapan Üstündeki Kandır. Toprak Eğer Uğrunda Ölen Varsa Vatandır" diyerek, şehit olmuşlardır. Bu dizeleri, işte burada, hemen yanı başımızda ete kemiğe bürünmüş, anlam kazanmıştır. Bir gül bahçesine girercesine kara toprağa giren kınalı kuzular, göz kamaştıran mücadeleleriyle “Çanakkale Geçilmez” sözünü tarihe nakşetmişlerdir” dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu açıdan Çanakkale Muharebeleri’nin, yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda 200 yıldır sürekli küçümsenmiş edilmiş bir milletin, küllerinden tekrar dirilişinin hikâyesi olduğunu vurguladı. Milletimizin makûs talihini tersine çevirenlerin bu fedakârlıklarını, azimlerini ve mücadelelerini iyi anlamak gerektiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan,12 yıl önce Çanakkale’yi yılda 250 bin kişinin ziyaret ettiğini, bugün sayının 3 milyona çıktığını, önümüzdeki günlerde bu sayının daha da artacağına inandığını belirtti.

 

“ÜLKEMİZİN İÇİNDE BULUNDUĞU COĞRAFYA SON DERECE SANCILI BİR SÜREÇTEN GEÇİYOR”

 

Yüz binlerce şehidin toprağa düşmesine, birçok lise ve üniversitenin mezun verecek öğrenci dahi bulamamasına, neredeyse her evden bir şehidin şehadet şerbeti içmesine sebep olan bu mücadeleyi, iyi tefekkür etmek gerektiğini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aynı şekilde, bundan 100 yıl önce, dünyanın en ücra köşelerinden buraya gelip savaş veren mantığı, buna neden olan motivasyonu da iyi düşünmek gerekliliğine işaret etti. Bugün ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyanın son derece sancılı bir süreçten geçtiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şunları söyledi: “Kime ve neye hizmet ettiği belli olmayan bir örgüt, güya yüce dinimiz adına, en kanlı cinayetleri, en vahşi katliamları gerçekleştirmekten imtina etmiyor. Her gün kadim mirasımızın en nadide eserleri, kitapları, kütüphaneleri, türbeleri ve camileri bu örgüt tarafından yok ediliyor, tarumar ediliyor. Aynı şekilde, Suriye’de eli kanlı bir diktatör, kimyasal silahlarla, varil bombalarıyla, işkence ve zulümle iktidarını uzatmanın çabası içinde. 350 bin insan öldürülüyor ve 6 milyon insan mülteci durumunda, sadece bizim ülkemizde Irak ve Suriye’den bize sığınan insanların sayısı 2 milyon. Koskoca Avrupa’da 250 bin insan var. Dünya’nın, batının sesi çıkıyor mu? Hayır. Sadece bizimle bir araya geldikleri zaman, “Siz ne büyük milletsiniz. 2 milyon insanı burada ağırlıyorsunuz” Paraya gelince, hiç ellerini ceplerine götürmüyorlar. Fakat öbür tarafta üç tane kendilerinden kaçan vatandaşları ilgili olarak, dünyayı ayağa kaldırıyorlar. Öbür tarafta, yine aynı şekilde bir başka yerde bakıyorsunuz, bir başka mücadelenin içinde olanlara, milyarlarca dolarları, on milyarlarca dolarları aktarıyorlar. Biz şu ana kadar 5,5 milyar dolar harcadık. Bize verdikleri destek 250 milyon dolar. Aradaki fark bu. Onun için işte bu millet büyük millet. Darda kalan insanlara, onlar, ellerini uzatsa da uzatmasa da biz yüreğimizden, neyimiz var, neyimiz yok ortaya koyabiliyoruz. Bu milletin farkı budur. Esed ve DEAŞ terör örgütü, aynı sakat anlayışın iki farklı tezahürüdür. Bunlar aynı üst aklın kullandığı maşanın iki ucudur aslında. Bu durum karşısında, kendi içimize kapanıp kardeşlerimize sırt çevirmek bize yakışmaz. Böyle bir tavır her şeyden önce aziz şehitlerimizin ruhunu muazzep eder. Medeniyetimizin ve tarihimizin bize yüklediği sorumluluk, kimliğine, ideolojisine, rengine, ırkına, mezhebine bakmadan mazlumun yanında olmak, mağdura yardım etmek, zalime karşı durmaktır."

   

“MAĞDURUN VE MAZLUMUN YANINDA YER ALMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

 

Mağdurun ve mazlumun yanında yer almaya devam ettiklerine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ve Irak'taki savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınanlara sahip çıktıklarının altını çizdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sığınmacıların ülkelerindeki şartlar normale dönmeden evlerine gitmeyeceklerini belirterek sığınmacılara, "Ne zaman arzu ederseniz topraklarınıza o zaman dönebilirsiniz" dediklerini ifade etti. Kimi zaman bazı çevrelerin, "Bize ne Suriye’den, Irak'tan, Libya’dan, Filistin'den, Afganistan'dan, Somali'den” dediklerini aktaran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu sözü sarf edenlere, "Çanakkale'deki, kabristanları ziyaret edin, başlık taşlarındaki isimleri görün, hangi ülkelerden kimlerin Çanakkale mücadelesine geldiğini görün" dediğini anlattı. Çanakkale'de bir gün geçiren, siperleri ziyaret eden ve şehitliklerdeki mezar taşlarındaki isim ve şehirleri okuyan bir kişinin böyle bir düşünceye kapılmasının mümkün olmadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehitlikler incelendiğinde Çanakkale'nin tüm bu coğrafyanın dayanışmasının zaferi olduğunun görüleceğini söyledi. Konuşmasında, "Çanakkale aslında aramızdaki sınırların ne kadar suni olduğunun, iğreti olduğunun ifadesidir" diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale'ye biraz da bu nazarla bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

 

“HEKİMLİK MESLEĞİNİN MEDENİYETİMİZDE VE KÜLTÜRÜMÜZDE FARKLI BİR YERİ VAR”

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, her mesleğin kutsal olduğunu ve saygıyı sonuna kadar hak ettiğini dile getirerek, ancak hekimlerin ayrı bir yeri ve öneminin bulunduğunu vurguladı. Çünkü hekimlerin, doğrudan insan hayatına ve canına dokunduğunu ve şifaya aracılık ettiğini anlatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bunun için hekimlik mesleğinin medeniyette ve kültürde farklı bir konumu bulunduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanuni Sultan Süleyman'ın, "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet, cihanda bir nefes sıhhat gibi" sözlerini hatırlatarak, bu sözün dünyadaki en güzel şeyin, mutluluğun, sağlık olduğunu ifade ettiğini söyledi. Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in, sağlığın kıymetinin ancak kaybedildiğinde anlaşıldığını söylediğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hekimlerle el ele vererek, Şeyh Edebali'nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" ilkesini her alanda olduğu gibi sağlık alanında da hayata geçirmeye çabaladıklarını söyledi. Gezdiği sergide, atlara, merkeplere bağlanmış, sandalyeleri gördüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o dönemlerden, şimdi ambulans jete, ambulans helikoptere ve paletli ambulanslara gelindiğini ve en modern şekilde ambulansların kullanıldığını ifade etti. "Nereden nereye geldik" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, köpeklerin çektiği kızaklarla hamilelerin dağlardan şehirlere indirildiği dönemlerin çok uzak olmadığını, artık oralarda karda kışta paletli ambulans ve helikopterlerin kullanılarak, insanların alındığını anlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehirlerde doğumuna bir kaç gün kalan kadınların misafir edildiğini, bunun insana verilen değeri gösterdiğini belirtti.

 

SAĞLIK SİSTEMİNDE YAPILAN REFORMLAR

 

Türkiye'deki sağlık sisteminin 12 yıl önceki halinin herkes tarafından bilindiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Savaş Ay'ın bir programını izlemiştim. O programı izlediğim zaman zaten şok olmuştum. Hepiniz herhalde izlemişsinizdir. O program neydi ya Rabbim. O zamanın SGK Genel Müdürü’nü de biliyorsunuz zaten. Aman ya Rabbim. Aczini, kendisinden on yıl öncesinin daha iyi olduğunu söyleyebilecek durumda şecaat arz ederken sirkatini söylüyor. Biz ise bir şeyin mücadelesini verdik. Sağlıkta bu köhne sistemi değiştirip ülkemizin her köşesindeki vatandaşımızın aynı kalitede hizmet almasını sağlayacak, bir sağlık sistemini kurmak için çok çaba sarf ettik. Hep beraber çok çalıştık, çok mücadele verdik. Hamdolsun bugün bu noktada çok önemli, çok farklı bir yerdeyiz. Eksikler yok mu? Tabii ki var. Ama hız, azim kararlılık o eksikleri de giderme istikametinde. Onlar da hallolacak. Bunları da birer birer gideriyor sorunları birer birer çözüyor ve bu alanda ülkemizin standartlarını her yıl daha da yükseltiyoruz. "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümet tarafından Perşembe günü açıklanan paket kapsamında sağlık çalışanlarının nöbet ücretlerinde yüzde 50 artış sağlandığını, acil servislerde ve riskli noktalarda çalışanların mesai ücretlerine, yüzde 75 zam yapıldığını, isteyen hekimlere emeklilikten sonra 70 yaşına kadar çalışma imkanı getirildiğini, mali sorumluluk tazminatının limitinin 2 katına kadar yükseltildiğini söyledi.

 

“SAĞLIK PERSONELİNE YÖNELİK ŞİDDET KONUSUNDA BAKANLIĞIMIZ ÖNLEMLER ALMAYA DEVAM EDECEK”

 

Tüm bu düzenlemelerin hekimler, hemşireler ve sağlık personeli için hayırlı olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Diğer yandan ülkemizin yüz karası olarak gördüğüm sağlık personeline yönelik şiddet konusunda bakanlığımız çeşitli önlemler aldı, almaya da devam edecek. Bu meselenin çözümünde fiziki tedbirler, cezalar, elbette önemli ama daha önemlisi, sağlık personelimizin, doktorlarımızın halkımız gözündeki yerini, itibarını, doğru yere oturtmaktır. Kültürümüzde, tarihimizde hekimlerimize saygının, sevginin en güzel örnekleri varken nasıl olup da bugün sağlık personeline şiddeti konuştuğumuz günlere geldiğimizi iyi değerlendirmeliyiz, iyi tartmalıyız. Hayat kurtaran, insanın en değerli nimeti olan sağlığına kavuşmasına vesile olan fedakâr hekimlerimizin bu sıkıntılarının çözümünü süratle sağlamak mecburiyetindeyiz. Bunu sadece idareden beklemek, hükumetten beklemek, yanlış olur. Milletçe el ele vermek suretiyle bunu sağlamalıyız. Bir doktora, bir hemşireye kalkan elin, bir defa, ihanet zincirinin uzantısı olduğunu bilmemiz lazım. Bu çok yanlış bir şey. Bu noktada geçtiğimiz günlerde çok önemli bir adım atıldı. İç Güvenlik Paketi'nin kabul edilen maddelerinden biri, sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önlemeye matuf. Gözaltı sürecini hızlandıran ve sürelerini artıran bir düzenlemedir bu. Bu konuda yürütülecek tüm çalışmalarda yanınızda yer aldığımı, atılan her adımın takipçisi olacağımı bilmenizi isterim" dedi. Bütün doktorların ve sağlık camiasının 14 Mart Tıp Bayramı'nı kutlayan Erdoğan, başta Çanakkale'de ve İstiklal Savaşı'nda olmak üzere görevleri başında şehit olan tüm sıhhiye personeline Allah'tan rahmet diledi. Erdoğan, Türkiye'nin dört bir yanında, yurt dışında görev yapan hekimlere, hemşirelere ve tüm sağlık çalışanlarına Türkiye ve millet adına en kalbi şükranlarını sunduğunu bildirdi.

 

Konuşmaların ardından Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “Sıhhiye 1915 100 Yıl Önce” kitabını hediye etti. Programın açılışında Çanakkale kara savaşlarında şehit olan sağlıkçılar anısına hazırlanan kısa filmin gösterimi yapıldı.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen "Zaferin Ab-ı Hayat Neferleri" törenine katıldı. Kolin Otel’de gerçekleştirilen törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eşi Sare Davutoğlu, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Vali Ahmet Çınar, Belediye Başkanı Ülgür Gökhan ve Çanakkale Savaş’larına katılan milletlerin temsilcileri katıldı.

 

Törende konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale’nin çelik, barut, teknolojinin; iman, azim ve keyfiyet karşısında diz çöküşünün sembolü olduğunu söyledi. “Tarihte eşine çok az rastlanan bu büyük destan, vatanın, milletin bekası için gözlerini kırpmadan canlarını feda etmeyi göze alan yüzbinlerce kahramanın eseridir” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Hem 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlamak, hem de bu yıl 100’üncü yıl dönümünü idrak ettiğimiz Çanakkale Zaferini yâd etmek üzere bu etkinliği düzenleyen, Sağlık Bakanı ve ekibini tebrik ediyor yurtiçinden ve yurtdışından programa katılanlara da ‘hoş geldiniz’ diyorum.

 

14 Mart Tıp Bayramı’nın Çanakkale’de düzenlenmesini son derece anlamlı ve önemlidir. “Bugün üç tarihi olayı birlikte kutluyor, beraberce hatırlıyoruz. Bir tanesi, 14 Mart 1827’de ülkemizde ilk tıp okulunun açılışıdır. İkincisi, 96 yıl önce, 14 Mart 1919 tarihinde, İstanbul’daki işgal kuvvetlerinin topları Tıbbiyenin üzerine doğrulttuğu bir günde, okulun iki kulesi arasına astıkları Türk bayrağıyla, işgale başkaldırışlarıdır. Üçüncüsü de, 4 gün sonra idrak edeceğimiz 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ile Nisan ayında kavuşacağımız Kara Savaşlarının 100’üncü yıl dönümüdür. Çanakkale Savaşımızın da, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanıyla taçlandırdığımız İstiklal Mücadelemizin de en önemli kahramanlarından biri, hiç şüphesiz sıhhiye personelimizdi. Kimi zaman cephe gerisinde kimi zaman da bizzat cephe hattında fedakârca görev yapan, şehit olan, yaralanan, sıhhiye personelimize millet olarak çok büyük minnet borcumuz var” dedi.

 

“BU TOPRAKLAR AZİZ ŞEHİTLERİMİZİN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE HUZUR İÇİNDEDİR”

 

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nin ve Sağlık Bakanlığı’nın ortak çabaları sonucu hazırlanan “Sıhhiye 1915” kitabı ve sergisinde, doktor ve sıhhiye görevlilerinin sergiledikleri özverinin görüldüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o 300 fotoğrafta, bizi biz yapan değerlere, vatan, millet ve hürriyet uğruna ortaya konan azim ve kararlığa, bugünlerimiz için ödenen bedellere şahitlik edildiğini belirtti.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin o fotoğraflarda görülen fedakârlıklar, acılar, dramlar ve kahramanlıklar üzerine inşa edildiğine işaret ederek şunları söyledi: “Ben bu vesileyle Çanakkale Savaşında, İstiklal Harbimizde, diğer cephelerde şehit olan, gazi olan sıhhiye personelimizi bir kez daha rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyorum. Biz, ilahi mesajda da çok net bir şekilde ifade edildiği gibi, şehitlerin ölüler olmadığına, onların diri olduğuna inanıyoruz. Bu topraklar üzerindeki varlığımız, öncelikle Allah'ın bize nimeti, ardından da aziz şehitlerimizin bize mirasıdır. Bu Topraklar, hiç kuşkusuz, aziz şehitlerimizin yüzü suyu hürmetine, onların hatırasıyla huzur ve emniyet içindedir. Allah onlardan razı olsun, Rabbim onların mekânlarını cennet eylesin.” Bu toprakların kıymetinin iyi bilinmesi gerektiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çanakkale’nin altında yatan yüzbinlerce şehit düşünülmeden, üzerinden geçilip gidilecek topraklar olmadığı, 100 yıl önce burada yazılan destanı, Çanakkale lafzının gerisindeki manayı çok iyi anlamak gerektiğini vurguladı.

   

“ÇANAKKALE YÜZBİNLERCE KAHRAMANIN ESERİDİR”

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale, imanın, inancın, fedakârlığın, bağımsızlığın ve bin yıllık medeniyet değerlerimizin ete kemiğe büründüğü, şaha kalktığı yer olduğunu vurgulayarak, “Çanakkale, çelik ve barutun, teknoloji ve kemiyetin; iman, azim ve keyfiyet karşısında diz çöküşünün sembolüdür. Tarihte eşine çok az rastlanan bu büyük destan, vatanın, milletin bekası için gözlerini kırpmadan canlarını feda etmeyi göze alan yüzbinlerce kahramanın eseridir. Çanakkale aynı zamanda Nabluslu Ahmet’in, Musullu Selahaddin’in, Sudanlı Muhammed’in, Tunuslu Ali’nin, Bosnalı Murat’ın zaferidir. Anadolu’dan Ortadoğu’ya, Balkanlardan Kuzey Afrika’ya kadar yöresi, kökeni, rengi ve mezhebi ne olursa olsun Mehmetçikler, bu aziz topraklarda gönüllerini buluşturmuş, birlikte şahadet şerbetini içmişlerdir. "Bayrakları Bayrak Yapan Üstündeki Kandır. Toprak Eğer Uğrunda Ölen Varsa Vatandır" diyerek, şehit olmuşlardır. Bu dizeleri, işte burada, hemen yanı başımızda ete kemiğe bürünmüş, anlam kazanmıştır. Bir gül bahçesine girercesine kara toprağa giren kınalı kuzular, göz kamaştıran mücadeleleriyle “Çanakkale Geçilmez” sözünü tarihe nakşetmişlerdir” dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu açıdan Çanakkale Muharebeleri’nin, yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda 200 yıldır sürekli küçümsenmiş edilmiş bir milletin, küllerinden tekrar dirilişinin hikâyesi olduğunu vurguladı. Milletimizin makûs talihini tersine çevirenlerin bu fedakârlıklarını, azimlerini ve mücadelelerini iyi anlamak gerektiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan,12 yıl önce Çanakkale’yi yılda 250 bin kişinin ziyaret ettiğini, bugün sayının 3 milyona çıktığını, önümüzdeki günlerde bu sayının daha da artacağına inandığını belirtti.

 

“ÜLKEMİZİN İÇİNDE BULUNDUĞU COĞRAFYA SON DERECE SANCILI BİR SÜREÇTEN GEÇİYOR”

 

Yüz binlerce şehidin toprağa düşmesine, birçok lise ve üniversitenin mezun verecek öğrenci dahi bulamamasına, neredeyse her evden bir şehidin şehadet şerbeti içmesine sebep olan bu mücadeleyi, iyi tefekkür etmek gerektiğini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aynı şekilde, bundan 100 yıl önce, dünyanın en ücra köşelerinden buraya gelip savaş veren mantığı, buna neden olan motivasyonu da iyi düşünmek gerekliliğine işaret etti. Bugün ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyanın son derece sancılı bir süreçten geçtiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şunları söyledi: “Kime ve neye hizmet ettiği belli olmayan bir örgüt, güya yüce dinimiz adına, en kanlı cinayetleri, en vahşi katliamları gerçekleştirmekten imtina etmiyor. Her gün kadim mirasımızın en nadide eserleri, kitapları, kütüphaneleri, türbeleri ve camileri bu örgüt tarafından yok ediliyor, tarumar ediliyor. Aynı şekilde, Suriye’de eli kanlı bir diktatör, kimyasal silahlarla, varil bombalarıyla, işkence ve zulümle iktidarını uzatmanın çabası içinde. 350 bin insan öldürülüyor ve 6 milyon insan mülteci durumunda, sadece bizim ülkemizde Irak ve Suriye’den bize sığınan insanların sayısı 2 milyon. Koskoca Avrupa’da 250 bin insan var. Dünya’nın, batının sesi çıkıyor mu? Hayır. Sadece bizimle bir araya geldikleri zaman, “Siz ne büyük milletsiniz. 2 milyon insanı burada ağırlıyorsunuz” Paraya gelince, hiç ellerini ceplerine götürmüyorlar. Fakat öbür tarafta üç tane kendilerinden kaçan vatandaşları ilgili olarak, dünyayı ayağa kaldırıyorlar. Öbür tarafta, yine aynı şekilde bir başka yerde bakıyorsunuz, bir başka mücadelenin içinde olanlara, milyarlarca dolarları, on milyarlarca dolarları aktarıyorlar. Biz şu ana kadar 5,5 milyar dolar harcadık. Bize verdikleri destek 250 milyon dolar. Aradaki fark bu. Onun için işte bu millet büyük millet. Darda kalan insanlara, onlar, ellerini uzatsa da uzatmasa da biz yüreğimizden, neyimiz var, neyimiz yok ortaya koyabiliyoruz. Bu milletin farkı budur. Esed ve DEAŞ terör örgütü, aynı sakat anlayışın iki farklı tezahürüdür. Bunlar aynı üst aklın kullandığı maşanın iki ucudur aslında. Bu durum karşısında, kendi içimize kapanıp kardeşlerimize sırt çevirmek bize yakışmaz. Böyle bir tavır her şeyden önce aziz şehitlerimizin ruhunu muazzep eder. Medeniyetimizin ve tarihimizin bize yüklediği sorumluluk, kimliğine, ideolojisine, rengine, ırkına, mezhebine bakmadan mazlumun yanında olmak, mağdura yardım etmek, zalime karşı durmaktır."

   

“MAĞDURUN VE MAZLUMUN YANINDA YER ALMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

 

Mağdurun ve mazlumun yanında yer almaya devam ettiklerine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ve Irak'taki savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınanlara sahip çıktıklarının altını çizdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sığınmacıların ülkelerindeki şartlar normale dönmeden evlerine gitmeyeceklerini belirterek sığınmacılara, "Ne zaman arzu ederseniz topraklarınıza o zaman dönebilirsiniz" dediklerini ifade etti. Kimi zaman bazı çevrelerin, "Bize ne Suriye’den, Irak'tan, Libya’dan, Filistin'den, Afganistan'dan, Somali'den” dediklerini aktaran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu sözü sarf edenlere, "Çanakkale'deki, kabristanları ziyaret edin, başlık taşlarındaki isimleri görün, hangi ülkelerden kimlerin Çanakkale mücadelesine geldiğini görün" dediğini anlattı. Çanakkale'de bir gün geçiren, siperleri ziyaret eden ve şehitliklerdeki mezar taşlarındaki isim ve şehirleri okuyan bir kişinin böyle bir düşünceye kapılmasının mümkün olmadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehitlikler incelendiğinde Çanakkale'nin tüm bu coğrafyanın dayanışmasının zaferi olduğunun görüleceğini söyledi. Konuşmasında, "Çanakkale aslında aramızdaki sınırların ne kadar suni olduğunun, iğreti olduğunun ifadesidir" diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale'ye biraz da bu nazarla bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

 

“HEKİMLİK MESLEĞİNİN MEDENİYETİMİZDE VE KÜLTÜRÜMÜZDE FARKLI BİR YERİ VAR”

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, her mesleğin kutsal olduğunu ve saygıyı sonuna kadar hak ettiğini dile getirerek, ancak hekimlerin ayrı bir yeri ve öneminin bulunduğunu vurguladı. Çünkü hekimlerin, doğrudan insan hayatına ve canına dokunduğunu ve şifaya aracılık ettiğini anlatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bunun için hekimlik mesleğinin medeniyette ve kültürde farklı bir konumu bulunduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanuni Sultan Süleyman'ın, "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet, cihanda bir nefes sıhhat gibi" sözlerini hatırlatarak, bu sözün dünyadaki en güzel şeyin, mutluluğun, sağlık olduğunu ifade ettiğini söyledi. Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in, sağlığın kıymetinin ancak kaybedildiğinde anlaşıldığını söylediğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hekimlerle el ele vererek, Şeyh Edebali'nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" ilkesini her alanda olduğu gibi sağlık alanında da hayata geçirmeye çabaladıklarını söyledi. Gezdiği sergide, atlara, merkeplere bağlanmış, sandalyeleri gördüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o dönemlerden, şimdi ambulans jete, ambulans helikoptere ve paletli ambulanslara gelindiğini ve en modern şekilde ambulansların kullanıldığını ifade etti. "Nereden nereye geldik" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, köpeklerin çektiği kızaklarla hamilelerin dağlardan şehirlere indirildiği dönemlerin çok uzak olmadığını, artık oralarda karda kışta paletli ambulans ve helikopterlerin kullanılarak, insanların alındığını anlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehirlerde doğumuna bir kaç gün kalan kadınların misafir edildiğini, bunun insana verilen değeri gösterdiğini belirtti.

 

SAĞLIK SİSTEMİNDE YAPILAN REFORMLAR

 

Türkiye'deki sağlık sisteminin 12 yıl önceki halinin herkes tarafından bilindiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Savaş Ay'ın bir programını izlemiştim. O programı izlediğim zaman zaten şok olmuştum. Hepiniz herhalde izlemişsinizdir. O program neydi ya Rabbim. O zamanın SGK Genel Müdürü’nü de biliyorsunuz zaten. Aman ya Rabbim. Aczini, kendisinden on yıl öncesinin daha iyi olduğunu söyleyebilecek durumda şecaat arz ederken sirkatini söylüyor. Biz ise bir şeyin mücadelesini verdik. Sağlıkta bu köhne sistemi değiştirip ülkemizin her köşesindeki vatandaşımızın aynı kalitede hizmet almasını sağlayacak, bir sağlık sistemini kurmak için çok çaba sarf ettik. Hep beraber çok çalıştık, çok mücadele verdik. Hamdolsun bugün bu noktada çok önemli, çok farklı bir yerdeyiz. Eksikler yok mu? Tabii ki var. Ama hız, azim kararlılık o eksikleri de giderme istikametinde. Onlar da hallolacak. Bunları da birer birer gideriyor sorunları birer birer çözüyor ve bu alanda ülkemizin standartlarını her yıl daha da yükseltiyoruz. "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümet tarafından Perşembe günü açıklanan paket kapsamında sağlık çalışanlarının nöbet ücretlerinde yüzde 50 artış sağlandığını, acil servislerde ve riskli noktalarda çalışanların mesai ücretlerine, yüzde 75 zam yapıldığını, isteyen hekimlere emeklilikten sonra 70 yaşına kadar çalışma imkanı getirildiğini, mali sorumluluk tazminatının limitinin 2 katına kadar yükseltildiğini söyledi.

