View allAll Photos Tagged OLBA
Triumphal Gate at Diocaesarea (Uzuncaburç) near Silifke
Tören Kapısı - 15,30 metre uzunluğunda, 8 m genişliğinde olup sütunlu ana caddeyi karşıdan karşıya kapsayan, ortadaki diğerlerinden daha geniş beş gözlü bir anıttır. Kapıda, 6,75 metre yükseklikte, taban çapı 1,05 metre olan ve taştan yontulmuş, düz silindir parçalardan oluşmuş sütunlar görülür. Her sütun, Kenger dikeni yaprağı motifleriyle süslenmiş, korent tipi başlık taşır. Sütun gövdelerinde görülen konsollar heykelleri taşımak için kullanılıyormuş. Günümüze yapının yarısı yıkılmış olarak ulaşabilmiş..
Antik Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yy.a kadar gitmektedir. MS 4. yy.da adı Neapolis olarak değişen kent en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans İmparatoru II. Theodosius (408-450), bu alanda kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurmuştur.
Kent, 60 metre derinliğinde geniş bir obruk etrafında kurulmuştur. Doğal bir çöküntü alanı olan bu çukura efsaneye göre Roma çağında suçlular atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denilmiştir. Obruğun içinde divan üzerinde oturan bir kadın ve iki erkek kabartması yer alır. Yağmur sularıyla toprak rengine bulanan bu kabartmalar nedeniyle kente Kanlı Divan denildiği ve zamanla Kanlıdivane’ye dönüştüğü de anlatılır. Merdivenlerle inilen çukurun, büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarih boyunca dinsel bir merkez olmuştur.
Obruğun etrafında kesme taştan yapılmış bazilikalar, caddeler, kaya mezarları, sarnıçlar, kaya kabartmaları bulunur. Güneybatısında MÖ 2. yy.dan kalma bir kule vardır. Kulenin kitabesinde, Tanrı Zeus için rahip-krallardan Olbalı Tarkyaris'in oğlu Teukros tarafından yaptırıldığı yazmaktadır.
Kentte bulunan üç nekropolden kuzeydekinin en yüksek yerinde Kraliçe Aba'nın kocası ve iki oğlu için yaptırdığı anıtsal mezar bulunur. Obruğun bir kilometre güneybatısındaki Çanakçıkaya mezarları Kilikya İmparatorluğu’nun soylularına aittir ve üzerlerinde bunu belirten rölyefler vardır. Obruğun çevresindeki bazilikalar 4. yy. sonları ile 6. yy. ortaları Bizans dönemi eserleridir.
Antik Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yy.a kadar gitmektedir. MS 4. yy.da adı Neapolis olarak değişen kent en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans İmparatoru II. Theodosius (408-450), bu alanda kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurmuştur.
Kent, 60 metre derinliğinde geniş bir obruk etrafında kurulmuştur. Doğal bir çöküntü alanı olan bu çukura efsaneye göre Roma çağında suçlular atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denilmiştir. Obruğun içinde divan üzerinde oturan bir kadın ve iki erkek kabartması yer alır. Yağmur sularıyla toprak rengine bulanan bu kabartmalar nedeniyle kente Kanlı Divan denildiği ve zamanla Kanlıdivane’ye dönüştüğü de anlatılır. Merdivenlerle inilen çukurun, büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarih boyunca dinsel bir merkez olmuştur.
Obruğun etrafında kesme taştan yapılmış bazilikalar, caddeler, kaya mezarları, sarnıçlar, kaya kabartmaları bulunur. Güneybatısında MÖ 2. yy.dan kalma bir kule vardır. Kulenin kitabesinde, Tanrı Zeus için rahip-krallardan Olbalı Tarkyaris'in oğlu Teukros tarafından yaptırıldığı yazmaktadır.
Kentte bulunan üç nekropolden kuzeydekinin en yüksek yerinde Kraliçe Aba'nın kocası ve iki oğlu için yaptırdığı anıtsal mezar bulunur. Obruğun bir kilometre güneybatısındaki Çanakçıkaya mezarları Kilikya İmparatorluğu’nun soylularına aittir ve üzerlerinde bunu belirten rölyefler vardır. Obruğun çevresindeki bazilikalar 4. yy. sonları ile 6. yy. ortaları Bizans dönemi eserleridir.
Uzuncaburç (Classic Greek: Olba or Ὤλβα, Classic Latin: Diocaesarea or
Διοκαισάρεια), Turkey
The city of Olba was founded by the Seleucid dynasty. It's located at 1200 meters. The ruins are located in and around the small city of Uzuncaburc.
Romans called the N-S oriented streets of their cities cardo or cardus. (Like the avenues is in Manhattan.) The most important cardo was the center of all commercial and economical life. These kind of colonnaded streets were fundamental parts of the Seleucid cities.
This photo was taken with a Praktica Bx20 analog camera in 1993.
Triumphal Gate at Diocaesarea (Uzuncaburç) near Silifke
Tören Kapısı - 15,30 metre uzunluğunda, 8 m genişliğinde olup sütunlu ana caddeyi karşıdan karşıya kapsayan, ortadaki diğerlerinden daha geniş beş gözlü bir anıttır. Kapıda, 6,75 metre yükseklikte, taban çapı 1,05 metre olan ve taştan yontulmuş, düz silindir parçalardan oluşmuş sütunlar görülür. Her sütun, Kenger dikeni yaprağı motifleriyle süslenmiş, korent tipi başlık taşır. Sütun gövdelerinde görülen konsollar heykelleri taşımak için kullanılıyormuş. Günümüze yapının yarısı yıkılmış olarak ulaşabilmiş..
In: BUDDE, Ludwig (1969). Antike Mosaiken in Kilikien. Band II (green). Die heidnischen Mosaiken. Verlag Aurel Bongers, Recklinghausen.
---
Kilikien (griechisch Κιλικία, lateinisch Cilicia, dt. auch Zilizien) ist eine antike Landschaft im Südosten Kleinasiens. Sie entspricht in etwa den heutigen türkischen Provinzen Adana und Mersin.
