View allAll Photos Tagged Avize

Çanakkale Şehitlerine

 

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"

Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,

Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...

Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!

Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,

Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...

Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.

Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,

Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

 

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,

Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer

O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,

Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,

Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?

Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;

Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;

"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.

Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.

Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...

O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...

Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...

Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.

"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;

Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,

Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

 

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,

Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...

Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;

Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

 

Mehmet Âkif Ersoy -

 

Kocatepe Camii

 

Ankara'nın Kocatepe semtinde bulunan, 1967'de inşaatına başlanan ve 1987'de inşaatı tamamlanan cami. Kocatepe Camii'nin inşaatı çok uzun sürmüş. 1981'de caminin inşaatını ve mal varlığını Türkiye Diyanet Vakfı devralmış. Bu tarihten sonra inşaat çalışmaları hızlanan Kocatepe Camii 1987'de dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından ibadete açılmış. 4500 m² 'lik bir alan üzerinde inşa edilen caminin alt kısmında konferans salonu, kütüphane, otopark gibi yerler var. Mimar Sinan'ın geliştirdiği mimari üsluba bağlı kalınarak inşa edilen Kocatepe Camii'nin ana mekânı 4 fil ayağı üzerine oturan bir merkezi kubbe ile dört yarım kubbeden oluşuyor. Caminin 88 m uzunluğunda 4 minaresi var. Minarelerin şerefelerine hem asansörle hem de merdivenle çıkılıyor. Caminin avizeleri, mihrabı, minberi, kapıları, çinileri ve mermerleri özel olarak tasarlanmış ve ince bir işçilikle yapılmış. İç tezyinatta Klasik Osmanlı Mimarisi örnek alınmış, malzeme olarak çini, mermer, sarı maden, altın varak ve özel boyalar kullanılmış...

 

Ankara fotoğraflarım

 

Türkiye'de Görülmesi Gereken 1000 Yer Serisi Albümü için tıklayınız...

 

Fotoğrafların Orjinal boyutlarını satın almak için Sinan Doğan ile iletişim kurunuz...

  

E Mail: foto.sinandogan@gmail.com

Web Sayfası

 

Aktivite Özellikleri

  

İstanbul'un Dolmabahçe Sarayı'nın opulant dekora Marvel

Boğaz'ın muhteşem manzarasını Deneyim

Çamlıca Tepesi'nde İstanbul en yüksek tepe ziyaret

Avrupa ve Asya'yı birbirine bağlayan ilk kıtalararası köprü üzerinde Avrupa'dan Asya'ya Sürücü

  

Genel Bakış

Zengin odaları ve Dolmabahçe Sarayı'nın bahçeleri dolaşın. tarafından ve uzman rehber ve samimi gruplarda Led, İstanbul'un göbeğinde bu yozlaşmış mimari mücevher arkasında hikayeleri öğrenir.

 

Detaylar

Sağ otelden aracınıza yola çıktık ve Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayan ilk kıtalararası köprü üzerinde sürücü. Boğaz Köprüsü 1973 yılında inşa edilmiş ve iki bacak arasındaki uzunluk 1074 metredir. kendi inşaat anda, dünyanın dördüncü en uzun asma köprüsü oldu.

 

Ziyaret Çamlıca Tepesi, İstanbul'un en yüksek tepe. asma köprü kısa bir mesafede ardından, size Boğaz'ın muhteşem panoramasını hayranlıkla hangi 268 metre yüksekliğindeki tepenin, ulaşacaktır. Bir fotoğraf molasından sonra biz Dolmabahçe Sarayı'nda asma köprü boyunca seyir gelmeden önce.

 

Dolmabahçe Sarayı, İstanbul'un kalbinde bir mimari mücevher keşfedin. Pazartesi ve Perşembe günleri, saray kapalı ve Kariye Müzesi'nin yerini alacaktır.

 

19. yüzyıl Ottomon dönemin uzman bilgisine sahip bir rehber tarafından yönetilen bu lüks binanın arkasındaki hikayeleri dinlemek. 1843 ve 1856 yılları arasında Osmanlı Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan, Saray, Türk ve Fransız etkilerin bir karışımıdır. bakmak her yerde dönemin zarif ve lüks zevkleri belirgindir. Bu saray 285 oda, 6 hamam, 68 tuvalet ve altın 14 ton yapılmış bir tavana sahip. Görkemli bohem avizeler neredeyse her odada süslüyor ve ünlü kristal merdiven dönemin çöküş başka bir örnektir.

 

Dahil Olanlar

  

Rehberli tur

Giriş bedeli

Ulaşım

  

www.aturizm.com.tr/istanbul-dolmabahce-sarayi-turu.html

Leica M9

Leica 35mm Summicron ASPH

Chandelier of Freehold Hotel, NJ.

  

bu da otelin avizesi. fena degildi otel ama tek hosuma giden seyi avizeleriydi diyebilirim :) tabi program konu disi, o zaten guzeldi.

Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta

Her şey naylondandı o kadar

Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı

Ama geyikli geceyi bulmadan önce

Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.

 

Geyikli geceyi hep bilmelisiniz

Yeşil ve yabani uzak ormanlarda

Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan

Hepimizi vakitten kurtaracak

 

Bir yandan toprağı sürdük

Bir yandan kaybolduk

Gladyatörlerden ve dişlilerden

Ve büyük şehirlerden

Gizleyerek yahut dövüşerek

Geyikli geceyi kurtardık

 

Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı

Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk

Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza

Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları

Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk

Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz

Bilir bilmez geyikli gece yüzünden

 

'Geyikli gecenin arkası ağaç

Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü

Çatal boynuzlarında soğuk ay ışığı'

İster istemez aşkları hatırlatır

Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş

Şimdi de var biliyorum

Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz

Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli...

 

Hiçbir şey umurumda değil diyorum

Aşktan ve umuttan başka

Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı

Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.

 

Biliyorum gemiler götüremez

Neonlar teoriler ışıtamaz yanını yöresini

Örneğin manastırda oturur içerdik iki kişi

Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek

Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı

Koltuk altlarımız gitgide tatlı gelirdi

Geyikli gecenin karanlığında..

 

Aldatıldığımız önemli değildi yoksa

Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak

Gümüş semaverleri ve eski şeyleri

Salt yadsımak için sevmiyorduk

Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz

Ne iyiydik ne kötüydük

Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa

Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı...

 

Ama ne varsa geyikli gecede idi

Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan

Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda

Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında

Büyük otellerin önünde garipsiyorduk

Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte

Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız

Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk

Yahut bir adam bıçaklasak

Yahut sokaklara tükürsek

Ama en iyisi çeker giderdik

Gider geyikli gecede uyurduk

 

'Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede

İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı

Sultan hançerleri gibi ay ışığında

Bir yanında üst üste üst üste kayalar

Öbür yanında ben

Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım

Domino taşları ve soğuk ikindiler

Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık

Gölgemiz tortop ayak ucumuzda

Sevinsek de sonunu biliyoruz

Borçları kefilleri bonoları unutuyorum

İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada

Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum

Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum

İyice kurulamıyorum saçlarını

Bir bardak şarabı kendim için içiyorum

'Halbuki geyikli gece ormanda

Keskin mavi ve hışırtılı

Geyikli geceye geçiyorum'

 

Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.

 

Turgut Uyar.

 

Chandelier of Freehold Hotel, NJ.

Kocatepe Camii

 

Ankara'nın Kocatepe semtinde bulunan, 1967'de inşaatına başlanan ve 1987'de inşaatı tamamlanan cami. Kocatepe Camii'nin inşaatı çok uzun sürmüş. 1981'de caminin inşaatını ve mal varlığını Türkiye Diyanet Vakfı devralmış. Bu tarihten sonra inşaat çalışmaları hızlanan Kocatepe Camii 1987'de dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından ibadete açılmış. 4500 m² 'lik bir alan üzerinde inşa edilen caminin alt kısmında konferans salonu, kütüphane, otopark gibi yerler var. Mimar Sinan'ın geliştirdiği mimari üsluba bağlı kalınarak inşa edilen Kocatepe Camii'nin ana mekânı 4 fil ayağı üzerine oturan bir merkezi kubbe ile dört yarım kubbeden oluşuyor. Caminin 88 m uzunluğunda 4 minaresi var. Minarelerin şerefelerine hem asansörle hem de merdivenle çıkılıyor. Caminin avizeleri, mihrabı, minberi, kapıları, çinileri ve mermerleri özel olarak tasarlanmış ve ince bir işçilikle yapılmış. İç tezyinatta Klasik Osmanlı Mimarisi örnek alınmış, malzeme olarak çini, mermer, sarı maden, altın varak ve özel boyalar kullanılmış...

 

Ankara fotoğraflarım

 

Türkiye'de Görülmesi Gereken 1000 Yer Serisi Albümü için tıklayınız...

 

Fotoğrafların Orjinal boyutlarını satın almak için Sinan Doğan ile iletişim kurunuz...

  

E Mail: foto.sinandogan@gmail.com

Web Sayfası

Inese Vaidere, Eiropas Parlamenta deputâte (ETP grupa, Vienotība). Foto: Dainis Bušmanis/Latvijas Avîze

Aksu Merkez Yenice Camii, Isparta'nın Aksu ilçesinde bulunan önemli bir ibadethanedir. Cami, ilçenin merkezi olan Yenice Mahallesi'nde (eski adıyla Yenice Bucağı) konumlanmıştır.

Aksu ilçesi, Anamas Dağları'nın eteklerinde, deniz seviyesinden yaklaşık 1.222 metre yükseklikte yer almaktadır. Cami, bu dağlık bölgenin merkezinde, ana yol kenarında yer aldığı için bölge halkı ve ziyaretçiler için kolay ulaşılabilir bir noktadadır.