 

“SAĞLIK PERSONELİNE YÖNELİK ŞİDDET KONUSUNDA BAKANLIĞIMIZ ÖNLEMLER ALMAYA DEVAM EDECEK”

 

Tüm bu düzenlemelerin hekimler, hemşireler ve sağlık personeli için hayırlı olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Diğer yandan ülkemizin yüz karası olarak gördüğüm sağlık personeline yönelik şiddet konusunda bakanlığımız çeşitli önlemler aldı, almaya da devam edecek. Bu meselenin çözümünde fiziki tedbirler, cezalar, elbette önemli ama daha önemlisi, sağlık personelimizin, doktorlarımızın halkımız gözündeki yerini, itibarını, doğru yere oturtmaktır. Kültürümüzde, tarihimizde hekimlerimize saygının, sevginin en güzel örnekleri varken nasıl olup da bugün sağlık personeline şiddeti konuştuğumuz günlere geldiğimizi iyi değerlendirmeliyiz, iyi tartmalıyız. Hayat kurtaran, insanın en değerli nimeti olan sağlığına kavuşmasına vesile olan fedakâr hekimlerimizin bu sıkıntılarının çözümünü süratle sağlamak mecburiyetindeyiz. Bunu sadece idareden beklemek, hükumetten beklemek, yanlış olur. Milletçe el ele vermek suretiyle bunu sağlamalıyız. Bir doktora, bir hemşireye kalkan elin, bir defa, ihanet zincirinin uzantısı olduğunu bilmemiz lazım. Bu çok yanlış bir şey. Bu noktada geçtiğimiz günlerde çok önemli bir adım atıldı. İç Güvenlik Paketi'nin kabul edilen maddelerinden biri, sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önlemeye matuf. Gözaltı sürecini hızlandıran ve sürelerini artıran bir düzenlemedir bu. Bu konuda yürütülecek tüm çalışmalarda yanınızda yer aldığımı, atılan her adımın takipçisi olacağımı bilmenizi isterim" dedi. Bütün doktorların ve sağlık camiasının 14 Mart Tıp Bayramı'nı kutlayan Erdoğan, başta Çanakkale'de ve İstiklal Savaşı'nda olmak üzere görevleri başında şehit olan tüm sıhhiye personeline Allah'tan rahmet diledi. Erdoğan, Türkiye'nin dört bir yanında, yurt dışında görev yapan hekimlere, hemşirelere ve tüm sağlık çalışanlarına Türkiye ve millet adına en kalbi şükranlarını sunduğunu bildirdi.

 

Konuşmaların ardından Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “Sıhhiye 1915 100 Yıl Önce” kitabını hediye etti. Programın açılışında Çanakkale kara savaşlarında şehit olan sağlıkçılar anısına hazırlanan kısa filmin gösterimi yapıldı.

Sadece BDSM ilişkilerinde değil, hayatın her alanında sebep-sonuç ilişkisi vardır. Buna göre yaşarız, trafikte, markette, toplu taşımada, her yerde. BDSM cezaları da bir BDSM ilişkisinde olmazsa olmaz bir yerdedir.

BDSM ilişkilerinde de sebep sonuç ilişkisi var ve sonuçlar sebeplere bağlı olarak ...

 

bdsmakademi.com/bdsmde-ceza-yontemi/

BİSİKLETLİ PROTESTO DUYURUSU ve EYLEMİN DETAYLARI :

Daha Meril Çiğdem Durmuş'un acısı dinmeden çok kötü haberler arka arkaya geldi. Bayram turu için İznik'e giden 5 bisikletliden biri olan TOLGA BEYENİR, dönüş yolunda İnegöl-Ankara Karayolunda emniyet şeridi üzerinde ilerlerken maalesef bir trafik teröristinin kendisine arkasından çarpması sonucu hayatını kaybetti.

 

Bu haberin şokunu atlatamadan İstanbul Maltepe Dragos sahilinde sağ şeritte bisikletiyle ilerleyen ZİHNİ ŞAHİN'e bir dolmuşun güpegündüz arkadan süratli bir şekilde çarptığı haberi geldi. Maalesef Zihni Şahin de hayatını kaybetti.

 

Tolga Beyenir'e, Zihni Şahin'e ve bugüne kadar bisiklet kazaları sebebiyle vefat eden tüm dostlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına ve hepimize baş sağlığı ve sabırlar diliyoruz.

 

Hem Anadolu hem de Avrupa yakası sahilindeki bisiklet yolları üzerinde özellikle yaz aylarında yaşanan araç ve mangal işgali sebebiyle "sözde bisiklet yolları" üzerinde doğru dürüst bisiklet süremediğimiz gibi üstüne bir de magandalarla tartışmak zorunda kalıyoruz. Saygıdeğer trafik polisimizin ve İBB Beyazmasa yetkililerinin şikayetlerimiz karşısındaki ilgisizliği ve vurdumduymazlığı da cabası...

 

Tüm bu sorunlarla uğraşmak istemeyen biz bisikletliler de mecburen ana caddeden gitmek zorunda bırakılıyoruz ve hayatımızı da tehlikeye atmak zorunda kalıyoruz.

 

BİSİKLETLİ DOSTLARIMIZIN VEFAT ETMELERİNİN SORUMLUSU SADECE ONLARA ÇARPAN TRAFİK TERÖRİSTLERİ DEĞİL, HER ÖNÜNE GELENE KOLAYCA SÜRÜCÜ EHLİYETİ VEREN, GEREKLİ DENETİMLERİ YAPMAYIP GEREKLİ CAYDIRICI CEZALARI KESMEYEN ve TÜM ŞİKAYETLERİMİZE RAĞMEN OLAN BİTENE SEYİRCİ KALAN İLGİLİ TÜM KURUM-KURULUŞ ve YETKİLİLERDİR.

 

SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMEYEN TÜM KURUM ve KURULUŞLARI ve YETKİLİLERİ LANETLİYORUZ!

 

Eğer doğru dürüst yapılan bir seri sınav sonucu sürücü ehliyeti verilseydi ve çok sıkı trafik denetlemeleri uygulansaydı, bugün TOLGA BEYENİR ve ZİHNİ ŞAHİN ve bisiklet üzerinde hayatını kaybeden tüm dostlarımız aramızda olacaktı.

 

Eğer trafik polisimiz bisiklet yolu üzerine park eden araçlara durmaksızın ceza yazsaydı, yasak olduğu halde bisiklet yolu üzerinde mangal yapanlara karşı İBB birimleri katı uygulamalarda bulunsaydı, bisiklet yolu işgalleri çok azalacaktı, bu sayede ZİHNİ ŞAHİN bisiklet yolundan güvenli ve rahat bir şekilde ilerleyebilecek ve ana yola çıkma ihtiyacını hissetmeyecekti.

  

Motorize faşizmin her geçen gün arttığı ve motorlu ulaşım dışındaki tüm ulaşım araçlarının ve hatta yayaların neredeyse hiçe sayıldığı bu dönemde sesimizi daha fazla çıkartmamız gerektiğini düşünüyoruz.

 

BU SEBEPLE 18 AĞUSTOS PAZAR GÜNÜ TÜM BİSİKLET SEVERLERİN ve BİSİKLET GRUPLARININ KATILIMI İLE "YOLLARDA TERÖR ESTİREN POTANSİYEL KATİLLERE, BİSİKLET YOLU ÜZERİNDE PARK EDENLERE-MANGAL YAPANLARA ve TÜM BUNLARA DOĞRU DÜRÜST YAPTIRIM UYGULAMAYAN TRAFİK POLİSLERİNE ve İBB YETKİLİLERİNE KARŞI" ORTAK ve BÜYÜK BİR "BİSİKLETLİ PROTESTO" EYLEMİ GERÇEKLEŞTİRİLECEKTİR.

  

18 Ağustos 2013 Pazar günü Kadıköy Caddebostan sahilindeki Beltur Cafe'de (Caddebostan Migros'un arkası) saat 16:00'da buluşacağız ve trafiği kapatmadan ana yoldan ZİHNİ ŞAHİN'in vefat ettiği Dragos'a kadar yavaş tempoda ve sadece bisiklet zillerimizi çalarak ilerleyeceğiz.

 

DRAGOS'A VARDIĞIMIZDA BİSİKLET YOLUNA PARK ETMİŞ ARAÇLARI POLİSE, MANGAL YAPANLARI İBB BEYAZMASA'YA ŞİKAYET EDİP POLİS GELENE KADAR ve PARK EDEN ARAÇLARA TEK TEK CEZA YAZDIRANA KADAR BU ARAÇLARIN BAŞINDA BEKLEYECEĞİZ. EĞER 30 Dk. İÇİNDE POLİS GELMEZ İSE veya ARAÇLARI ÇEKMEZ İSE SADECE SOL ŞERİTTEN TRAFİK AKACAK ŞEKİLDE YOLU KAPATACAĞIZ VE BİSİKLET YOLUMUZU İŞGAL EDEREK HAYATIMIZI DOLAYLI YOLDAN TEHLİKEYE ATANLARI PROTESTO EDECEĞİZ. POLİSİN YAPTIĞI TÜM UYGULAMALARI KAMERAYLA KAYDA ALACAĞIZ.

 

*** TÜM BUNLARI DA KİMSEYLE TARTIŞMADAN, KAVGA ETMEDEN, HİÇ BİR ARACA ZARAR VERMEDEN, BİSİKLETLİYE YAKIŞIR ŞEKİLDE MEDENİCE GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ.***

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bursa Çağdaş

Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Üyeleri ile görüştü, sorularını

yanıtladı.

Toplantıya Bursa Milletvekili İlhan Demiröz de katıldı.

 

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu yönetimi Türkiye Cumhuriyeti hak

etmiyor. Kendi topraklarını bırakıp kaçan bir hükümet bugüne kadar bizim

tarihimizde hiç olmadı” dedi

 

-“Yapmamız gereken demokrasiyi, özgürlüğü, özgür medyayı savunan bir yeni

yönetim anlayışını Türkiye’de iktidar yapmaktır. Biz buna hazırız ve 4

yıllık süre istiyorum. 4 yıl. 4 yılın sonunda demokrasimiz, özgürlük

anlayışımız batı standartlarına gelmiş. İnsanlar sokaklarda özgürce

gezebiliyorlar. Dış politikamızı tepeden tırnağa değiştireceğiz bütün

komşularımızla barış ve huzur içinde yaşayacağız. 4 yılda ben bunların

tamamını yapabilirim. Bu özgüvenimiz var. Çünkü ben 27,5 yıl devletin en

kritik noktalarında çalıştım. Bir devlet nasıl yönetilir bunu gayet iyi

bilirim. Belediyeyi yönetmedim devletin yönetiminde bulundum ben”

 

“Bütün demokrasi güçlerinin CHP’ne destek vermesini istiyoruz. Bizim

kurumsal kimliğimiz, kurumsal kapasitemiz, tarihimiz, demokrasiye ve

uygarlığa bakışımız böyle bir desteği hak ettiğimizi gösteriyor”

 

-“İdris Naim Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde, “İstanbul’da belediye

otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi” dedi. Genç bir

kızımız orada yanarak öldü. Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi

olduğunu söyleyen ben değilim. Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin

İçişleri Bakanı söylüyor bunu. Şimdi hepinize soruyum, gazetecisiniz

molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Tutuklanan gözaltına alınan oldu mu?

Hayır. O kişinin kimliği biliniyor mu? Evet biliniyor. Siz bütün bunları

görmezlikten geliyorsunuz, biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP de

buna karşı çıkıyor diyorsunuz. Yalan, şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu

yerde demokrasi, özgürlük, insan hakları, kadın erkek eşitliği olabilir mi?

Olmaz, biz özgürlüğü savunuyoruz.”

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu Bursa Çağdaş Gazeteciler Derneği üyeleriyle

görüştü, başta içgüvenlik yasa tasarısı olmak üzere sorularını şöyle

yanıtladı;

 

Soru- İç güvenlik yasa tasarısıyla ilgili görüşmeler sürüyor, hayli

gerilimli gidiyor galiba. Tam olarak ne amaçlandığını düşünüyorsunuz bu

yasayla?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi benim öteden beri üzerinde durduğum temel bir

konu var. Bizim demokrasi tarihimiz çok eskilere dayanmıyor. Parlamenter

sisteme baktığımızda 200 yıllık bir deneyimimiz var. Bir Fransız yazar 1789

Fransız devriminin bile daha tam oturmadığını söyler. 1789’a baktığımız

zaman bizim 1946’dan buyana çok partili hayatı ele alıp

değerlendirdiğimizde 1789’a göre çok yeni bebek diyebiliriz. Yapılması

gereken şu; demokrasiyi batı standartlarına uygun, tam üyesi olmaya

çalıştığımız AB standartlarına uygun bir sürecin içine koymamız ve onu

kazanmamız gerekiyor. Şimdi biz AB’yle uyum sürecinde işte yeni bölümler

açılıyor, bizim AB’yle uyum komisyonları çalışıyor. Yani özetle bu ülkede

birinci sınıf demokrasiye ihtiyacımız var ve bizim bütün mücadelemizde

bunun üzerine inşa edilmek zorundadır. 200 yıllık bir parlamenter sisteme

baktığımızda 200 yıllık bir mücadele hep demokrasiyi biraz daha ileriye

nasıl götürebiliriz bu mücadele verilmiştir.

 

Şimdi AKP’de iktidar olmadan önce 3Y ile mücadele edeceğini söylemişti.

Yasaklarla mücadele edeceğim demişti. Maddelerden birisi buydu. Yeni

yasaklar geliyor. Yani kamuoyuna halka verdiği sözü tutmuyorum diyor ben.

Şimdi valilere savcıların yetkisini veriyor. Vali savcı gibi bağımsız bir

otorite değil. Vali hükümetin emrinde, hükümetin memurudur. Ama savcı adı

üstünde devletin savcısı değil, cumhuriyet savcısıdır o. Adı üstünde hiçbir

mesleğin başında cumhuriyet sözcüğü yoktur mesela. Çünkü cumhuriyeti

korumak ve kollamakla sorumludur cumhuriyet savcısı. Demokrasiyi korumak

kollamakla sorumludur. Siz cumhuriyet savcısına yasalarla verilen yetkiyi

cumhuriyet savcısının elinden alıyorsunuz valiye veriyorsunuz. Vali diyecek

ki şunları tutuklayın. Savcı? Savcı kararı yok. Ne kadar? 48 saat. Bu

hiçbir çağdaş ülkede yok niye bizde olsun. Buna itiraz ediyoruz biz. Bunun

doğru olmadığını söylüyoruz.

 

Şimdi Sayın Başbakan ısrarla diyor ki, efendim Molotof kokteyli atanları

siz savunuyorsunuz. Bonzai kullanılıyor, uyuşturucu kullanılıyor siz

bunları savunuyorsunuz. Oysa bizde diyoruz ki, hatta geçen Salı günü

söylemek zorunda kaldım. Yani birisinin Bilal’e anlattığı gibi bende sana

anlatayım dedim. Uyuşturucu kullanmak zaten suç. Siz uyuşturucu kullananı

veya uyuşturucu ticareti yapanı tutukladınız da biz itiraz mı ettik? Yok

böyle bir şey. Okulların önünde peynir ekmek gibi bozai satılıyor. Bu

ülkede hükümet yok mu? Var. Niçin gereğini yapmıyor? Nitekim dün akşam

bonzaiyle ilgili madde görüşüldü, yani cezayı biraz daha ağırlaştırıyorlar

oybirliğiyle geçti bizim hiçbir sorunumuz yok ki zaten. Uyuşturucunun ne

kadar tehlikeli olduğunu, özellikle çocuklar ve gençler için ne kadar

tehlikeli olduğunu bende biliyorum sizde biliyorsunuz. Molotof kokteyli

zaten suç.

 

Bakın ben size tipik bir olay anlatıyım değerli arkadaşlar. İdris Naim

Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki,

İstanbul’da belediye otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi

dedi. Genç bir kızımız öldü orada, yanarak öldü. Bunun MİT görevlisi, yani

Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi olduğunu söyleyen ben değilim.

Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin İçişleri Bakanı söylüyor bunu.

MİT görevlisi o Molotof kokteyli attı diye. Şimdi hepinize soruyum, hepiniz

gazetecisiniz Molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Hele bir kamu görevlisi

yapar ve bir kişinin ölümüne yol açarsa çok daha büyük bir suç. Tutuklanan

oldu mu? Hayır. Gözaltına alınan oldu mu? Hayır. O kişinin kimliği

biliniyor mu? Evet biliniyor. Kim biliyor? Dönemin İçişleri Bakanı biliyor,

ismini de açıklıyor zaten. Şimdi siz bütün bunları görmezlikten

geliyorsunuz efendim biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP buna

karşı çıkıyor neden? İşte Molotof kokteyli atanları savunuyor. Hayır

efendim hayatımın hiçbir döneminde ne ben, ne herhangi bir Cumhuriyet Halk

Partili ve eminim ne de sokakta yürüyen sade vatandaşımız şiddeti hiçbir

zaman savunmadık, savunmayız da. Şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu yerde

demokrasi olur mu? Şiddetin olduğu yerde özgürlük olabilir mi? İnsan

hakları olabilir mi, kadın erkek eşitliği olabilir mi? Biz özgürlüğü

savunuyoruz.

 

Şimdi dediler ki, gelen bütün maddeler Avrupa ülkelerinde de var. Bu söz

üzerine AB yetkilileri dahil pek çok uluslararası kuruluş açıklama yaptı

bizde böyle bir şey yoktur diye. Şimdi düşünün yani biz buna karşı

çıkıyoruz. Karşı çıkma gerekçelerimiz söylediğim gibi demokrasi ve

özgürlükler bağlamında. Şimdi yüzünü kapatmak suç. Açın terörle mücadele

yasasını şiddet içeren bir olayda yüzünüzü kapatmışsanız zaten suç. Yani

terörle mücadele yasasında zaten var bu. Peki siz yüzünü kapatan kaç kişiyi

aldınız şuana kadar? Kaç kişiyi tutukladınız? 6-7-8 Ekim olaylarında 40’ın

üstünde insan öldü. Ne oldu? Kaç kişi tutuklandı? Kütüphaneler yakıldı,

Atatürk heykelleri yakıldı. Kaç kişiyi tutukladılar, kaç kişiyi gözaltına

aldılar? Bunlar suç değil mi? Suç. Suçu ağırlaştırmak çözüm, efendim PKK

için suçu ağırlaştırıyoruz. PKK’lının hapse girme diye bir derdi yok ki

zaten. O başka bir şey. Onun önlemini alacaksanız başka türlü alın onun

önlemini. Zaten yasalar var yeteri kadar ağır zaten yasalar.

 

Size başka bir örnek daha vereyim. Adam gidiyor kentin ortasında elinde

kalaşnikof silah arabalarda kontrol yapıyor, şehrin ortasında. Valisi

orada, kaymakamı orada, emniyet müdürü orada, şube müdürleri orada, herkes

orada. Ama kimse görmüyor. Bu yasal mı? Hayır yasadışı. Niye görmüyorlar?

Hangi gerekçeyle görmüyorlar? Güçleri mi yetmiyor? Yoksa yaptıkları bazı

pazarlıklar mı var? O nedenle getirilen yasa tasarısı bizim demokrasimizi

gerileten yasa tasarısı. O nedenle biz karşıyız buna ve doğru değil. Sadece

biz değil bakın AB’den, Avrupa komisyonlarından pek çok sivil toplum

kuruluşu ve resmi organlar açıklama yaptılar ve bu paketin doğru bir paket

olmadığını söylediler bize. Kaldı ki, bir şey daha var. Yani ilk kez belki

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde HDP, MHP, CHP üçümüzde karşıyız. En azından

demokrasi bağlamında bir yerde buluştuk yani demokrasi bağlamında.

Demokrasiyi savunuyoruz, insan haklarını savunuyoruz. Budur yani yaptığımız

olay bu. Daha içinde pek çok şey var. Yani hukuka aykırı, anayasaya aykırı

pek çok düzenleme var. Onlar ısrar ediyorlar, bizde ısrar ediyoruz bunlar

olmaz diyor.

 

Ayrıca şunu da söyledik onlara. Siz Molotof kokteyliyle ilgili veya

bonzaiyle ilgili veya uyuşturucuyla ilgili veya insan hakları ihlalleriyle

ilgili eğer düzenlemeler yapmak istiyorsanız buyurun getirin yapalım bizde

destek veririz size. Yani demokrasiyi güçlendirmek için ne gerekiyorsa

getirin size destek verelim dedik.

 

Soru- Şimdi önümüzde genel seçimler var. Bu genel seçimlerde CHP herhangi

bir siyasi partiyle ittifak yapmayı düşünüyor mu seçime girerken? ÖDP,

Birleşik Haziran Hareketi ya da HDP’yle görüşmeler var mı? Böyle bir

ittifak görüşmeleri sözkonusu mu? Şuanda durum ne merkezde?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Durum şuanda iyi merkezde onu söyleyebilirim. İttifak

dolayısıyla herhangi bir görüşme sözkonusu değil. DSP’nin Sayın Genel

Başkanı geldi, beni ziyaret etti bir arkadaşıyla beraber seçimlerde beraber

çalışalım diye. Kendisine net, açık bir teklifimi yaptım zaten. Yani sosyal

demokratların bölünmesine, iki ayrı parti halinde çalışmalarına gerek yok.

Cumhuriyet Halk Partisi en köklü partidir. Dünyada bizim kadar eski kökleri

olan siyasi parti sayısı 4’ü veya 5’i geçmez. Yani buyurun gelin hep

beraber Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altında mücadele edelim diye bir

teklifimizde oldu. Teklifi de kendilerine götürdük. Nasıl bir karar

verirler bilmiyorum ama bütün kararlarına en azından saygı duymak bizim

görevimizdir.

 

Diğer siyasi partilerle ilgilide herhangi bir işbirliğimiz sözkonusu değil.

Haziran Hareketini arkadaş

BİSİKLETLİ PROTESTO DUYURUSU ve EYLEMİN DETAYLARI :

Daha Meril Çiğdem Durmuş'un acısı dinmeden çok kötü haberler arka arkaya geldi. Bayram turu için İznik'e giden 5 bisikletliden biri olan TOLGA BEYENİR, dönüş yolunda İnegöl-Ankara Karayolunda emniyet şeridi üzerinde ilerlerken maalesef bir trafik teröristinin kendisine arkasından çarpması sonucu hayatını kaybetti.

 

Bu haberin şokunu atlatamadan İstanbul Maltepe Dragos sahilinde sağ şeritte bisikletiyle ilerleyen ZİHNİ ŞAHİN'e bir dolmuşun güpegündüz arkadan süratli bir şekilde çarptığı haberi geldi. Maalesef Zihni Şahin de hayatını kaybetti.

 

Tolga Beyenir'e, Zihni Şahin'e ve bugüne kadar bisiklet kazaları sebebiyle vefat eden tüm dostlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına ve hepimize baş sağlığı ve sabırlar diliyoruz.

 

Hem Anadolu hem de Avrupa yakası sahilindeki bisiklet yolları üzerinde özellikle yaz aylarında yaşanan araç ve mangal işgali sebebiyle "sözde bisiklet yolları" üzerinde doğru dürüst bisiklet süremediğimiz gibi üstüne bir de magandalarla tartışmak zorunda kalıyoruz. Saygıdeğer trafik polisimizin ve İBB Beyazmasa yetkililerinin şikayetlerimiz karşısındaki ilgisizliği ve vurdumduymazlığı da cabası...

 

Tüm bu sorunlarla uğraşmak istemeyen biz bisikletliler de mecburen ana caddeden gitmek zorunda bırakılıyoruz ve hayatımızı da tehlikeye atmak zorunda kalıyoruz.

 

BİSİKLETLİ DOSTLARIMIZIN VEFAT ETMELERİNİN SORUMLUSU SADECE ONLARA ÇARPAN TRAFİK TERÖRİSTLERİ DEĞİL, HER ÖNÜNE GELENE KOLAYCA SÜRÜCÜ EHLİYETİ VEREN, GEREKLİ DENETİMLERİ YAPMAYIP GEREKLİ CAYDIRICI CEZALARI KESMEYEN ve TÜM ŞİKAYETLERİMİZE RAĞMEN OLAN BİTENE SEYİRCİ KALAN İLGİLİ TÜM KURUM-KURULUŞ ve YETKİLİLERDİR.

 

SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMEYEN TÜM KURUM ve KURULUŞLARI ve YETKİLİLERİ LANETLİYORUZ!

 

Eğer doğru dürüst yapılan bir seri sınav sonucu sürücü ehliyeti verilseydi ve çok sıkı trafik denetlemeleri uygulansaydı, bugün TOLGA BEYENİR ve ZİHNİ ŞAHİN ve bisiklet üzerinde hayatını kaybeden tüm dostlarımız aramızda olacaktı.

 

Eğer trafik polisimiz bisiklet yolu üzerine park eden araçlara durmaksızın ceza yazsaydı, yasak olduğu halde bisiklet yolu üzerinde mangal yapanlara karşı İBB birimleri katı uygulamalarda bulunsaydı, bisiklet yolu işgalleri çok azalacaktı, bu sayede ZİHNİ ŞAHİN bisiklet yolundan güvenli ve rahat bir şekilde ilerleyebilecek ve ana yola çıkma ihtiyacını hissetmeyecekti.

  

Motorize faşizmin her geçen gün arttığı ve motorlu ulaşım dışındaki tüm ulaşım araçlarının ve hatta yayaların neredeyse hiçe sayıldığı bu dönemde sesimizi daha fazla çıkartmamız gerektiğini düşünüyoruz.