Im Westen war es vom Lamas (Lamos) und dem Taurusgebirge gegen das benachbarte Pamphylien abgegrenzt; durch das Gebirge führten Pässe nach Isaurien, Lykaonien und Kappadokien, darunter die berühmte Kilikische Pforte (Pylae Ciliciae) zwischen Tyana und Tarsos, durch welche Alexander der Große von Kappadokien kommend in Kilikien eindrang, im Norden vom Anti-Taurus. Im Osten wird es nur durch das niedrige Amanosgebirge vom antiken Syrien getrennt, mit dem es stets kulturell zusammenhing (und das damals als Kulturraum erheblich größer war als der heutige Staat Syrien).
Die wichtigsten Ebenen sind die von Issos, Silifke (Seleukia am Kalykadnos) und die Çukurova, die wichtigsten Flüsse der Lamas (Lamos), Ceyhan (Pyramus), Seyhan (Saros) und der Göksu (Kalykadnos).
Strabon (Geographie XIV 5,1.4) teilte Kilikien der Natur des Bodens nach in das ebene Kilikien (Kilikia Pedias), die damals dicht bevölkerte und äußerst fruchtbare Küstenlandschaft, „die von Soloi und Tarsos bis Issos reichte, sowie das Gebiet, über dem auf der nördlichen Flanke des Tauros die Kappadokier wohnen“ und das gebirgige oder raue Kilikien (Kilikia Tracheia, Tracheiotis) im Westen ein. Letzteres, von vielen Zweigen des Taurus durchzogen, bot namentlich für die berühmten kilikischen Ziegen gute Weideplätze und war später wegen seines vortrefflichen Schiffbauholzes lange ein Zankapfel zwischen den Seleukiden und Ptolemäern, bis es von Antiochos dem Großen erobert wurde.
Ab dem 7. Jh ist Eisenherstellung belegt. Bergwerke im Taurus lieferten Silber.
Bereits der Hethiterkönig Hattušili I. (ca. 1565–1540 v. Chr.) scheint die kilikische Pforte kontrolliert zu haben, das Tiefland war als Adanija ein unabhängiges Fürstentum. Teilweise stand es, wie auch das nördlich angrenzende Kizzuwatna, unter der Kontrolle von Hanigalbat. Nachdem Suppiluliuma I. Verträge mit Kizzuwatna geschlossen hatte, konnte Mursili II. (1318–1290 v. Chr.) Adanyia dem hethitischen Reich angliedern. Kilikien war dann als Hilakku eine assyrische Provinz (erster schriftlicher Beleg 858 v. Chr.). Unter Salmanasser III. erfolgten die ersten Vorstöße der Assyrer um 830. Kate von Que unterwarf sich, zahlte Tribut und verheiratete seine Tochter mit dem assyrischen Herrscher, fiel aber dann wieder ab. Er wurde durch seinen Bruder Kirri ersetzt. Der assyrische Herrscher Assarhaddon rühmt sich der Unterwerfung der Hilakku, eines Gebirgsvolkes, das die unzugänglichen Berge in der Nähe von Tabal bewohnt, „boshafte Hethiter, die sich auf ihre Berge verließen und sich seit Menschengedenken keinem Joch unterworfen hatten“.
Ab 607 v. Chr. war Kilikien unter der Dynastie des Syennesis selbständig. Dessen Nachfolger wurden schließlich nach dem Tod Kyros des Jüngeren Vasallen der Perser. Beide Kilikien waren unter einem Satrapen vereint, der aus der Dynastie des Syennésis stammte (Herodot, Xenophon). Unter Pharnabazos wurden ab 380 v. Chr. in Tarsus und Nagidos Münzen geprägt. 333 v. Chr. eroberte Alexander der Große die Gegend. In hellenistischer Zeit wechselte Kilikien zwischen den Seleukiden und Lagiden, es kam wieder zu einer Teilung. Neu gegründet wurden Seleukia am Kalykadnos, Aigéai und Arsinoe als autonome Städte, wohl auch Olba. Nach mannigfachem Wechsel der Herrschaft zwischen einheimischen, makedonischen, syrischen und ägyptischen Königen und zuletzt Mithridates VI. und Tigranes II. wurde Kilikien durch Pompeius, der die kilikischen Seeräuber besiegte, in seinem östlichen Teil eine römische Provinz, während die Bewohner des Hochlandes noch lange Zeit ihre Unabhängigkeit behaupteten. 51/50 v. Chr. war Cicero Statthalter der Provinz. Nach dem Tode Caesars 44 v. Chr. wurde die Provinz jedoch aufgelöst und teilweise Syrien zugeschlagen, teilweise einheimischen Dynasten überlassen und erst wieder um 72 n. Chr. unter Vespasian eingerichtet.
Im 7. Jahrhundert, im Zug der islamischen Expansion, kam Kilikien an die Araber und wurde meist von Syrien aus regiert, wobei das Taurusgebirge die Grenze zum byzantinischen Reich bildete. Im Laufe des 10. Jahrhunderts erfolgte die byzantinische Rückeroberung.
Nach der Schlacht von Manzikert, die Kleinasien für die Seldschuken öffnete, konnte der armenische Statthalter Abul Gharib die Provinz auch ohne Unterstützung der Zentralregierung halten, doch ab 1080 begannen armenische Flüchtlinge zunächst im Taurus und Antitaurus, später auch in der Ebene, unabhängige Besitzungen einzurichten, die die Oberhoheit von Konstantinopel nicht mehr anerkannten. Unter der Oberhoheit der Rubeniden, später der Hethumiden entstand ein Reich, das fälschlich oft „Königreich Kleinarmenien“ genannte Armenische Königreich von Kilikien. Es konnte sich bis 1375 in wechselnden Bündnissen behaupten, zunächst oft im Bund mit den Kreuzrittern, später meist in Konflikt mit dem Fürstentum Antiochia und den Tempelrittern. Hauptstadt war Sis (heute Kozan). Ab 1515 wurde das ehemalige Gebiet Kleinarmeniens Teil des osmanischen Reiches.