 

Aksu Merkez Yenice Mosque is an important place of worship located in the Aksu district of Isparta. The mosque is situated in the Yenice neighborhood (formerly known as Yenice Subdistrict), which is the center of the district.

The Aksu district is located at the foot of the Anamas Mountains, approximately 1,222 meters above sea level. The mosque is situated in the center of this mountainous region, next to the main road, making it easily accessible for both locals and visitors.

 

De Aksu Merkez Yenice-moskee is een belangrijke gebedsplaats in het district Aksu van Isparta. De moskee bevindt zich in de wijk Yenice (voorheen bekend als de voorstad Yenice), het centrum van het district.

Het district Aksu ligt aan de voet van het Anamasgebergte, op ongeveer 1222 meter boven zeeniveau. De moskee bevindt zich in het centrum van dit bergachtige gebied, naast de hoofdweg, waardoor deze gemakkelijk bereikbaar is voor zowel inwoners als bezoekers.

 

Kocatepe Camii

 

Ankara'nın Kocatepe semtinde bulunan, 1967'de inşaatına başlanan ve 1987'de inşaatı tamamlanan cami. Kocatepe Camii'nin inşaatı çok uzun sürmüş. 1981'de caminin inşaatını ve mal varlığını Türkiye Diyanet Vakfı devralmış. Bu tarihten sonra inşaat çalışmaları hızlanan Kocatepe Camii 1987'de dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından ibadete açılmış. 4500 m² 'lik bir alan üzerinde inşa edilen caminin alt kısmında konferans salonu, kütüphane, otopark gibi yerler var. Mimar Sinan'ın geliştirdiği mimari üsluba bağlı kalınarak inşa edilen Kocatepe Camii'nin ana mekânı 4 fil ayağı üzerine oturan bir merkezi kubbe ile dört yarım kubbeden oluşuyor. Caminin 88 m uzunluğunda 4 minaresi var. Minarelerin şerefelerine hem asansörle hem de merdivenle çıkılıyor. Caminin avizeleri, mihrabı, minberi, kapıları, çinileri ve mermerleri özel olarak tasarlanmış ve ince bir işçilikle yapılmış. İç tezyinatta Klasik Osmanlı Mimarisi örnek alınmış, malzeme olarak çini, mermer, sarı maden, altın varak ve özel boyalar kullanılmış...

 

Ankara fotoğraflarım

 

Türkiye'de Görülmesi Gereken 1000 Yer Serisi Albümü için tıklayınız...

 

Fotoğrafların Orjinal boyutlarını satın almak için Sinan Doğan ile iletişim kurunuz...

  

E Mail: foto.sinandogan@gmail.com

Web Sayfası

explore no : #316 Mar 9, 2007

Gedik Ahmet Paşa Cami (Ìmaret camii)

Gedik Ahmet Pasha Mosque (Ìmaret mosque)

mihrab ve avize / altar and chandelier

 

12. jūnijā aizsardzības ministrs Artis Pabriks, Nacionālo bruņoto spēku komandieris ģenerālleitnants Leonīds Kalniņš un Nacionālo bruņoto spēku virsseržants augstākais virsseržants Edgars Joksts-Bogdanovs piedalījās atjaunotās Krusta zīmes zem Mātes Latvijas tēla svinīgajā atklāšanā Rīgas Brāļu kapos.

 

Godinot Latvijas karavīrus, kuri pirms 100 gadiem cīnījās Latvijas Neatkarības karā, Krusta zīmes atklāšanas ceremonijā muzicēja Nacionālo bruņoto spēku orķestris un godasardzē stāvēja Štāba bataljona Godasardzes rotas karavīri.

 

Krusta zīme atrodas Rīgas Brāļu kapu ansambļa arhitektoniski skulpturālās kompozīcijas centrālā tēla „Māte Latvija ar kritušajiem dēliem” pamatnē. Ar apgaismojuma elementiem un dekoratīva stikla plākšņu noseguma palīdzību tika atjaunots tēlnieka Kārļa Zāles sākotnēji iecerētais Rīgas Brāļu kapu noformējums.

 

Pēc tēlnieka Kārļa Zāles ieceres veidotajā Rīgas Brāļu kapu memoriālajā ansamblī sākotnēji zem Mātes Latvijas tēla atradās krusts, kas bija izklāts ar sarkanu vitrāžas stiklu, ko tumsā izgaismoja.

 

1936. gada 11. novembrī, Rīgas Brāļu kapu memoriālā ansambļa atklāšanas dienā, avīze “Latvijas kareivis” par krustu simbolisko nozīmi rakstīja šādi: ”Agrāko dažādo zīmju vietā kapu noslēguma sienas vidū, zem Mātes Latvijas tēla ir iekalts viens kopējs krusts – kristīgās ticības zīme. Vakaros šī krusta zīme mirdzēs gaismā. Nakts tumsā iegrimušos Brāļu kapos jau iztālēm varēs to redzēt kvēlojam sārtās liesmās. Sārti tumšā gaisma, simboliski izteikdama tautas sirds ilgas un kara laukos slacītās sirds asinis, izskan uz augšu aizvien gaišāk un gaišāk, vēstījot cerību piepildījumu, rādot, ka ticība, par kuru liecina kristīgā krusta zīme, ir devusi spēkus ciest, cīnīties un uzvarēt.”

 

1967. gadā Padomju vara lēma par krusta nokalšanu. Krusta zīme ar tajā iebūvētu apgaismojumu bija vēl saglabājusies līdz aizvadītā gadsimta sešdesmito gadu vidum. Kā nepieņemama tā laika padomju varas ideologiem krusta zīme brīžiem tika slēpta zem padomju Latvijas karoga, līdz to likvidēja, aizbūvējot krusta nišu ar šūnakmens plāksnēm.

 

Krusta atjaunošanas iniciatore ir Rīgas pieminekļu aģentūra, bet finansējumu krusta atjaunošanas darbiem ir sniegusi Latvijas Nacionālo karavīru biedrība, kas ir ilggadēja Aizsardzības ministrijas sadarbības partnere, realizējot militārās vēstures saglabāšanas un jaunatnes patriotiskās audzināšanas projektus.

 

Krusta zīmes, kuras augstums ir 4,3 metri un platums – 1,5 metri, projektu izstrādājis arhitekts Edvīns Vecumnieks, un to izveidoja SIA „Akmens apstrādes centrs AKM” un stikla māksliniece Marika Kalniņa.

 

Rīgas Brāļu kapi ir izcilākais un nozīmīgākais Latvijas memoriālais ansamblis. Tas veltīts Pirmajā pasaules karā un Latvijas Neatkarības karā (1915 – 1920) kritušajiem karavīriem.

 

Foto: Gatis Dieziņš (Aizsardzības ministrija)

Aya Yorgi kilisesi / Saint George Greek Orthodox Church

 

Kaleiçi’ndeki beş Ortadoks Rum kilisesinden biri olan Aya Yorgi kilisesi beyaz tonların hakim olduğu, tavandan sarkan klasik tarzda avizelerle aydınlık bir atmosfer yaratılarak, mavi tonlarda Akdeniz mimarisinden esinlenerek restore edilmiş. Doğu giriş kapısında Aya Yorgi’nin ejderhayı öldürme sahnesinin de yer aldığı mermer yazıtta şöyle yazıyor: “Bu Aya Yorgi kilisesi hep var idi. Harap olduğundan, Antalya’da bulunan Hristiyanların ianesiyle yapılmıştır.”

1920 ‘li yıllarda nüfus mübadelesinin ardından cemaatinin tümünü kaybeden kilise uzun süre depo olarak kullanılmış. Zaman içinde harap hale gelen kilise, özgün ahşap yapılarının çoğunu kaybetmiş. Bina 1991 yılında Suna İnan Kıraç tarafından satın alınarak, iki yıllık restorasyon sürecinin ardından 1996 yılında Kaleiçi müzesinin sergi salonu olarak hizmete sunulmuş.

Aya Yorgi kilisesinde Çanakkale seramikleri sergisi

Sergi salonunda farklı dönemlere ait Çanakkale seramiklerinden oluşan bir seçki sergilenmekte. Sergiyi gezerken girişin hemen yanındaki İnan Kıraç’ın eşi Suna ve kızı İpek’e yazdığı mektubu okumadan geçmeyin. Eşi Suna Kıraç’a doğum günü hediyesi olarak alınmış ve İpek Kıraç’a müzenin daha çok gelişmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması için emanet edilmiş.

Aya Yorgi kilisesinin bir de üst katı var. Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi‘ni ilk ziyaretimde bu bölümü görmemiştim. İkinci gidişimde müzenin en keyifli kısmını kaçırdığımı fark ettim. Büyük avludan Aya Yorgi kilisesine girerken karşınızda bir kapı daha göreceksiniz. Bu kapı ufak bir avluya açılıyor ve buradan çıkan merdivenlerle ikinci kata çıkıyorsunuz. Bu kat 19.yüzyıl Türkiye’sinden sokak satıcıları ve insan tiplerinin olduğu bir seçkiye ev sahipliği yapıyor.