 

BU SEBEPLE 18 AĞUSTOS PAZAR GÜNÜ TÜM BİSİKLET SEVERLERİN ve BİSİKLET GRUPLARININ KATILIMI İLE "YOLLARDA TERÖR ESTİREN POTANSİYEL KATİLLERE, BİSİKLET YOLU ÜZERİNDE PARK EDENLERE-MANGAL YAPANLARA ve TÜM BUNLARA DOĞRU DÜRÜST YAPTIRIM UYGULAMAYAN TRAFİK POLİSLERİNE ve İBB YETKİLİLERİNE KARŞI" ORTAK ve BÜYÜK BİR "BİSİKLETLİ PROTESTO" EYLEMİ GERÇEKLEŞTİRİLECEKTİR.

  

18 Ağustos 2013 Pazar günü Kadıköy Caddebostan sahilindeki Beltur Cafe'de (Caddebostan Migros'un arkası) saat 16:00'da buluşacağız ve trafiği kapatmadan ana yoldan ZİHNİ ŞAHİN'in vefat ettiği Dragos'a kadar yavaş tempoda ve sadece bisiklet zillerimizi çalarak ilerleyeceğiz.

 

DRAGOS'A VARDIĞIMIZDA BİSİKLET YOLUNA PARK ETMİŞ ARAÇLARI POLİSE, MANGAL YAPANLARI İBB BEYAZMASA'YA ŞİKAYET EDİP POLİS GELENE KADAR ve PARK EDEN ARAÇLARA TEK TEK CEZA YAZDIRANA KADAR BU ARAÇLARIN BAŞINDA BEKLEYECEĞİZ. EĞER 30 Dk. İÇİNDE POLİS GELMEZ İSE veya ARAÇLARI ÇEKMEZ İSE SADECE SOL ŞERİTTEN TRAFİK AKACAK ŞEKİLDE YOLU KAPATACAĞIZ VE BİSİKLET YOLUMUZU İŞGAL EDEREK HAYATIMIZI DOLAYLI YOLDAN TEHLİKEYE ATANLARI PROTESTO EDECEĞİZ. POLİSİN YAPTIĞI TÜM UYGULAMALARI KAMERAYLA KAYDA ALACAĞIZ.

 

*** TÜM BUNLARI DA KİMSEYLE TARTIŞMADAN, KAVGA ETMEDEN, HİÇ BİR ARACA ZARAR VERMEDEN, BİSİKLETLİYE YAKIŞIR ŞEKİLDE MEDENİCE GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ.***

1-Allah

2-[[Rahman: Esirgeyici, bütün mahlukatına rahmetiyle muamele eden (dünyada).

3-[[Rahim: Bağışlayıcı, sevdiklerine ve müminlere merhamet eden (ahirette).

4-[[Melik: Mülkün sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.

5-[[Kuddüs: Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan.

6-[[Selam: Her çeşit afet ve kaderlerden emin olan.

7-[[Mümin: Kullarına emniyet veren. Kendinin ve peygamberlerinin doğruluğunu ortaya koyan, kullarına yaptığı vaadinde sadık.

8-[[Müheymin: Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi gözetip koruyan.

9-[[Aziz: İzzet sahibi, mağlup edilmesi imkansız olan, her şeye galip olan.

10-[[Cebbar: Azamet ve kudret sahibi, istediğini mutlak yapan,dilediğine muktedir olan.

11-[[Mütekebbir: Ululuk sahibi, her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.

12-[[Halık: Her şeyin varlığını ve geçireceği halleri takdir eden, yaratan, yoktan var eden büyüklükte eşi olmayan.

13-[[Bari: Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun yaratan.

14-[[Musavvir: Tasvir eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren.

15-[[Gaffar: Kullarının günahını örten, mağfireti çok, günahları bağışlayıcı.

16-[[Kahhar: Her şeye, her istediğini yapacak surette, galip ve hakim.

17-[[Vehhab: Çok fazla ihsan eden, çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan.

18-[[Rezzak: Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.

19-[[Fettah: Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaran.

20-[[Alim: Her şeyi en ince noktasına kadar bilen, ilmi ebedi ve ezeli olan.

21-[[Kabız: Dilediğine darlık veren, sıkan, daraltan.

22-[[Basit: Dilediğine bolluk veren, açan, genişleten.

23-[[Hafıd: Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, dereceleri düşüren.

24-[[Rafi: Yukarı kaldıran, yükselten, dereceleri yükselten.

25-[[Muiz: İzzet veren, aziz kılan.

26-[[Müzil: Zillete düşüren, hor ve hakir eden.

27-[[Semi: Her şeyi işiten, kullarının niyazını kabul eden.

28-[[Basir: Her şeyi gören.

29-[[Hakem: Hikmet sahibi olan, yaptığı her işte hikmeti gözeten, hükmeden.

30-[[Adl: Son derece adaletli olan.

31-[[Latif: En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, lütuf ve ihsan sahibi olan.

32-[[Habir: Her şeyi iç yüzünden,gizli tarafından haberdar olan.

33-[[Halim: Yumuşak davranan, hilmi çok olan.

34-[[Azim: Pek azametli olan, yüce.

35-[[Gafur: Çok bağışlayan, mağfireti çok.

36-[[Şekur: Kendini rızası için yapılan amelleri daha ziyadesi ile karşılayan.

37-[[Aliyy: Çok yüce.

38-[[Kebir: Pek büyük.

39-[[Hafız:Yapılan işleri bütün tafsilatıyla hıfzeden, her şeyi afet ve beladan koruyan.

40-[[Mukit: Bilen, tayin eden. Her yaratılmışın rızkını veren.

41-[[Hasib Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının bütün teferruatıyla hesabını iyi bilen. Mahlukatına kafi olan.

42-[[Celil: Azamet sahibi olan, ululuk sahibi olan.

43-[[Kerim: Çok ikram edici, kerimi olan.

44-[[Rakib: Bütün varlıklar ve bütün işler murakabesi altında bulunan.

45-[[Mucib: Kendine yalvaranların isteklerini veren,duaları kabul eden.

46-[[Vasi: Lütfu bol olan.

47-[[Hakim: Emirleri, kelamı ve bütün işleri hikmetli, hikmet sahibi olan.

48-[[Vedud: İyi kullarını seven, rızasına indiren ve sevilmeye layık olan.

49-[[Mecid: Şanı, şerefi çok üstün olan.

50-[[Bais: Ölüleri dirilten, kabirlerden çıkaran.

51-[[Şehid: Her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan.

52-[[Hakk: Vacib'ul vücut olan, varlığı hiç değişmeden duran.

53-[[Vekil: Tevekkül sahiplerinin işini düzeltip onlardan daha iyi temin eden. 54-[[Kavi: Pek kuvvetli.

55-[[Metin: Pek güçlü.

56-[[Veli: Seçkin kullarının dostu.

57-[[Hamid: Ancak kendine hamd edilen, bütün varlığın diliyle övülen.

58-[[Muhsin: Namütenahi de olsa, bir bir her şeyin sayısını bilen.

59-[[Mübdi: Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak baştan yaratan.

60-[[Muid: Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.

61-[[Muhyi: İhya eden, dirilten, can bağışlayan, sağlık veren.

62-[[Mumit: Canlı, bir mahlukatın ölümünü yaratan,öldüren.

63-[[Hayy: Diri, tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi.

64-[[Kayyum: Yarattıklarının işini çeviren her işleneni bilen, evveli olmayan.

65-[[Vacid: İstediğini, istediği vakit bulan.

66-[[Vahid: Tek. Zatında, sıfatlarında, isimlerinde, efailinde ortağı ve benzeri olmayan.

67-[[Samed: Her şey O'na muhtaç, fakat O hiç bir şeye muhtaç değil.

68-[[Kadir: İstediğini, istediği gibi yaratmaya muktedir olan.

69-[[Muktedir: Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf eden.

70-[[Mukaddim: İstediğini öne getiren, öne alan.

71-[[Muahhir: İstediğini geri koyan, arkaya bırakan.

72-[[Evvel: Her şeyden önce var olan.

73-[[Ahir: Her şey helak olduktan sonra geri kalan.

74-[[Zahir: Varlığı sayısız delillerle açık olan.

75-[[Batın: Akılların idrak edemeyeceği yüce azabı gizli olan.

76-[[Vali: Bu muazzam kainatı ve bütün hadisatı tek başına idare eden.

77-[[Muteali: Aklın mümkün gördüğü her şeyden, her halden pek yüce olan.

78-[[Berr: Kullarına iyilik ve ihsanı, nimetleri bol olan.

79-[[Tevvab: Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.

80-[[Müntakim: Günahkarlara, adaletiyle, müstahak oldukları cezayı veren.

81-[[Afüv: Affeden, magfiret eden.

82-[[Rauf: Merhamet edici, pek şefkatli.

83-[[Malikül Mülk: Mülkün ebedi ezeli sahibi.

84-[[Zülcelal-i Vel-İkram: Hem azamet sahibi, hem fazlı kerem sahibi.

85-[[Muksit: Hükmünde ve efalinde adaletli olan.

86-[[Cami: İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.

87-[[Gani: Çok zengin, hiç bir şeye muhtaç olmayan.

88-[[Muğni: Dilediğine zenginlik veren müstağni kılan.

89-[[Macid: Kadri ve şanı büyük, kerem ve müsamahası bol.

90-[[Mani: Bazı şeylerin meydana gelmesine müsaade etmeyen, engelleyen.

91-Nur: Alemleri nurlandıran, dilediğini nur eden, nur olan.

92-[[Hadi: Hidayete kavuşturan, kulunu hayırla muvaffak kılan.

93-[[Bedi: Örneksiz, misalsiz, acayip ve hayret verici alemler yaratan.

94-[[Baki: Varlığının sonu bulunmayan, ebedi olan.

95-[[Varis: Varlığı devam eden, servetlerin hakiki sahibi.

96-[[Reşid: Bütün alemleri dosdoğru bir nizam ve hikmetle akıbetine ulaştıran.

97-[[Sabur: Çok sabırlı olan, isyankarlardan acele intikam almayan.

98-[[Dar: Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan, hüsrana uğratan.

99-[[Nafi: Hayır ve menfaat verecek şeyleri yaratan, faydalandıran.

BİSİKLETLİ PROTESTO DUYURUSU ve EYLEMİN DETAYLARI :

Daha Meril Çiğdem Durmuş'un acısı dinmeden çok kötü haberler arka arkaya geldi. Bayram turu için İznik'e giden 5 bisikletliden biri olan TOLGA BEYENİR, dönüş yolunda İnegöl-Ankara Karayolunda emniyet şeridi üzerinde ilerlerken maalesef bir trafik teröristinin kendisine arkasından çarpması sonucu hayatını kaybetti.

 

Bu haberin şokunu atlatamadan İstanbul Maltepe Dragos sahilinde sağ şeritte bisikletiyle ilerleyen ZİHNİ ŞAHİN'e bir dolmuşun güpegündüz arkadan süratli bir şekilde çarptığı haberi geldi. Maalesef Zihni Şahin de hayatını kaybetti.

 

Tolga Beyenir'e, Zihni Şahin'e ve bugüne kadar bisiklet kazaları sebebiyle vefat eden tüm dostlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına ve hepimize baş sağlığı ve sabırlar diliyoruz.

 

Hem Anadolu hem de Avrupa yakası sahilindeki bisiklet yolları üzerinde özellikle yaz aylarında yaşanan araç ve mangal işgali sebebiyle "sözde bisiklet yolları" üzerinde doğru dürüst bisiklet süremediğimiz gibi üstüne bir de magandalarla tartışmak zorunda kalıyoruz. Saygıdeğer trafik polisimizin ve İBB Beyazmasa yetkililerinin şikayetlerimiz karşısındaki ilgisizliği ve vurdumduymazlığı da cabası...

 

Tüm bu sorunlarla uğraşmak istemeyen biz bisikletliler de mecburen ana caddeden gitmek zorunda bırakılıyoruz ve hayatımızı da tehlikeye atmak zorunda kalıyoruz.

 

BİSİKLETLİ DOSTLARIMIZIN VEFAT ETMELERİNİN SORUMLUSU SADECE ONLARA ÇARPAN TRAFİK TERÖRİSTLERİ DEĞİL, HER ÖNÜNE GELENE KOLAYCA SÜRÜCÜ EHLİYETİ VEREN, GEREKLİ DENETİMLERİ YAPMAYIP GEREKLİ CAYDIRICI CEZALARI KESMEYEN ve TÜM ŞİKAYETLERİMİZE RAĞMEN OLAN BİTENE SEYİRCİ KALAN İLGİLİ TÜM KURUM-KURULUŞ ve YETKİLİLERDİR.

 

SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMEYEN TÜM KURUM ve KURULUŞLARI ve YETKİLİLERİ LANETLİYORUZ!

 

Eğer doğru dürüst yapılan bir seri sınav sonucu sürücü ehliyeti verilseydi ve çok sıkı trafik denetlemeleri uygulansaydı, bugün TOLGA BEYENİR ve ZİHNİ ŞAHİN ve bisiklet üzerinde hayatını kaybeden tüm dostlarımız aramızda olacaktı.

 

Eğer trafik polisimiz bisiklet yolu üzerine park eden araçlara durmaksızın ceza yazsaydı, yasak olduğu halde bisiklet yolu üzerinde mangal yapanlara karşı İBB birimleri katı uygulamalarda bulunsaydı, bisiklet yolu işgalleri çok azalacaktı, bu sayede ZİHNİ ŞAHİN bisiklet yolundan güvenli ve rahat bir şekilde ilerleyebilecek ve ana yola çıkma ihtiyacını hissetmeyecekti.

  

Motorize faşizmin her geçen gün arttığı ve motorlu ulaşım dışındaki tüm ulaşım araçlarının ve hatta yayaların neredeyse hiçe sayıldığı bu dönemde sesimizi daha fazla çıkartmamız gerektiğini düşünüyoruz.

 

BU SEBEPLE 18 AĞUSTOS PAZAR GÜNÜ TÜM BİSİKLET SEVERLERİN ve BİSİKLET GRUPLARININ KATILIMI İLE "YOLLARDA TERÖR ESTİREN POTANSİYEL KATİLLERE, BİSİKLET YOLU ÜZERİNDE PARK EDENLERE-MANGAL YAPANLARA ve TÜM BUNLARA DOĞRU DÜRÜST YAPTIRIM UYGULAMAYAN TRAFİK POLİSLERİNE ve İBB YETKİLİLERİNE KARŞI" ORTAK ve BÜYÜK BİR "BİSİKLETLİ PROTESTO" EYLEMİ GERÇEKLEŞTİRİLECEKTİR.

  

18 Ağustos 2013 Pazar günü Kadıköy Caddebostan sahilindeki Beltur Cafe'de (Caddebostan Migros'un arkası) saat 16:00'da buluşacağız ve trafiği kapatmadan ana yoldan ZİHNİ ŞAHİN'in vefat ettiği Dragos'a kadar yavaş tempoda ve sadece bisiklet zillerimizi çalarak ilerleyeceğiz.

 

DRAGOS'A VARDIĞIMIZDA BİSİKLET YOLUNA PARK ETMİŞ ARAÇLARI POLİSE, MANGAL YAPANLARI İBB BEYAZMASA'YA ŞİKAYET EDİP POLİS GELENE KADAR ve PARK EDEN ARAÇLARA TEK TEK CEZA YAZDIRANA KADAR BU ARAÇLARIN BAŞINDA BEKLEYECEĞİZ. EĞER 30 Dk. İÇİNDE POLİS GELMEZ İSE veya ARAÇLARI ÇEKMEZ İSE SADECE SOL ŞERİTTEN TRAFİK AKACAK ŞEKİLDE YOLU KAPATACAĞIZ VE BİSİKLET YOLUMUZU İŞGAL EDEREK HAYATIMIZI DOLAYLI YOLDAN TEHLİKEYE ATANLARI PROTESTO EDECEĞİZ. POLİSİN YAPTIĞI TÜM UYGULAMALARI KAMERAYLA KAYDA ALACAĞIZ.

 

*** TÜM BUNLARI DA KİMSEYLE TARTIŞMADAN, KAVGA ETMEDEN, HİÇ BİR ARACA ZARAR VERMEDEN, BİSİKLETLİYE YAKIŞIR ŞEKİLDE MEDENİCE GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ.***

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bursa Çağdaş

Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Üyeleri ile görüştü, sorularını

yanıtladı.

Toplantıya Bursa Milletvekili İlhan Demiröz de katıldı.

 

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu yönetimi Türkiye Cumhuriyeti hak

etmiyor. Kendi topraklarını bırakıp kaçan bir hükümet bugüne kadar bizim

tarihimizde hiç olmadı” dedi

 

-“Yapmamız gereken demokrasiyi, özgürlüğü, özgür medyayı savunan bir yeni

yönetim anlayışını Türkiye’de iktidar yapmaktır. Biz buna hazırız ve 4

yıllık süre istiyorum. 4 yıl. 4 yılın sonunda demokrasimiz, özgürlük

anlayışımız batı standartlarına gelmiş. İnsanlar sokaklarda özgürce

gezebiliyorlar. Dış politikamızı tepeden tırnağa değiştireceğiz bütün

komşularımızla barış ve huzur içinde yaşayacağız. 4 yılda ben bunların

tamamını yapabilirim. Bu özgüvenimiz var. Çünkü ben 27,5 yıl devletin en

kritik noktalarında çalıştım. Bir devlet nasıl yönetilir bunu gayet iyi

bilirim. Belediyeyi yönetmedim devletin yönetiminde bulundum ben”

 

“Bütün demokrasi güçlerinin CHP’ne destek vermesini istiyoruz. Bizim

kurumsal kimliğimiz, kurumsal kapasitemiz, tarihimiz, demokrasiye ve

uygarlığa bakışımız böyle bir desteği hak ettiğimizi gösteriyor”

 

-“İdris Naim Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde, “İstanbul’da belediye

otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi” dedi. Genç bir

kızımız orada yanarak öldü. Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi

olduğunu söyleyen ben değilim. Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin

İçişleri Bakanı söylüyor bunu. Şimdi hepinize soruyum, gazetecisiniz

molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Tutuklanan gözaltına alınan oldu mu?

Hayır. O kişinin kimliği biliniyor mu? Evet biliniyor. Siz bütün bunları

görmezlikten geliyorsunuz, biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP de

buna karşı çıkıyor diyorsunuz. Yalan, şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu

yerde demokrasi, özgürlük, insan hakları, kadın erkek eşitliği olabilir mi?

Olmaz, biz özgürlüğü savunuyoruz.”

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu Bursa Çağdaş Gazeteciler Derneği üyeleriyle

görüştü, başta içgüvenlik yasa tasarısı olmak üzere sorularını şöyle

yanıtladı;

 

Soru- İç güvenlik yasa tasarısıyla ilgili görüşmeler sürüyor, hayli

gerilimli gidiyor galiba. Tam olarak ne amaçlandığını düşünüyorsunuz bu

yasayla?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi benim öteden beri üzerinde durduğum temel bir

konu var. Bizim demokrasi tarihimiz çok eskilere dayanmıyor. Parlamenter

sisteme baktığımızda 200 yıllık bir deneyimimiz var. Bir Fransız yazar 1789

Fransız devriminin bile daha tam oturmadığını söyler. 1789’a baktığımız

zaman bizim 1946’dan buyana çok partili hayatı ele alıp

değerlendirdiğimizde 1789’a göre çok yeni bebek diyebiliriz. Yapılması

gereken şu; demokrasiyi batı standartlarına uygun, tam üyesi olmaya

çalıştığımız AB standartlarına uygun bir sürecin içine koymamız ve onu

kazanmamız gerekiyor. Şimdi biz AB’yle uyum sürecinde işte yeni bölümler

açılıyor, bizim AB’yle uyum komisyonları çalışıyor. Yani özetle bu ülkede

birinci sınıf demokrasiye ihtiyacımız var ve bizim bütün mücadelemizde

bunun üzerine inşa edilmek zorundadır. 200 yıllık bir parlamenter sisteme

baktığımızda 200 yıllık bir mücadele hep demokrasiyi biraz daha ileriye

nasıl götürebiliriz bu mücadele verilmiştir.

 

Şimdi AKP’de iktidar olmadan önce 3Y ile mücadele edeceğini söylemişti.

Yasaklarla mücadele edeceğim demişti. Maddelerden birisi buydu. Yeni

yasaklar geliyor. Yani kamuoyuna halka verdiği sözü tutmuyorum diyor ben.

Şimdi valilere savcıların yetkisini veriyor. Vali savcı gibi bağımsız bir

otorite değil. Vali hükümetin emrinde, hükümetin memurudur. Ama savcı adı

üstünde devletin savcısı değil, cumhuriyet savcısıdır o. Adı üstünde hiçbir

mesleğin başında cumhuriyet sözcüğü yoktur mesela. Çünkü cumhuriyeti

korumak ve kollamakla sorumludur cumhuriyet savcısı. Demokrasiyi korumak

kollamakla sorumludur. Siz cumhuriyet savcısına yasalarla verilen yetkiyi

cumhuriyet savcısının elinden alıyorsunuz valiye veriyorsunuz. Vali diyecek

ki şunları tutuklayın. Savcı? Savcı kararı yok. Ne kadar? 48 saat. Bu

hiçbir çağdaş ülkede yok niye bizde olsun. Buna itiraz ediyoruz biz. Bunun

doğru olmadığını söylüyoruz.

 

Şimdi Sayın Başbakan ısrarla diyor ki, efendim Molotof kokteyli atanları

siz savunuyorsunuz. Bonzai kullanılıyor, uyuşturucu kullanılıyor siz

bunları savunuyorsunuz. Oysa bizde diyoruz ki, hatta geçen Salı günü

söylemek zorunda kaldım. Yani birisinin Bilal’e anlattığı gibi bende sana

anlatayım dedim. Uyuşturucu kullanmak zaten suç. Siz uyuşturucu kullananı

veya uyuşturucu ticareti yapanı tutukladınız da biz itiraz mı ettik? Yok

böyle bir şey. Okulların önünde peynir ekmek gibi bozai satılıyor. Bu

ülkede hükümet yok mu? Var. Niçin gereğini yapmıyor? Nitekim dün akşam

bonzaiyle ilgili madde görüşüldü, yani cezayı biraz daha ağırlaştırıyorlar

oybirliğiyle geçti bizim hiçbir sorunumuz yok ki zaten. Uyuşturucunun ne

kadar tehlikeli olduğunu, özellikle çocuklar ve gençler için ne kadar

tehlikeli olduğunu bende biliyorum sizde biliyorsunuz. Molotof kokteyli

zaten suç.

 

Bakın ben size tipik bir olay anlatıyım değerli arkadaşlar. İdris Naim

Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki,

İstanbul’da belediye otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi

dedi. Genç bir kızımız öldü orada, yanarak öldü. Bunun MİT görevlisi, yani

Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi olduğunu söyleyen ben değilim.

Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin İçişleri Bakanı söylüyor bunu.

MİT görevlisi o Molotof kokteyli attı diye. Şimdi hepinize soruyum, hepiniz

gazetecisiniz Molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Hele bir kamu görevlisi

yapar ve bir kişinin ölümüne yol açarsa çok daha büyük bir suç. Tutuklanan

oldu mu? Hayır. Gözaltına alınan oldu mu? Hayır. O kişinin kimliği

biliniyor mu? Evet biliniyor. Kim biliyor? Dönemin İçişleri Bakanı biliyor,

ismini de açıklıyor zaten. Şimdi siz bütün bunları görmezlikten

geliyorsunuz efendim biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP buna

karşı çıkıyor neden? İşte Molotof kokteyli atanları savunuyor. Hayır

efendim hayatımın hiçbir döneminde ne ben, ne herhangi bir Cumhuriyet Halk

Partili ve eminim ne de sokakta yürüyen sade vatandaşımız şiddeti hiçbir

zaman savunmadık, savunmayız da. Şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu yerde

demokrasi olur mu? Şiddetin olduğu yerde özgürlük olabilir mi? İnsan

hakları olabilir mi, kadın erkek eşitliği olabilir mi? Biz özgürlüğü

savunuyoruz.

 

Şimdi dediler ki, gelen bütün maddeler Avrupa ülkelerinde de var. Bu söz

üzerine AB yetkilileri dahil pek çok uluslararası kuruluş açıklama yaptı

bizde böyle bir şey yoktur diye. Şimdi düşünün yani biz buna karşı

çıkıyoruz. Karşı çıkma gerekçelerimiz söylediğim gibi demokrasi ve

özgürlükler bağlamında. Şimdi yüzünü kapatmak suç. Açın terörle mücadele

yasasını şiddet içeren bir olayda yüzünüzü kapatmışsanız zaten suç. Yani

terörle mücadele yasasında zaten var bu. Peki siz yüzünü kapatan kaç kişiyi

aldınız şuana kadar? Kaç kişiyi tutukladınız? 6-7-8 Ekim olaylarında 40’ın

üstünde insan öldü. Ne oldu? Kaç kişi tutuklandı? Kütüphaneler yakıldı,

Atatürk heykelleri yakıldı. Kaç kişiyi tutukladılar, kaç kişiyi gözaltına

aldılar? Bunlar suç değil mi? Suç. Suçu ağırlaştırmak çözüm, efendim PKK

için suçu ağırlaştırıyoruz. PKK’lının hapse girme diye bir derdi yok ki

zaten. O başka bir şey. Onun önlemini alacaksanız başka türlü alın onun

önlemini. Zaten yasalar var yeteri kadar ağır zaten yasalar.

 

Size başka bir örnek daha vereyim. Adam gidiyor kentin ortasında elinde

kalaşnikof silah arabalarda kontrol yapıyor, şehrin ortasında. Valisi

orada, kaymakamı orada, emniyet müdürü orada, şube müdürleri orada, herkes

orada. Ama kimse görmüyor. Bu yasal mı? Hayır yasadışı. Niye görmüyorlar?

Hangi gerekçeyle görmüyorlar? Güçleri mi yetmiyor? Yoksa yaptıkları bazı

pazarlıklar mı var? O nedenle getirilen yasa tasarısı bizim demokrasimizi

gerileten yasa tasarısı. O nedenle biz karşıyız buna ve doğru değil. Sadece

biz değil bakın AB’den, Avrupa komisyonlarından pek çok sivil toplum

kuruluşu ve resmi organlar açıklama yaptılar ve bu paketin doğru bir paket

olmadığını söylediler bize. Kaldı ki, bir şey daha var. Yani ilk kez belki

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde HDP, MHP, CHP üçümüzde karşıyız. En azından

demokrasi bağlamında bir yerde buluştuk yani demokrasi bağlamında.