Nach den 1. Weltkrieg wurde Kilikien Teil der neu entstandenen Türkei. Von 1919 bis 1921 wurde es durch Frankreich besetzt, 1921 an die Türkei zurückgegeben (Wikipedia).
Antik Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yy.a kadar gitmektedir. MS 4. yy.da adı Neapolis olarak değişen kent en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans İmparatoru II. Theodosius (408-450), bu alanda kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurmuştur.
Kent, 60 metre derinliğinde geniş bir obruk etrafında kurulmuştur. Doğal bir çöküntü alanı olan bu çukura efsaneye göre Roma çağında suçlular atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denilmiştir. Obruğun içinde divan üzerinde oturan bir kadın ve iki erkek kabartması yer alır. Yağmur sularıyla toprak rengine bulanan bu kabartmalar nedeniyle kente Kanlı Divan denildiği ve zamanla Kanlıdivane’ye dönüştüğü de anlatılır. Merdivenlerle inilen çukurun, büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarih boyunca dinsel bir merkez olmuştur.
Obruğun etrafında kesme taştan yapılmış bazilikalar, caddeler, kaya mezarları, sarnıçlar, kaya kabartmaları bulunur. Güneybatısında MÖ 2. yy.dan kalma bir kule vardır. Kulenin kitabesinde, Tanrı Zeus için rahip-krallardan Olbalı Tarkyaris'in oğlu Teukros tarafından yaptırıldığı yazmaktadır.
Kentte bulunan üç nekropolden kuzeydekinin en yüksek yerinde Kraliçe Aba'nın kocası ve iki oğlu için yaptırdığı anıtsal mezar bulunur. Obruğun bir kilometre güneybatısındaki Çanakçıkaya mezarları Kilikya İmparatorluğu’nun soylularına aittir ve üzerlerinde bunu belirten rölyefler vardır. Obruğun çevresindeki bazilikalar 4. yy. sonları ile 6. yy. ortaları Bizans dönemi eserleridir.
Medusa Başlı Sanduka - 2,55 m uzunluğunda, 0,90 m eninde ve 1 m yüksekliğinde kapaksız, Roma dönemine ait, kireç taşından yontulmuş sanduka bilinmeyen bir yerden getirilerek Zeus tapınağının kuzey batısına, koruma duvarının önüne konmuş. Okunmaz durumdaki yazı şeridinin altında, köşelerde boynuzlu koçbaşları, ortalarda iki öküz başı ile desteklenmiş üzüm salkımı ve çiçeklerden üç hevenk (Garland) ile hevenklerin üzerinde, saçları yılanlardan oluşan Medusa’nın üç başı kabartma olarak işlenmiş.
Huş ağacı, Birke, Betula Pendula
Ak ağaç Syn: Betula olba
Akhuş Betula rerrucosa
Akhuş ağacı “ ehrh.
Kum huş ağacı
Salkım Huş ağacı
Familyası: Huşağacıgillerden, Birkengewâchse, Betulaceae
Drugları: Huş yaprağı; Betula folium
Huş katranı; Betula fix
Huş şurubu; Betula uquor
Huş özsuyu; Betula succus
Huş yaprakları çay ve natürel ilaç yapımında, katranı merhem yapımında ve bitki özsuyu içmek için kullanılır.
Giriş: Huş ağacı Huşağacıgillerden olup bu grupta takriben 100 bitki mevcuttur. Bunlardan en önemlileri ve en yaygın olarak kullanılanları Akhuş; Betula pendula ve Bataklık huş ağacı; Betula pubescens’tir. Es-kiden bu iki tür aynı isimle anılmış sonradan ayrı isimler verilmiştir. Ağacın gövdesi beyaz olduğundan Ak ağaç diye ve dallarının saklık ve narin olması, rüzgar esince hışırtı çıkarması nedeni ile ve yahut da ilkbaharda bitki gövdesinden yukarı doğru hışır hışır akan su sesi duyulan bu nedenle de Huş ağacı diye anılır. Almanca Bikre kelimesinin Hince, “Bharg” kelimesinden türediği ve beyaz anlamına geldiğidir. Bitkin vatanı Güney Türkistan ve Kuzey Hindistan olup zamanla dünyanın ılıman iklimli hemen her yöresine yayılmıştır. Bir huş ağacı günde 70lt su emerek gövdeye verir ve oradan yapraklara ulaşan su işlendikten sonra büyük bir kısmı gaza (esansa) dönüşür ve bu güzel koku gaz (esans) biz farkına varmadan çevremize güzellikler saçar. Alman ilim adamlarının yaptıkları araştırmalara göre bir ağacın çevreye kattığı değerin 2500Euro olduğunu tespit etmişlerdir.
Botanik: Huş ağacı hemen her yörede özelliklede ormanlarda, kumluk yerlerde ve humuslu topraklarda yetişir. Soğuğa dayanıklı olması nedeni ile Sibirya’dan Kuzey Afrika’ya kadar çok geniş bir alana yayılmıştır. Türkiye’nin Erciyes ve Ağrı gibi dağ eteklerinde Marmara ve Karadeniz ve de Doğu Anadolu’nun ormanlarında yabani olarak yetişir. Yaprakları ortadan uca doğru ve de ortadan başa doğru üçgen şeklinde veya yumurta şeklindedir. Yaprakların üst yüzeyi açık yeşil, alt yüzeyi soluk yeşil renkli, kenarları kertikli, 3-5cm uzunluğunda, 2-4cm enindedir. Salkım huş ağacının yaprakları tüysüz iken bataklık ağacının yaprak¬larının alt yüzeyi tüylüdür ve bu da bu iki bitki arasındaki en büyük farktır. Erkek çiçekleri 8-10cm uzunluğunda, 0,5-1cm çapında, silindir veya kuyruğundan asılmış kedicik şeklinde olduğundan kedicik diye anılır. Dişi çiçekleri 2-3cm uzunluğunda, 0,6-1cm çapında silindir şeklindedir ve de her iki çiçek ilkbaharda koyu yeşil iken sonbaharda koyu kahverengimsi bir hal alır.