Bu dönemde toplumsal hayatta rol alan farklı meslek gruplarından kişilerin fotoğrafları ve heykelcikleri yer alıyor. Seramik sanatçısı Sadrettin Savaş’ın karikatürize yorumuyla yarattığı bu heykellerde kimler yok ki…

Aya Yorgi kilisesinin üst katı

Çanakkale seramikleri sergisinden fil şeklinde seramik kaplar

Dondurmasının ne kadar sert olduğunu göstermek için bir parçasını duvara atan “kuru kaymak satarım” diyen dondurmacı, tüm yaz boyunca pırıl pırıl parlayan güğümü ve elindeki ibriğiyle Limonatacı Musa Çavuş, Bey Dağlarından gelen karı kıl bir çuvalda taşıyan Karcı Çavuş Ağa, Girit 4göçmeni Sütçü Mustafa, 20.yüzyılın başlarında Antalya limanın sevimli yüzü, dev gibi iri yarı gövdesi ve kuvvetiyle ünlenen Hamal Başı Süllü Ağa…

Ve burayı keyifli kılan, bu renkli karakterleri seyrederken seslerini de dinliyor olabilmeniz. Kapının hemen yanında yer alan düğmelere tek tek basın ve eski Antalya sokaklarında zamana bir yolculuk yapın.

 

Aya Yorgi church, one of the five Orthodox Greek churches in Kaleiçi, was restored in blue tones inspired by Mediterranean architecture, creating a bright atmosphere with classical-style chandeliers hanging from the ceiling, dominated by white tones. The marble inscription on the eastern entrance, which also includes the scene of Aya Yorgi killing the dragon, reads: “This Aya Yorgi church has always existed. Since it was ruined, it was built with the support of Christians in Antalya.”

The church, which lost all of its congregation after the population exchange in the 1920s, was used as a warehouse for a long time. Destroyed over time, the church lost most of its original wooden structures. The building was purchased by Suna İnan Kıraç in 1991, and after a two-year restoration process, it was put into service as the exhibition hall of the Kaleiçi museum in 1996.

Çanakkale ceramics exhibition in Aya Yorgi church

A selection of Çanakkale ceramics from different periods is on display in the exhibition hall. While visiting the exhibition, be sure to read the letter that İnan Kıraç wrote to his wife Suna and daughter İpek, right next to the entrance. It was bought as a birthday gift to his wife Suna Kıraç and entrusted to İpek Kıraç for the further development of the museum and its transfer to future generations.

Aya Yorgi church also has an upper floor. I had not seen this section on my first visit to the Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Museum. On my second visit, I realized that I missed the most enjoyable part of the museum. As you enter the Aya Yorgi church from the large courtyard, you will see another door in front of you. This door opens to a small courtyard and you go up to the second floor with the stairs leading up from here. This floor hosts a selection of street vendors and types of people from 19th century Turkey.

There are photographs and figurines of people from different professions who played a role in social life during this period. Who is not in these sculptures created by ceramic artist Sadrettin Savaş with his caricatured interpretation…

Upper floor of Aya Yorgi church

Elephant shaped ceramic pots from the Çanakkale ceramics exhibition

The ice cream maker saying "I sell dry cream", throwing a piece of it on the wall to show how hard his ice cream is, Lemonade maker Musa Sergeant with his jug and pitcher shining all summer long, Karcı Sergeant Ağa carrying the snow from the Bey Mountains in a bristle sack, Crete immigrant Sütçü Mustafa, At the beginning of the 20th century, Porter Başı Süllü Ağa, famous for the charming face of Antalya harbor, its huge body and strength…

And what makes this place enjoyable is that you can listen to the voices of these colorful characters while watching them. Press the buttons next to the door one by one and take a trip back in time in the streets of old Antalya.

 

Ilustrācija / Illustration

@melnatinte

 

Gundega Repše - rakstniece

  

Rakstniece un mākslas zinātniece Gundega Repše dzimusi 1960. gada 13. janvārī, Rīgā. Beigusi Latvijas Mākslas akadēmijā mākslas vēstures un teorijas nodaļu. Bijusi literārā mēnešraksta "Karogs" prozas redaktore (1995-1996); dienas avīzes "Labrīt" literārā redaktore (1994-1995); korespondente un slejiste dažādos žurnālos, laikrakstos un interneta portālos (1980-2008). Kopš 1987. gada rakstniece galvenokārt nodarbojas ar profesionālu radošu darbu. Viņa ir romānu, īso stāstu, eseju, literatūras un mākslas kritiku, publicistisku rakstu autore. Latvijas PEN kluba biedre, Raiņa un Aspazijas fonda prēmijas laureāte (1993); "Dienas" galvenā balva gada stāstu konkursā "Stāstu tramvajs" (2007), Literatūras gada balva prozā (2002).

 

Pirmā G. Repšes grāmata ir stāstu krājums - Koncerts maniem draugiem pelnu kastē. (1987). Literatūrzinātnieks Guntis Berelis Gundegu Repši sauc par 90. gadu prozas zvaigzni, diezgan skeptiski vērtējot viņas 80. gadu veikumu. Īpaši augstu literatūras kritiķi un lasītāji vērtē stāstu krājumu Septiņi stāsti par mīlu (1992), kurā iekļautajos stāstos valda nepārtraukta kustība, viss nepārtraukti mainās, arī mīlestība, no vienas puses, izrādās ārdoša un destruktīva, bet, no otras puses, salīdzinot ar to, viss pārējais dzīvē bieži vien kļūst maznozīmīgs un nevajadzīgs. Tomēr mīla šajos stāstos tiek parādīta kā atbrīvojošs spēks un dažbrīd arī ir brīvības sinonīms.

 

letonika.lv

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünya’da eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi

- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya -

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde - gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı"

Dedirir- yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi

Varsa gelmiş, açılıp mahpesi, yahud kafesi!

   

Eski Dünya, yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer

Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer!

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk;

Sade bir hadise var ortada: vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela..

Hani tauna da züldür bu rezil istila.

Ah, o yirminci asır yok mu, o mahluk-u asil,

Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyle sefil.

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına,

Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.

Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz..

Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz!

Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,

Öyle müthiş ki: eder her biri bir mülkü harab.

   

Öteden saikalar parçalıyor afakı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı,

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin,

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

Atılan her lağamın yaktığı: yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,

O ne müthiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer..

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak

Boşanır sırtlara, vadilere sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,

Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

Veriyor yangını durmuş da açık sinelere,

Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler.

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından,

Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?

Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkam.

   

Sarılır indirilir mevki-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkif edemez sun'-u beşer;

Bu göğüslerse Hüda’nin ebedi serhaddi

"O benim sun'-u bediim onu çiğnetme!" dedi.

Asım’ın nesli.. diyordum ya.. nesilmiş gerçek,

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmiyecek!

   

Şüheda göğdesi, bir baksana, dağlar, taşlar..

O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar.

Yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor;

Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i..

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi..

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab..

Seni ancak ebediyyetler eder istiab.

"Bu taşındır" diyerek Kabe' yi diksem başına,

Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına.

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,

Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan

Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,

Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana..

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

   

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,

Şarkın en sevgili Sultanı Salahaddin'i,

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran..

Sen ki, İslamı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

Sen ki asara gömülsen, taşacaksın.. Heyhat!

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat..

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber

Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber...

  

Mehmet Akif Ersoy (1873 - 1936 )

  

Safahat 6. kitap ( Asım ) sahife:425, 22.baskı

  

tehaşşüt: yığılma

sun-u beşer: insanın yaptığı

lebriz etmek: taşacak derecede doldurmak

iclal: kuvvet ve kudret

M E D İ N E

Hicret sonrası Nebi / Peygamber Ülkesi ya da Medinet ül Münevvere (Aydınlanmış Ülke) olarak adını değiştirdiği Hz.Muhammed'in (s.a.v ) 622 yılında Mekke'den göçetmek zorunda kaldığı 440 km Kuzey'deki Hicret öncesi Yesrip diye anılan şanslı şehir...

 

Efendimiz'in yapımında bizzat çalıştığı ve o günlerin küçük ölçülerindeki Mescid'i, mart 2010 tarihindeki ziyaretimde Medine Oberoi hotelin 11. katından çektiğim bu günkü görünümü ve mimari özellikleri;

  

MESCİD-İ NEBEVİ HAKKINDA BAZI BİLGİLER

  

1. Yeni yapı binanın aIanı: Yaklaşık olarak 100.000 m2'dir.

 

2. Avlusunun alanı: İki yüz otuz beş bin (235.0001 m2'dir.

 

3. Çatı katı kubbeler dahil toplam 67.000 m2' dir.

 

4. Aynı anda namaz kılabilen kişi sayısı 600.000'den fazla

 

5. Hareketli kubbeler adedi: Yirmi yedi (27)dir. Bu kubbeler ihtiyaç anında açılıp/kapanır. Ağırlıkları ise; 9 tonu ahşap, 60 ton civarındadır.

 

6. 6500'den fazla abdest alma yeri

 

7. Tuvaletlerin sayısı 2500 civarında

 

8. 560 adet fıskiyeli su çeşmesi

 

9. Avluda muhtelif renklerde süsleme ve nakışlarla işlenmiş, sıcağı emen granit taşlar toplam 45.000 m2'dir.

 

MİNARELER

 

* Minareler, ikisi Osmanlıdan kalma, dördü eski, altısı yeni olmak üzere toplam on(10) adettir.

 

* Eski minarelerin yüksekliği 72 mt'dir.

 

* Yeni minarelerin yüksekliği ise 104 m.' dir. 334 basamakla çıkılır ve beş(5) şerefelidir.

 

* Minarelerin üzerindeki hilaller, Türkiye'de imal edilmiş olup her birinin ağırlığı 4.200 kg.' dır ve a1tınla kaplıdır.

  

KAPILAR

 

* Kapı adedi 81, giriş yeri 41, bu kapıların bazıları tek değil grup halindedir. Babü’s Selam 1 Nolu kapıdır.

