View allAll Photos Tagged vata
Tulip foundation: www.ilav.org/index.php
Türklerin dünyaya hediye ettiği hazine: Lale
Türkler tarafından asıl vatanı Orta Asya'nın Pamir Dağları'ndan Anadolu'ya getirilen ve buradan dünyaya yayılan lale, kentlerin simgesi ve baharın müjdecisi olarak adına festivaller düzenlenen nadir çiçeklerden biri.
Soğanlı ve otsu bir bitki olan lale, Türkler tarafından Orta Asya'dan göçle Anadolu'ya getirildi. Anadolu'da 12. yüzyıldan itibaren el sanatlarında süsleme motifi olarak kullanılmaya başlanan lale, bu dönemden sonra şiirde, resimde, hikayede, romanda, minyatürde ve tasavvufta ana konu olarak işlenirken, cami süslemelerine, top dökümlerinin motiflerine, halı-kilim desenlerine, savaş miğferlerine, kaftanlara, yazmalara, mendillere, eteklere, çeyiz sandıklarına, paraların üstene bile nakşedildi.
Osmanlı'da 3. Ahmed zamanında bir devre de adını veren İstanbul'un ve Türkiye'nin simgesi olan lale, 15 yüzyılın ikinci yarısında Avrupa'ya götürüldü. 1500'lü yılların ikinci yarısında, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun İstanbul Büyükelçisi olan bitki bilimci Ogier Ghislain de Busbecq'in gönderdiği lale soğanları, önce Avusturya'nın Viyana şehrine oradan da Hollanda’ya ulaştı.
Hollanda'da da kısa sürede popüler hale gelen bu çiçeğin Kanada'nın başkenti Ottawa'ya geçmesiyle lale, tüm dünyada tanınır hale geldi. Bu uzun yolculuğunun son durağı olan Kanada'da, Hollanda'da ve Japonya'da, Anadolu'nun bu ünlü çiçeğinin adına her yıl festivaller düzenleniyor.
Hançerli Lale(Daggered Tulip)
Tulip foundation: www.ilav.org/index.php
Türklerin dünyaya hediye ettiği hazine: Lale
Türkler tarafından asıl vatanı Orta Asya'nın Pamir Dağları'ndan Anadolu'ya getirilen ve buradan dünyaya yayılan lale, kentlerin simgesi ve baharın müjdecisi olarak adına festivaller düzenlenen nadir çiçeklerden biri.
Soğanlı ve otsu bir bitki olan lale, Türkler tarafından Orta Asya'dan göçle Anadolu'ya getirildi. Anadolu'da 12. yüzyıldan itibaren el sanatlarında süsleme motifi olarak kullanılmaya başlanan lale, bu dönemden sonra şiirde, resimde, hikayede, romanda, minyatürde ve tasavvufta ana konu olarak işlenirken, cami süslemelerine, top dökümlerinin motiflerine, halı-kilim desenlerine, savaş miğferlerine, kaftanlara, yazmalara, mendillere, eteklere, çeyiz sandıklarına, paraların üstene bile nakşedildi.
Osmanlı'da 3. Ahmed zamanında bir devre de adını veren İstanbul'un ve Türkiye'nin simgesi olan lale, 15 yüzyılın ikinci yarısında Avrupa'ya götürüldü. 1500'lü yılların ikinci yarısında, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun İstanbul Büyükelçisi olan bitki bilimci Ogier Ghislain de Busbecq'in gönderdiği lale soğanları, önce Avusturya'nın Viyana şehrine oradan da Hollanda’ya ulaştı.
Hollanda'da da kısa sürede popüler hale gelen bu çiçeğin Kanada'nın başkenti Ottawa'ya geçmesiyle lale, tüm dünyada tanınır hale geldi. Bu uzun yolculuğunun son durağı olan Kanada'da, Hollanda'da ve Japonya'da, Anadolu'nun bu ünlü çiçeğinin adına her yıl festivaller düzenleniyor.
For Sliders Sunday
In these troubled times the little pleasures in life become more important than ever. So on this Sunday, I thought I'd treat you to some candyfloss from the giant candyfloss-maker. We shouldn't eat too much sugar, I know, but I guess it's OK for oncein a while ;-) This is also meant as a goodbye to summer (or hello to spring, depending on where you live on this giant water ball called Earth).