Yetiştirilmesi: Türkiye’nin hemen her bölgesinde yetiştirmek mümkün-dür ve fazla bir özene gerek yoktur.
Hasat zamanı: Yaprakları Nisan’dan Haziran’a kadar toplanarak havalı ve güneşli bir yerde kurutulur ve kurutulurken ısının 40˚’yi geçmemesine dikkat edilir. şayet ısı bu sıcaklığı geçerse birleşimindeki eter yağı (uçucu yağ) yok olur. Malesef şifalı bitkiler toplama, kurutma, paketleme ve depolama işlemleri sırasında çok yanlışlar yapılmaktadır. Bit¬kinin şifalı kısmı yaprak veya çiçekleri ise asla Güneş altında kurutulmaz ve mutlaka gölgede kurutulmalıdır. Ayrıca örneğin bitki 5 günde kurudu ise, 2 gün daha kurumada bırakmak mahzurludur, çünkü birleşimindeki eterik yağları kaybettiğinden kalitesi düşer. Sadece bitki kökleri Güneş’te kurutulur ve kurur kurumaz hemen paketlenip depolan¬ması gerekir. Şifalı bitkilerin Aktarlar’da açıkta satılması kalitesini kısa sürede düşürür ve etkisini oldukca azaltır.
Bitki özsuyu: Huş ağacının gövdesine 5-10cm derinliğinde matkapla bir delik açılır ve bu deliğe cam bir boru takılarak akan bitki özsuyu bir cam kavanozda toplanır. Bitki özsuyunun 1-5lt’si 1-3haftada elde edilebilir. Bunun bozulmaması için içine her lt için 5 karanfil tanesi ve 1-2gr Tarçın ilave edildikten sonra buzdolabına konur.
Huş katranı: Huş ağacının gövde ve kalın dallarının kapakları kapalı bir kapta, kazanda, alttan yakılarak veya damıtılarak katranı elde edilir.
Birleşimi: Yaprakların birleşimindeki önemli maddeler şunlardır;
a) Flavonit türevleri; %2-3 arasında olup en önemlileri; Hyperosid, Quercitrin, Quercetin, Kâmpferolglikozit ve Myrcetindigalaktosit, Sinensetin
b) Triterpensaponin türevleri; Betulatriterpensaponin-Birbefula, Triterpensaponin-2 ve Betulatriterpensaponin-3, betulatriterpensaponin-1=12-β-Asetoksi-3α, 20(S)-Dihidroksi-dammar-24-en-3-(Hidrogenpropandiat), Betulatriterpensaponin-2=12-β-Asetoksi-3α, 17a, 20(S)-Trihidroksi-dammar-24-en-3- (Hidrogen), Betulatriterpensaponin-3=12-β-asetoksi-3α, 20(S), 25, Trihidroksi-dammar-24-en-3-(Hidrogen)
c) Fenolkarbonikasit türevleri; kahve asidi, chloragenasit ve fenolkarbonikasitler
d) Ayrıca eter yağı türevleri %0,05-0,1, taninler, acı maddeler, C-vitamini, potasyum ve kalsiyum içerir.
Kabuklarının birleşiminde; Flavonitler, tanin, triterpen türevleri; Betulin ve Betulinasit, Luteol ve eter yağı içerir. Butelin gövde ve dallarına be¬yaz renk veren ana maddedir.
Katranda; Guajakol, kresol, xyloz ve fenol içerir.
Bitki özsuyunda ise genellikle ham madde olarak şeker bulunur.
Araştırmalar:
1) Amerikalı ilim adamları hayvanlar üzerinde yaptıkları deneylerde Betulin’den elde edilen betulinasidin derideki siyah kanseri iyileştir¬diği tespit edilmiştir. Eskiden Ziziphus mauritiana’dan elde edilen betulalinasit şimdi Huş kabuğundan bolca bulunan Betulin’den elde edilmektedir. Bu alandaki çalışmalar devam etmektedir. (ZP.3.96.40)
2) Münih Üniversitesi tarafından romatizma hastası 1200 kişi üzerinde Huş yapraklarından elde edilen kapsülle tedavi denemeleri yapılmış ve hastaların iyileştiği görülmüştür. (GM.9.98.41)
3) Birleşiminde altın başak otu, ortosifon yaprağı ve huş yaprağı karı-şımından oluşan çay harmanı ve damlası idrar yolları rahatsızlıklarını iyileştirdiği tespit edilmiştir. (ZP.4.94.215, ZP.4.00.193 ve GM.02.95.14, ZP.3.98.167)
Tesir şekli: İdrar söktürücü, antiseptik, güçlendirici (tonik), idrar yolla¬rını dezenfekte edici, vücudu arındırıcı, temizleyici özelliklere sahiptir.
Kullanılması:
a) Araştırmalara göre birleşiminde huş yaprağı, altın başak otu ve ortosifon yapraklarından oluşan çay harmanları ve damlaları idrar yolları iltihaplanması, kumlarına karşı ve de romatizma türlerinde artroza karşı kullanılır.
b) Komisyon E’nin 13.03.1986 tarih ve 50nolu Monografi bildirisine göre idrar yolları iltihapları bakterileri ve kumlarına ve de romatizma rahatsızlıklarına karşı kullanılır.
c) Halk arasında Huş yaprak ve natürel ilaçları başta böbrek ve mesane taşları, kramplar ve kumlarına ve de artroz, artrit, eklem şişmesi ve su toplaması (ödem) gibi rahatsızlıklara karşı kullanılır.