 

AVİZELERİ

 

* Her biri beş metre çapında, 2200 Kg. ağırlığında, 68 adet büyük avize mevcuttur.

 

* 111 adet küçük avize vardır. 20.000'den fazla da lamba vardır.

  

MERDİVEN

 

* Üst kata çıkış için altı tane yürüyen, 18 adet de normal merdiven vardır. Zemin katta 2400, Zeminin üstünde 2020 adet kolon vardır.

  

GÜVENLİK

 

* Mescid-i Nebevi'de 627 adet güvenlik ve naklen yayın kamerası mevcuttur. Bu kameralar sayesinde mescidin her noktası görüntülenmektedir.

  

SES SİSTEMİ

 

* Ses sistemi Dünyanın en iyi ses sistemlerinden biridir. Mescidin her noktasında aynı tonda işitilir ve dışarıdan ses karışmaz.

 

YANGIN SÖNDÜRME

 

* En son teknoloji kullanılarak yapılmış otomatik yangın söndürme üniteleri:

* Daimi elektrik üretim üniteleri vardır.

* Tatlı ve atık su üniteleri mevcuttur.

  

KEMER

 

* Kemerlerin sayısı duvarlardakiler dahil olmak üzere toplam 3812 adettir.

  

DİREKLER

 

* Direkler beyaz mermerle kaplıdır.

 

* Sütun başlıkları bronz, sütun ayakları ise hendesi şekil verilmiş mermerlerle kaplıdır. İtalya ve İspanya' dan getirilen bu mermerlerin rutubete karşı binayı koruduğu söylenir. Mescidi serinleten soğuk hava, direklerin ayak kısımlarından üf1enir.

  

KLİMA ve SOĞUTMA SİSTEMİ

 

* Mescid-i Nebevi'deki soğutma sistemi Dünyadaki en büyük soğutma sistemlerinden biridir. Bu iş için mescidin yedi Km. kadar uzağına çok büyük bir tesis kurulmuştur. Soğutma için kullanılan suyun soğutulduğu altı ünite vardır. Her ünite saatte 3400 ton su soğutur. Soğuk su 90 cm. borular vasıtası ile Hizmet Tünelinin içinden mescide ulaşır. Isınan su tekrar geriye pompalanır. Hizmet Tüneli: 6 m. 'den geniş, 4 m. daha derin bir tüneldir.

  

OTOPARK

 

* Mescidin avlusunun altında U şeklinde yapılmış iki katlı otopark mevcuttur. Değişik yönlerden altı adet girişi vardır. 4000 araç kapasitelidir. Otoparkın yangına karşı son teknoloji söndürme sistemi ile donatılmış ve mükemmel bir havalandırma sistemi vardır.

 

Grape varieties and styles

 

Champagne is a single Appellation d'Origine Contrôlée. As a general rule, grapes used must be the white Chardonnay, or the dark-skinned "red wine grapes" Pinot Noir or Pinot Meunier. Due to the gentle pressing of the grapes and absence of skin contact during fermentation, the dark-skinned varieties also yield a white wine. Most Champagnes are made from a blend of Chardonnay and Pinot Noir, for example 60%/40%. Blanc de blanc ("white from white") Champagnes are made from 100% Chardonnay. Possibly the most exquisite, and definitely the most expensive of these is grown in a single Grand cru vineyard in Le Mesnil-Sur-Oger for Salon. Blanc de noir ("white from black") Champagne is pressed from Pinot Noir, Pinot Meunier or a mix of the two.[19]

Several other grape varieties, although permitted for historical reasons, are rare in current usage. The sparsely cultivated varieties (0.02% of the total vines planted in Champagne) of Arbanne, Petit Meslier and Pinot Blanc, might still be found in modern cuvées.[25] while the directives of INAO make conditional allowances according to the complex laws of 1927 and 1929, and plantings made prior to 1938.[26] The complete list of the nine actual and theoretical varieties reads Pinot Noir, Pinot Meunier, Chardonnay, Pinot Blanc, Arbanne, Petit Meslier, Pinot gris (in Champagne named Fromenteau), Pinot de juillet and Pinot rosé.[27] The Gamay vines of the region were scheduled to be uprooted by 1942, but due to World War II, this was postponed until 1962.[28]

The dark-skinned Pinot Noir and Pinot Meunier give the wine its length and backbone. They are predominantly grown in two areas – the Montagne de Reims and the Valée de la Marne. The Montagne de Reims run east-west to the south of Reims, in northern Champagne. They are notable for north-facing chalky slopes that derive heat from the warm winds rising from the valleys below. The River Marne runs west–east through Champagne, south of the Montagne de Reims. The Valée de la Marne contains south-facing chalky slopes. Chardonnay gives the wine its acidity and biscuit flavour. Most Chardonnay is grown in a north-south-running strip to the south of Épernay, called the Côte des Blanc, including the villages of Avize, Oger and Le Mesnil-Sur-Oger. These are east-facing vineyards, with terroir similar to the Côte de Beaune. The various terroirs account for the differences in grape characteristics and explain the appropriateness of blending juice from different grape varieties and geographical areas within Champagne, to get the desired style for each Champagne house.[19]

[edit]Types of Champagne

Most of the Champagne produced today is "Non-vintage", meaning that it is a blended product of grapes from multiple vintages. Most of the base will be from a single year vintage with producers blending anywhere from 10–15% (even as high as 40%) of wine from older vintages.[19] If the conditions of a particular vintage are favorable, some producers will make a "Vintage" wine that must be composed of at least 85% of the grapes from vintage year.[29] Under Champagne wine regulations, houses that make both vintage and non-vintage wines are allowed to use no more than 80% of the total vintage's harvest for the production of vintage Champagne. This allows at least 20% of the harvest from each vintage to be reserved for use in non-vintage Champagne. This ensures a consistent style that consumers can expect from non-vintage Champagne that doesn't alter too radically depending on the quality of the vintage. In less than ideal vintages, some producers will produce a wine from only that single vintage and still label it as non-vintage rather than as "vintage" since the wine will be of lesser quality and the producers have little desire to reserve the wine for future blending.

1960'lı yıllarında alınmıştır. Avizenn biri sallantı çubuğu ile, diğeri ise sallantı çubuğu olmadan takılır. Taş eksiği yoktur.

MAİL :adenart@gmail.com

TELEFON :0 532 717 34 10

  

satilikantikalar.com/vintage-kristal-avize-4-aplik/

Kuran-ı Kerim rafları, avizeleri, zemzemlikleri.. her bi köşesi başka güzel!

Grape varieties and styles

 

Champagne is a single Appellation d'Origine Contrôlée. As a general rule, grapes used must be the white Chardonnay, or the dark-skinned "red wine grapes" Pinot Noir or Pinot Meunier. Due to the gentle pressing of the grapes and absence of skin contact during fermentation, the dark-skinned varieties also yield a white wine. Most Champagnes are made from a blend of Chardonnay and Pinot Noir, for example 60%/40%. Blanc de blanc ("white from white") Champagnes are made from 100% Chardonnay. Possibly the most exquisite, and definitely the most expensive of these is grown in a single Grand cru vineyard in Le Mesnil-Sur-Oger for Salon. Blanc de noir ("white from black") Champagne is pressed from Pinot Noir, Pinot Meunier or a mix of the two.[19]

Several other grape varieties, although permitted for historical reasons, are rare in current usage. The sparsely cultivated varieties (0.02% of the total vines planted in Champagne) of Arbanne, Petit Meslier and Pinot Blanc, might still be found in modern cuvées.[25] while the directives of INAO make conditional allowances according to the complex laws of 1927 and 1929, and plantings made prior to 1938.[26] The complete list of the nine actual and theoretical varieties reads Pinot Noir, Pinot Meunier, Chardonnay, Pinot Blanc, Arbanne, Petit Meslier, Pinot gris (in Champagne named Fromenteau), Pinot de juillet and Pinot rosé.[27] The Gamay vines of the region were scheduled to be uprooted by 1942, but due to World War II, this was postponed until 1962.[28]

The dark-skinned Pinot Noir and Pinot Meunier give the wine its length and backbone. They are predominantly grown in two areas – the Montagne de Reims and the Valée de la Marne. The Montagne de Reims run east-west to the south of Reims, in northern Champagne. They are notable for north-facing chalky slopes that derive heat from the warm winds rising from the valleys below. The River Marne runs west–east through Champagne, south of the Montagne de Reims. The Valée de la Marne contains south-facing chalky slopes. Chardonnay gives the wine its acidity and biscuit flavour. Most Chardonnay is grown in a north-south-running strip to the south of Épernay, called the Côte des Blanc, including the villages of Avize, Oger and Le Mesnil-Sur-Oger. These are east-facing vineyards, with terroir similar to the Côte de Beaune. The various terroirs account for the differences in grape characteristics and explain the appropriateness of blending juice from different grape varieties and geographical areas within Champagne, to get the desired style for each Champagne house.[19]

[edit]Types of Champagne

Most of the Champagne produced today is "Non-vintage", meaning that it is a blended product of grapes from multiple vintages. Most of the base will be from a single year vintage with producers blending anywhere from 10–15% (even as high as 40%) of wine from older vintages.[19] If the conditions of a particular vintage are favorable, some producers will make a "Vintage" wine that must be composed of at least 85% of the grapes from vintage year.[29] Under Champagne wine regulations, houses that make both vintage and non-vintage wines are allowed to use no more than 80% of the total vintage's harvest for the production of vintage Champagne. This allows at least 20% of the harvest from each vintage to be reserved for use in non-vintage Champagne. This ensures a consistent style that consumers can expect from non-vintage Champagne that doesn't alter too radically depending on the quality of the vintage. In less than ideal vintages, some producers will produce a wine from only that single vintage and still label it as non-vintage rather than as "vintage" since the wine will be of lesser quality and the producers have little desire to reserve the wine for future blending.