Taken in July 2019 during a photowalk with Flickr friends. This is a wind wheel that stands outside of the German Museum of Technology (Deutsches Technikmuseum). For Sliders Sunday I fluffified the lovely cotton-wool clouds we were so lucky to have on that day by adding some glow ("Radiance Glow", tweaked to my liking), Texture (Paper: Clean Edge), Sunshine, and, finally, tweaked the Colour Balance for a sunshiny, ice-creamy summer look. The entire sliding was done in ON1 Photo RAW 2020 with the idea of "more is more" in mind. Well, sometimes it is, isn't it?
Happy Sliders Sunday, Everyone, and have a beautiful and safe week ahead, dear Flickr friends!
Zuckerwatte für alle!
Hergestellt vom großen Schaumschläger, der vor dem Deutschen Technikmuseum steht ;-) Kleiner Sonntags-Slide eines Fotos vom Juli 2019, aufgenommen bei einem Spaziergang mit Flickr-Freunden. Nach dem Ende der (in diesem Jahr eher unerwarteten) Hitzewelle im August sind wir ja mehr oder weniger direkt in den Herbst hineingerutscht. Daher ist dieses Bild auch als ein "Auf Wiedersehen, Sommer 2020!" gedacht, weshalb ich, mit dem Gedanken "Mehr ist mehr!" (manchmal stimmt das ja auch) hier ordentlich in der Nachbearbeitungskiste gewühlt habe, um einen bunt-sommerlich-sonnigen, eiscremigen Look zu erzielen. Die hübschen kleinen Wattewolken, die wir an diesem Tag glücklicherweise hatten, habe ich für ein weicheres, wattigeres Aussehen mit einem Glow-Filter versehen (deshalb auch Watte- und nicht Schäfchenwolken, denn Schafwolle kann auch manchmal ganz schön kratzen), eine dezente Textur (Papier: Clean Edge) und etwas extra Sonnenschein hinzugefügt und die Farbbalance verbessert. Das alles in ON1 Photo RAW. Ich hoffe, der Sommer-Abschiedsgruß schmeckt Euch, auch wenn wir natürlich nicht so viel Zucker essen sollen, aber gelegentlich darf man auch da mal zugreifen ;-)
Ich wünsche Euch einen schönen Sonntagabend und einen guten Start in die neue Woche, liebe Flickr-Freunde!
PEN
Mosque of Suleiman. (Le Suleimanie) - Istanbul
"Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi
Seçmiş istanbul'un ufkundaki bu kutsi tepeyi
En güzel mabedi olsun diye bu son dinin
Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin...
Hür ve engin vatanın hem gece hem gündüzüne
Buradan uhrevi bir kapı açmış gökyüzüne..."
Yahya Kemal
Position: Plumeria is a genus of flowering plants in the family Apocynaceae.
This photo was taken in the New Caledonia, capital of Noumea on the coast of Anse Vata Bay.
This photo was taken with the Canon EOS 650 analog camera and using the Canon scanner
EYLÜL SONU
Günler kısaldı. Kanlıca’nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.
Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa…
İçtik bu nadir içki’yi yıllarca kanmadık…
Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!
Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lakin vatandan ayrılışın ıstırabı zor.
Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,
Bitmez bir özleyiştir, ölümden biter bile.
Yahya Kemal Beyatlı
Angkor Wat
-------------------------------------------------------------------------------------------
De: es.wikipedia.org/wiki/Angkor_Wat
-------------------------------------------------------------------------------------------
Angkor Wat (/ɑŋkɔr vɔt/ en camboyano: អង្គរវត្ត, Ângkôr Vôtt), escrito también en ocasiones Angkor Vat, es el templo hinduista más grande y también el mejor conservado de los que integran el asentamiento de Angkor. Está considerado como la mayor estructura religiosa jamás construida, y uno de los tesoros arqueológicos más importantes del mundo.
Ubicado 5,5 km al norte de la actual Siem Riep, en la provincia homónima de Camboya, Angkor Wat forma parte del complejo de templos construidos en la zona de Angkor, la antigua capital del Imperio jemer durante su época de esplendor, entre los siglos ix y xv. Angkor abarca una extensión en torno a los 200 km², aunque recientes investigaciones hablan de una posible extensión de 3000 km² y una población de hasta medio millón de habitantes.
Desde su construcción a principios del siglo xii [cita requerida] y hasta el traslado de la sede real al cercano Bayón, a finales del mismo siglo, Angkor Wat fue el centro político y religioso del imperio. El recinto —entre cuyos muros se ha calculado que vivían 20 000 personas—, cumplía las funciones de templo principal, y albergaba además el palacio real.