Açıklama: Prof.Dr.Olafadamın, Walter-Straub enstitüsünde yaptığı araş-tırmalar sonunda özellikle etin içerdiği yüksek orandaki proteinin arachidon asidi artırdığını tespit etmiştir. Bunun da eklem kıkırdaklarının tahriş olmasına neden olduğunu tespit etmiştir. Normalde eklem sıvısının PH değeri 7.4’dür, şayet aşırı miktarda et yenirse PH=6.2’ye kadar düşer yani asitleşir. Böyle bir ortamda eklem kıkırdakları bozulur ve bu da zamanla eklemlerin bozulmasına ve de artroza (eklem yapısının bozul-ması) dönüşür. Prof.Dr.O.adam ve ekibi yaptı araştırmalar neticesind3e kişinin haftada en fazla bir defa et ve et mamulleri yemeleri, fazlasının çeşitli rahatsızlığa neden olabileceğini ispatlamıştır. (GM.9.98.41) Hatır-lanacak olursa Peygamber Efendimiz (s.a.v) “her gün et yemeyiniz” buyurmuşlardır. İşte eklem kıkırdaklarında arachidon asidin çoğalması ile buralarda asitleşme oluşur ve bu asit kıkırdakları tahriş eder (yıpratır) bu noktada Huş’un birleşimindeki saponinler arachidon asidi sünger gibi emerek zararsız hale getirir.
Çayı: Huş yaprağından iki kahve kaşığı demliğe konur ve üzerine 300-400ml kaynar su ilave edildikten sonra 5-10dk demlenmeye bıraktıktan sonra süzülerek içilir.
Çay Harmanları;
Gökçek Mesane ve Böbrek çayı
>20 gr Huş yaprağı
>20 gr Atkuyruğu otu
>20 gr Ayı üzümü yaprağı
>20 gr Ortosifon yaprağı
>20 gr Ayrıkkökü
Gökçek mesane ve böbrek çayı (idrar yollarını üşütmeye karşı);
>45 gr Ayı üzümü yaprağı
>20 gr Huş yaprağı
>20 gr Ayrık kökü
>15 gr Ardıçkozalağı
Gökçek mesane çayı (idrar yollarını üşütme, taş ve kumlara karşı);
>20 gr Huş yaprağı
>20 gr Ayrık kökü
>20 gr Altın başak otu
>20 gr Kayışkıran kökü
>20 gr Meyan kökü
Gökçek Mesane ve böbrek çayı (mesane ve böbrek üşütmesine karşı);
>40 gr Ayı üzümü yaprağı
>20 gr Kayışkıran kökü
>15 gr Orta sifon yaprağı
>15 gr Ayrık kökü
>10 gr Isırgankökü
Gökçek mesane ve böbrek çayı (idrar yollarını üşütme, kum ve taşlarına karşı);
>25 gr Ortosifon yaprağı
>25 gr Kayışkıran kökü
>20 gr Altınbaşak otu
>20 gr Huş yaprağı
>10 gr Ayrıkkökü
Gökçek Mesane ve böbrek çayı (idrar yolları üşüme, taş ve kumuna karşı kullanılır);
>25 gr At kuyruğu otu
>20 gr Huş yaprağı
>20 gr Altın başak otu
>20 gr Kayış kıran kökü
>15 gr Ayrıkkökü
Gökçek terletici çay (ateşli hastalıklarda terlemek isteniyorsa);
>20 gr Söğüt kabuğu
>20 gr Mürver çiçeği
>20 gr Ihlamur çiçeği
>20 gr Huş yaprağı
>10 gr Ergeç sakalı çiçeği
>10 gr Papatya çiçeği
Huş özsuyu: Gövdeden elde edilen özsuyun bozulmaması için 8-10 karanfil ve 1-2gr tarçın ilave edilir ve buzdolabına konur. Günde 3 defa bu özsudan birer yemek kaşığı 23-hafta süreyle alınır.
Huş ekstresi: Huş yaprakları etanol ve su karışımı ile ekstraksiyonu yapılır. Elde edilen ekstreden günde 3-5defa, 15-20damla, 4-8hafta sü-reyle alınır. Yukarıdaki çay harmanlarından da ayır ayrı ekstresi yapıldık-tan sonra karıştırılarak iksiri yapılır ve ekstresi gibi kullanılır.
Yan tesirleri: Bilinen bir yan tesiri yoktur.
Tempel of Zeus at Uzuncaburç near Silifke
Olba Zeus Tapınağı – Seleucus I. Nicator (MÖ 312-280) tarafından yaptırılmış olduğu kabul edilir. Olba Zeus Tapınağı’nın, Anadolu’daki dört yanı sütunlarla çevrili (Peripteros) planda, Korent başlıklı en eski tapınak olarak sanat tarihinde çok önemli bir yeri var. 39,70 m uzunluğunda ve 21,10 m genişliğinde olan yapı, 12 × 6 yani 32 sütunlu olup bunlardan ayakta kalan 30 tanesinden sadece 4’ü başlık taşımakta. 9,80 m yükseklikteki her sütun gövdesinin taban çapı 1,55 m, tabandan 4,20 m yükseklikten itibaren başlayan 24 oluklu sütun silindirlerinden oluşmuş. Selefkoslar, Olbalılar ve Romalılar tarafından çok tanrılı (Polytheism) tapınma yeri olarak kullanılan yapı, Hıristiyanlık döneminde 5 yy da kiliseye dönüştürülmüş. Şöyleki; tapınağın tanrı odası (Cella) yıkılıp taşlarıyla sütunların araları örülmüş ve buralara kapılar yerleştirilmiş. Doğudaki sütunlardan ortada kalan ikisi kaldırılıp yerine Yayduva (Apsis) yapılmış. Yapı iki dizi sütun üzerine oturan ahşap bir çatı ile örtülmüş ve Üç Sahınlı (Nave) yani Bazilika planında yeniden düzenlenmiş. Batıda, ana kapıdan girilen Son Cemaat yeri (Narthex) üç ayrı kapıyla sahınlara açılmaktaymış. Yeni yapının tabanı sekizgen (Hexagonal) karolarla ve renkli mozaiklerle döşenmiş.