Kocatepe Camii

 

Ankara'nın Kocatepe semtinde bulunan, 1967'de inşaatına başlanan ve 1987'de inşaatı tamamlanan cami. Kocatepe Camii'nin inşaatı çok uzun sürmüş. 1981'de caminin inşaatını ve mal varlığını Türkiye Diyanet Vakfı devralmış. Bu tarihten sonra inşaat çalışmaları hızlanan Kocatepe Camii 1987'de dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından ibadete açılmış. 4500 m² 'lik bir alan üzerinde inşa edilen caminin alt kısmında konferans salonu, kütüphane, otopark gibi yerler var. Mimar Sinan'ın geliştirdiği mimari üsluba bağlı kalınarak inşa edilen Kocatepe Camii'nin ana mekânı 4 fil ayağı üzerine oturan bir merkezi kubbe ile dört yarım kubbeden oluşuyor. Caminin 88 m uzunluğunda 4 minaresi var. Minarelerin şerefelerine hem asansörle hem de merdivenle çıkılıyor. Caminin avizeleri, mihrabı, minberi, kapıları, çinileri ve mermerleri özel olarak tasarlanmış ve ince bir işçilikle yapılmış. İç tezyinatta Klasik Osmanlı Mimarisi örnek alınmış, malzeme olarak çini, mermer, sarı maden, altın varak ve özel boyalar kullanılmış...

 

Ankara fotoğraflarım

 

Türkiye'de Görülmesi Gereken 1000 Yer Serisi Albümü için tıklayınız...

 

Fotoğrafların Orjinal boyutlarını satın almak için Sinan Doğan ile iletişim kurunuz...

  

E Mail: foto.sinandogan@gmail.com

Web Sayfası

Tālivalža Kronberga fotogrāfiju kopums ""Dūmlogu" fotopiezīmes 2021" www.flickr.com/photos/kronbergs/albums/72177720295820772 (Nr.76) — "Novembris — mirušo piemiņas mēnesis. Tematiskā intelektuālā izklaide. Latvijas Kultūras akadēmijas izdevums "Kultūras avīze". Numura tēma "Nāve". 1992.gads, Nr.3, cena 15 rubļi". 2021.gada 19.novembrī. #krimulda #dūmlogu #fotopiezīmes2021 #novembris #mirušo #piemiņas #mēnesis #tematiskā #intelektuālā #izklaide #latvijas #kultūras #akadēmijas #izdevums #kultūras #avīze #numura #tēma #nāve #1992gads #cena #15rubļi // Latvijas Kultūras akadēmija lka.edu.lv. // Brīvā enciklopēdija "Vikipēdija" par nāvi: lv.wikipedia.org/wiki/N%C4%81ve. // Annas Žabickas raksts "Nāves antropoloģija" "Nacionālajā enciklopēdijā": enciklopedija.lv/skirklis/103879-n%C4%81ves-antropolo%C4%.... // Ritas Grīnvaldes raksts "Epitāfija" "Nacionālajā enciklopēdijā": enciklopedija.lv/skirklis/121794-epit%C4%81fija. // Tālivaldis Kronbergs — "25.marts, mājas "Dūmlogi" un okupācijas sekas": www.delfi.lv/news/versijas/talivaldis-kronbergs-25-marts-....

 

Tālivaldis Kronbergs:

@ "Draugiem.Lv": www.draugiem.lv/talivaldis.kronbergs

@ "Facebook": www.facebook.com/talivaldis.kronbergs

@ "Linkedin": www.linkedin.com/in/tkronbergs

@ "Youtube": www.youtube.com/channel/UChUWt4y62oGAA-x9vmIjpWg

 

Tālivalža Kronberga projekts "Kronbergs izglītībai":

@ "Draugiem.Lv": www.draugiem.lv/izglitibai/pages/41823

@ "Twitter": www.twitter.com/izglitibai

chandelier of hassan II mosque in casablanca, morocco.

Grape varieties and styles

 

Champagne is a single Appellation d'Origine Contrôlée. As a general rule, grapes used must be the white Chardonnay, or the dark-skinned "red wine grapes" Pinot Noir or Pinot Meunier. Due to the gentle pressing of the grapes and absence of skin contact during fermentation, the dark-skinned varieties also yield a white wine. Most Champagnes are made from a blend of Chardonnay and Pinot Noir, for example 60%/40%. Blanc de blanc ("white from white") Champagnes are made from 100% Chardonnay. Possibly the most exquisite, and definitely the most expensive of these is grown in a single Grand cru vineyard in Le Mesnil-Sur-Oger for Salon. Blanc de noir ("white from black") Champagne is pressed from Pinot Noir, Pinot Meunier or a mix of the two.[19]

Several other grape varieties, although permitted for historical reasons, are rare in current usage. The sparsely cultivated varieties (0.02% of the total vines planted in Champagne) of Arbanne, Petit Meslier and Pinot Blanc, might still be found in modern cuvées.[25] while the directives of INAO make conditional allowances according to the complex laws of 1927 and 1929, and plantings made prior to 1938.[26] The complete list of the nine actual and theoretical varieties reads Pinot Noir, Pinot Meunier, Chardonnay, Pinot Blanc, Arbanne, Petit Meslier, Pinot gris (in Champagne named Fromenteau), Pinot de juillet and Pinot rosé.[27] The Gamay vines of the region were scheduled to be uprooted by 1942, but due to World War II, this was postponed until 1962.[28]

The dark-skinned Pinot Noir and Pinot Meunier give the wine its length and backbone. They are predominantly grown in two areas – the Montagne de Reims and the Valée de la Marne. The Montagne de Reims run east-west to the south of Reims, in northern Champagne. They are notable for north-facing chalky slopes that derive heat from the warm winds rising from the valleys below. The River Marne runs west–east through Champagne, south of the Montagne de Reims. The Valée de la Marne contains south-facing chalky slopes. Chardonnay gives the wine its acidity and biscuit flavour. Most Chardonnay is grown in a north-south-running strip to the south of Épernay, called the Côte des Blanc, including the villages of Avize, Oger and Le Mesnil-Sur-Oger. These are east-facing vineyards, with terroir similar to the Côte de Beaune. The various terroirs account for the differences in grape characteristics and explain the appropriateness of blending juice from different grape varieties and geographical areas within Champagne, to get the desired style for each Champagne house.[19]

[edit]Types of Champagne

Most of the Champagne produced today is "Non-vintage", meaning that it is a blended product of grapes from multiple vintages. Most of the base will be from a single year vintage with producers blending anywhere from 10–15% (even as high as 40%) of wine from older vintages.[19] If the conditions of a particular vintage are favorable, some producers will make a "Vintage" wine that must be composed of at least 85% of the grapes from vintage year.[29] Under Champagne wine regulations, houses that make both vintage and non-vintage wines are allowed to use no more than 80% of the total vintage's harvest for the production of vintage Champagne. This allows at least 20% of the harvest from each vintage to be reserved for use in non-vintage Champagne. This ensures a consistent style that consumers can expect from non-vintage Champagne that doesn't alter too radically depending on the quality of the vintage. In less than ideal vintages, some producers will produce a wine from only that single vintage and still label it as non-vintage rather than as "vintage" since the wine will be of lesser quality and the producers have little desire to reserve the wine for future blending.

Aya Yorgi kilisesi / Saint George Greek Orthodox Church

 

Kaleiçi’ndeki beş Ortadoks Rum kilisesinden biri olan Aya Yorgi kilisesi beyaz tonların hakim olduğu, tavandan sarkan klasik tarzda avizelerle aydınlık bir atmosfer yaratılarak, mavi tonlarda Akdeniz mimarisinden esinlenerek restore edilmiş. Doğu giriş kapısında Aya Yorgi’nin ejderhayı öldürme sahnesinin de yer aldığı mermer yazıtta şöyle yazıyor: “Bu Aya Yorgi kilisesi hep var idi. Harap olduğundan, Antalya’da bulunan Hristiyanların ianesiyle yapılmıştır.”

1920 ‘li yıllarda nüfus mübadelesinin ardından cemaatinin tümünü kaybeden kilise uzun süre depo olarak kullanılmış. Zaman içinde harap hale gelen kilise, özgün ahşap yapılarının çoğunu kaybetmiş. Bina 1991 yılında Suna İnan Kıraç tarafından satın alınarak, iki yıllık restorasyon sürecinin ardından 1996 yılında Kaleiçi müzesinin sergi salonu olarak hizmete sunulmuş.

Aya Yorgi kilisesinde Çanakkale seramikleri sergisi

Sergi salonunda farklı dönemlere ait Çanakkale seramiklerinden oluşan bir seçki sergilenmekte. Sergiyi gezerken girişin hemen yanındaki İnan Kıraç’ın eşi Suna ve kızı İpek’e yazdığı mektubu okumadan geçmeyin. Eşi Suna Kıraç’a doğum günü hediyesi olarak alınmış ve İpek Kıraç’a müzenin daha çok gelişmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması için emanet edilmiş.