Demokrasiyi savunuyoruz, insan haklarını savunuyoruz. Budur yani yaptığımız

olay bu. Daha içinde pek çok şey var. Yani hukuka aykırı, anayasaya aykırı

pek çok düzenleme var. Onlar ısrar ediyorlar, bizde ısrar ediyoruz bunlar

olmaz diyor.

 

Ayrıca şunu da söyledik onlara. Siz Molotof kokteyliyle ilgili veya

bonzaiyle ilgili veya uyuşturucuyla ilgili veya insan hakları ihlalleriyle

ilgili eğer düzenlemeler yapmak istiyorsanız buyurun getirin yapalım bizde

destek veririz size. Yani demokrasiyi güçlendirmek için ne gerekiyorsa

getirin size destek verelim dedik.

 

Soru- Şimdi önümüzde genel seçimler var. Bu genel seçimlerde CHP herhangi

bir siyasi partiyle ittifak yapmayı düşünüyor mu seçime girerken? ÖDP,

Birleşik Haziran Hareketi ya da HDP’yle görüşmeler var mı? Böyle bir

ittifak görüşmeleri sözkonusu mu? Şuanda durum ne merkezde?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Durum şuanda iyi merkezde onu söyleyebilirim. İttifak

dolayısıyla herhangi bir görüşme sözkonusu değil. DSP’nin Sayın Genel

Başkanı geldi, beni ziyaret etti bir arkadaşıyla beraber seçimlerde beraber

çalışalım diye. Kendisine net, açık bir teklifimi yaptım zaten. Yani sosyal

demokratların bölünmesine, iki ayrı parti halinde çalışmalarına gerek yok.

Cumhuriyet Halk Partisi en köklü partidir. Dünyada bizim kadar eski kökleri

olan siyasi parti sayısı 4’ü veya 5’i geçmez. Yani buyurun gelin hep

beraber Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altında mücadele edelim diye bir

teklifimizde oldu. Teklifi de kendilerine götürdük. Nasıl bir karar

verirler bilmiyorum ama bütün kararlarına en azından saygı duymak bizim

görevimizdir.

 

Diğer siyasi partilerle ilgilide herhangi bir işbirliğimiz sözkonusu değil.

Haziran Hareketini arkadaş

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bursa Çağdaş

Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Üyeleri ile görüştü, sorularını

yanıtladı.

Toplantıya Bursa Milletvekili İlhan Demiröz de katıldı.

 

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu yönetimi Türkiye Cumhuriyeti hak

etmiyor. Kendi topraklarını bırakıp kaçan bir hükümet bugüne kadar bizim

tarihimizde hiç olmadı” dedi

 

-“Yapmamız gereken demokrasiyi, özgürlüğü, özgür medyayı savunan bir yeni

yönetim anlayışını Türkiye’de iktidar yapmaktır. Biz buna hazırız ve 4

yıllık süre istiyorum. 4 yıl. 4 yılın sonunda demokrasimiz, özgürlük

anlayışımız batı standartlarına gelmiş. İnsanlar sokaklarda özgürce

gezebiliyorlar. Dış politikamızı tepeden tırnağa değiştireceğiz bütün

komşularımızla barış ve huzur içinde yaşayacağız. 4 yılda ben bunların

tamamını yapabilirim. Bu özgüvenimiz var. Çünkü ben 27,5 yıl devletin en

kritik noktalarında çalıştım. Bir devlet nasıl yönetilir bunu gayet iyi

bilirim. Belediyeyi yönetmedim devletin yönetiminde bulundum ben”

 

“Bütün demokrasi güçlerinin CHP’ne destek vermesini istiyoruz. Bizim

kurumsal kimliğimiz, kurumsal kapasitemiz, tarihimiz, demokrasiye ve

uygarlığa bakışımız böyle bir desteği hak ettiğimizi gösteriyor”

 

-“İdris Naim Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde, “İstanbul’da belediye

otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi” dedi. Genç bir

kızımız orada yanarak öldü. Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi

olduğunu söyleyen ben değilim. Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin

İçişleri Bakanı söylüyor bunu. Şimdi hepinize soruyum, gazetecisiniz

molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Tutuklanan gözaltına alınan oldu mu?

Hayır. O kişinin kimliği biliniyor mu? Evet biliniyor. Siz bütün bunları

görmezlikten geliyorsunuz, biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP de

buna karşı çıkıyor diyorsunuz. Yalan, şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu

yerde demokrasi, özgürlük, insan hakları, kadın erkek eşitliği olabilir mi?

Olmaz, biz özgürlüğü savunuyoruz.”

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu Bursa Çağdaş Gazeteciler Derneği üyeleriyle

görüştü, başta içgüvenlik yasa tasarısı olmak üzere sorularını şöyle

yanıtladı;

 

Soru- İç güvenlik yasa tasarısıyla ilgili görüşmeler sürüyor, hayli

gerilimli gidiyor galiba. Tam olarak ne amaçlandığını düşünüyorsunuz bu

yasayla?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi benim öteden beri üzerinde durduğum temel bir

konu var. Bizim demokrasi tarihimiz çok eskilere dayanmıyor. Parlamenter

sisteme baktığımızda 200 yıllık bir deneyimimiz var. Bir Fransız yazar 1789

Fransız devriminin bile daha tam oturmadığını söyler. 1789’a baktığımız

zaman bizim 1946’dan buyana çok partili hayatı ele alıp

değerlendirdiğimizde 1789’a göre çok yeni bebek diyebiliriz. Yapılması

gereken şu; demokrasiyi batı standartlarına uygun, tam üyesi olmaya

çalıştığımız AB standartlarına uygun bir sürecin içine koymamız ve onu

kazanmamız gerekiyor. Şimdi biz AB’yle uyum sürecinde işte yeni bölümler

açılıyor, bizim AB’yle uyum komisyonları çalışıyor. Yani özetle bu ülkede

birinci sınıf demokrasiye ihtiyacımız var ve bizim bütün mücadelemizde

bunun üzerine inşa edilmek zorundadır. 200 yıllık bir parlamenter sisteme

baktığımızda 200 yıllık bir mücadele hep demokrasiyi biraz daha ileriye

nasıl götürebiliriz bu mücadele verilmiştir.

 

Şimdi AKP’de iktidar olmadan önce 3Y ile mücadele edeceğini söylemişti.

Yasaklarla mücadele edeceğim demişti. Maddelerden birisi buydu. Yeni

yasaklar geliyor. Yani kamuoyuna halka verdiği sözü tutmuyorum diyor ben.

Şimdi valilere savcıların yetkisini veriyor. Vali savcı gibi bağımsız bir

otorite değil. Vali hükümetin emrinde, hükümetin memurudur. Ama savcı adı

üstünde devletin savcısı değil, cumhuriyet savcısıdır o. Adı üstünde hiçbir

mesleğin başında cumhuriyet sözcüğü yoktur mesela. Çünkü cumhuriyeti

korumak ve kollamakla sorumludur cumhuriyet savcısı. Demokrasiyi korumak

kollamakla sorumludur. Siz cumhuriyet savcısına yasalarla verilen yetkiyi

cumhuriyet savcısının elinden alıyorsunuz valiye veriyorsunuz. Vali diyecek

ki şunları tutuklayın. Savcı? Savcı kararı yok. Ne kadar? 48 saat. Bu

hiçbir çağdaş ülkede yok niye bizde olsun. Buna itiraz ediyoruz biz. Bunun

doğru olmadığını söylüyoruz.

 

Şimdi Sayın Başbakan ısrarla diyor ki, efendim Molotof kokteyli atanları

siz savunuyorsunuz. Bonzai kullanılıyor, uyuşturucu kullanılıyor siz

bunları savunuyorsunuz. Oysa bizde diyoruz ki, hatta geçen Salı günü

söylemek zorunda kaldım. Yani birisinin Bilal’e anlattığı gibi bende sana

anlatayım dedim. Uyuşturucu kullanmak zaten suç. Siz uyuşturucu kullananı

veya uyuşturucu ticareti yapanı tutukladınız da biz itiraz mı ettik? Yok

böyle bir şey. Okulların önünde peynir ekmek gibi bozai satılıyor. Bu

ülkede hükümet yok mu? Var. Niçin gereğini yapmıyor? Nitekim dün akşam

bonzaiyle ilgili madde görüşüldü, yani cezayı biraz daha ağırlaştırıyorlar

oybirliğiyle geçti bizim hiçbir sorunumuz yok ki zaten. Uyuşturucunun ne

kadar tehlikeli olduğunu, özellikle çocuklar ve gençler için ne kadar

tehlikeli olduğunu bende biliyorum sizde biliyorsunuz. Molotof kokteyli

zaten suç.

 

Bakın ben size tipik bir olay anlatıyım değerli arkadaşlar. İdris Naim

Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki,

İstanbul’da belediye otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi

dedi. Genç bir kızımız öldü orada, yanarak öldü. Bunun MİT görevlisi, yani

Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi olduğunu söyleyen ben değilim.

Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin İçişleri Bakanı söylüyor bunu.

MİT görevlisi o Molotof kokteyli attı diye. Şimdi hepinize soruyum, hepiniz

gazetecisiniz Molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Hele bir kamu görevlisi

yapar ve bir kişinin ölümüne yol açarsa çok daha büyük bir suç. Tutuklanan

oldu mu? Hayır. Gözaltına alınan oldu mu? Hayır. O kişinin kimliği

biliniyor mu? Evet biliniyor. Kim biliyor? Dönemin İçişleri Bakanı biliyor,

ismini de açıklıyor zaten. Şimdi siz bütün bunları görmezlikten

geliyorsunuz efendim biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP buna

karşı çıkıyor neden? İşte Molotof kokteyli atanları savunuyor. Hayır

efendim hayatımın hiçbir döneminde ne ben, ne herhangi bir Cumhuriyet Halk

Partili ve eminim ne de sokakta yürüyen sade vatandaşımız şiddeti hiçbir

zaman savunmadık, savunmayız da. Şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu yerde

demokrasi olur mu? Şiddetin olduğu yerde özgürlük olabilir mi? İnsan

hakları olabilir mi, kadın erkek eşitliği olabilir mi? Biz özgürlüğü

savunuyoruz.

 

Şimdi dediler ki, gelen bütün maddeler Avrupa ülkelerinde de var. Bu söz

üzerine AB yetkilileri dahil pek çok uluslararası kuruluş açıklama yaptı

bizde böyle bir şey yoktur diye. Şimdi düşünün yani biz buna karşı

çıkıyoruz. Karşı çıkma gerekçelerimiz söylediğim gibi demokrasi ve

özgürlükler bağlamında. Şimdi yüzünü kapatmak suç. Açın terörle mücadele

yasasını şiddet içeren bir olayda yüzünüzü kapatmışsanız zaten suç. Yani

terörle mücadele yasasında zaten var bu. Peki siz yüzünü kapatan kaç kişiyi

aldınız şuana kadar? Kaç kişiyi tutukladınız? 6-7-8 Ekim olaylarında 40’ın

üstünde insan öldü. Ne oldu? Kaç kişi tutuklandı? Kütüphaneler yakıldı,

Atatürk heykelleri yakıldı. Kaç kişiyi tutukladılar, kaç kişiyi gözaltına

aldılar? Bunlar suç değil mi? Suç. Suçu ağırlaştırmak çözüm, efendim PKK

için suçu ağırlaştırıyoruz. PKK’lının hapse girme diye bir derdi yok ki

zaten. O başka bir şey. Onun önlemini alacaksanız başka türlü alın onun

önlemini. Zaten yasalar var yeteri kadar ağır zaten yasalar.

 

Size başka bir örnek daha vereyim. Adam gidiyor kentin ortasında elinde

kalaşnikof silah arabalarda kontrol yapıyor, şehrin ortasında. Valisi

orada, kaymakamı orada, emniyet müdürü orada, şube müdürleri orada, herkes

orada. Ama kimse görmüyor. Bu yasal mı? Hayır yasadışı. Niye görmüyorlar?

Hangi gerekçeyle görmüyorlar? Güçleri mi yetmiyor? Yoksa yaptıkları bazı

pazarlıklar mı var? O nedenle getirilen yasa tasarısı bizim demokrasimizi

gerileten yasa tasarısı. O nedenle biz karşıyız buna ve doğru değil. Sadece

biz değil bakın AB’den, Avrupa komisyonlarından pek çok sivil toplum

kuruluşu ve resmi organlar açıklama yaptılar ve bu paketin doğru bir paket

olmadığını söylediler bize. Kaldı ki, bir şey daha var. Yani ilk kez belki

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde HDP, MHP, CHP üçümüzde karşıyız. En azından

demokrasi bağlamında bir yerde buluştuk yani demokrasi bağlamında.

Demokrasiyi savunuyoruz, insan haklarını savunuyoruz. Budur yani yaptığımız

olay bu. Daha içinde pek çok şey var. Yani hukuka aykırı, anayasaya aykırı

pek çok düzenleme var. Onlar ısrar ediyorlar, bizde ısrar ediyoruz bunlar

olmaz diyor.

 

Ayrıca şunu da söyledik onlara. Siz Molotof kokteyliyle ilgili veya

bonzaiyle ilgili veya uyuşturucuyla ilgili veya insan hakları ihlalleriyle

ilgili eğer düzenlemeler yapmak istiyorsanız buyurun getirin yapalım bizde

destek veririz size. Yani demokrasiyi güçlendirmek için ne gerekiyorsa

getirin size destek verelim dedik.

 

Soru- Şimdi önümüzde genel seçimler var. Bu genel seçimlerde CHP herhangi

bir siyasi partiyle ittifak yapmayı düşünüyor mu seçime girerken? ÖDP,

Birleşik Haziran Hareketi ya da HDP’yle görüşmeler var mı? Böyle bir

ittifak görüşmeleri sözkonusu mu? Şuanda durum ne merkezde?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Durum şuanda iyi merkezde onu söyleyebilirim. İttifak

dolayısıyla herhangi bir görüşme sözkonusu değil. DSP’nin Sayın Genel

Başkanı geldi, beni ziyaret etti bir arkadaşıyla beraber seçimlerde beraber

çalışalım diye. Kendisine net, açık bir teklifimi yaptım zaten. Yani sosyal

demokratların bölünmesine, iki ayrı parti halinde çalışmalarına gerek yok.

Cumhuriyet Halk Partisi en köklü partidir. Dünyada bizim kadar eski kökleri

olan siyasi parti sayısı 4’ü veya 5’i geçmez. Yani buyurun gelin hep

beraber Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altında mücadele edelim diye bir

teklifimizde oldu. Teklifi de kendilerine götürdük. Nasıl bir karar

verirler bilmiyorum ama bütün kararlarına en azından saygı duymak bizim

görevimizdir.

 

Diğer siyasi partilerle ilgilide herhangi bir işbirliğimiz sözkonusu değil.

Haziran Hareketini arkadaş

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bursa Çağdaş

Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Üyeleri ile görüştü, sorularını

yanıtladı.

Toplantıya Bursa Milletvekili İlhan Demiröz de katıldı.

 

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu yönetimi Türkiye Cumhuriyeti hak

etmiyor. Kendi topraklarını bırakıp kaçan bir hükümet bugüne kadar bizim

tarihimizde hiç olmadı” dedi

 

-“Yapmamız gereken demokrasiyi, özgürlüğü, özgür medyayı savunan bir yeni

yönetim anlayışını Türkiye’de iktidar yapmaktır. Biz buna hazırız ve 4

yıllık süre istiyorum. 4 yıl. 4 yılın sonunda demokrasimiz, özgürlük

anlayışımız batı standartlarına gelmiş. İnsanlar sokaklarda özgürce

gezebiliyorlar. Dış politikamızı tepeden tırnağa değiştireceğiz bütün

komşularımızla barış ve huzur içinde yaşayacağız. 4 yılda ben bunların

tamamını yapabilirim. Bu özgüvenimiz var. Çünkü ben 27,5 yıl devletin en

kritik noktalarında çalıştım. Bir devlet nasıl yönetilir bunu gayet iyi

bilirim. Belediyeyi yönetmedim devletin yönetiminde bulundum ben”

 

“Bütün demokrasi güçlerinin CHP’ne destek vermesini istiyoruz. Bizim

kurumsal kimliğimiz, kurumsal kapasitemiz, tarihimiz, demokrasiye ve

uygarlığa bakışımız böyle bir desteği hak ettiğimizi gösteriyor”

 

-“İdris Naim Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde, “İstanbul’da belediye

otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi” dedi. Genç bir

kızımız orada yanarak öldü. Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi

olduğunu söyleyen ben değilim. Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin

İçişleri Bakanı söylüyor bunu. Şimdi hepinize soruyum, gazetecisiniz

molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Tutuklanan gözaltına alınan oldu mu?

Hayır. O kişinin kimliği biliniyor mu? Evet biliniyor. Siz bütün bunları

görmezlikten geliyorsunuz, biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP de

buna karşı çıkıyor diyorsunuz. Yalan, şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu

yerde demokrasi, özgürlük, insan hakları, kadın erkek eşitliği olabilir mi?

Olmaz, biz özgürlüğü savunuyoruz.”

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu Bursa Çağdaş Gazeteciler Derneği üyeleriyle

görüştü, başta içgüvenlik yasa tasarısı olmak üzere sorularını şöyle

yanıtladı;

 

Soru- İç güvenlik yasa tasarısıyla ilgili görüşmeler sürüyor, hayli

gerilimli gidiyor galiba. Tam olarak ne amaçlandığını düşünüyorsunuz bu

yasayla?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi benim öteden beri üzerinde durduğum temel bir

konu var. Bizim demokrasi tarihimiz çok eskilere dayanmıyor. Parlamenter

sisteme baktığımızda 200 yıllık bir deneyimimiz var. Bir Fransız yazar 1789

Fransız devriminin bile daha tam oturmadığını söyler. 1789’a baktığımız

zaman bizim 1946’dan buyana çok partili hayatı ele alıp

değerlendirdiğimizde 1789’a göre çok yeni bebek diyebiliriz. Yapılması

gereken şu; demokrasiyi batı standartlarına uygun, tam üyesi olmaya

çalıştığımız AB standartlarına uygun bir sürecin içine koymamız ve onu

kazanmamız gerekiyor. Şimdi biz AB’yle uyum sürecinde işte yeni bölümler

açılıyor, bizim AB’yle uyum komisyonları çalışıyor. Yani özetle bu ülkede

birinci sınıf demokrasiye ihtiyacımız var ve bizim bütün mücadelemizde

bunun üzerine inşa edilmek zorundadır. 200 yıllık bir parlamenter sisteme

baktığımızda 200 yıllık bir mücadele hep demokrasiyi biraz daha ileriye

nasıl götürebiliriz bu mücadele verilmiştir.

 

Şimdi AKP’de iktidar olmadan önce 3Y ile mücadele edeceğini söylemişti.

Yasaklarla mücadele edeceğim demişti. Maddelerden birisi buydu. Yeni

yasaklar geliyor. Yani kamuoyuna halka verdiği sözü tutmuyorum diyor ben.

Şimdi valilere savcıların yetkisini veriyor. Vali savcı gibi bağımsız bir

otorite değil. Vali hükümetin emrinde, hükümetin memurudur. Ama savcı adı

üstünde devletin savcısı değil, cumhuriyet savcısıdır o. Adı üstünde hiçbir

mesleğin başında cumhuriyet sözcüğü yoktur mesela. Çünkü cumhuriyeti

korumak ve kollamakla sorumludur cumhuriyet savcısı. Demokrasiyi korumak

kollamakla sorumludur. Siz cumhuriyet savcısına yasalarla verilen yetkiyi

cumhuriyet savcısının elinden alıyorsunuz valiye veriyorsunuz. Vali diyecek

ki şunları tutuklayın. Savcı? Savcı kararı yok. Ne kadar? 48 saat. Bu

hiçbir çağdaş ülkede yok niye bizde olsun. Buna itiraz ediyoruz biz. Bunun

doğru olmadığını söylüyoruz.

 

Şimdi Sayın Başbakan ısrarla diyor ki, efendim Molotof kokteyli atanları

siz savunuyorsunuz. Bonzai kullanılıyor, uyuşturucu kullanılıyor siz

bunları savunuyorsunuz. Oysa bizde diyoruz ki, hatta geçen Salı günü

söylemek zorunda kaldım. Yani birisinin Bilal’e anlattığı gibi bende sana

anlatayım dedim. Uyuşturucu kullanmak zaten suç. Siz uyuşturucu kullananı

veya uyuşturucu ticareti yapanı tutukladınız da biz itiraz mı ettik? Yok

böyle bir şey. Okulların önünde peynir ekmek gibi bozai satılıyor. Bu

ülkede hükümet yok mu? Var. Niçin gereğini yapmıyor? Nitekim dün akşam

bonzaiyle ilgili madde görüşüldü, yani cezayı biraz daha ağırlaştırıyorlar

oybirliğiyle geçti bizim hiçbir sorunumuz yok ki zaten. Uyuşturucunun ne

kadar tehlikeli olduğunu, özellikle çocuklar ve gençler için ne kadar

tehlikeli olduğunu bende biliyorum sizde biliyorsunuz. Molotof kokteyli

zaten suç.

 

Bakın ben size tipik bir olay anlatıyım değerli arkadaşlar. İdris Naim

Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki,

İstanbul’da belediye otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi

dedi. Genç bir kızımız öldü orada, yanarak öldü. Bunun MİT görevlisi, yani

Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi olduğunu söyleyen ben değilim.

Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin İçişleri Bakanı söylüyor bunu.

MİT görevlisi o Molotof kokteyli attı diye. Şimdi hepinize soruyum, hepiniz

gazetecisiniz Molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Hele bir kamu görevlisi

yapar ve bir kişinin ölümüne yol açarsa çok daha büyük bir suç. Tutuklanan

oldu mu? Hayır. Gözaltına alınan oldu mu? Hayır. O kişinin kimliği

biliniyor mu? Evet biliniyor. Kim biliyor? Dönemin İçişleri Bakanı biliyor,

ismini de açıklıyor zaten. Şimdi siz bütün bunları görmezlikten

geliyorsunuz efendim biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP buna

karşı çıkıyor neden? İşte Molotof kokteyli atanları savunuyor. Hayır

efendim hayatımın hiçbir döneminde ne ben, ne herhangi bir Cumhuriyet Halk

Partili ve eminim ne de sokakta yürüyen sade vatandaşımız şiddeti hiçbir

zaman savunmadık, savunmayız da. Şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu yerde

demokrasi olur mu? Şiddetin olduğu yerde özgürlük olabilir mi? İnsan

hakları olabilir mi, kadın erkek eşitliği olabilir mi? Biz özgürlüğü

savunuyoruz.

 

Şimdi dediler ki, gelen bütün maddeler Avrupa ülkelerinde de var. Bu söz

üzerine AB yetkilileri dahil pek çok uluslararası kuruluş açıklama yaptı

bizde böyle bir şey yoktur diye. Şimdi düşünün yani biz buna karşı

çıkıyoruz. Karşı çıkma gerekçelerimiz söylediğim gibi demokrasi ve

özgürlükler bağlamında. Şimdi yüzünü kapatmak suç. Açın terörle mücadele

yasasını şiddet içeren bir olayda yüzünüzü kapatmışsanız zaten suç. Yani

terörle mücadele yasasında zaten var bu. Peki siz yüzünü kapatan kaç kişiyi

aldınız şuana kadar? Kaç kişiyi tutukladınız? 6-7-8 Ekim olaylarında 40’ın

üstünde insan öldü. Ne oldu? Kaç kişi tutuklandı? Kütüphaneler yakıldı,

Atatürk heykelleri yakıldı. Kaç kişiyi tutukladılar, kaç kişiyi gözaltına

aldılar? Bunlar suç değil mi? Suç. Suçu ağırlaştırmak çözüm, efendim PKK

için suçu ağırlaştırıyoruz. PKK’lının hapse girme diye bir derdi yok ki

zaten. O başka bir şey. Onun önlemini alacaksanız başka türlü alın onun

önlemini. Zaten yasalar var yeteri kadar ağır zaten yasalar.

 

Size başka bir örnek daha vereyim. Adam gidiyor kentin ortasında elinde

kalaşnikof silah arabalarda kontrol yapıyor, şehrin ortasında. Valisi

orada, kaymakamı orada, emniyet müdürü orada, şube müdürleri orada, herkes

orada. Ama kimse görmüyor. Bu yasal mı? Hayır yasadışı. Niye görmüyorlar?

Hangi gerekçeyle görmüyorlar? Güçleri mi yetmiyor? Yoksa yaptıkları bazı

pazarlıklar mı var? O nedenle getirilen yasa tasarısı bizim demokrasimizi

gerileten yasa tasarısı. O nedenle biz karşıyız buna ve doğru değil. Sadece

biz değil bakın AB’den, Avrupa komisyonlarından pek çok sivil toplum

kuruluşu ve resmi organlar açıklama yaptılar ve bu paketin doğru bir paket

olmadığını söylediler bize. Kaldı ki, bir şey daha var. Yani ilk kez belki

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde HDP, MHP, CHP üçümüzde karşıyız. En azından

demokrasi bağlamında bir yerde buluştuk yani demokrasi bağlamında.

Demokrasiyi savunuyoruz, insan haklarını savunuyoruz. Budur yani yaptığımız

olay bu. Daha içinde pek çok şey var. Yani hukuka aykırı, anayasaya aykırı

pek çok düzenleme var. Onlar ısrar ediyorlar, bizde ısrar ediyoruz bunlar

olmaz diyor.

 

Ayrıca şunu da söyledik onlara. Siz Molotof kokteyliyle ilgili veya

bonzaiyle ilgili veya uyuşturucuyla ilgili veya insan hakları ihlalleriyle

ilgili eğer düzenlemeler yapmak istiyorsanız buyurun getirin yapalım bizde

destek veririz size. Yani demokrasiyi güçlendirmek için ne gerekiyorsa

getirin size destek verelim dedik.