Antik Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yy.a kadar gitmektedir. MS 4. yy.da adı Neapolis olarak değişen kent en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans İmparatoru II. Theodosius (408-450), bu alanda kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurmuştur.
Kent, 60 metre derinliğinde geniş bir obruk etrafında kurulmuştur. Doğal bir çöküntü alanı olan bu çukura efsaneye göre Roma çağında suçlular atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denilmiştir. Obruğun içinde divan üzerinde oturan bir kadın ve iki erkek kabartması yer alır. Yağmur sularıyla toprak rengine bulanan bu kabartmalar nedeniyle kente Kanlı Divan denildiği ve zamanla Kanlıdivane’ye dönüştüğü de anlatılır. Merdivenlerle inilen çukurun, büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarih boyunca dinsel bir merkez olmuştur.
Obruğun etrafında kesme taştan yapılmış bazilikalar, caddeler, kaya mezarları, sarnıçlar, kaya kabartmaları bulunur. Güneybatısında MÖ 2. yy.dan kalma bir kule vardır. Kulenin kitabesinde, Tanrı Zeus için rahip-krallardan Olbalı Tarkyaris'in oğlu Teukros tarafından yaptırıldığı yazmaktadır.
Kentte bulunan üç nekropolden kuzeydekinin en yüksek yerinde Kraliçe Aba'nın kocası ve iki oğlu için yaptırdığı anıtsal mezar bulunur. Obruğun bir kilometre güneybatısındaki Çanakçıkaya mezarları Kilikya İmparatorluğu’nun soylularına aittir ve üzerlerinde bunu belirten rölyefler vardır. Obruğun çevresindeki bazilikalar 4. yy. sonları ile 6. yy. ortaları Bizans dönemi eserleridir.
Antik Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yy.a kadar gitmektedir. MS 4. yy.da adı Neapolis olarak değişen kent en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans İmparatoru II. Theodosius (408-450), bu alanda kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurmuştur.
Kent, 60 metre derinliğinde geniş bir obruk etrafında kurulmuştur. Doğal bir çöküntü alanı olan bu çukura efsaneye göre Roma çağında suçlular atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denilmiştir. Obruğun içinde divan üzerinde oturan bir kadın ve iki erkek kabartması yer alır. Yağmur sularıyla toprak rengine bulanan bu kabartmalar nedeniyle kente Kanlı Divan denildiği ve zamanla Kanlıdivane’ye dönüştüğü de anlatılır. Merdivenlerle inilen çukurun, büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarih boyunca dinsel bir merkez olmuştur.
Obruğun etrafında kesme taştan yapılmış bazilikalar, caddeler, kaya mezarları, sarnıçlar, kaya kabartmaları bulunur. Güneybatısında MÖ 2. yy.dan kalma bir kule vardır. Kulenin kitabesinde, Tanrı Zeus için rahip-krallardan Olbalı Tarkyaris'in oğlu Teukros tarafından yaptırıldığı yazmaktadır.
Kentte bulunan üç nekropolden kuzeydekinin en yüksek yerinde Kraliçe Aba'nın kocası ve iki oğlu için yaptırdığı anıtsal mezar bulunur. Obruğun bir kilometre güneybatısındaki Çanakçıkaya mezarları Kilikya İmparatorluğu’nun soylularına aittir ve üzerlerinde bunu belirten rölyefler vardır. Obruğun çevresindeki bazilikalar 4. yy. sonları ile 6. yy. ortaları Bizans dönemi eserleridir.
Antik Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yy.a kadar gitmektedir. MS 4. yy.da adı Neapolis olarak değişen kent en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans İmparatoru II. Theodosius (408-450), bu alanda kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurmuştur.
Kent, 60 metre derinliğinde geniş bir obruk etrafında kurulmuştur. Doğal bir çöküntü alanı olan bu çukura efsaneye göre Roma çağında suçlular atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denilmiştir. Obruğun içinde divan üzerinde oturan bir kadın ve iki erkek kabartması yer alır. Yağmur sularıyla toprak rengine bulanan bu kabartmalar nedeniyle kente Kanlı Divan denildiği ve zamanla Kanlıdivane’ye dönüştüğü de anlatılır. Merdivenlerle inilen çukurun, büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarih boyunca dinsel bir merkez olmuştur.
Obruğun etrafında kesme taştan yapılmış bazilikalar, caddeler, kaya mezarları, sarnıçlar, kaya kabartmaları bulunur. Güneybatısında MÖ 2. yy.dan kalma bir kule vardır. Kulenin kitabesinde, Tanrı Zeus için rahip-krallardan Olbalı Tarkyaris'in oğlu Teukros tarafından yaptırıldığı yazmaktadır.
Kentte bulunan üç nekropolden kuzeydekinin en yüksek yerinde Kraliçe Aba'nın kocası ve iki oğlu için yaptırdığı anıtsal mezar bulunur. Obruğun bir kilometre güneybatısındaki Çanakçıkaya mezarları Kilikya İmparatorluğu’nun soylularına aittir ve üzerlerinde bunu belirten rölyefler vardır. Obruğun çevresindeki bazilikalar 4. yy. sonları ile 6. yy. ortaları Bizans dönemi eserleridir.
CILICIA, Olba. Augustus. 27 BC-AD 14. Æ 23mm (10.21 g, 3h). Ajax, high priest and toparch. Dated Year 1 (AD 10/11). Laureate head right / Thunderbolt. RPC 3724; SNG France 819.