Aya Yorgi kilisesinin bir de üst katı var. Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi‘ni ilk ziyaretimde bu bölümü görmemiştim. İkinci gidişimde müzenin en keyifli kısmını kaçırdığımı fark ettim. Büyük avludan Aya Yorgi kilisesine girerken karşınızda bir kapı daha göreceksiniz. Bu kapı ufak bir avluya açılıyor ve buradan çıkan merdivenlerle ikinci kata çıkıyorsunuz. Bu kat 19.yüzyıl Türkiye’sinden sokak satıcıları ve insan tiplerinin olduğu bir seçkiye ev sahipliği yapıyor.

Bu dönemde toplumsal hayatta rol alan farklı meslek gruplarından kişilerin fotoğrafları ve heykelcikleri yer alıyor. Seramik sanatçısı Sadrettin Savaş’ın karikatürize yorumuyla yarattığı bu heykellerde kimler yok ki…

Aya Yorgi kilisesinin üst katı

Çanakkale seramikleri sergisinden fil şeklinde seramik kaplar

Dondurmasının ne kadar sert olduğunu göstermek için bir parçasını duvara atan “kuru kaymak satarım” diyen dondurmacı, tüm yaz boyunca pırıl pırıl parlayan güğümü ve elindeki ibriğiyle Limonatacı Musa Çavuş, Bey Dağlarından gelen karı kıl bir çuvalda taşıyan Karcı Çavuş Ağa, Girit 4göçmeni Sütçü Mustafa, 20.yüzyılın başlarında Antalya limanın sevimli yüzü, dev gibi iri yarı gövdesi ve kuvvetiyle ünlenen Hamal Başı Süllü Ağa…

Ve burayı keyifli kılan, bu renkli karakterleri seyrederken seslerini de dinliyor olabilmeniz. Kapının hemen yanında yer alan düğmelere tek tek basın ve eski Antalya sokaklarında zamana bir yolculuk yapın.

 

Aya Yorgi church, one of the five Orthodox Greek churches in Kaleiçi, was restored in blue tones inspired by Mediterranean architecture, creating a bright atmosphere with classical-style chandeliers hanging from the ceiling, dominated by white tones. The marble inscription on the eastern entrance, which also includes the scene of Aya Yorgi killing the dragon, reads: “This Aya Yorgi church has always existed. Since it was ruined, it was built with the support of Christians in Antalya.”

The church, which lost all of its congregation after the population exchange in the 1920s, was used as a warehouse for a long time. Destroyed over time, the church lost most of its original wooden structures. The building was purchased by Suna İnan Kıraç in 1991, and after a two-year restoration process, it was put into service as the exhibition hall of the Kaleiçi museum in 1996.

Çanakkale ceramics exhibition in Aya Yorgi church

A selection of Çanakkale ceramics from different periods is on display in the exhibition hall. While visiting the exhibition, be sure to read the letter that İnan Kıraç wrote to his wife Suna and daughter İpek, right next to the entrance. It was bought as a birthday gift to his wife Suna Kıraç and entrusted to İpek Kıraç for the further development of the museum and its transfer to future generations.

Aya Yorgi church also has an upper floor. I had not seen this section on my first visit to the Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Museum. On my second visit, I realized that I missed the most enjoyable part of the museum. As you enter the Aya Yorgi church from the large courtyard, you will see another door in front of you. This door opens to a small courtyard and you go up to the second floor with the stairs leading up from here. This floor hosts a selection of street vendors and types of people from 19th century Turkey.

There are photographs and figurines of people from different professions who played a role in social life during this period. Who is not in these sculptures created by ceramic artist Sadrettin Savaş with his caricatured interpretation…

Upper floor of Aya Yorgi church

Elephant shaped ceramic pots from the Çanakkale ceramics exhibition

The ice cream maker saying "I sell dry cream", throwing a piece of it on the wall to show how hard his ice cream is, Lemonade maker Musa Sergeant with his jug and pitcher shining all summer long, Karcı Sergeant Ağa carrying the snow from the Bey Mountains in a bristle sack, Crete immigrant Sütçü Mustafa, At the beginning of the 20th century, Porter Başı Süllü Ağa, famous for the charming face of Antalya harbor, its huge body and strength…

And what makes this place enjoyable is that you can listen to the voices of these colorful characters while watching them. Press the buttons next to the door one by one and take a trip back in time in the streets of old Antalya.

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

 

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

 

En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,

   

- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya -

 

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

   

Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!

 

Nerde - gösterdiği vahşetle "Bu: bir Avrupalı"

   

Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,

 

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

   

Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,

 

Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

   

Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında;

 

Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!

   

Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.

 

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

   

Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...

 

Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ!

   

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil,

 

Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,

   

Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına;

 

Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

   

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...

 

Medeniyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz.

   

Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,

 

Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harâb.

     

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

 

Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:

   

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

 

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

   

Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;

 

Atılan her lâğımın yaktığı: yüzlerce adam.

   

Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;

 

O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

   

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

 

Boşanır sırtlara, vâdîlere sağnak sağnak.

   

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

 

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

   

Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,

 

Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.

   

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

 

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..

   

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

 

Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat imân?

   

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?

 

Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.

     

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,

 

Beşerir azmini tevkîf edemez sun'-ı beşer;

   

Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;

 

"O benim sun'-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi.

   

Âsım'ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:

 

İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

     

Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar...

 

O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,

   

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;

 

Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor!

   

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..

 

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

   

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...

 

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

   

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

 

"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.

   

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb.

 

Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.

   

"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;

 

Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

   

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,

 

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,

   

Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,

 

Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

   

Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,

 

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

   

Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;

 

Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem;

   

Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...

 

Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.

     

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;

 

Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddîn'i,

   

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân...

 

Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;

   

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

 

Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;

   

Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!

 

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

   

Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,

 

Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

    

Kocatepe Camii

 

Ankara'nın Kocatepe semtinde bulunan, 1967'de inşaatına başlanan ve 1987'de inşaatı tamamlanan cami. Kocatepe Camii'nin inşaatı çok uzun sürmüş. 1981'de caminin inşaatını ve mal varlığını Türkiye Diyanet Vakfı devralmış. Bu tarihten sonra inşaat çalışmaları hızlanan Kocatepe Camii 1987'de dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından ibadete açılmış. 4500 m² 'lik bir alan üzerinde inşa edilen caminin alt kısmında konferans salonu, kütüphane, otopark gibi yerler var. Mimar Sinan'ın geliştirdiği mimari üsluba bağlı kalınarak inşa edilen Kocatepe Camii'nin ana mekânı 4 fil ayağı üzerine oturan bir merkezi kubbe ile dört yarım kubbeden oluşuyor. Caminin 88 m uzunluğunda 4 minaresi var. Minarelerin şerefelerine hem asansörle hem de merdivenle çıkılıyor. Caminin avizeleri, mihrabı, minberi, kapıları, çinileri ve mermerleri özel olarak tasarlanmış ve ince bir işçilikle yapılmış. İç tezyinatta Klasik Osmanlı Mimarisi örnek alınmış, malzeme olarak çini, mermer, sarı maden, altın varak ve özel boyalar kullanılmış...

 

Ankara fotoğraflarım

 

Türkiye'de Görülmesi Gereken 1000 Yer Serisi Albümü için tıklayınız...

 

Fotoğrafların Orjinal boyutlarını satın almak için Sinan Doğan ile iletişim kurunuz...

  

E Mail: foto.sinandogan@gmail.com

Web Sayfası

Grape varieties and styles

 

Champagne is a single Appellation d'Origine Contrôlée. As a general rule, grapes used must be the white Chardonnay, or the dark-skinned "red wine grapes" Pinot Noir or Pinot Meunier. Due to the gentle pressing of the grapes and absence of skin contact during fermentation, the dark-skinned varieties also yield a white wine. Most Champagnes are made from a blend of Chardonnay and Pinot Noir, for example 60%/40%. Blanc de blanc ("white from white") Champagnes are made from 100% Chardonnay. Possibly the most exquisite, and definitely the most expensive of these is grown in a single Grand cru vineyard in Le Mesnil-Sur-Oger for Salon. Blanc de noir ("white from black") Champagne is pressed from Pinot Noir, Pinot Meunier or a mix of the two.[19]

Several other grape varieties, although permitted for historical reasons, are rare in current usage. The sparsely cultivated varieties (0.02% of the total vines planted in Champagne) of Arbanne, Petit Meslier and Pinot Blanc, might still be found in modern cuvées.[25] while the directives of INAO make conditional allowances according to the complex laws of 1927 and 1929, and plantings made prior to 1938.[26] The complete list of the nine actual and theoretical varieties reads Pinot Noir, Pinot Meunier, Chardonnay, Pinot Blanc, Arbanne, Petit Meslier, Pinot gris (in Champagne named Fromenteau), Pinot de juillet and Pinot rosé.[27] The Gamay vines of the region were scheduled to be uprooted by 1942, but due to World War II, this was postponed until 1962.[28]

The dark-skinned Pinot Noir and Pinot Meunier give the wine its length and backbone. They are predominantly grown in two areas – the Montagne de Reims and the Valée de la Marne. The Montagne de Reims run east-west to the south of Reims, in northern Champagne. They are notable for north-facing chalky slopes that derive heat from the warm winds rising from the valleys below. The River Marne runs west–east through Champagne, south of the Montagne de Reims. The Valée de la Marne contains south-facing chalky slopes. Chardonnay gives the wine its acidity and biscuit flavour. Most Chardonnay is grown in a north-south-running strip to the south of Épernay, called the Côte des Blanc, including the villages of Avize, Oger and Le Mesnil-Sur-Oger. These are east-facing vineyards, with terroir similar to the Côte de Beaune. The various terroirs account for the differences in grape characteristics and explain the appropriateness of blending juice from different grape varieties and geographical areas within Champagne, to get the desired style for each Champagne house.[19]

[edit]Types of Champagne

Most of the Champagne produced today is "Non-vintage", meaning that it is a blended product of grapes from multiple vintages. Most of the base will be from a single year vintage with producers blending anywhere from 10–15% (even as high as 40%) of wine from older vintages.[19] If the conditions of a particular vintage are favorable, some producers will make a "Vintage" wine that must be composed of at least 85% of the grapes from vintage year.[29] Under Champagne wine regulations, houses that make both vintage and non-vintage wines are allowed to use no more than 80% of the total vintage's harvest for the production of vintage Champagne. This allows at least 20% of the harvest from each vintage to be reserved for use in non-vintage Champagne. This ensures a consistent style that consumers can expect from non-vintage Champagne that doesn't alter too radically depending on the quality of the vintage. In less than ideal vintages, some producers will produce a wine from only that single vintage and still label it as non-vintage rather than as "vintage" since the wine will be of lesser quality and the producers have little desire to reserve the wine for future blending.