 

Soru- Şimdi önümüzde genel seçimler var. Bu genel seçimlerde CHP herhangi

bir siyasi partiyle ittifak yapmayı düşünüyor mu seçime girerken? ÖDP,

Birleşik Haziran Hareketi ya da HDP’yle görüşmeler var mı? Böyle bir

ittifak görüşmeleri sözkonusu mu? Şuanda durum ne merkezde?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Durum şuanda iyi merkezde onu söyleyebilirim. İttifak

dolayısıyla herhangi bir görüşme sözkonusu değil. DSP’nin Sayın Genel

Başkanı geldi, beni ziyaret etti bir arkadaşıyla beraber seçimlerde beraber

çalışalım diye. Kendisine net, açık bir teklifimi yaptım zaten. Yani sosyal

demokratların bölünmesine, iki ayrı parti halinde çalışmalarına gerek yok.

Cumhuriyet Halk Partisi en köklü partidir. Dünyada bizim kadar eski kökleri

olan siyasi parti sayısı 4’ü veya 5’i geçmez. Yani buyurun gelin hep

beraber Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altında mücadele edelim diye bir

teklifimizde oldu. Teklifi de kendilerine götürdük. Nasıl bir karar

verirler bilmiyorum ama bütün kararlarına en azından saygı duymak bizim

görevimizdir.

 

Diğer siyasi partilerle ilgilide herhangi bir işbirliğimiz sözkonusu değil.

Haziran Hareketini arkadaş

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen "Zaferin Ab-ı Hayat Neferleri" törenine katıldı. Kolin Otel’de gerçekleştirilen törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eşi Sare Davutoğlu, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Vali Ahmet Çınar, Belediye Başkanı Ülgür Gökhan ve Çanakkale Savaş’larına katılan milletlerin temsilcileri katıldı.

 

Törende konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale’nin çelik, barut, teknolojinin; iman, azim ve keyfiyet karşısında diz çöküşünün sembolü olduğunu söyledi. “Tarihte eşine çok az rastlanan bu büyük destan, vatanın, milletin bekası için gözlerini kırpmadan canlarını feda etmeyi göze alan yüzbinlerce kahramanın eseridir” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Hem 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlamak, hem de bu yıl 100’üncü yıl dönümünü idrak ettiğimiz Çanakkale Zaferini yâd etmek üzere bu etkinliği düzenleyen, Sağlık Bakanı ve ekibini tebrik ediyor yurtiçinden ve yurtdışından programa katılanlara da ‘hoş geldiniz’ diyorum.

 

14 Mart Tıp Bayramı’nın Çanakkale’de düzenlenmesini son derece anlamlı ve önemlidir. “Bugün üç tarihi olayı birlikte kutluyor, beraberce hatırlıyoruz. Bir tanesi, 14 Mart 1827’de ülkemizde ilk tıp okulunun açılışıdır. İkincisi, 96 yıl önce, 14 Mart 1919 tarihinde, İstanbul’daki işgal kuvvetlerinin topları Tıbbiyenin üzerine doğrulttuğu bir günde, okulun iki kulesi arasına astıkları Türk bayrağıyla, işgale başkaldırışlarıdır. Üçüncüsü de, 4 gün sonra idrak edeceğimiz 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ile Nisan ayında kavuşacağımız Kara Savaşlarının 100’üncü yıl dönümüdür. Çanakkale Savaşımızın da, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanıyla taçlandırdığımız İstiklal Mücadelemizin de en önemli kahramanlarından biri, hiç şüphesiz sıhhiye personelimizdi. Kimi zaman cephe gerisinde kimi zaman da bizzat cephe hattında fedakârca görev yapan, şehit olan, yaralanan, sıhhiye personelimize millet olarak çok büyük minnet borcumuz var” dedi.

 

“BU TOPRAKLAR AZİZ ŞEHİTLERİMİZİN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE HUZUR İÇİNDEDİR”

 

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nin ve Sağlık Bakanlığı’nın ortak çabaları sonucu hazırlanan “Sıhhiye 1915” kitabı ve sergisinde, doktor ve sıhhiye görevlilerinin sergiledikleri özverinin görüldüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o 300 fotoğrafta, bizi biz yapan değerlere, vatan, millet ve hürriyet uğruna ortaya konan azim ve kararlığa, bugünlerimiz için ödenen bedellere şahitlik edildiğini belirtti.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin o fotoğraflarda görülen fedakârlıklar, acılar, dramlar ve kahramanlıklar üzerine inşa edildiğine işaret ederek şunları söyledi: “Ben bu vesileyle Çanakkale Savaşında, İstiklal Harbimizde, diğer cephelerde şehit olan, gazi olan sıhhiye personelimizi bir kez daha rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyorum. Biz, ilahi mesajda da çok net bir şekilde ifade edildiği gibi, şehitlerin ölüler olmadığına, onların diri olduğuna inanıyoruz. Bu topraklar üzerindeki varlığımız, öncelikle Allah'ın bize nimeti, ardından da aziz şehitlerimizin bize mirasıdır. Bu Topraklar, hiç kuşkusuz, aziz şehitlerimizin yüzü suyu hürmetine, onların hatırasıyla huzur ve emniyet içindedir. Allah onlardan razı olsun, Rabbim onların mekânlarını cennet eylesin.” Bu toprakların kıymetinin iyi bilinmesi gerektiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çanakkale’nin altında yatan yüzbinlerce şehit düşünülmeden, üzerinden geçilip gidilecek topraklar olmadığı, 100 yıl önce burada yazılan destanı, Çanakkale lafzının gerisindeki manayı çok iyi anlamak gerektiğini vurguladı.

   

“ÇANAKKALE YÜZBİNLERCE KAHRAMANIN ESERİDİR”

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale, imanın, inancın, fedakârlığın, bağımsızlığın ve bin yıllık medeniyet değerlerimizin ete kemiğe büründüğü, şaha kalktığı yer olduğunu vurgulayarak, “Çanakkale, çelik ve barutun, teknoloji ve kemiyetin; iman, azim ve keyfiyet karşısında diz çöküşünün sembolüdür. Tarihte eşine çok az rastlanan bu büyük destan, vatanın, milletin bekası için gözlerini kırpmadan canlarını feda etmeyi göze alan yüzbinlerce kahramanın eseridir. Çanakkale aynı zamanda Nabluslu Ahmet’in, Musullu Selahaddin’in, Sudanlı Muhammed’in, Tunuslu Ali’nin, Bosnalı Murat’ın zaferidir. Anadolu’dan Ortadoğu’ya, Balkanlardan Kuzey Afrika’ya kadar yöresi, kökeni, rengi ve mezhebi ne olursa olsun Mehmetçikler, bu aziz topraklarda gönüllerini buluşturmuş, birlikte şahadet şerbetini içmişlerdir. "Bayrakları Bayrak Yapan Üstündeki Kandır. Toprak Eğer Uğrunda Ölen Varsa Vatandır" diyerek, şehit olmuşlardır. Bu dizeleri, işte burada, hemen yanı başımızda ete kemiğe bürünmüş, anlam kazanmıştır. Bir gül bahçesine girercesine kara toprağa giren kınalı kuzular, göz kamaştıran mücadeleleriyle “Çanakkale Geçilmez” sözünü tarihe nakşetmişlerdir” dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu açıdan Çanakkale Muharebeleri’nin, yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda 200 yıldır sürekli küçümsenmiş edilmiş bir milletin, küllerinden tekrar dirilişinin hikâyesi olduğunu vurguladı. Milletimizin makûs talihini tersine çevirenlerin bu fedakârlıklarını, azimlerini ve mücadelelerini iyi anlamak gerektiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan,12 yıl önce Çanakkale’yi yılda 250 bin kişinin ziyaret ettiğini, bugün sayının 3 milyona çıktığını, önümüzdeki günlerde bu sayının daha da artacağına inandığını belirtti.

 

“ÜLKEMİZİN İÇİNDE BULUNDUĞU COĞRAFYA SON DERECE SANCILI BİR SÜREÇTEN GEÇİYOR”

 

Yüz binlerce şehidin toprağa düşmesine, birçok lise ve üniversitenin mezun verecek öğrenci dahi bulamamasına, neredeyse her evden bir şehidin şehadet şerbeti içmesine sebep olan bu mücadeleyi, iyi tefekkür etmek gerektiğini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aynı şekilde, bundan 100 yıl önce, dünyanın en ücra köşelerinden buraya gelip savaş veren mantığı, buna neden olan motivasyonu da iyi düşünmek gerekliliğine işaret etti. Bugün ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyanın son derece sancılı bir süreçten geçtiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şunları söyledi: “Kime ve neye hizmet ettiği belli olmayan bir örgüt, güya yüce dinimiz adına, en kanlı cinayetleri, en vahşi katliamları gerçekleştirmekten imtina etmiyor. Her gün kadim mirasımızın en nadide eserleri, kitapları, kütüphaneleri, türbeleri ve camileri bu örgüt tarafından yok ediliyor, tarumar ediliyor. Aynı şekilde, Suriye’de eli kanlı bir diktatör, kimyasal silahlarla, varil bombalarıyla, işkence ve zulümle iktidarını uzatmanın çabası içinde. 350 bin insan öldürülüyor ve 6 milyon insan mülteci durumunda, sadece bizim ülkemizde Irak ve Suriye’den bize sığınan insanların sayısı 2 milyon. Koskoca Avrupa’da 250 bin insan var. Dünya’nın, batının sesi çıkıyor mu? Hayır. Sadece bizimle bir araya geldikleri zaman, “Siz ne büyük milletsiniz. 2 milyon insanı burada ağırlıyorsunuz” Paraya gelince, hiç ellerini ceplerine götürmüyorlar. Fakat öbür tarafta üç tane kendilerinden kaçan vatandaşları ilgili olarak, dünyayı ayağa kaldırıyorlar. Öbür tarafta, yine aynı şekilde bir başka yerde bakıyorsunuz, bir başka mücadelenin içinde olanlara, milyarlarca dolarları, on milyarlarca dolarları aktarıyorlar. Biz şu ana kadar 5,5 milyar dolar harcadık. Bize verdikleri destek 250 milyon dolar. Aradaki fark bu. Onun için işte bu millet büyük millet. Darda kalan insanlara, onlar, ellerini uzatsa da uzatmasa da biz yüreğimizden, neyimiz var, neyimiz yok ortaya koyabiliyoruz. Bu milletin farkı budur. Esed ve DEAŞ terör örgütü, aynı sakat anlayışın iki farklı tezahürüdür. Bunlar aynı üst aklın kullandığı maşanın iki ucudur aslında. Bu durum karşısında, kendi içimize kapanıp kardeşlerimize sırt çevirmek bize yakışmaz. Böyle bir tavır her şeyden önce aziz şehitlerimizin ruhunu muazzep eder. Medeniyetimizin ve tarihimizin bize yüklediği sorumluluk, kimliğine, ideolojisine, rengine, ırkına, mezhebine bakmadan mazlumun yanında olmak, mağdura yardım etmek, zalime karşı durmaktır."

   

“MAĞDURUN VE MAZLUMUN YANINDA YER ALMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

 

Mağdurun ve mazlumun yanında yer almaya devam ettiklerine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ve Irak'taki savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınanlara sahip çıktıklarının altını çizdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sığınmacıların ülkelerindeki şartlar normale dönmeden evlerine gitmeyeceklerini belirterek sığınmacılara, "Ne zaman arzu ederseniz topraklarınıza o zaman dönebilirsiniz" dediklerini ifade etti. Kimi zaman bazı çevrelerin, "Bize ne Suriye’den, Irak'tan, Libya’dan, Filistin'den, Afganistan'dan, Somali'den” dediklerini aktaran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu sözü sarf edenlere, "Çanakkale'deki, kabristanları ziyaret edin, başlık taşlarındaki isimleri görün, hangi ülkelerden kimlerin Çanakkale mücadelesine geldiğini görün" dediğini anlattı. Çanakkale'de bir gün geçiren, siperleri ziyaret eden ve şehitliklerdeki mezar taşlarındaki isim ve şehirleri okuyan bir kişinin böyle bir düşünceye kapılmasının mümkün olmadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehitlikler incelendiğinde Çanakkale'nin tüm bu coğrafyanın dayanışmasının zaferi olduğunun görüleceğini söyledi. Konuşmasında, "Çanakkale aslında aramızdaki sınırların ne kadar suni olduğunun, iğreti olduğunun ifadesidir" diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale'ye biraz da bu nazarla bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

 

“HEKİMLİK MESLEĞİNİN MEDENİYETİMİZDE VE KÜLTÜRÜMÜZDE FARKLI BİR YERİ VAR”

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, her mesleğin kutsal olduğunu ve saygıyı sonuna kadar hak ettiğini dile getirerek, ancak hekimlerin ayrı bir yeri ve öneminin bulunduğunu vurguladı. Çünkü hekimlerin, doğrudan insan hayatına ve canına dokunduğunu ve şifaya aracılık ettiğini anlatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bunun için hekimlik mesleğinin medeniyette ve kültürde farklı bir konumu bulunduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanuni Sultan Süleyman'ın, "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet, cihanda bir nefes sıhhat gibi" sözlerini hatırlatarak, bu sözün dünyadaki en güzel şeyin, mutluluğun, sağlık olduğunu ifade ettiğini söyledi. Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in, sağlığın kıymetinin ancak kaybedildiğinde anlaşıldığını söylediğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hekimlerle el ele vererek, Şeyh Edebali'nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" ilkesini her alanda olduğu gibi sağlık alanında da hayata geçirmeye çabaladıklarını söyledi. Gezdiği sergide, atlara, merkeplere bağlanmış, sandalyeleri gördüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o dönemlerden, şimdi ambulans jete, ambulans helikoptere ve paletli ambulanslara gelindiğini ve en modern şekilde ambulansların kullanıldığını ifade etti. "Nereden nereye geldik" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, köpeklerin çektiği kızaklarla hamilelerin dağlardan şehirlere indirildiği dönemlerin çok uzak olmadığını, artık oralarda karda kışta paletli ambulans ve helikopterlerin kullanılarak, insanların alındığını anlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehirlerde doğumuna bir kaç gün kalan kadınların misafir edildiğini, bunun insana verilen değeri gösterdiğini belirtti.

 

SAĞLIK SİSTEMİNDE YAPILAN REFORMLAR

 

Türkiye'deki sağlık sisteminin 12 yıl önceki halinin herkes tarafından bilindiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Savaş Ay'ın bir programını izlemiştim. O programı izlediğim zaman zaten şok olmuştum. Hepiniz herhalde izlemişsinizdir. O program neydi ya Rabbim. O zamanın SGK Genel Müdürü’nü de biliyorsunuz zaten. Aman ya Rabbim. Aczini, kendisinden on yıl öncesinin daha iyi olduğunu söyleyebilecek durumda şecaat arz ederken sirkatini söylüyor. Biz ise bir şeyin mücadelesini verdik. Sağlıkta bu köhne sistemi değiştirip ülkemizin her köşesindeki vatandaşımızın aynı kalitede hizmet almasını sağlayacak, bir sağlık sistemini kurmak için çok çaba sarf ettik. Hep beraber çok çalıştık, çok mücadele verdik. Hamdolsun bugün bu noktada çok önemli, çok farklı bir yerdeyiz. Eksikler yok mu? Tabii ki var. Ama hız, azim kararlılık o eksikleri de giderme istikametinde. Onlar da hallolacak. Bunları da birer birer gideriyor sorunları birer birer çözüyor ve bu alanda ülkemizin standartlarını her yıl daha da yükseltiyoruz. "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümet tarafından Perşembe günü açıklanan paket kapsamında sağlık çalışanlarının nöbet ücretlerinde yüzde 50 artış sağlandığını, acil servislerde ve riskli noktalarda çalışanların mesai ücretlerine, yüzde 75 zam yapıldığını, isteyen hekimlere emeklilikten sonra 70 yaşına kadar çalışma imkanı getirildiğini, mali sorumluluk tazminatının limitinin 2 katına kadar yükseltildiğini söyledi.

 

“SAĞLIK PERSONELİNE YÖNELİK ŞİDDET KONUSUNDA BAKANLIĞIMIZ ÖNLEMLER ALMAYA DEVAM EDECEK”

 

Tüm bu düzenlemelerin hekimler, hemşireler ve sağlık personeli için hayırlı olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Diğer yandan ülkemizin yüz karası olarak gördüğüm sağlık personeline yönelik şiddet konusunda bakanlığımız çeşitli önlemler aldı, almaya da devam edecek. Bu meselenin çözümünde fiziki tedbirler, cezalar, elbette önemli ama daha önemlisi, sağlık personelimizin, doktorlarımızın halkımız gözündeki yerini, itibarını, doğru yere oturtmaktır. Kültürümüzde, tarihimizde hekimlerimize saygının, sevginin en güzel örnekleri varken nasıl olup da bugün sağlık personeline şiddeti konuştuğumuz günlere geldiğimizi iyi değerlendirmeliyiz, iyi tartmalıyız. Hayat kurtaran, insanın en değerli nimeti olan sağlığına kavuşmasına vesile olan fedakâr hekimlerimizin bu sıkıntılarının çözümünü süratle sağlamak mecburiyetindeyiz. Bunu sadece idareden beklemek, hükumetten beklemek, yanlış olur. Milletçe el ele vermek suretiyle bunu sağlamalıyız. Bir doktora, bir hemşireye kalkan elin, bir defa, ihanet zincirinin uzantısı olduğunu bilmemiz lazım. Bu çok yanlış bir şey. Bu noktada geçtiğimiz günlerde çok önemli bir adım atıldı. İç Güvenlik Paketi'nin kabul edilen maddelerinden biri, sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önlemeye matuf. Gözaltı sürecini hızlandıran ve sürelerini artıran bir düzenlemedir bu. Bu konuda yürütülecek tüm çalışmalarda yanınızda yer aldığımı, atılan her adımın takipçisi olacağımı bilmenizi isterim" dedi. Bütün doktorların ve sağlık camiasının 14 Mart Tıp Bayramı'nı kutlayan Erdoğan, başta Çanakkale'de ve İstiklal Savaşı'nda olmak üzere görevleri başında şehit olan tüm sıhhiye personeline Allah'tan rahmet diledi. Erdoğan, Türkiye'nin dört bir yanında, yurt dışında görev yapan hekimlere, hemşirelere ve tüm sağlık çalışanlarına Türkiye ve millet adına en kalbi şükranlarını sunduğunu bildirdi.

 

Konuşmaların ardından Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “Sıhhiye 1915 100 Yıl Önce” kitabını hediye etti. Programın açılışında Çanakkale kara savaşlarında şehit olan sağlıkçılar anısına hazırlanan kısa filmin gösterimi yapıldı.

Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.

Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince takip edilen vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, askerlik, seçim, nüfus, trafik karayolu geçiş ücreti ve RTÜK idari para cezaları, gümr...

 

www.haberweb.org/gundem/vergi-borclarini-yeniden-yapiland...

Sen bu dünyadan gittin,dünya batmadı,düzen bildiğin gibi duruyor baba,

Dünyada pek fazla bir şey değişmedi,yine aynı tas aynı hamam baba,

Sadece biraz daha kirlendi,ama hiç durmadan dönüyor dünya yine,

Hep namussuzlar yine namussuz,iyiler yine iyi,kötüler yine kötü,

Garibanlar fakirler kimsesizler, yine fakir kimsesiz ve çaresiz,

Doğrular dürüstler yine dürüstler,ama hep biçare ve sahipsiz,

Adalet mülkün temelidir dendi hep,adalet güçlünün temeli oldu,

Hakka hukuka,adalete saygı,insana sevgi hürmet kalmadı baba,

Güçlüler güçsüzleri senin zamanındaki gibi, yine eziyor yine baba,

Dürüstler doğrular ezilmişler horlanmışlar erken ayrılıyor dünyadan,

Namussuzlar da öldü,ama yerine yenileri doğdu büyüdü hep baba,

Namussuzlar atalarını dedelerini aratmadı onları bile solladı baba,

Düzenbazlar atalarını dedelerini aratmadı, onları bile geçti baba,

Kul hakkı yiyenler dedelerini aratmıyor onları bile solladı baba,

Yalanla dolanla insanları kandıranlar hiç azalmadı tükenmedi,

Mantar biter gibi yenileri bitti ortada çoğaldıkça çoğaldı baba,

Kul ettiğini mutlaka bulur,bu yada öbür dünyada ettiğini öder,

Diyordun ya baba,artık Tanrının bile sanırım sabrı kalmadı,

Cezalarını bu dünyada veriyor,ama anlayamıyorlar yine baba,

Kötüler cezadan da anlayamıyor kavrayamıyorlar yine de baba,

İnsanlar gene bildiğini okuyor,yapıyor bildiğinden şaşmıyor baba,

Güzellik doğruluk dürüstlük,namusluluk erdemlilik soydan gelirmiş,

Bunları söylemeye eğitimci olarak dilim dönmüyor söyleyemem ama,

Ne olurdu genlerime,azıcık hile hurda yalan dolan katsaydın ya baba,

Bu dünyada insanlık,doğruluk,dürüstlük,adalet,çalışkanlık para etmiyor,

Yalan dolan,hile,al,dolap,ayak oyunu,üç kağıtçılık azalmıyor hiç bitmiyor,

Zenginin hiçbir zaman gözü doymuyor,fakirin hiçbir zaman karnı doymuyor,

Haram yemeyene aptal,geri zekalı yiyene ise;uyanık,akıllı,beyefendi diyorlar baba,

 

Muharrem ÜZÜMLÜ

bu şehir insana tuzak kuruyor

bu şehir insanı uzak kılıyor

bu şehir insanı hayli yoruyor

bu şehir insanı hep kandırıyor

 

senin için yazılmış her şiir bu bedenin olsa keşke

bak bir ömrü verecem işte

bu şehir benim bir demir atmış ki gönlüm yosun tutmuş

limanda kalmış toprağında servetim var

anılarım çocukluğum ve geleceğim

bağlamış elimi kolumu

ne kadar uzağa gitsem de kopamadım

ne kadar yakınsam ona

ben o kadar uzağım ondan

her taraf tuzak her bir yer yalan

tutulmamış ki hiçbir söz

hep yalan dolan var

 

bu şehir insana tuzak kuruyor

bu şehir insanı uzak kılıyor

bu şehir insanı hayli yoruyor

bu şehir insanı hep kandırıyor

 

gel bu şehrin havası böyle kalsın

aynalar yalancıdır

bu şehrin dört bir yanında ayna var alımlıdır

bir kandırır ki anlamazsın

verilen sözler unutulur

belki yarına umut olur

fakat bu şehir unutturur

bazen hatırlatır ve ağlatır güldürür

bir gün yaşarken bir gün öldürür

bir türküdür bu duyduğun senin için

dikenli gül ve yaşanacak bir gündür

bu şehirde doğdum bu şehirde söndüm

 

gel biz şehrin havasına hiç uymayalım

birbirimize verdiğimiz sözlerin hepsini tutalım

bir de şehirli türkü tutturup karşılıklı seninle

şehre inat dert üstüne dert koymayalım ayrılmayalım

 

gönül bir bağlanmış ki sorma

her güneşli gün ve her yıldızlı geceyi özler o da bizim gibi

kardeşiz biz sanki, yağmuruyla ıslanan ağaç gibi

kökünden bağlı kopmaz, özümdür o bilinmez

sözüm var and içilmiş bir günde dört mevsimmiş

bu şehir benim ve bu şehir bizimmiş anla

pes etmedik umutla yürüdük işte her gün aynı yolda

bırakmam, terk etmem ben gitmem bu şehirden

 

gel bu şehrin havası böyle kalsın, tuzakla dolmuş her yer

yorulmuş tüm bedenler acep neden?

bırakmam, terk etmem ben gitmem bu şehirden

 

CANDAN ERÇETİN/CEZA

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, ’’Terör örgütü propagandası yapmak’’ suçundan 4 yıl 8 ay, eski HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ise aynı suçtan 3 yıl 6...

 

www.haberihbarhatti.com/2018/demirtas-ve-ondere-hapis-cez...

 

Tüm haber ve son dakika gelişmelerini Son Dakika Haberleri - En Son Haber - Yerel Haberler - Haber ihbar Hattı ile anlık takip edin! Haber için önce haberihbarhatti.com

 

#Ankara, #Güncel, #Istanbul, #Politika, #YerelHaberler

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bursa Çağdaş

Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Üyeleri ile görüştü, sorularını

yanıtladı.

Toplantıya Bursa Milletvekili İlhan Demiröz de katıldı.

 

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu yönetimi Türkiye Cumhuriyeti hak

etmiyor. Kendi topraklarını bırakıp kaçan bir hükümet bugüne kadar bizim

tarihimizde hiç olmadı” dedi

 

-“Yapmamız gereken demokrasiyi, özgürlüğü, özgür medyayı savunan bir yeni

yönetim anlayışını Türkiye’de iktidar yapmaktır. Biz buna hazırız ve 4

yıllık süre istiyorum. 4 yıl. 4 yılın sonunda demokrasimiz, özgürlük

anlayışımız batı standartlarına gelmiş. İnsanlar sokaklarda özgürce

gezebiliyorlar. Dış politikamızı tepeden tırnağa değiştireceğiz bütün

komşularımızla barış ve huzur içinde yaşayacağız. 4 yılda ben bunların

tamamını yapabilirim. Bu özgüvenimiz var. Çünkü ben 27,5 yıl devletin en

kritik noktalarında çalıştım. Bir devlet nasıl yönetilir bunu gayet iyi

bilirim. Belediyeyi yönetmedim devletin yönetiminde bulundum ben”

 

“Bütün demokrasi güçlerinin CHP’ne destek vermesini istiyoruz. Bizim

kurumsal kimliğimiz, kurumsal kapasitemiz, tarihimiz, demokrasiye ve

uygarlığa bakışımız böyle bir desteği hak ettiğimizi gösteriyor”

 

-“İdris Naim Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde, “İstanbul’da belediye

otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi” dedi. Genç bir

kızımız orada yanarak öldü. Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi

olduğunu söyleyen ben değilim. Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin

İçişleri Bakanı söylüyor bunu. Şimdi hepinize soruyum, gazetecisiniz

molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Tutuklanan gözaltına alınan oldu mu?