Tempel of Zeus at Uzuncaburç near Silifke
Olba Zeus Tapınağı – Seleucus I. Nicator (MÖ 312-280) tarafından yaptırılmış olduğu kabul edilir. Olba Zeus Tapınağı’nın, Anadolu’daki dört yanı sütunlarla çevrili (Peripteros) planda, Korent başlıklı en eski tapınak olarak sanat tarihinde çok önemli bir yeri var. 39,70 m uzunluğunda ve 21,10 m genişliğinde olan yapı, 12 × 6 yani 32 sütunlu olup bunlardan ayakta kalan 30 tanesinden sadece 4’ü başlık taşımakta. 9,80 m yükseklikteki her sütun gövdesinin taban çapı 1,55 m, tabandan 4,20 m yükseklikten itibaren başlayan 24 oluklu sütun silindirlerinden oluşmuş. Selefkoslar, Olbalılar ve Romalılar tarafından çok tanrılı (Polytheism) tapınma yeri olarak kullanılan yapı, Hıristiyanlık döneminde 5 yy da kiliseye dönüştürülmüş. Şöyleki; tapınağın tanrı odası (Cella) yıkılıp taşlarıyla sütunların araları örülmüş ve buralara kapılar yerleştirilmiş. Doğudaki sütunlardan ortada kalan ikisi kaldırılıp yerine Yayduva (Apsis) yapılmış. Yapı iki dizi sütun üzerine oturan ahşap bir çatı ile örtülmüş ve Üç Sahınlı (Nave) yani Bazilika planında yeniden düzenlenmiş. Batıda, ana kapıdan girilen Son Cemaat yeri (Narthex) üç ayrı kapıyla sahınlara açılmaktaymış. Yeni yapının tabanı sekizgen (Hexagonal) karolarla ve renkli mozaiklerle döşenmiş.
Theatre at Uzuncaburç near Silifke
Tiyatro - Kemerli giriş kapısı sütunlu caddeye bakan tiyatronun büyük bir bölümü doğal çukura oturtulmuş yukarısı da blok taşlarla yükseltilmiş. Tiyatronun yaklaşık bin beş yüz kişilik seyirci bölümü (Auditorium) 1,55 m genişliğinde bir şeritle ikiye ayrılmış, sıralara geçiş dört dik merdivenli yolla sağlanmıştır. Her iki uçta çıkışlar bulunmakta. Sahne yapısı tümüyle yıkılmış. Burada bulunan bir yazıttan, tiyatronun Roma İmparatorları Marcus Aurelius (161–180) ile Lucius Verus (161–169)’un birlikte yönetimleri sırasında yapılmış olduğu anlaşılmakta.
Beirut - Rafiq-Hariri airport
Push back of a Lufthansa Airbus as flight LH1307 bound for Frankfurt/ Main
Push back für einen Lufthansa Airbus als Flug LH1307 nach Frankfurt/ Main
P1070974
Beirut - Rafiq-Hariri airport apron
Southern suburbs nearby the apron of the airport - parked aircraft of BMI and Middle East Airlines MEA
Südliche Vororte neben dem Vorfeld - geparkte Maschinen der BMI und der Middle East Airlines MEA
P1100772
Antik Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yy.a kadar gitmektedir. MS 4. yy.da adı Neapolis olarak değişen kent en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans İmparatoru II. Theodosius (408-450), bu alanda kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurmuştur.
Kent, 60 metre derinliğinde geniş bir obruk etrafında kurulmuştur. Doğal bir çöküntü alanı olan bu çukura efsaneye göre Roma çağında suçlular atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denilmiştir. Obruğun içinde divan üzerinde oturan bir kadın ve iki erkek kabartması yer alır. Yağmur sularıyla toprak rengine bulanan bu kabartmalar nedeniyle kente Kanlı Divan denildiği ve zamanla Kanlıdivane’ye dönüştüğü de anlatılır. Merdivenlerle inilen çukurun, büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarih boyunca dinsel bir merkez olmuştur.
Obruğun etrafında kesme taştan yapılmış bazilikalar, caddeler, kaya mezarları, sarnıçlar, kaya kabartmaları bulunur. Güneybatısında MÖ 2. yy.dan kalma bir kule vardır. Kulenin kitabesinde, Tanrı Zeus için rahip-krallardan Olbalı Tarkyaris'in oğlu Teukros tarafından yaptırıldığı yazmaktadır.
Kentte bulunan üç nekropolden kuzeydekinin en yüksek yerinde Kraliçe Aba'nın kocası ve iki oğlu için yaptırdığı anıtsal mezar bulunur. Obruğun bir kilometre güneybatısındaki Çanakçıkaya mezarları Kilikya İmparatorluğu’nun soylularına aittir ve üzerlerinde bunu belirten rölyefler vardır. Obruğun çevresindeki bazilikalar 4. yy. sonları ile 6. yy. ortaları Bizans dönemi eserleridir.
Tempel of Zeus at Uzuncaburç near Silifke
Olba Zeus Tapınağı – Seleucus I. Nicator (MÖ 312-280) tarafından yaptırılmış olduğu kabul edilir. Olba Zeus Tapınağı’nın, Anadolu’daki dört yanı sütunlarla çevrili (Peripteros) planda, Korent başlıklı en eski tapınak olarak sanat tarihinde çok önemli bir yeri var. 39,70 m uzunluğunda ve 21,10 m genişliğinde olan yapı, 12 × 6 yani 32 sütunlu olup bunlardan ayakta kalan 30 tanesinden sadece 4’ü başlık taşımakta. 9,80 m yükseklikteki her sütun gövdesinin taban çapı 1,55 m, tabandan 4,20 m yükseklikten itibaren başlayan 24 oluklu sütun silindirlerinden oluşmuş. Selefkoslar, Olbalılar ve Romalılar tarafından çok tanrılı (Polytheism) tapınma yeri olarak kullanılan yapı, Hıristiyanlık döneminde 5 yy da kiliseye dönüştürülmüş. Şöyleki; tapınağın tanrı odası (Cella) yıkılıp taşlarıyla sütunların araları örülmüş ve buralara kapılar yerleştirilmiş. Doğudaki sütunlardan ortada kalan ikisi kaldırılıp yerine Yayduva (Apsis) yapılmış. Yapı iki dizi sütun üzerine oturan ahşap bir çatı ile örtülmüş ve Üç Sahınlı (Nave) yani Bazilika planında yeniden düzenlenmiş. Batıda, ana kapıdan girilen Son Cemaat yeri (Narthex) üç ayrı kapıyla sahınlara açılmaktaymış. Yeni yapının tabanı sekizgen (Hexagonal) karolarla ve renkli mozaiklerle döşenmiş.