Kocatepe Camii

 

Ankara'nın Kocatepe semtinde bulunan, 1967'de inşaatına başlanan ve 1987'de inşaatı tamamlanan cami. Kocatepe Camii'nin inşaatı çok uzun sürmüş. 1981'de caminin inşaatını ve mal varlığını Türkiye Diyanet Vakfı devralmış. Bu tarihten sonra inşaat çalışmaları hızlanan Kocatepe Camii 1987'de dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından ibadete açılmış. 4500 m² 'lik bir alan üzerinde inşa edilen caminin alt kısmında konferans salonu, kütüphane, otopark gibi yerler var. Mimar Sinan'ın geliştirdiği mimari üsluba bağlı kalınarak inşa edilen Kocatepe Camii'nin ana mekânı 4 fil ayağı üzerine oturan bir merkezi kubbe ile dört yarım kubbeden oluşuyor. Caminin 88 m uzunluğunda 4 minaresi var. Minarelerin şerefelerine hem asansörle hem de merdivenle çıkılıyor. Caminin avizeleri, mihrabı, minberi, kapıları, çinileri ve mermerleri özel olarak tasarlanmış ve ince bir işçilikle yapılmış. İç tezyinatta Klasik Osmanlı Mimarisi örnek alınmış, malzeme olarak çini, mermer, sarı maden, altın varak ve özel boyalar kullanılmış...

 

Ankara fotoğraflarım

 

Türkiye'de Görülmesi Gereken 1000 Yer Serisi Albümü için tıklayınız...

 

Fotoğrafların Orjinal boyutlarını satın almak için Sinan Doğan ile iletişim kurunuz...

  

E Mail: foto.sinandogan@gmail.com

Web Sayfası

Kocatepe Camii

 

Ankara'nın Kocatepe semtinde bulunan, 1967'de inşaatına başlanan ve 1987'de inşaatı tamamlanan cami. Kocatepe Camii'nin inşaatı çok uzun sürmüş. 1981'de caminin inşaatını ve mal varlığını Türkiye Diyanet Vakfı devralmış. Bu tarihten sonra inşaat çalışmaları hızlanan Kocatepe Camii 1987'de dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından ibadete açılmış. 4500 m² 'lik bir alan üzerinde inşa edilen caminin alt kısmında konferans salonu, kütüphane, otopark gibi yerler var. Mimar Sinan'ın geliştirdiği mimari üsluba bağlı kalınarak inşa edilen Kocatepe Camii'nin ana mekânı 4 fil ayağı üzerine oturan bir merkezi kubbe ile dört yarım kubbeden oluşuyor. Caminin 88 m uzunluğunda 4 minaresi var. Minarelerin şerefelerine hem asansörle hem de merdivenle çıkılıyor. Caminin avizeleri, mihrabı, minberi, kapıları, çinileri ve mermerleri özel olarak tasarlanmış ve ince bir işçilikle yapılmış. İç tezyinatta Klasik Osmanlı Mimarisi örnek alınmış, malzeme olarak çini, mermer, sarı maden, altın varak ve özel boyalar kullanılmış...

 

Ankara fotoğraflarım

 

Türkiye'de Görülmesi Gereken 1000 Yer Serisi Albümü için tıklayınız...

 

Fotoğrafların Orjinal boyutlarını satın almak için Sinan Doğan ile iletişim kurunuz...

  

E Mail: foto.sinandogan@gmail.com

Web Sayfası

12. jūnijā aizsardzības ministrs Artis Pabriks, Nacionālo bruņoto spēku komandieris ģenerālleitnants Leonīds Kalniņš un Nacionālo bruņoto spēku virsseržants augstākais virsseržants Edgars Joksts-Bogdanovs piedalījās atjaunotās Krusta zīmes zem Mātes Latvijas tēla svinīgajā atklāšanā Rīgas Brāļu kapos.

 

Godinot Latvijas karavīrus, kuri pirms 100 gadiem cīnījās Latvijas Neatkarības karā, Krusta zīmes atklāšanas ceremonijā muzicēja Nacionālo bruņoto spēku orķestris un godasardzē stāvēja Štāba bataljona Godasardzes rotas karavīri.

 

Krusta zīme atrodas Rīgas Brāļu kapu ansambļa arhitektoniski skulpturālās kompozīcijas centrālā tēla „Māte Latvija ar kritušajiem dēliem” pamatnē. Ar apgaismojuma elementiem un dekoratīva stikla plākšņu noseguma palīdzību tika atjaunots tēlnieka Kārļa Zāles sākotnēji iecerētais Rīgas Brāļu kapu noformējums.

 

Pēc tēlnieka Kārļa Zāles ieceres veidotajā Rīgas Brāļu kapu memoriālajā ansamblī sākotnēji zem Mātes Latvijas tēla atradās krusts, kas bija izklāts ar sarkanu vitrāžas stiklu, ko tumsā izgaismoja.

 

1936. gada 11. novembrī, Rīgas Brāļu kapu memoriālā ansambļa atklāšanas dienā, avīze “Latvijas kareivis” par krustu simbolisko nozīmi rakstīja šādi: ”Agrāko dažādo zīmju vietā kapu noslēguma sienas vidū, zem Mātes Latvijas tēla ir iekalts viens kopējs krusts – kristīgās ticības zīme. Vakaros šī krusta zīme mirdzēs gaismā. Nakts tumsā iegrimušos Brāļu kapos jau iztālēm varēs to redzēt kvēlojam sārtās liesmās. Sārti tumšā gaisma, simboliski izteikdama tautas sirds ilgas un kara laukos slacītās sirds asinis, izskan uz augšu aizvien gaišāk un gaišāk, vēstījot cerību piepildījumu, rādot, ka ticība, par kuru liecina kristīgā krusta zīme, ir devusi spēkus ciest, cīnīties un uzvarēt.”

 

1967. gadā Padomju vara lēma par krusta nokalšanu. Krusta zīme ar tajā iebūvētu apgaismojumu bija vēl saglabājusies līdz aizvadītā gadsimta sešdesmito gadu vidum. Kā nepieņemama tā laika padomju varas ideologiem krusta zīme brīžiem tika slēpta zem padomju Latvijas karoga, līdz to likvidēja, aizbūvējot krusta nišu ar šūnakmens plāksnēm.

 

Krusta atjaunošanas iniciatore ir Rīgas pieminekļu aģentūra, bet finansējumu krusta atjaunošanas darbiem ir sniegusi Latvijas Nacionālo karavīru biedrība, kas ir ilggadēja Aizsardzības ministrijas sadarbības partnere, realizējot militārās vēstures saglabāšanas un jaunatnes patriotiskās audzināšanas projektus.

 

Krusta zīmes, kuras augstums ir 4,3 metri un platums – 1,5 metri, projektu izstrādājis arhitekts Edvīns Vecumnieks, un to izveidoja SIA „Akmens apstrādes centrs AKM” un stikla māksliniece Marika Kalniņa.

 

Rīgas Brāļu kapi ir izcilākais un nozīmīgākais Latvijas memoriālais ansamblis. Tas veltīts Pirmajā pasaules karā un Latvijas Neatkarības karā (1915 – 1920) kritušajiem karavīriem.

 

Foto: Gatis Dieziņš (Aizsardzības ministrija)

İstanbul’un 1453’te Osmanlı Türkleri tarafından fethinden sonra, fethin sembolü olarak, derhal Ayasofya Kilisesi camiye dönüştürülmüştür. O sıralarda Ayasofya harap bir haldeydi. Bu durumu Kordoba soylusu Pero Tafur ve Florentine Cristoforo Buondelmonti gibi Batılı ziyaretçilerce betimlenmektedir. Ayasofya’ya özel bir önem veren Fatih Sultan Mehmet kilisenin derhal temizlenip camiye çevrilmesini emretti, fakat adını değiştirmedi. İlk minaresi onun döneminde inşa edilmiştir. Osmanlılar bu tür yapılarda taş kullanmayı tercih etmekle birlikte minarenin hızla inşa edilebilmesi amacıyla bu minare tuğladan yapılmıştır. . Minarelerden biri de sultan Bayezid II tarafından eklenmiştir. 16. yüzyıldaKanuni Sultan Süleyman fethettiği Macaristan’daki bir kiliseden Ayasofya’ya iki dev kandil getirtmiştir ki, günümüzde bu kandiller mihrabın iki yanında yer alırlar.