Hayır. O kişinin kimliği biliniyor mu? Evet biliniyor. Siz bütün bunları

görmezlikten geliyorsunuz, biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP de

buna karşı çıkıyor diyorsunuz. Yalan, şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu

yerde demokrasi, özgürlük, insan hakları, kadın erkek eşitliği olabilir mi?

Olmaz, biz özgürlüğü savunuyoruz.”

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu Bursa Çağdaş Gazeteciler Derneği üyeleriyle

görüştü, başta içgüvenlik yasa tasarısı olmak üzere sorularını şöyle

yanıtladı;

 

Soru- İç güvenlik yasa tasarısıyla ilgili görüşmeler sürüyor, hayli

gerilimli gidiyor galiba. Tam olarak ne amaçlandığını düşünüyorsunuz bu

yasayla?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi benim öteden beri üzerinde durduğum temel bir

konu var. Bizim demokrasi tarihimiz çok eskilere dayanmıyor. Parlamenter

sisteme baktığımızda 200 yıllık bir deneyimimiz var. Bir Fransız yazar 1789

Fransız devriminin bile daha tam oturmadığını söyler. 1789’a baktığımız

zaman bizim 1946’dan buyana çok partili hayatı ele alıp

değerlendirdiğimizde 1789’a göre çok yeni bebek diyebiliriz. Yapılması

gereken şu; demokrasiyi batı standartlarına uygun, tam üyesi olmaya

çalıştığımız AB standartlarına uygun bir sürecin içine koymamız ve onu

kazanmamız gerekiyor. Şimdi biz AB’yle uyum sürecinde işte yeni bölümler

açılıyor, bizim AB’yle uyum komisyonları çalışıyor. Yani özetle bu ülkede

birinci sınıf demokrasiye ihtiyacımız var ve bizim bütün mücadelemizde

bunun üzerine inşa edilmek zorundadır. 200 yıllık bir parlamenter sisteme

baktığımızda 200 yıllık bir mücadele hep demokrasiyi biraz daha ileriye

nasıl götürebiliriz bu mücadele verilmiştir.

 

Şimdi AKP’de iktidar olmadan önce 3Y ile mücadele edeceğini söylemişti.

Yasaklarla mücadele edeceğim demişti. Maddelerden birisi buydu. Yeni

yasaklar geliyor. Yani kamuoyuna halka verdiği sözü tutmuyorum diyor ben.

Şimdi valilere savcıların yetkisini veriyor. Vali savcı gibi bağımsız bir

otorite değil. Vali hükümetin emrinde, hükümetin memurudur. Ama savcı adı

üstünde devletin savcısı değil, cumhuriyet savcısıdır o. Adı üstünde hiçbir

mesleğin başında cumhuriyet sözcüğü yoktur mesela. Çünkü cumhuriyeti

korumak ve kollamakla sorumludur cumhuriyet savcısı. Demokrasiyi korumak

kollamakla sorumludur. Siz cumhuriyet savcısına yasalarla verilen yetkiyi

cumhuriyet savcısının elinden alıyorsunuz valiye veriyorsunuz. Vali diyecek

ki şunları tutuklayın. Savcı? Savcı kararı yok. Ne kadar? 48 saat. Bu

hiçbir çağdaş ülkede yok niye bizde olsun. Buna itiraz ediyoruz biz. Bunun

doğru olmadığını söylüyoruz.

 

Şimdi Sayın Başbakan ısrarla diyor ki, efendim Molotof kokteyli atanları

siz savunuyorsunuz. Bonzai kullanılıyor, uyuşturucu kullanılıyor siz

bunları savunuyorsunuz. Oysa bizde diyoruz ki, hatta geçen Salı günü

söylemek zorunda kaldım. Yani birisinin Bilal’e anlattığı gibi bende sana

anlatayım dedim. Uyuşturucu kullanmak zaten suç. Siz uyuşturucu kullananı

veya uyuşturucu ticareti yapanı tutukladınız da biz itiraz mı ettik? Yok

böyle bir şey. Okulların önünde peynir ekmek gibi bozai satılıyor. Bu

ülkede hükümet yok mu? Var. Niçin gereğini yapmıyor? Nitekim dün akşam

bonzaiyle ilgili madde görüşüldü, yani cezayı biraz daha ağırlaştırıyorlar

oybirliğiyle geçti bizim hiçbir sorunumuz yok ki zaten. Uyuşturucunun ne

kadar tehlikeli olduğunu, özellikle çocuklar ve gençler için ne kadar

tehlikeli olduğunu bende biliyorum sizde biliyorsunuz. Molotof kokteyli

zaten suç.

 

Bakın ben size tipik bir olay anlatıyım değerli arkadaşlar. İdris Naim

Şahin İçişleri Bakanıydı. Geçenlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki,

İstanbul’da belediye otobüsüne Molotof kokteyli atan kişi MİT görevlisiydi

dedi. Genç bir kızımız öldü orada, yanarak öldü. Bunun MİT görevlisi, yani

Molotof kokteyli atan kişinin MİT görevlisi olduğunu söyleyen ben değilim.

Emniyet Genel Müdürü de değil. Bu ülkenin İçişleri Bakanı söylüyor bunu.

MİT görevlisi o Molotof kokteyli attı diye. Şimdi hepinize soruyum, hepiniz

gazetecisiniz Molotof kokteyli atmak suç mu? Suç. Hele bir kamu görevlisi

yapar ve bir kişinin ölümüne yol açarsa çok daha büyük bir suç. Tutuklanan

oldu mu? Hayır. Gözaltına alınan oldu mu? Hayır. O kişinin kimliği

biliniyor mu? Evet biliniyor. Kim biliyor? Dönemin İçişleri Bakanı biliyor,

ismini de açıklıyor zaten. Şimdi siz bütün bunları görmezlikten

geliyorsunuz efendim biz iç güvenlikle ilgili yasa getiriyoruz CHP buna

karşı çıkıyor neden? İşte Molotof kokteyli atanları savunuyor. Hayır

efendim hayatımın hiçbir döneminde ne ben, ne herhangi bir Cumhuriyet Halk

Partili ve eminim ne de sokakta yürüyen sade vatandaşımız şiddeti hiçbir

zaman savunmadık, savunmayız da. Şiddet savunulur mu? Şiddetin olduğu yerde

demokrasi olur mu? Şiddetin olduğu yerde özgürlük olabilir mi? İnsan

hakları olabilir mi, kadın erkek eşitliği olabilir mi? Biz özgürlüğü

savunuyoruz.

 

Şimdi dediler ki, gelen bütün maddeler Avrupa ülkelerinde de var. Bu söz

üzerine AB yetkilileri dahil pek çok uluslararası kuruluş açıklama yaptı

bizde böyle bir şey yoktur diye. Şimdi düşünün yani biz buna karşı

çıkıyoruz. Karşı çıkma gerekçelerimiz söylediğim gibi demokrasi ve

özgürlükler bağlamında. Şimdi yüzünü kapatmak suç. Açın terörle mücadele

yasasını şiddet içeren bir olayda yüzünüzü kapatmışsanız zaten suç. Yani

terörle mücadele yasasında zaten var bu. Peki siz yüzünü kapatan kaç kişiyi

aldınız şuana kadar? Kaç kişiyi tutukladınız? 6-7-8 Ekim olaylarında 40’ın

üstünde insan öldü. Ne oldu? Kaç kişi tutuklandı? Kütüphaneler yakıldı,

Atatürk heykelleri yakıldı. Kaç kişiyi tutukladılar, kaç kişiyi gözaltına

aldılar? Bunlar suç değil mi? Suç. Suçu ağırlaştırmak çözüm, efendim PKK

için suçu ağırlaştırıyoruz. PKK’lının hapse girme diye bir derdi yok ki

zaten. O başka bir şey. Onun önlemini alacaksanız başka türlü alın onun

önlemini. Zaten yasalar var yeteri kadar ağır zaten yasalar.

 

Size başka bir örnek daha vereyim. Adam gidiyor kentin ortasında elinde

kalaşnikof silah arabalarda kontrol yapıyor, şehrin ortasında. Valisi

orada, kaymakamı orada, emniyet müdürü orada, şube müdürleri orada, herkes

orada. Ama kimse görmüyor. Bu yasal mı? Hayır yasadışı. Niye görmüyorlar?

Hangi gerekçeyle görmüyorlar? Güçleri mi yetmiyor? Yoksa yaptıkları bazı

pazarlıklar mı var? O nedenle getirilen yasa tasarısı bizim demokrasimizi

gerileten yasa tasarısı. O nedenle biz karşıyız buna ve doğru değil. Sadece

biz değil bakın AB’den, Avrupa komisyonlarından pek çok sivil toplum

kuruluşu ve resmi organlar açıklama yaptılar ve bu paketin doğru bir paket

olmadığını söylediler bize. Kaldı ki, bir şey daha var. Yani ilk kez belki

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde HDP, MHP, CHP üçümüzde karşıyız. En azından

demokrasi bağlamında bir yerde buluştuk yani demokrasi bağlamında.

Demokrasiyi savunuyoruz, insan haklarını savunuyoruz. Budur yani yaptığımız

olay bu. Daha içinde pek çok şey var. Yani hukuka aykırı, anayasaya aykırı

pek çok düzenleme var. Onlar ısrar ediyorlar, bizde ısrar ediyoruz bunlar

olmaz diyor.

 

Ayrıca şunu da söyledik onlara. Siz Molotof kokteyliyle ilgili veya

bonzaiyle ilgili veya uyuşturucuyla ilgili veya insan hakları ihlalleriyle

ilgili eğer düzenlemeler yapmak istiyorsanız buyurun getirin yapalım bizde

destek veririz size. Yani demokrasiyi güçlendirmek için ne gerekiyorsa

getirin size destek verelim dedik.

 

Soru- Şimdi önümüzde genel seçimler var. Bu genel seçimlerde CHP herhangi

bir siyasi partiyle ittifak yapmayı düşünüyor mu seçime girerken? ÖDP,

Birleşik Haziran Hareketi ya da HDP’yle görüşmeler var mı? Böyle bir

ittifak görüşmeleri sözkonusu mu? Şuanda durum ne merkezde?

 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Durum şuanda iyi merkezde onu söyleyebilirim. İttifak

dolayısıyla herhangi bir görüşme sözkonusu değil. DSP’nin Sayın Genel

Başkanı geldi, beni ziyaret etti bir arkadaşıyla beraber seçimlerde beraber

çalışalım diye. Kendisine net, açık bir teklifimi yaptım zaten. Yani sosyal

demokratların bölünmesine, iki ayrı parti halinde çalışmalarına gerek yok.

Cumhuriyet Halk Partisi en köklü partidir. Dünyada bizim kadar eski kökleri

olan siyasi parti sayısı 4’ü veya 5’i geçmez. Yani buyurun gelin hep

beraber Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altında mücadele edelim diye bir

teklifimizde oldu. Teklifi de kendilerine götürdük. Nasıl bir karar

verirler bilmiyorum ama bütün kararlarına en azından saygı duymak bizim

görevimizdir.

 

Diğer siyasi partilerle ilgilide herhangi bir işbirliğimiz sözkonusu değil.

Haziran Hareketini arkadaş

Falun Gong or Falun Dafa is an Chinese spiritual practice founded by Mr. Li Hongzhi, that is good for health, mind and body. Its teachings are of the principles of Truthfulness, Compassion and Tolerance, which help practitioners improve themselves from the inside out. Such a beautiful practice has benefited over 400 million people in 85 countries around the world, yet in China, its place of origin, it is being violently persecuted by the Chinese Communist Government.

 

Right now in China, hundreds of thousands Falun Dafa practitioners are being brutally persecuted. Thousands have already died at the hands of the Chinese Communist Party (CCP). Those who survived the detention camps have brought their stories to the public; stories of horrifying torture, physical and mental abuse, and worst of all, live organ harvesting.

 

The CCP is making a profit from taking the organs from live practitioners and selling them to hospitals for transplant patients. After the bodies are harvested of all useful organs the bodies are then burned to rid of any evidence.

 

One of the most devastating facts about the situation is that the people of China do not even know what is going on. Because the CCP has such a control over every aspect of China, including the media, they have lied to their people, calling Falun Dafa an "evil cult". Because we have freedom of speech and press in our countries, it is our duty to expose one of the most evil persecutions in history.

****************************************

20 Temmuz 1999 yılında Çin’deki iktidar partisi olan ÇKP bu ülkede çok sevilen Falun Dafa isimli Taichi benzeri bir tür Çin Yogası olan uygulamayı hiç bir geçerli sebep göstermeden yasakladı fakat sadece yasaklamakla kalmadı. İnsanların ORGANLARI ÇIKARTILIP SATILIYOR. Bu konu hakkında sağlıklı bilgi sahibi olmanız çok önemli. Yasal olarak hiçbir suç işlememiş olan bu sivil insanlardan zorla çıkarılan kornea, kalp, böbrek, karaciğer gibi organlar fahiş fiyatlara gizli bir şekilde satılıyor. Kanadalı ünlü araştırmacı David Kilgour ve dünyanın en ünlü insan hakları avukatı David Mataas hazırladıkları ve tüm dünyaya sundukları çok detaylı bir rapor ile, bu organ ticaretinin varlığını maalesef ortaya çıkardı. Bu rapor şu anda tüm dünya ülkelerinin en önemli gündeminden biri durumunda ve bu konu ile ilgili tüm ilgili kurumlar yoğun bir şekilde çalışıyor. Çok üzücü de olsa şu anda dünyada kaçak yolla satılan organların %75’inin Çin’de çalışma kamplarında zorla tutulan Falun Dafa uygulayıcılarından çıkarılan organlar olduğu tespit edildi. Bu vahşete iştirak ettiği belirlenen tüm ÇKP yetkilileri hakkında neredeyse tüm dünya ülkelerinde soykırım suçundan davalar açıldı. Bu insanlık dışı işlenen suçlar Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Komitesi, Dünya Psikiyatri Birliği, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları İzleme Komisyonu raporları ve dünya çapındaki medya organizasyonları tarafından belgelenmiş durumda. 20 Temmuz 1999'dan bu yana hamile kadınlar, yaşlılar ve küçük çocuklar da dahil olmak üzere Falun Dafa uygulama sistemini yapan insanlar hiç bir yargılamadan geçmeden çalışma kamplarına gönderiliyor; binlercesi kanunu hiçe sayarak en uzun süreli hapis cezalarına çarptırılıyor, binlerce kişi tutuklanıp alıkoyuluyor ve neredeyse tamamı insanlık dışı muamele görüyor. Şaşırtıcı bir şekilde insanlara, akıl hastanelerinde sinir sistemini harap eden ilaçlarla işkence ediliyor. Binlerce insan gözetim altında hayatını kaybediyor ve sayısını dahi bilmediğimiz insanın akıbeti meçhul. Şu anda çok sayıda insan organları çıkarıldıktan sonra yakılma tehlikesi altında.

 

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Silivri’de Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda CHP Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve diğer tutuklularla görüşmesi sonrası basın mensuplarına açıklamada bulundu.

1 Ağustos 2002 tarihinde, T.B.M.M’de AKP, DSP, ANAP, YTP, SP, DYP gibi partiler ortaklaşa hareket edip, idam cezasını kaldırmış, bunların karşısında bir tek MHP tüm milletvekilleri ile APO’nun idam edilmesi yönünede oy kullanmıştır. Gel de bunu bizim o meşhur geri zekâlılara anlat… Adamlar anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar, beyinleri ancak gerizekalı formatında çalışıyor çünkü… TBMM tutanaklarından idamın kaldırılması (Aponun kurtarılması) için AKP milletvekillerinin konuşmalarını okuyabilirsiniz.

 

Mesela bu yazıyı özellikle okumasını istediğimiz geri zekalılara, idamı kaldıran partilerin genel başkanlarının, idam oylamasından sonra yapmış oldukları konuşmaları sunsak ne derler acaba?

 

İdamı kaldıran,APO’yu kurtaran parti genel başkanları bakın ne demişler:

 

Yılmaz: Keşke MHP de olsaydı

 

Mesut Yılmaz (ANAP Genel Başkanı): Türkiye, AB yolunda dev bir adım attı. Bunun, Meclis’ten bu kadar büyük çoğunlukla yapılmış olması, daha anlamlı kılıyor. Keşke MHP’de bunun içinde olsaydı. Bu attığımız adımın önemini gelecekte daha iyi anlayacağımıza inanıyorum.

 

Erdoğan: Top artık AB’de

 

Recep Tayyip Erdoğan (AKP Genel Başkanı): Bu, çok büyük bir başarıdır. Özellikle TBMM’yi takdir ediyorum, alkışlıyorum. ‘Bu kadar kısa sürede olmaz, bu araya sıkıştırılmaz’ diyenler cevabı aldılar. Top artık AB’de. Atacakları adımlarla ne derece samimi olduklarını göreceğiz.

 

Ecevit: Bu sonucu bekliyorduk

 

“Dünyada olduğu gibi, idamın Türkiye’de de kalkmış olmasından memnuniyet duyduk.

 

Çiller: AB’yi kuyudan çıkardık

 

Tansu Çiller (DYP Genel Başkanı): DYP, bir kez daha AB’yi kuyudan çekip çıkardı.

 

Cem: Üyelikte dönüm noktası

 

İsmail Cem (YTP Genel Başkanı): Türkiye kendi insanı için TBMM aracılığıyla çok önemli bir ışık yakmıştır. Bu olay Türkiye’nin AB’ne tam üyelik sürecinde adeta bir dönüm noktasıdır.

 

Kutan: Mutluluk duyduk

 

Recai Kutan (SP Genel Başkanı):’Türkiye’nin AB’ye girmesi gereklidir’ dedik. O çizgimizde en ufak bir sapma olmadan gayret gösterildi. Memnuniyetle ifade edeyim ki böyle bir karar alındı. Yasaların Meclis’ten geçmesinden büyük mutluluk duyduk.

 

Bu geri zekalılar bunlarla da tatmin olmuyor ve kendi partisine “APO’yu niye idamdan kurtardın?” diye sormuyor da,hala “O zaman MHP niye rest çekip hükümetten ayrılmadı” gibi soru soruyor.

 

Ama bu geri zekalılar,şunu da bilmiyor ki,idamı kaldıran o oylama öncesinde MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli zaten restini çekip,3 Kasım erken seçim kararı aldırdığını…

 

Ampül ışıkları altında beyni sulanmış olanlara ne deseniz boştur.

 

Bölücübaşına “Sayın Öcalan” diye saygıda kusur etmeyenler, MHP’yi Apo’yu idam etmemekle suçluyor. Yüzsüzlük, pişkinlik örneği bu olsa gerek…

 

Yıldıray Çiçek

BEN,İSTANBUL VALİSİ HÜSEYİN AVNİ MUTLU ŞEREFSİZ,ALÇAK,NAMERDİM.

D.Bakır Karayolları 9.Bölge Müdürlüğü tarafından 10.07.2008 günü saat 10:00 da ihalesi yapılmış olan D.akır-Ergani Devlet Yolu KM:0+000-11+500 Arası Orta Refüj Tretuvar Drenaj İşleri,ve üstgeçidi sanat yapıları yapım işi DÖRTTRİLYONİKİYÜZKIRKMİLYAR keşifli ihalede,

BEN, İSTANBUL VALİSİ HÜSEYİN AVNİ MUTLU ve

D.BAKIR BÖLGE İDARE MAHKEMESİ BAŞKANI,Nedret Engin,Üye Hakimler,Mehmet Çerikan,Mustafa Arık,

SİVEREK AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANI,Hüseyin GÜLMEZ ve,D.BAKIR 3.ASLİYE HUKUK HAKİMİ,M.Oğuz YAMAN,

Medet ERKAPLAN,İlker YAZICI,Yusuf PAKIR,Murat KILIÇ şahıslar tarafından,

Bir ZORBA gibi,Bir TERÖRİST gibi,Bir KORSAN gibi,Bir SUÇLU gibi,Adi,Bir Hırsız gibi Metin ŞENERİN Malını,Temel Hak ve Özgürlüğünü GASP ettik.

Metin ŞENER tarafından 18.02.2012 tarihinde İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA gönderilen Dilekçe ve D.BAKIR VALİLİĞİ tarafından İlgi:02.03.2012 tarih ve 2664 sayılı yazı gönderilen cevap dilekçesi ile Teyid edildi.,

 

KAMBER ATEŞ NASILSIN! / Ruşen SÜMBÜLOĞLU

Kamber, 12 Eylül gelince, kendini sıkıyönetim mahkemelerinin karşısında bulmuş, kısa süren bir yargılamadan sonra, kendisinin deyimiyle "Karşıyaka Mezarlığı'ndan dönerek" idamdan müebbet hapis cezasına düşmüş ve dosyası Askeri Yargıtay'a gönderilmişti...

0, Mamak Askeri Cezaevi'nde işte bu davanın Askeri Yargıtay'daki sonucunu bekleyerek tutukluluk günlerini geçiriyordu.

müebbetlik olduğu için kaldığı B Blok'un tecrit hücrelerinden birine konulmuştu. Yanında bir arkadaşı daha vardı.

Tecrit günlerinden birinde Kamber'e bir mektup geldi. Mektupta deniyordu ki:

"(...) Önünüzdeki görüşte, İmranlı 'da bulunan anneni ziyaretine getireceğiz. Annen sen içeri düştüğün günden beri; "N'olur beni oğluma götürün, yarının ne getireceği belli mi olur? Dünya gözüyle oğlumu son bir kez daha göreyim..." diyerek başımızın etini yiyordu. Kısmet bu görüşeymiş, geliyoruz..." Kamber mektubu okudu. Avurtları çökmüş, gözlerinin altı morarmış yüzüne bir hüzün bulutu kondu. Yanındaki arkadaşına:

"Annem ziyaretime gelecekmiş..." dedi. Arkadaşı: "İyi ya, ne güzel!" dedi. Kamber derin bir nefes aldı.

"Biliyor musun, onu uzun yıllardır tek bir kez bile görmedim." dedi, özlem kokan içli bir sesle. Ve hikayesi­ni anlattı.

Babası yıllarca önce Sivas'a bağlı İmranlı'dan ay­rılmış, iş bulmak için Ankara'ya gelmiş, bir süre sonra da imam nikahlı annesinin üzerine yeni bir kadınla evlen­miş, Ankara'ya yerleşmişti. İlkokula gitme yaşı geldiğin­de Kamber'i de "okuması için babasının yanına göndermiş­lerdi. Kısa süreli tatil günleri hariç, tüm yıllarını evinden, annesinden ayrı geçirmiş, son altı yedi yıldır da hiç gitmemişti.

 

Görüşe daha dört gün vardı. Kamber dört gün önceden mahpus deyimiyle "görüş koması"na girdi. Hep ondan bahse­diyor, Türkçe bilmediğinden dem vuruyor, "Allah vere de annem bunca yıl içinde konuşacak kadar bir şey öğrenmiş olsa..." diyordu. ,

 

Annesi köyde doğup büyümüş, evlenmiş, yaşamı boyun­ca, zaman zaman babasının peşinde İmranlı'ya "pazar için" inmenin dışında, tek bir kez büyük şehre inmemiş, köyünü dünyası bellemişti. Onun köyünde ana dili Türkçe olan hiç kimse yoktu. Köyünün dili neyse, doğaldı ki onunki de o olacaktı...

 

Kamber, görüş yerinde annesinin farkına varmadan kendisine ana diliyle seslenebileceğini düşünüyor ve gö­rüşün yarıda kesileceğinden endişe duyuyordu.

 

Çünkü Mamak görüşlerinde, yavaş sesle konuşmak, el, kol, yüz hareket­leriyle işaretleşmek ve Türkçe'den başka bir dille konuş­mak kesinlikle yasaktı. Yasak herhangi bir biçimde ihlal edildiği anda görüş kabininin her iki tarafında, giriş kapılarının önünde alıcı kuş gibi bekleyen görevli as­kerler, talimatlara uyulmadığını belirterek, hemen "görüş bitti" diyorlar, tutuklu apar topar, görüşçüsünün gözleri

önünde tartaklanarak alınıp götürülüyordu. Aynı muamele görüşçüye de yapılarak kapı dışarı ediliyordu. Tabii sonra da "görüşte vukuat çıkarmak" suçundan içerdeki ay­rıca cezalandırılıyordu.

 

Kamber "vukuat çıkarmaktan" çekinen biri değildi. İdarecilerin gözünde zaten 'iflah olmaz bir vukuatçı'ydı. Ama, onu düşündüren şey başkaydı. Nice yıldan sonra ilk kez annesiyle karşı karşıya gelecekti. Tümü beş dakika­yı ancak bulan görüşün elmas değerindeki her saniyesinden tatsız bir durum çıkmadan yararlanmak istiyordu. Annesi­nin önünde itilip kakılmak, ya da annesine aynı şeylerin yapılabileceği düşüncesi onu hüzünlendiriyordu. Kimbilir bu belki annesiyle yapacağı "son görüşme" olabilirdi. Belki annesinin sezgileri doğruydu... Öyleyse onda kala­cak son anısının gözleri önünde dövülen bir oğul olmasını istemezdi.

 

Kamber dört gün boyunca hep annesiyle yapacağı gö­rüşü düşünüp durdu. 0 uzun, upuzun gelen dört gece akıp gitti ve görüş günü geldi. Kaldığı B Blok'ta sıcak su ol­madığı için, sabahın erken saatlerinde buz gibi suyla banyosunu yaptı. Traşını oldu. Sıfır numaraya vurulmuş saçlarına zulasındaki esanstan bir kaç damla sürdü. En temiz elbiselerini giydi. Görüşe hazır hale geldikten sonra birkaç lokma birşeyler atıştırıp, tecrit hücresinin üçbuçuk adımlık volta yerine çıktı. 0 artık durup dinlenmeksizin üçbuçuk adımda bir U dönüşü yapan düşünceli bir yürüyüştü...

 

Aklı yapacağı görüşte, kulağı hoparlörden okunacak isimlerdeydi. Hoparlörden beşinci kez isimler anons edil­diği bir anda kendi ismini duydu. Göz bebeklerine yerle­şen sevinç ışıltılanyla, gardiyanın açtığı hücre kapı­sından uçar adımlarla çıkıp annesine koştu...