Theatre at Uzuncaburç near Silifke
Tiyatro - Kemerli giriş kapısı sütunlu caddeye bakan tiyatronun büyük bir bölümü doğal çukura oturtulmuş yukarısı da blok taşlarla yükseltilmiş. Tiyatronun yaklaşık bin beş yüz kişilik seyirci bölümü (Auditorium) 1,55 m genişliğinde bir şeritle ikiye ayrılmış, sıralara geçiş dört dik merdivenli yolla sağlanmıştır. Her iki uçta çıkışlar bulunmakta. Sahne yapısı tümüyle yıkılmış. Burada bulunan bir yazıttan, tiyatronun Roma İmparatorları Marcus Aurelius (161–180) ile Lucius Verus (161–169)’un birlikte yönetimleri sırasında yapılmış olduğu anlaşılmakta.
First C had a cold. She passed it to J. He passed it to me. Hurrah. We're getting through Olbas oil (known in this house as Norwegian pine forest oil) at a rate of knots. Sniff.
Tempel of Zeus at Uzuncaburç near Silifke
Olba Zeus Tapınağı – Seleucus I. Nicator (MÖ 312-280) tarafından yaptırılmış olduğu kabul edilir. Olba Zeus Tapınağı’nın, Anadolu’daki dört yanı sütunlarla çevrili (Peripteros) planda, Korent başlıklı en eski tapınak olarak sanat tarihinde çok önemli bir yeri var. 39,70 m uzunluğunda ve 21,10 m genişliğinde olan yapı, 12 × 6 yani 32 sütunlu olup bunlardan ayakta kalan 30 tanesinden sadece 4’ü başlık taşımakta. 9,80 m yükseklikteki her sütun gövdesinin taban çapı 1,55 m, tabandan 4,20 m yükseklikten itibaren başlayan 24 oluklu sütun silindirlerinden oluşmuş. Selefkoslar, Olbalılar ve Romalılar tarafından çok tanrılı (Polytheism) tapınma yeri olarak kullanılan yapı, Hıristiyanlık döneminde 5 yy da kiliseye dönüştürülmüş. Şöyleki; tapınağın tanrı odası (Cella) yıkılıp taşlarıyla sütunların araları örülmüş ve buralara kapılar yerleştirilmiş. Doğudaki sütunlardan ortada kalan ikisi kaldırılıp yerine Yayduva (Apsis) yapılmış. Yapı iki dizi sütun üzerine oturan ahşap bir çatı ile örtülmüş ve Üç Sahınlı (Nave) yani Bazilika planında yeniden düzenlenmiş. Batıda, ana kapıdan girilen Son Cemaat yeri (Narthex) üç ayrı kapıyla sahınlara açılmaktaymış. Yeni yapının tabanı sekizgen (Hexagonal) karolarla ve renkli mozaiklerle döşenmiş.
Tempel of Tyche (Fortuna) at Uzuncaburç near Silifke
Şans Tapınağı - Sütunlu caddenin sonundaki bu sütunlar Şans Tapınağının ön yüzüdür. Şimdi beşi ayakta olan altı sütundan her biri, 0,85 m yükseklikteki altlıklar üzerine oturtulmuş, tabanları 0,65 m çapında, 5,50 m yükseklikte, tek parça granit taştan yontulmuş. Her sütun gövdesi kenger yaprağı motifleriyle süslü, mermerden oluşmuş sütun başlıkları ile taçlandırılmış. Kare biçimli (11,50 m × 11,50m) tanrıça odası (Cella) sütunlardan 34 m geride bulunmakta.
Antik Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yy.a kadar gitmektedir. MS 4. yy.da adı Neapolis olarak değişen kent en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans İmparatoru II. Theodosius (408-450), bu alanda kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurmuştur.
Kent, 60 metre derinliğinde geniş bir obruk etrafında kurulmuştur. Doğal bir çöküntü alanı olan bu çukura efsaneye göre Roma çağında suçlular atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denilmiştir. Obruğun içinde divan üzerinde oturan bir kadın ve iki erkek kabartması yer alır. Yağmur sularıyla toprak rengine bulanan bu kabartmalar nedeniyle kente Kanlı Divan denildiği ve zamanla Kanlıdivane’ye dönüştüğü de anlatılır. Merdivenlerle inilen çukurun, büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarih boyunca dinsel bir merkez olmuştur.
Obruğun etrafında kesme taştan yapılmış bazilikalar, caddeler, kaya mezarları, sarnıçlar, kaya kabartmaları bulunur. Güneybatısında MÖ 2. yy.dan kalma bir kule vardır. Kulenin kitabesinde, Tanrı Zeus için rahip-krallardan Olbalı Tarkyaris'in oğlu Teukros tarafından yaptırıldığı yazmaktadır.
Kentte bulunan üç nekropolden kuzeydekinin en yüksek yerinde Kraliçe Aba'nın kocası ve iki oğlu için yaptırdığı anıtsal mezar bulunur. Obruğun bir kilometre güneybatısındaki Çanakçıkaya mezarları Kilikya İmparatorluğu’nun soylularına aittir ve üzerlerinde bunu belirten rölyefler vardır. Obruğun çevresindeki bazilikalar 4. yy. sonları ile 6. yy. ortaları Bizans dönemi eserleridir.
jeff said boots should be paying me to indoors their range of cold and flu remedies. I'm not sure what she means but this lemsip stuff is pretty tasty, i've had about 10 already today.
Sheepy followed me home too so i've been feeding her this olbas oil stuff, she smells nice now.