 

II. Selim döneminde (1566–1577) yorgunluk ya da dayanıksızlık belirtileri gösterdiğinde, bina, dünyanın ilk deprem mühendislerinden biri sayılan Osmanlı baş mimarı Mimar Sinan tarafından eklenen dış istinat yapılarıyla (payanda) takviye edilerek, son derece sağlamlaştırılmıştır. Günümüzde binanın dört tarafındaki toplam 24 payandanın bir kısmı Osmanlı dönemine, bir kısmı Bizans dönemine aittir. Bu istinat yapılarıyla birlikte, Sinan ayrıca, kubbeyi taşıyan payeler ile yan duvarlar arasındaki boşlukları kemerler ile besleyerek kubbeyi iyice sağlamlaştırmış ve binaya iki geniş minare (batı kısmına), hünkar mahfili ve II. Selim’in türbesini (güneydoğu kısmına) eklemiştir (1577). III. Murat’ın ve III. Mehmed’in türbeleri ise 1600’lerde eklenmiştir.

  

Ayasofya, 1910-1915Ayasofya binasının içine Osmanlı döneminde eklenen diğer yapılar arasında mermerden minber, hünkar mahfiline açılan galeri, müezzin mahfili (mevlit balkonu), vaaz kürsüsü ve sayılabilir. III. Murad Bergama’da bulunmuş, helenistik dönemden kalma (M.Ö. IV. yüzyıl), "bektaşi taşı"ndan (İng. alabaster ) yapılma iki küpü Ayasofya'nın ana nefine (ana salon) yerleştirmiştir. I. Mahmud 1739’da binanın restore edilmesini emretti ve bir kütüphane ile binanın yanına (bahçesine) bir medrese, bir imarethane ve bir şadırvan ekletti. Böylece Ayasofya binası, civarındaki yapılarla birlikte bir külliyeye dönüştü. Bu dönemde ayrıca yani bir sultan galerisi ve yeni bir mihrap yapıldı.

 

Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki en ünlü restorasyonlarından biri sultan Abdülmecit’in emriyle İsviçre İtalyanı olan Gaspare Fossati ve kardeşi Giuseppe Fossati’nin nezaretinde 1847 ile 1849 yılları arasında yapılmıştır. Fossati kardeşler, kubbe, tonoz ve sütunları sağlamlaştırdı ve binanın iç ve dış dekorasyonunu yeniden elden geçirdi. Üst kattaki galeri mozayiklerinin bir kısmı temizlendi, çok tahrip olanları ise sıvayla kaplandı ve altta kalan mozayik motifleri bu sıva üzerine resmedildi. Işıklandırma sistemini sağlayan yağ lambası avizeleri yenilendi. Kazasker İzzed Efendi'nin (1801–1877) eseri olan, önemli isimlerin hat sanatıyla yazılı olduğu yuvarlak dev tablolar yenilenip sütunlara asıldı. Ayasofya’nın dışına yeni bir medrese ve muvakkithane inşa edildi. Minareler aynı boya getirildi. Bu restorasyon çalışması bittiğinde Ayasofya Camii 13 Temmuz 1849’da görkemli bir törenle yeniden halka açıldı.Ayasofya külliyesinin Osmanlı dönemindeki diğer yapıları arasında sıbyan mektebi, şehzadeler türbesi, sebil, sultan Mustafa ve sultan İbrahim türbesi (önceden vaftizhane ) ve hazine dairesi sayılabilir.

  

Şakirîn Camiinde geç bir ikindi vakti. Binlerce yıllık asrî mekan Karacahmet Mezarlığının kadim servilerini öperek veda ediyor güneş, yavaş yavaş. Avizenin helezonik sarkacına asılı ışıltılı kristaller damlaları da şahitlik ediyor buna

Aya Yorgi kilisesi / Saint George Greek Orthodox Church

 

Kaleiçi’ndeki beş Ortadoks Rum kilisesinden biri olan Aya Yorgi kilisesi beyaz tonların hakim olduğu, tavandan sarkan klasik tarzda avizelerle aydınlık bir atmosfer yaratılarak, mavi tonlarda Akdeniz mimarisinden esinlenerek restore edilmiş. Doğu giriş kapısında Aya Yorgi’nin ejderhayı öldürme sahnesinin de yer aldığı mermer yazıtta şöyle yazıyor: “Bu Aya Yorgi kilisesi hep var idi. Harap olduğundan, Antalya’da bulunan Hristiyanların ianesiyle yapılmıştır.”

1920 ‘li yıllarda nüfus mübadelesinin ardından cemaatinin tümünü kaybeden kilise uzun süre depo olarak kullanılmış. Zaman içinde harap hale gelen kilise, özgün ahşap yapılarının çoğunu kaybetmiş. Bina 1991 yılında Suna İnan Kıraç tarafından satın alınarak, iki yıllık restorasyon sürecinin ardından 1996 yılında Kaleiçi müzesinin sergi salonu olarak hizmete sunulmuş.

Aya Yorgi kilisesinde Çanakkale seramikleri sergisi

Sergi salonunda farklı dönemlere ait Çanakkale seramiklerinden oluşan bir seçki sergilenmekte. Sergiyi gezerken girişin hemen yanındaki İnan Kıraç’ın eşi Suna ve kızı İpek’e yazdığı mektubu okumadan geçmeyin. Eşi Suna Kıraç’a doğum günü hediyesi olarak alınmış ve İpek Kıraç’a müzenin daha çok gelişmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması için emanet edilmiş.

Aya Yorgi kilisesinin bir de üst katı var. Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi‘ni ilk ziyaretimde bu bölümü görmemiştim. İkinci gidişimde müzenin en keyifli kısmını kaçırdığımı fark ettim. Büyük avludan Aya Yorgi kilisesine girerken karşınızda bir kapı daha göreceksiniz. Bu kapı ufak bir avluya açılıyor ve buradan çıkan merdivenlerle ikinci kata çıkıyorsunuz. Bu kat 19.yüzyıl Türkiye’sinden sokak satıcıları ve insan tiplerinin olduğu bir seçkiye ev sahipliği yapıyor.

Bu dönemde toplumsal hayatta rol alan farklı meslek gruplarından kişilerin fotoğrafları ve heykelcikleri yer alıyor. Seramik sanatçısı Sadrettin Savaş’ın karikatürize yorumuyla yarattığı bu heykellerde kimler yok ki…

Aya Yorgi kilisesinin üst katı

Çanakkale seramikleri sergisinden fil şeklinde seramik kaplar

Dondurmasının ne kadar sert olduğunu göstermek için bir parçasını duvara atan “kuru kaymak satarım” diyen dondurmacı, tüm yaz boyunca pırıl pırıl parlayan güğümü ve elindeki ibriğiyle Limonatacı Musa Çavuş, Bey Dağlarından gelen karı kıl bir çuvalda taşıyan Karcı Çavuş Ağa, Girit 4göçmeni Sütçü Mustafa, 20.yüzyılın başlarında Antalya limanın sevimli yüzü, dev gibi iri yarı gövdesi ve kuvvetiyle ünlenen Hamal Başı Süllü Ağa…

Ve burayı keyifli kılan, bu renkli karakterleri seyrederken seslerini de dinliyor olabilmeniz. Kapının hemen yanında yer alan düğmelere tek tek basın ve eski Antalya sokaklarında zamana bir yolculuk yapın.

 

Aya Yorgi church, one of the five Orthodox Greek churches in Kaleiçi, was restored in blue tones inspired by Mediterranean architecture, creating a bright atmosphere with classical-style chandeliers hanging from the ceiling, dominated by white tones. The marble inscription on the eastern entrance, which also includes the scene of Aya Yorgi killing the dragon, reads: “This Aya Yorgi church has always existed. Since it was ruined, it was built with the support of Christians in Antalya.”

The church, which lost all of its congregation after the population exchange in the 1920s, was used as a warehouse for a long time. Destroyed over time, the church lost most of its original wooden structures. The building was purchased by Suna İnan Kıraç in 1991, and after a two-year restoration process, it was put into service as the exhibition hall of the Kaleiçi museum in 1996.

Çanakkale ceramics exhibition in Aya Yorgi church

A selection of Çanakkale ceramics from different periods is on display in the exhibition hall. While visiting the exhibition, be sure to read the letter that İnan Kıraç wrote to his wife Suna and daughter İpek, right next to the entrance. It was bought as a birthday gift to his wife Suna Kıraç and entrusted to İpek Kıraç for the further development of the museum and its transfer to future generations.

Aya Yorgi church also has an upper floor. I had not seen this section on my first visit to the Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Museum. On my second visit, I realized that I missed the most enjoyable part of the museum. As you enter the Aya Yorgi church from the large courtyard, you will see another door in front of you. This door opens to a small courtyard and you go up to the second floor with the stairs leading up from here. This floor hosts a selection of street vendors and types of people from 19th century Turkey.

There are photographs and figurines of people from different professions who played a role in social life during this period. Who is not in these sculptures created by ceramic artist Sadrettin Savaş with his caricatured interpretation…

Upper floor of Aya Yorgi church

Elephant shaped ceramic pots from the Çanakkale ceramics exhibition

The ice cream maker saying "I sell dry cream", throwing a piece of it on the wall to show how hard his ice cream is, Lemonade maker Musa Sergeant with his jug and pitcher shining all summer long, Karcı Sergeant Ağa carrying the snow from the Bey Mountains in a bristle sack, Crete immigrant Sütçü Mustafa, At the beginning of the 20th century, Porter Başı Süllü Ağa, famous for the charming face of Antalya harbor, its huge body and strength…

And what makes this place enjoyable is that you can listen to the voices of these colorful characters while watching them. Press the buttons next to the door one by one and take a trip back in time in the streets of old Antalya.

 

2 4 5 6 7 ••• 47 48