 

Kamber yüzündeki özlem yangınıyla görüş kabinine girdi ve karşısında annesini ve kardeşini buldu.

Anne önündeki tel örgüleri adeta tırmalar gibi ile­ri atıldı, çığlığı andıran bir sesle:

"Kamber Ateş nasılsın!..." dedi.

"İyiyim, can annem, iyiyim..." dedi.

Kadın silme sevgi kesilen gözlerinden boşalan yaş­larla oğlunu okşarcasına baktı, baktı,

"Kamber Ateş nasılsın!..." dedi.

"İyiyim, çok iyiyim, siz nasılsınız".!."

Kadın sustu, başını önüne eğdi, bekledi, sonra

birden taa oğlunun gözlerinin içine bakarak sordu:

"Kamber Ateş nasılsın!..." »__?!__"

Kamber annesinin Türkçe'yi öğrenemediğini anladı. Kardeşi yol boyunca annesine sadece bu üç sözcüğü öğrete-bilmişti. 0 da hep aynı cümleyi tekrarlayıp duruyordu.

Özlemin söze gerek duyduğu bu en yakıcı anda, ana-oğul birbirlerine kendi ana dilleriyle seslenemiyorlardı. Aralarında "Türkçe konuşacaksın!" emir kipli bir duvar, bir set çekilmişti...

Kardeşi: "biz iyiyiz, bizi hiç düşünme, sen kendine iyi bak..." yollu öğütlerde bulunurken, onlar birbirleri­ne bakışıp duruyorlar ve anne biraz zaman geçince yeni­den:

"Kamber Ateş nasılsın?" diyordu.

Oğlunun gözlerinden yanaklarına doğru, zaptedilmek istenen ama becerilemeyen, iki damla yaşın süzüldüğünü gördü anne...

Dillere kilit vurulmuştu ama gözlere henüz mil çe­kilmemişti! Öyleyse dilin olmadığı yerde gözler konuşa­caktı. Onlar birbirleriyle gözlerini kullanarak konuşacaklardı. Dertleri, özlemleri, sevinçleri hep gözler an­latacaktı. Madem ki Mamak görüşünde yasakçılar Kamber'in anasına bir cümlelik söz hakkı tanımışlardı, öyleyse göz­lerin yanında ses tonu da konuşacaktı. Gözler ve ses tonu elele verecek her şey olacaktı.

Anne gözlerine en şefkatli duruşu, sesine en yumu­şak tonu verecek:

"Kamber Ateş nasılsın!..." diyecekti.

Bunun anlamı: "Oğlum, sağlığın yerinde mi, bir der­din sıkıntın var mı, karnın doyuyor mu, sırtın pek mi, herhangi bir şey istiyor musun, çamaşır göndereyim mi, kışlık çorap öreyim mi?..." demekti.

yanıtı oğlunun gözlerinden alacak:

"Demek iç çamaşırı ve yün çorap istiyorsun, hay hay canım oğlum." diyecekti içinden...

Anne çınar yüzüne atadan dededen kalma kuşkulu ifa­deyi takınacak, gizemli bir tavra bürünecek, merak dolu gözlerle oğlunun ve kendisinin başucunda coplarıyla bek­leyen askerlere bakacak, titrek bir sesle:

"Kamber Ateş nasılsın!..."

Bunun anlamı: "Burada zulüm çokmuş oğlum, dışarıda hep duyuyoruz, doğru mu? Size işkence yapıyorlar mı?" de­mekti.

Yanıtı yine oğlunun gözlerinden alacak:

"Demek doğru oğlum!... Elleri kırılsın tüm işkence­cilerin..." diyecekti içinden...

0 zaman da anne, yavrusuna uzanan elleri parçalama­ya hazır kartal bakışlarını gözlerine yerleştirecek, bü­külmüş belini Doğrultacak, omuzlarını dikleştirecek, oğ­lunun alnına bakarak, emredercesine:

"Kamber Ateş nasılsın!..." diyecekti.

Bunun anlamı: "Biliyorum, zor günler geçiriyorsu­nuz... Zor mayanı berkitir oğlum. Pes etme! Zulme pes edilir mi?...Gün devrilsin, siz devrilmeyin oğlum!..." demekti.

Yanıtı yine oğlunun su gibi berrak gözlerinden ala­cak, göğsü kabaracak:

"Sütüm sana helal olsun, yiğit oğlum..." diyecekti içinden...

Anlaşmak isteyen bir ana-oğul için dağlar bile dize gelmez miydi? Onlar, birbirlerine yüreklerindeki her şe­yi, her yerde, her zaman sözsüz de sunabilirlerdi. Henüz hiç bir yasa bunu önleyememişti ki Mamak'ın yasakçıları önlesin!... Mamak görüşlerinde dil ne zaman yoksullaşıyorsa, göz zenginleşiyordu...

"Görüş bitti!" anlamına gelen düdüğün tiz sesi du­yuldu .

Anne, "Hoşçakal canım yavrum..." anlamına gelecek şekilde, sayısız kez kullandığı o tek cümleyi, el sallar­ken bir kez daha yineledi:

"Kamber Ateş nasılsın!..."

Ve gittiler...

Görüş sonrası Kamber bir sevinç seli gibi düştü hücresine.

Arkadaşı:

"Gelen annen miydi?" diye sordu.

"Evet" anlamında başını salladı. Arkadaşı endişe dolu bir ifadeyle:

"Herhangi bir aksilik çıkmadan görüşebildiniz mi?" dedi.

"Hem de nasıl!..."

Arkadaşı sevinçle kolunu tuttu ve sordu:

"Neler konuştunuz?..."

Kamber annesinin şakıyan gözlerini anımsadı, ışıl­tılı gözlerle arkadaşına baktı, Vanıt vermedi ama arkada­şı anladı, şaşkınlık dolu bir yüz ifadesiyle kendi kendine mırıldandı: "Kamber'in gözleri konuşuyor!..."

Evet, neler konuştunuz? sorusuna, Kamber'in gözle­ri:

"Neleer, neleer!.;." diyordu...

   

(Kamber Ateş Nasılsın-Hapishanelerden Öyküler-Belge Yayınları)

יום נדיר עם troes,ceza,lezo,simo,kova. סיפל אולד סקול. לא היה לי מספיק צבע למשו מושקע יותר. אבל אני מאוד מרוצה מהתוצאות!!!!

מצטער על האיחור אחי מקווה שאתה אוהב. סקיצה יותר סימפל מהרגיל. חשבתי שככה יותר זורם

Türk OLmak zordur

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Aslında çok şeydir, Türk olmak.

 

Türk olmak, Osmanlı’nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi. Kosova’da ve Bosna’da, Batı Trakya’da ve Makedonya’da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.

Türk olmak Kıbrıs’ta, Hocalı’da, Anadolu’da ve Balkanlar’da soykırıma uğrayıp, yapmadığın soykırımla suçlanmaktır. Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, yurduna, tarihine sahip çıktığınca. Türk olmak demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, yurduna, tarihine sahip çıkmadığınca.

  

Türk olmak lisanının Avrupa’da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini anlatamamaktır.

  

Avrupa’da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir sürü asır önce Viyana’yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir, sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana’yı yakmadığın için.

  

Türk olmak Selanik’te Pontus Anıtı’nın, Viyana’da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta’da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.

 

Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir. Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.

  

Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icad edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.

  

Türk olmak; Troya’dan bu yana, Sümer’den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.

  

Doğu Roma’yı da Batı Roma’yı da yıkıp, yeni Roma olan AB’ye girmeye çalışmaktır Türk olmak. Türk olmak, Mostar’da köprüdür, Kerkük’te kaledir, İstanbul’da Kızkulesi’dir, Anadolu’da buğdaydır, Çukurova’da pamuktur, Ege’de tütün, Karadeniz’de fındık, Trakya’da ayçiçeğidir.

  

Türk olmak Çanakkale’de ölmektir. Çanakkale’de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanene taşımaktır.

  

Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlından helallik almaktır. Sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir. Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır. Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.

  

Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile, paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır.

  

Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek. Türk olmak, annenin ardından “bir oğlum daha olsun, onu da göndereceğim” demesidir. Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken “vatan sağ olsun” demesidir.

  

Türk olmak “Türk çayında radyasyon olmaz” yalanları ile, “gusül abdesti alana aids bulaşmaz” dolanları ile yaşamaktır. Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.

  

Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır. Göz hakkına, diş kirasına saygıdır Türk olmak. Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.

  

Türk olmak, milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık’a, Belgin Doruk’a aşık olmaktır. Türk olmak, aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir. Sevdiceğinin elini bir tez tutamadan, toprağa girmektir.

  

En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. Eşkıyaya türkü yakmaktır, Türk olmak. Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak. Türk olmak Yunus’u bilmektir, Aşık Veysel’i sevmektir. Mevlana’yı, Hacı Bektaş-ı Veli’yi ve Hoca Yesevî –tek bir satırını okumasa da- yüreğinde taşımaktır.

  

Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü’nde...

  

Hayatın sana verdiklerine “nasip”, vermediklerine “kısmet” demektir. Her işin “hayırlısına” inanmaktır ve “feleğe” küfretmektir ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.

  

Türk olmak, Asya’da batılı, Avrupa’da doğulu diye tepki görmektir. Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradandan ötürü sevmektir.

  

Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir. Türk olmak, mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.

  

Türk olmak, buhran zamanında Arjantin’de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır buhranda sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir.

  

Türk olmak en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.

  

Zor iştir Türk olmak. Türk olmak Anadolu’da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir. Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu’da dik durabilmektir.

 

DİPLOMATİK GÖZLEM

 

"Son günlerde mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi: Halbuki hangi istiklal var ki ecnebilerin nasihatleri ve planlarıyla yükselsin!”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk / 6 Mart 1922 / TBMM

Avustralya’da geçerli olan tüketici hakları bildirgesine uygun hareket etmeyen Valve, oyun satın alan müşterilerine geri iade imkânı sunmadığı için toplam 3 milyon dolarlık ceza aldı.

Left 4 Dead, Team Fortress 2 ve CS:GO gibi popüler oyunların yapımcılığını üstlenen Valve, Steam ismini ver...

 

www.turkgame.com/valveye-3-milyon-dolarlik-ceza-soku/

BDSM ilişkilerini incelerken görmüş olabileceğiniz filmler ve kitaplar, BDSM’nin tümüyle acı ile alakalı olduğunu ortaya koyarken, bu gerçekten biraz uzaktır. Bunun yerine, BDSM’nin eğlenceli olabileceğine inanmalısınız. Her zaman ciddi olmak gerekmez, bir seansta gülünce büyü bozulma...

 

bdsmakademi.com/bdsm-ve-eglence/

Sağlıklı Zayıflamanın Altın Kuralları

Şişman insanların korkulu rüyası olan diyet aslıda göründüğü kadar zor değildir. Sağlıklı zayıflama yöntemleri kullanılırsa tabi. Pek çok insan bir sürü diyet listesi biliyor bunları uyguluyor veya farklı kilo vermenin yolları arıyor fakat bir sonuç elde edemiyor. Bunun sebebi ise sadece yemek yemeyerek ya da daha az yiyerek zayıflamanın mümkün olduğunu sanmaları diyet tek başına her zaman etkili olmaya bilir bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi sağdan soldan öğrendiğiniz, etkili olacağını sandığınız, kulaktan duyma zayıflama yöntemleri ve diyet listelerini yapmanızdır. O yüzden ilk yapmanız gereken şey uzman bir diyetisyene başvurmak olmalı vücudunuzun ölçümleri yapılıp kas ve yağ oranınızın ne kadar olduğunu hesaplanır sizin için en ideal olan program hazırlanır. Artık daha etkili bir diyet programına ulaşmış vaziyettesiniz tek yapmanız diyete uymak peki hala kilo vermede güçlük mü geçiyorsunuz o zaman ikinci aşamaya geçmenizin vakti gelmiş sayılır.

Bu yazımızda sizlere ülkemizin önde gelen hocalarının en çok işe yarayan denenmiş ve olumlu sonuç almış zayıflama yöntemleri hakkında detaylı bilgileri kaleme aldık. Ayrı bu makale sonunda kendi diyet listenizi oluşturacaksınız o yüzden Sağlıklı bir diyet için 13 püf nokta adlı makalemizi okuyarak bu konu hakkında daha çok bilgi sahibi olabilirsiniz.

Zayıflamada Diyet Yeterli Olmuyor mu?

Birden fazla diyet listesi denediniz fakat hala kilo veremediniz ya da kilo vermekte güçlük çekiyorsunuz o zaman metabolizmanızı hızlandırmanızın ve düzenli spor yapmanızın vakti gelmiş demektir. Bunun için metabolizma hızlandırıcı yiyecekleri ve içecekleri bol bol tüketmelisiniz örneğin (Greyfurt, Kırmızı et, Ispanak, Barbunya, Tarçın, Yeşil çay ) gibi besinler metabolizmanızı hızlandırarak kilo vermenizde önemli rol oynayacaktır. Sağlıklı zayıflama yöntemleri arasından bir tanesi de aslında spor yapmaktır, spor hem bedeninizi hem de zihninizi boşaltıp rahatlamanıza aynı zamanda sağlıklı bir şekilde kilo vermenize yardımcı olacaktır.

Sporun bir diğer faydası ise metabolizmanızı hızlandırmasıdır böylelikle daha kolay, verimli ve eğlenceli kilo verebilirsiniz. Ortalama olarak 1 saat yürüyüş yaparsanız 384 ila 512 kalori verebilirsiniz bunun üstüne yaptığınız diyetle birlikte bu kalori miktarındaki azalma artacaktır dolayısıyla 1 ayda gözle görülür bir yol kat edeceksiniz ve hedeflediğiniz sağlıklı bir bedene ya da hayal ettiğiniz form da bir vücuda sahip olabileceksiniz.

Hızlı Zayıflama Yöntemleri

Tatillerden sonra alınan hızlı kilolar daha sonrasında yaklaşan davetler ve geceler kapıya dayandığında hızlı zayıflama yöntemleri devreye girer. Bu metine başlamadan hemen önce şunu belirtmek lazım ki kendinizi olabildiğince aç bırakarak daha hızlı kilo vermeyi bekliyorsanız çok büyüt bir hata yapıyorsunuz demektir. Uzun süreli aç kalmanın sonunda şeker seviyenizin düşmesiyle, bedeniniz mahrumiyet moduna sokar akabinde yağ yakımı ve metabolizma hızı yavaşladığı için aksine yağ depolanır kas yakımı başlar. Bu durum ciddi sağlık sorunlarına ve güçsüz düşmenize neden olduğu gibi verdiğinizi sandığınız kilonun %25 daha fazlasını geri alarak eski halinizden daha kilolu bir hale gelebilirsiniz.

Hızlı zayıflama yolları arıyorsanız, protein ağırlıklı ve egzersiz bazlı olmalıdır. Hızlı diyetler, şok diyetler ile karıştırılmamalıdır. Hızlı diyetler 2 hafta kadar sürdürülebilir, hızlı zayıflama yöntemlerinde haftada 3 – 4 defa 1 saat spor yaparak hızlı bir diyet listesi hazırlamalısınız. Bu listede her zaman günah keçisi olan karbonhidratlar tamamen çıkartılmamalı az miktarda karbonhidratlar diyetimizde yer almalıdır. Kardiyo ve spor bazlı olduğu için vücut ihtiyaç duyduğu besleyici karbonhidratlardan uzak tutulmamalıdır. Bu karbonhidratları sabah kahvaltısında almanız sizler için daha yararlı olacaktır. Hızlı diyet listelerinde genellikle akşam yemekleri yemezler, bu yüzden sabah kalktığınız da haddinden fazla düşük bir kan şekeri değeriyle uyanacağınız için yediğiniz her şey yağ olarak depolanacaktır. Bu durumda metabolizma hızı düşecektir, geceleri yatmadan önce şekeri doğru bir şekilde dengelemek için yoğurt ve süt gibi proteinler tüketmelisiniz.

Bitkisel Zayıflama Yöntemleri

Gün içerisinde tükettiğimiz çayların yanında yağ yaktırıcı ve zayıflamaya yönelik içeceğiniz bitki çayları ve yağ yakımı kilo vermenin önemli adımlarından biridir. Şeker kullanılmadığı için size yararlı olacak ve metabolizmanızı hızlandıracak birçok bitkisel zayıflama yöntemleri mevcut.

Elma Çayı ile kilo vermenin yolları

2 adet elma yıkayın ve kabuklarıyla birlikte küçük parçalar halinde kesin. İki bardak suyun içerisinde 10 dakika boyunca kaynatın. Elmalar tamamen kaynadıktan sonra içerisine tarçın ekleyin. Tarçın kabuk halindeyse 2 tane yeterli olacaktır ama zevkinize göre 3 de yapabilirsiniz. Tarçın ile 5-6 dakika daha kaynattıktan sonra ocaktan alın. Bir bardağın içerisine koyun ve 5 dakika kadar soğumasını bekleyin. En etkili zayıflama yöntemleri arasında bulunan bu bitkisel çayı her gün tüketebilirsiniz.

Tarçın Çayı ile kilo vermenin yolları

Tarçının elmaya çok yakıştığı tartışılmaz bir gerçek. Fakat tek başına yapılan tarçın çayları, termojenik etkiye sahip olduğundan kişinin harcadığı enerjiyi arttırır ve bu sayede daha fazla kalori yaktırır. Çay için,1 adet çubuk tarçını bir kaç parçaya bölün, üzerine yarım litre kaynamış su ekleyin ve en az 10 dakika demlenmesini bekleyin. Eliniz de çubuk tarçın yoksa toz tarçın ile de yapabilirsiniz. 1 çay kaşığı toz tarçının üzerine kaynamış su ekleyin ve karıştırın. 5-6 dakika demlendikten sonra çayı tüketebilirsiniz.

Yeşil Çay ile Kilo Vermenin Yolları

Yağ yakımını hızlandıran bitkilerin başında yeşil çay gelir. Limonla tüketebileceğiniz yeşil çay, bağırsakların çalışmasını hızlandırır ve metabolizmayı düzenler. Bu nokta da poşet çay yerine direkt olarak bitkiyi haşlamak çok daha etkili sonuçlar verecektir. Bir bardak çay için, bir çay kaşığı kurutulmuş yeşil çay kullanabilirsiniz. Kurutulmuş yeşil çayı çaydanlığın içerisine attıktan sonra sıcak su ekleyin ve en az 4 dakika demlenmesini bekleyin. Demlenme aşamasında içerisine limon dilimleri atabilirsiniz. Çayları şekersiz tüketmeye özen gösterin.

Bunlara ek olarak zayıflama yöntemleri arasında bulunan Japon Diyeti Uygulayabilirsiniz.

Kadınlar İçin Evde Zayıflama Yöntemleri

Çalışan veya çalışmayan tüm bayanlarımızın ortak sorunu düzensiz beslenme sonucunda yağlanmaya bağlı olarak alınan kilolar. Yazımızın başından sonuna kadar bir çok kilo verme yöntemleri anlattıysak da yine kadınlar için evde zayıflama yöntemleri neler ? Evde kilo vermek için neler yapabilirim gibi bir çok soru bizlere ulaşıyor. Evet, şunu kabul etmeliyiz ki bayanlar erkeklerden daha çabuk yağlanmaya müsait bir anatomiye sahip. Bayanlarda alınan kilonun çoğu yağ olarak saklanır, burada doğru bir diyet için su veya kastan değil yağdan verdiğimiz kilolar bizim için mühim duruma geliyor. Evde zayıflama yöntemleri kadınlar için bu anlatılanlardan ibarettir aslında nasıl yani ? Şöyle ki; yağdan uzak duracaksınız ve kardiyo + ağırlık çalışmanız gerekiyor.

Kardiyo için illaki bisiklet, kürek veya koşu bandına gerek yok, ip atlayabilirsiniz veya tempolu bir koşu yapabilirsiniz. Kardiyonun sonunda mekik, şınav veya bacak kaldırma gibi vücudunuzu kullanarak ağırlık çalışabilirsiniz. Yazının başında bayanların erkeklerden daha çabuk yağ depolamaya müsait olduğunu söylemiştik, burada dezavantaj avantaja dönüyor. Bayanlar ağırlık kaldırdığında kas yapmaktan çok yağ yakımı meydana gelir bu yüzden kaslanmaktan korkmadan evde kendi vücudunuzu kullanacağınız egzersizleri yapabilirsiniz. Şimdi kendinize kararlı ve uygulanabilir bir program hazırlayın ve kilo vermeye hemen başlayın.

Zayıflamanın Doğal Yolları

Kilo sorunu olan bir çok insan hayatının belli dönemlerinde anı kilo vermek için doğal olmayan yöntemlere başvurmuştur. Bunların cezasını daha sonrasında verdiği kilolardan fazlasını alarak ödemiştir. Kalıcı şekilde zayıflamanın doğal yolları kullanılarak verilen kilolar ömür boyu geri alınmaz. Çünkü eğer ki doğal yolları kullanmadan verilen kilolar er yada geç tekrardan geri alınıyor. Zayıflamanın hayatının bir parçası olarak benimsemiş insanlar, sabır ile uzun dönemlerde verilen kilolar doğal olarak kabul edilebilir ve tekrardan geri alınması zordur. Peki bu nasıl olabilir tam olarak ne yapmanız gerekir kısa bir şekilde sizlere açıklayacağız.

Ortalama bir kadın günlük 2500 erkekler ise 3000 kalori civarında kalori ihtiyacı vardır. Bu kalori ihtiyacının 500 ile 750 kalori eksik olarak günü tamamlarsanız, 2 haftalık süreçte 1 kilo vermiş olacaksınız. Bu diyet listelerini makalemizin devamında bulabilir kendinizin uygulayacağı bir liste oluşturabilirsiniz. Normal hayat düzeninde çok fazla kısıtlamaya gidilmeyecek olan bu listeleri uzunca bir süre devam ettirebilirsiniz. Günlük kalori ihtiyacının 1000 ile 15000 arasında eksik almanıza sebep olan listeler sürülmesi zor olduğu için kısa sürede diyete başlayanlar tarafından bırakılıyor. Ancak zayıflamanın doğal yolları, diyeti uzunca bir süreye yaymaktan geçiyor.

İbrahim Saraçoğlu Zayıflama Yöntemleri

Hocamız kilo vermenin yolları hakkında bilgisi herkesin taktiri şu an İbrahim hocanın programlarından ve kitaplarından derlenen 4 adet kürü sizlerle paylaşıyoruz.

Lahana ile Zayıflama Kürü

Beş adet beyaz lahana yaprağını parçalamadan kaynamakta olan 750 miligram suyun içine atınız ve hafif ateşte kapalı bir şekilde 7 dakika haşlayınız. İçilebilecek kıvama geldikten sonra lahanaları süzgeçten geçiriniz. Yaptığınız kürü 5 günde 1 kere içtikten sonra beşinci günün sonunda 3 gün ara verilecektir ve toplamda 15 gün bu kürü kullanabilirsiniz.

Yağ Yakıcı Çay ile Zayıflama Kürü

Bu kürü kullanan kişiler diyet olarak kullanmaktadır. Yağlarınızın gitmesinde başarılı ve sağlıklı zayıflama yöntemleri arasında yer alır. Geceleri yatmadan önce tüketmeniz tavsiye edilir.

Malzemeler; 4 kaşık yeşil çay, 4 kaşık mate yaprağı, 2 kaşık ısırgan yaprağı

Yağ Yakıcı Çayımızın Hazırlanışı

Tüm malzemelerimizi 1 litre kaynamış olan suyumuzun içine dökelim. 10 dakika kadar çayımızın demlenmesini bekleyelim. Çayımız demlendikten sonra afiyetle zayıflatıcı çayımızı içebiliriz. Yaptığınız zayıflatıcı çayı günde 3 veya 4 bardak içilmesinde bir sakınca yoktur.

Yoğurt ile Zayıflama Kürü

Malzemeler,1 çay kaşığı pul biber, Yarım adet limon suyu, 3 yemek kaşığı yarım yağlı yoğurt

Yoğurt Kürünün Hazırlanışı

Kürün yapımı için gerekli olan malzemeleri uygun büyüklükte olan bir kase içine atıp iyice karıştırın. İyice karıştırıp sonra tüketebilirsiniz. Yoğurt kürünü göbeğinizi eritmek için kullanabilirsiniz. Bu kürü geceleri yatmadan önce tüketmeniz daha yararlıdır. Kürü tükettikten sonra kesinlikle yanına başka bir gıda ile tüketmeyin. Bu kürü en az 2 hafta uygulamanız gerekmektedir. Bir haftada sadece 2 kez yoğurt kürünü kullanabilirsiniz. Göbek bölgesinden kilo vermenin yolları arasında en etkisi bu yöntemdir.

Soğan ile Zayıflama Kürü

Malzemeler, 2 su bardağı su, 1 adet kuru soğan

Soğan Kürünün Hazırlanışı

Bir kap içinde suyumuzu kaynatalım. Su kaynarken soğanın kabuğunu soyup 4 eşit parçaya bölün. Sonra soğanları kaynayan suyun içine atın ve ağzını kapalı tutun. Hazırladığınız kürü yemeklerden 10 dakika önce tüketmeye çalışın. Afiyet olsun.

Hocalarımızın tavsiye ettiği kış diyeti önemli zayıflama yöntemleri arasında bulunur.

Ahmet Maranki Zayıflama Yöntemleri

Prof. Dr. Ahmet Maranki doğal kürler ve beslenme programları ile insanları sağlıklı diyet yöntemlerine yönlendirmektedir. Aşağıda bu zayıflama yöntemleri hakkında bilgi verilmiştir.

1.Soğan Kürü: 2 soğan, 1/2 lt su, 50 gr sirke

HAZIRLANIŞI: Tencere içerisine yarım litre su, 2 soğan ve 50 gr sirke konulur. Su kaynadıktan sonra ocaktan alınıp süzülerek içilir.

2.Lahana Kürü:500 gr lahana, 1 lt su, 1 adet limon, 1 yemek kaşığı elma sirkesi

HAZIRLANIŞI: Tencere içerisine 1 litre su konularak kaynatılır. Kaynayan suya yaprakları ayıklanan lahanalar konularak 1-2 taşım kaynaması beklenir. Daha sonra ocaktan alınıp süzülür. Soğuyan karışıma yemeklerden önce limon damlatılıp sirke konularak içilir.

3.Yulaf Kürü:20 gr yulaf, 1/2 lt su

HAZIRLANIŞI: Tencere içerisine su ve yulaf konularak 1-2 taşım kaynatılır. Bu karışımdan günde birkaç bardak içilir.

4.Kuru Meyve Kürü:6 kuru incir, 6 kuru kayısı, 6 mürdüm eriği, 1 lt su

HAZIRLANIŞI: 1 litre suyun içerisine konularak birkaç saat bekletilir. Su içinde şişen kuru meyveler bu şekilde tüketilir.

5.Zayıflama Kürü:30 gr ayrık kökü, 30 gr arpa, 30 gr mısır püskülü, 1 lt su

HAZIRLANIŞI: Bütün malzemeler tencereye alınır. Karışım 10-15 dakika kaynatılarak ocaktan alınır. Hazırlanan karışımdan günde 2-3 bardak içilebilir.

6.Zayıflama Kürü 2:1 tatlı kaşığı biberiye, 1 tatlı kaşığı rezene, 2 tatlı kaşığı yeşil çay, 1 tatlı kaşığı funda yaprağı, 1 tatlı kaşığı kekik, 250 ml su

HAZIRLANIŞI: Cezve içerisine 250 ml su konularak kaynatılır. Kaynayan suya biberiye, rezene, yeşil çay, kekik, funda yaprağı belirtilen miktarda eklenerek 5 dakika kaynatılır. Karışımdan ılık şekilde sabah akşam 1 su bardağı 3 hafta içilir.

Ahmet Maranki hocamızın zayıflama yöntemleri tavsiyeleriyle kaleme aldığımız Altın Yoğurt Kürü makalemizi okumayı unutmayınız.

Canan Karatay Zayıflama Yöntemleri

Kilo sorunu çağımızın en büyük sağlık sorunlarından birisi olarak bilinir. Dengesiz beslenme, yanlış beslenme biçimi, hareketsizlik gibi istemli olarak kilo almaya neden olan durumlar dışında ilaçlar ya da tiroit gibi bazı sağlık sorunlarından dolayı kilo sorunu da yaşanmaktadır. Canan Karatay zayıflama yöntemleri bu noktada kilo sorunu olan kişilere yardımcı olmak maksadıyla geliştirilen ve sunulan yöntemlerdendir. Canan Karatay Kilo verme yolları olarak yazımızın devamında bu yöntemlerin neler olduğundan bahsetmeye ve bun konuda sizlere bilgiler vermeye çalışacağız.

Canan Karatay Zayıflama Yöntemleri Diğer Kilo Vermenin Yolları ile Farkları

Kilo sorunundan kurtulmak ve fit bir vücuda kavuşmak için pek çok zayıflama yolları bulunmaktadır. Zayıflamak için ve özlediği vücudun hayalini kuran pek çok kişi genelde bilinçsizce kilo verme girişiminde bulunmaktadır. Bu da kişinin aldığı kiloları fazlasıyla almasına neden olabilmektedir. Canan Karatay Zayıflama Yöntemleri Farkı diğer zayıflama yöntemleri ile kıyasla daha etkili olabilmesi olarak düşünülmektedir. Canan Karatay yollarının diğer zayıflama yollarında ayrılan yönü Karatay diyetinde “az ama sık yeme” usulünün ortadan kaldırıldığı yöntemdir. Buna göre Karatay diyetinin diğer diyetlere göre farklı olan yönü olarak kolesterolün aslında zararlı değil vücut için gerekli olduğu inancıdır. Karatay diyetinde kolesterole neden olan ve pek çok diyet uzmanına göre yasak olan kırmızı et, yumurta, balık, süt, yoğurt gibi besinlerin serbest bırakılmaktadır. Hatta yağların zararlı olduğu düşünülüp bu konuda da yağ tüketimine izin vermeyen diyet programlarının aksine Karatay diyetinde yağ olarak kullanılan sucuklu yumurta, tereyağ gibi yiyecekler de Karatay diyetinde serbesttir.

Uzun Vadede Zayıflama Programı Önerilmektedir

Karatay diyetinde uzun vadede zayıflama programı önerilmektedir. Buna göre uzun vadede Karatay diyeti için önerilen uzun sürede ama sağlıklı bir şekilde kilo vermedir. Uzun sürede Karatay diyetini yaşamın merkezine oturtan kişiler uzun süre içinde kilolarını yavaş yavaş ama kalıcı olarak vereceklerdir hem de kendilerini kasmadan her şeyden yeterli ölçüde yiyerek. Karatay diyetine göre kilo almanın en önemli nedeni hareketsizlik ve karbonhidrat alımıdır. Buna göre karbonhidrat içeren ekmek, hamur işleri, şekerli gıdalar, işlenmiş gıdalar gibi gıdalar Karatay diyetine göre uzak durulması gereken başlıca yiyeceklerdir.

Ayrıca Canan hocamızın daha önce bir çok programda bahsettiği zayıflama yöntemleri arasında olan Domates Suyu Diyeti makalemizi okumayı unutmayınız.

Ender Saraç Zayıflama Yöntemleri

Siz de sağlıklı bir şekilde zayıflamayı, fazla kilolarından şikayet eden kişilerden misiniz? Size kilo vermek ve aynı kiloda kalmak için, yaşam tarzı ve yemek yeme alışkanlıklarınız nasıl değiştirmeniz gerektiği hakkında tüyolar vereceğiz. Kısa sürede ve hızlı kilo vermek için yapılan diyetlerden kaçınmak gerekmektedir. Sağlıklı, bilinçli ve kalıcı zayıflık için, yeme alışkanlıkları değiştirilmeli, yaşam tarzı belirli bir rutine oturtulmalıdır. Düzenli yapılan egzersizler, yürüyüş ve bol su tüketimi ile kilo vermek daha kolay hale gelmektedir. İlk olarak kendine inanmak önemlidir. Kilo verebileceğine kişi inanırsa başarılı olur.

Ender Saraç Zayıflama Yöntemleri ve Kuralları

Ender Saraç zayıflama yöntemleri sağlıklı ve kalıcı bir şekilde kilolarınızdan kurtulabilirsiniz. Diyet yaparken hemen zayıflamak için, aç kalınmamalıdır. Diyet yapacağım diye sağlığınıza zarar verebilirsiniz. Kilo verme yöntemleri arasında, zayıflama yöntemlerini sıkça duyduğumuz, ünlü Diyetisten Ender Saraç zayıflama yöntemleri uygulanarak, zayıflama yöntemlerini aktiviteyle de birleştirince, kilo vermek daha kolay bir hale gelmektedir. Sağlıklı bir şekilde kilo vermenin yolları ilk olarak belirli bir program uygulamak ve kurallara uymakla başlamaktadır.

 

İlk kural sabahları erken uyanarak, güne erken saatlerde başlamaktır. 15 ya da 20 dakika egzersiz yaparak, vücut ısınızı yükselterek harekete geçirmiş olursunuz. Güzel bir kahvaltı ile güne başlamalısınız. Ender Saraç zayıflama yöntemleri arasında ikinci kural, akşam yemeği erken yenmeli ve hafif bir yemek tercih edilmelidir. Bir diğer kural ise, öğün atlamamak, aç kalmamaktır. Ana öğünler arasına ara öğünlerde eklenmelidir. Ter atmak, kalori harcamak için aktif spor yapılmalıdır. Alkol, gazlı ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır. Bol su içilmeli, Türk kahvesi ve yeşil çay tercih edilmelidir. Tatlılardan, şekerli meyvelerden, karbonhidrattan uzak durulmalıdır. Sağlıklı ve düzenli uyku, kilo vermenin yolları arasındadır. Diyet yapmak ve kalıcılık sağlamak için, kurallara uyulmalı ve yaşam tarzı haline getirilmedir.

Kilo Vermeye Yardımcı Tok Tutan Yiyecekler Nelerdir?

Hem tok tutan hem de sağlıklı zayıflamaya yardımcı olan yiyecekler:

 

Yumurta, protein bakımından oldukça zengindir ve uzun süre tok tutar.

Yulaf ezmesi de uzun süre tokluk hissi veren yiyecekler arasındadır.

Baklagiller hem doyurucu hem tokluk veren yiyeceklerdir.

Her acıkma hissinde yeşil elma tüketilebilir. Metabolizmayı hızlandırma etkisi vardır. Diyet yaparak, kilo vermenin yolları belirli bir beslenme düzeni ile kalıcı hale getirilebilir.

 

 

Şok Diyetler İle Zayıflama Yöntemleri

Diyet vücudumuzdaki fazlalıkları vererek fit ve sağlıklı bir şekilde görünmemizi sağlayacaktır. Diyet yapmadan önce mutlaka bir sağlık çevresinden hastane veya sağlık ocaklarından kan tahlilinizi yaptırarak vücudunuzdaki değerlere göre ağırlık vererek bir sistemli program yapmanız gerekmektedir. Bunun aksi durumunda yapmış olduğunuz diyetten hiçbir yarar göremeyeceksiniz. Çünkü bir tarafta vücut yağları yakıyorken bir taraftan da eksik olan mineral vitaminlerden yakacaktır. Bu gibi durumlarda o yüzden dış takviyeler ve multi vitaminler alınmaktadır. Bu gibi durumları doktorunuza ve egzersiz danışmanlarına sorarak daha da detaylı bilgi edinebilirsiniz.

Şok bir şekilde şok diyetler diye tabir edeceğimiz listemizde ki diye mümkündür. Birincisini ele alarak konuşacak olursak eğer bu kategoride detoks diyeti ön plandadır. Detoks diyetinde vücudumuzdaki birikmiş olan yağ kütlelerinin yakımını ele alacağız. Hızlı kilo vermek isteyenlerin eşsiz tercihi olarak söylemek de mümkündür. Dünyada hemen hemen kullanılan diyetler arasında öncelikli sırada detoks diyeti gelmektedir.

Detoks Diyeti

İçeriklerine bakacak olursak eğer detoks diyeti uzun süreli olmamakla birlikte çok kısa günler içerisinde de vücudumuzu forma kavuşturacak bir diyettir. Beş günlük olan bu diyetimiz ay içerisinde üç kez art arda tekrarlandığında ise gözle görülecek sonuçlar almak mümkündür. Bu işte sabır ve titizlik önemlidir tatlı ve şekerden kaçınılmalı mümkünse eğer hiçbir şekilde şeker kullanılmamalıdır. Şeker vücudun düşmanıdır çok yüksek olan şeker hastalıkları günümüzün en kötü hastalıkları ve çok görünenlerindendir. Kontrol edilemeyen şeker alımı insülin direncini yükselterek vücudun dengesini bozacaktır. Diyette gereksiz besinlerden kaçınılmalı ve düzenli beslenmek gerekir. Tuz kullanımından ve alkol sigaradan kaçınılmalıdır. Günde üç litre civarında su tüketilmelidir bu kişiden kişiye değişmekte olup doktorunuza danışılmalıdır.

Dukan Diyeti

Bir diğer diyetimize gelecek olursak eğer dukan diyetidir dukan diye tabir ettiğimiz şok diyetler listesinde yer alan bu diyetimiz ise kişilerin karbonhidrat alımını kısıtlamayan bir diyettir. Bu diyetin sonucunda gözle görülür sonuçlar alınmaktadır. Daha çok protein sel ürünlerin önü kapatılmamıştır et ve balık tüketiminde bir sınır konulmadığından kişiler bu diyeti uyguladıklarında hiç canları sıkılmayacak ve hem diyet hem bir eğlence haline gelecektir. Günlük proteini yüksek besinler tüketilmelidir bu diyete başlamadan önce doktor kontrolüne gitmelisiniz kalp hastalığı ve kolesterolü olanlar bu diyetten uzak durmalıdırlar.

Bu diyetler arasında Japon diyeti de zayıflama yöntemleri arasında sayabiliriz.

Ayrıca 3 günde 5 kilo verdiren patates yoğurt diyetini deneyebilirsiniz.

Zayıflama Kürleri

Diyet Ve Kürler

Her kadının hayalidir zayıf ve mükemmel bir fiziğe sahip olmak. Bunun için çabalayan milyonlarca kadın ve bu çaba karşısında ihtiyaç ve taleplere karşı cevap vermeye çalışan diyetisyenler her gün yeni yeni zayıflama kürleri ile karşımıza çıkmaktadırlar.

Peki, Nedir Bu Zayıflama Kürleri?

Bazı bitkilerin ve baharatların karışımından oluşan ve metabolizmayı çalıştırıp vücudun fazla enerji harcamadan kalori harcamasını sağlayan içeceklerdir.

Bu baharatlar pul biber, zencefil, karabiber, tarçın, kekik, karanfil ve zerdeçaldır.

Bitkiler ise rezene, funda yaprağı, limon ve maydanoz vs sayabileceğimiz birçok bitki vardır.

Bu baharatlar ve günümüzde çok rahat bulunmaktadır. İstersek aktardan alıp kendimiz demleyebilir ya da marketlerde hazır poşetlenmiş çaylardan alıp beş dakika içinde demleyebiliriz.

Bu zayıflama kürleri ile beraber diyet yaparak istediğimiz kiloya ulaşmamız ve fit bir görünüm elde etmemiz için hiçbir engel bulunmamaktadır. Bu kürler sayesinde bütçemizi de zorlamadan istenilen hedefe ulaşmış oluyoruz.

Zayıflama kürlerinin başında limon ve maydanoz kürü gelmektedir. Bu kür sayesinde sabah aç karnına 15 günlük uygulanır ve vücuttaki ödemi atar, karaciğer yağlanmasından kurtulur ve hızla kilo verebilirsiniz. Bir ay uygulanması gerekmektedir.Yeşil çay ile yapılan zayıflama kürlerinde yağ yakımı hızlandırıyor ve daha çabuk kilo vermenizi sağlıyor.

İştah kapatma özelliğine sahip nane çayını da unutmamak gerekir. Sadece çayı değil kokusu da iştah kapanmasına birebirdir. Bu kürler arasında beyaz çayı da unutmamak lazım. Kendisi güçlü bir antioksidan olduğu için zayıflamaya büyük ölçüde yardımcıdır.

Baharatlar arasında zencefil, zerdeçal, tarçın ve yoğurt dörtlüsü başı çekmektedir. 15 günlük kullanımla bir ay boyunca sabah aç karnına ve gece uyumadan önce yenmesi halinde göbek çevresinde muhteşem yağ yakma potansiyeline sahiptir.

Yoğurt, pul biber ve limon karışımı ile de göbek çevresinde ki yağlardan kurtulabiliriz.

Unutulmaması gereken şu ki sadece zayıflama kürleri ile değil diyet ve sporla istediğimiz sağlıklı ve fit vücuda sahip olabiliriz.

Ayrıca daha önceden kaleme aldığımız zayıflama yöntemleri arasında önemli yeri olan Maydanoz kürü makalemizi okumanızı tavsiye ederiz.

Çörek Otu Yağı İle kilo vermenin yolları

Çörek otunun bilinen sayısız faydaları vardır. Çörek otu içermiş olduğu vitamin ve mineraller sayesinde birçok hastalığa iyi geldiği bilinmektedir. Çörek otu vitamin olarak A, H, C, B1, B2 ve B6 içerir. Mineral olarak ise; çinko, sodyum, potasyum, kalsiyum, çinko, demir, magnezyum, bakır, fosfor ve selenyum içeren çörek otunun insan sağlığına faydası sayısız bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Bağışıklığın güçlenmesi açısından vücuda önemli katkılar sağlayan çörek otu, son zamanlarda kilo vermenin yolları arasında gösteriliyor. Bilindiği gibi kilo vermek için gereken en önemli şey vücut metabolizmasının hızlı olmasıdır. İçerdiği vitamin ve mineraller ile bağışıklık sistemini güçlendiren ve destekleyen çörek otu metabolizmayı hızlandırır ve kilo vermek için gereken en önemli şart gerçekleşmiş olur.

Niçin Çörek Otu Yağı?

Çörek otu kilo verme amaçlı soğuk pres yağ şeklinde kullanılırsa daha etkilidir. Düzenli bir şekilde kullanıldığında vücudun toksinlerden arınmasını sağlayan, iştahı azaltan, sindirim ve bağırsak sorunlarına iyi gelen bu bitkinin yağı Obezitenin önlenmesini sağlar. Yüksek miktarda oleik asit içeren çörek otu yağının kilo verme amaçlı kullanılmasının sebebi içerdiği bu yağdır. Çörek otu yağının içerdiği bu madde, vücuda enerji vererek dolayısıyla yağ yakma hızını arttırır. Vücuttaki fazla yağ enerji için harcanır. İnsanların gün içerisinde yaşamış oldukları yorgunluk bitkinlik halinin yerini enerji dolu günler alır. Çörek otu yağı yaşam kalitesini arttırırken hem de formunuzu korumanıza yardımcı olur.

Uygulanışı :

Yapmanız gereken tek şey, her sabah uyandığınızda bir bardak suyun içerisine bir tatlı kaşığı çörek otu yağı ve dilerseniz ayrıca aynı oranda elma sirkesi de ekleyip onu içerek güne başlamanız. Eğer tadıyla ilgili de bir sıkıntınız yoksa bir tatlı kaşığı sade de içebilirsiniz. Unutmayalım ki sonuç almak için devamlılık ve süreklilik önemlidir.

Detoks Suyu İçerek Zayıflama Yöntemi

Detoks nedir?

Detoks, vücudumuzda bulunan ve atık madde olarak dışarı atılmayı bekleyen toksinlerin vücuttan atılması işlemidir. Toksinlerden ve ödemlerden arınma işlemini sağlar. Vücudumuza hafiflik verir. Detoks diyetinde vücuttaki toksinler ve ödemler atılır. Bunu gerçekleştirmek için detoks diyetini uygulayabiliriz.

Detoks neden yaparız?

Gün içinde vücudumuz birçok sekteye uğrar ve cildimiz dahi tüm vücudumuz etkilenir. Buna ek olarak yorgunluk, halsizlik, sindirim sorunları ve uykusuzluk yaşarız. Detoksun öncelikli amacı vücudumuzdaki toksin ve ödemleri atarak vücudun dinlenmesini sağlamak ve biriken zararlı maddeleri dışarı atmaktır. Detoksun sindirim sistemini düzeltme, rahatlama, kilo verme gibi etkileri vardır.

Detoks Suyu Nasıl Yapılır?

Detoks suyu hazırlamanın birçok yöntemi vardır. Sindirimi düzenleyen ve vücudumuzdaki ödemleri atmamızı sağlayan detoks suyu aynı zamanda kilo verme konusunda da etkilidir.

İşte bir kaç detoks suyu tarifi;

-1 adet salatalık

-1 tane sıkılmış limon suyu

-Bir şişe ılık su

-1 adet dilimlenmiş yeşil elma

-1 demet maydanoz

Yapılışı; Tüm malzemeleri detoks şişenizin içine suyu doldurduktan sonra atıyorsunuz ve gün içinde tüketiyorsunuz. Sağlıklı bir bireyin gün içinde içmesi gereken su miktarı 2-3 litre arasıdır. Bolca sıvı tüketerek vücudunuzda toksinleri atabilirsiniz.

Çeşitli meyve ve sebzelerle kendinize kolayca detoks suyu hazırlayabilirsiniz. Farklı çeşitlerde bulunan detoks suları yenileyici, kilo verdirici etkilere sahiptir. Detoks yaparken dikkat etmemiz gereken bazı konularda vardır.

-Günlük rutin egzersizler yapmak

-Tuz tüketimini azaltmak

-Kahve ve çay tüketiminden olduğunda kaçınılmak. Veya şekersiz tercih edilmesi

-Gün içerisinde ara öğün uygulamak

Aynı zamanda porsiyonlarınızı küçültmek kilo vermenize destek olacaktır. Bu gibi programları düzenli bir şekilde uyguladığınızda gözle görülür bir değişiklik fark edeceksiniz. Sadece kilo vermenize değil günlük enerjinizin artmasına sağlıklı bir yaşam sürmenize destek olacaktır.

  

www.kadinaozelsirlar.com/saglikli-zayiflama-yontemleri/

 

Sağlıklı Zayıflama Yöntemleri

Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği (IAAF), Rus sporcuların olimpiyatlarda olmayacağına karar verdi.

Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği (IAAF) tarafından uluslararası müsabakalardan men edilen Rus atletlerin, cezalarının devamına karar verildi.

Avusturya’nın Viyana kenti...

 

www.yorumhaber.org/spor/rusyaya-buyuk-sok.html

via Trafik Kazası Danışmanlık Hizmetleri www.trafiksozluk.com/9085-trafik-cezalari/646

 

9085 trafik cezası, karayolları trafik kanunun'da veya karayolları trafik yönetmeliğin'de bulunan herhangi bir kural, iş ve işleyiş değildir. Başka bir deyişle 9085 trafik cezası, trafik kuralı değil trafik cezası vergi kodudur.

   

9085 Trafik Cezaları Vergi Türü Nedir ?

 

GİB (Gelir İdaresi Başkanlığı) resmi web sitesinde sıralı tam listesi olan Vergi Türlerinden olan 9085 vergi kodu trafik cezaları'nı temsil etmektedir. Yani vergi dairesine gittiğinizde trafik cezası borcunuz var ise 9085 kodlu borcunuz olduğu söylendiğinde karayolları trafik kanunu veya karayolları trafik yönetmeliğinde herhangi bir maddeye muhalefetten işlem yapılmıştır ancak vergi dairesinde borcun türünü 9085 olarak görüntülediği için hangi kanun maddesini ihlal ettiğini bilemez ve 9085 trafik cezası borcu olarak telefuz eder.

   

9085 Trafik Cezaları Detaylı Bilgisini Nasıl Öğrenebilirim ?

 

9085 trafik cezası hakkında detaylı bilgi için en yakın Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü veya Trafik Denetleme Büro Amirliğine müracaat etmeniz gerekmektedir.

   

9085 Trafik Cezalarına nasıl itiraz edilir ?

 

9085 trafik cezası 'na itiraz için trafik cezasının tatbik edildiği yerin bağlı olduğu sulh ceza mahkemesine dava açmanız gereklidir.

Dava için evraklar;

9085 trafik cezası 'na neden itiraz ettiğinizi belirten Sulh Ceza Mahkemesine sunulmak üzere dilekçe,

trafik idari para cezası karar tutanağı fotopokisi,

trafik idari para cezası karar tutanağı tebligatı fotopokisi,

eğer polis cezayı araç plakasına değilde durdurarak ehliyetinize yazdıysa ceza tutanağı tebligat yerine geçer,

Ruhsat fotokopisi

eğer polis cezayı araç plakasına değilde durdurarak ehliyetinize yazdıysa ehliyet fotokopisi eğer plakaya ceza yazılmışsa araç sahibinin kimlik fotokopisi

 

Bu evraklarla beraber Sulh Ceza Mahkemesine dava açabilirsiniz.

 

Dilerseniz örnek dilekçe ve ücretsiz hukuki danışmanlık için;

0532 176 95 85 numaralı Trafik Sözlük Yardım Hattı ile iletişime geçebilirsiniz.

 

9085 trafik cezalarıTrafik Sözlük

 

kahramanmaraş anadolu lisesi hazırlık sınıfındaki ilk ve son haftam. bize ingilizce öğretmeye ahdetmiş özgür adında bir öğretmen. türkçe bir kavram ağzından kaçırandan, zihninden geçirenden, ima edenden 10 bin lira ceza kesilmesi. derslerden bir derste bir diyalogun içinde yukarıdaki ifadenin geçmesi. hocanın tea kelimesinin anlamını bize öğretmek için tahtaya çay bardağı çizmesi. benim mal bulmuş mağribi gibi çaaaay diye atlamam. bu acımasız cezanın ilk kurbanı olmam.

 

şimdi merak ediyorum. ben bir kaç gün sonra içinizden ayrılıp başka diyarlara göç ettikten sonra yine bu cezaya çarptırılan oldu mu? bu cümlenin anlamını türkçe düşünmeden kavratabildiniz mi? ülker'siz bir çay saati düşünebildiniz mi? bir mucteba vardı hatırlayabildiniz mi?

 

o on bin lirayla ne yaptınız özgür bey?

ben olsam bir çayhaneye gidip çay içerdim. elimle bardak figürü yapmazdım, çay derdim çay. çay işte. çaaaaay.

BEN,İSTANBUL VALİSİ HÜSEYİN AVNİ MUTLU ŞEREFSİZ,ALÇAK,NAMERDİM.

D.Bakır Karayolları 9.Bölge Müdürlüğü tarafından 10.07.2008 günü saat 10:00 da ihalesi yapılmış olan D.akır-Ergani Devlet Yolu KM:0+000-11+500 Arası Orta Refüj Tretuvar Drenaj İşleri,ve üstgeçidi sanat yapıları yapım işi DÖRTTRİLYONİKİYÜZKIRKMİLYAR keşifli ihalede,

BEN, İSTANBUL VALİSİ HÜSEYİN AVNİ MUTLU ve

D.BAKIR BÖLGE İDARE MAHKEMESİ BAŞKANI,Nedret Engin,Üye Hakimler,Mehmet Çerikan,Mustafa Arık,

SİVEREK AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANI,Hüseyin GÜLMEZ ve,D.BAKIR 3.ASLİYE HUKUK HAKİMİ,M.Oğuz YAMAN,

Medet ERKAPLAN,İlker YAZICI,Yusuf PAKIR,Murat KILIÇ şahıslar tarafından,

Bir ZORBA gibi,Bir TERÖRİST gibi,Bir KORSAN gibi,Bir SUÇLU gibi,Adi,Bir Hırsız gibi Metin ŞENERİN Malını,Temel Hak ve Özgürlüğünü GASP ettik.

Metin ŞENER tarafından 18.02.2012 tarihinde İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA gönderilen Dilekçe ve D.BAKIR VALİLİĞİ tarafından İlgi:02.03.2012 tarih ve 2664 sayılı yazı gönderilen cevap dilekçesi ile Teyid edildi.,

 

1 2 3 4 6 ••• 79 80