Dedicado inicialmente al dios Vishnú, arquitectónicamente el templo combina la tipología hinduista del templo-monte —representando el Monte Meru, morada de los dioses— con la tipología de galerías propia de períodos posteriores. El templo consta de tres recintos rectangulares concéntricos de altura creciente, rodeados por un lago perimetral de 3,6 km de longitud y de una anchura de 200 m. En el recinto interior se elevan cinco torres en forma de loto, alcanzando la torre central una altura de 42 m sobre el santuario, y 65 m sobre el nivel del suelo.
La palabra Angkor viene del camboyano នគរ, Nokor, y a su vez de la voz sánscrita नगर, Nagara, que significa «capital», mientras que la palabra Wat es de origen jemer y se traduce como «templo». El nombre de Angkor Wat es en todo caso posterior a su creación, pues originalmente recibió el nombre de Preah Pisnokar, nombre póstumo de su fundador Suryavarman II.
Angkor Wat se ha convertido en un símbolo de Camboya, hasta el punto de figurar en la bandera de su país. El 14 de diciembre de 1992 fue declarado por la Unesco Patrimonio de la Humanidad.
══════════════════════════════════════
Angkor Wat
-------------------------------------------------------------------------------------------
From: en.wikipedia.org/wiki/Angkor_Wat
-------------------------------------------------------------------------------------------
Angkor Wat (/ˌæŋkɔːr ˈwɒt/; Khmer: អង្គរវត្ត, "City/Capital of Temples") is a Hindu-Buddhist temple complex in Cambodia, located on a site measuring 162.6 hectares (1,626,000 m2; 402 acres). It resides within the ancient Khmer capital city of Angkor. The Guinness World Records considers it as the largest religious structure in the world. Originally constructed as a Hindu temple dedicated to the god Vishnu for the Khmer Empire by King Suryavarman II during the 12th century, it was gradually transformed into a Buddhist temple towards the end of the century; as such, it is also described as a "Hindu-Buddhist" temple.
Angkor Wat was built at the behest of the Khmer King Suryavarman II in the early 12th century in Yaśodharapura (Khmer: យសោធរបុរៈ, present-day Angkor), the capital of the Khmer Empire, as his state temple and eventual mausoleum. Angkor Wat combines two basic plans of Khmer temple architecture: the temple-mountain and the later galleried temple. It is designed to represent Mount Meru, home of the devas in Hindu mythology: within a moat more than 5 kilometres (3 mi) long and an outer wall 3.6 kilometres (2.2 mi) long are three rectangular galleries, each raised above the next. At the centre of the temple stands a quincunx of towers. Unlike most Angkorian temples, Angkor Wat is oriented to the west; scholars are divided as to the significance of this. The temple is admired for the grandeur and harmony of the architecture, its extensive bas-reliefs, and for the numerous devatas adorning its walls. The modern name Angkor Wat, alternatively Nokor Wat, means "Temple City" or "City of Temples" in Khmer. Angkor (អង្គរ ângkôr), meaning "city" or "capital city", is a vernacular form of the word nokor (នគរ nôkôr), which comes from the Sanskrit/Pali word nagara (Devanāgarī: नगर). Wat (វត្ត vôtt) is the word for "temple grounds", also derived from Sanskrit/Pali vāṭa (Devanāgarī: वाट), meaning "enclosure".
The original name of the temple was Vrah Viṣṇuloka or Parama Viṣṇuloka meaning "the sacred dwelling of Vishnu".
İstiklal Marşı
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl
Mehmet Akif ERSOY
Location: Bodega del Mar, Anse Vata Bay, Noumea, New Caledonia
Thanks for helping make it to Explore :)
www.youtube.com/watch?v=YIDuuCBSP0Y
İstiklal Marşı'mızdan:
------------------------------
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Bir başkadır benim memleketim
----------------------------------------------
Havasına suyuna taşına toprağına
Bin can feda bir tek dostuma
Her köşesi cennetim, ezilir yanar içim
Bir başkadır benim memleketim
Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda
Aşıklar destan yazar dağlarda
Kuzusuna kurduna Yunus'una Emrah'a
Bütün alem kurban benim yurduma
Mecnun'a Leyla'sına erisilmez sırrına
Sen dost ararsan koş Mevlana'ya
Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin
Bir başkadır benim memleketim
Gözü pek yanık bağrı türkü söylerçcobanı
Zengin fakir hepside sevdalı
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim
Bir başkadır benim memleketim
tidig morgon, sen höst, fuktig dagg, våta sockor, diffust ljus, lagom småkyligt, nosen rinner, allt i harmoni med naturen.
early morning, late autumn, damp dew, wet socks, diffused light, not too chilly, the nose runs, all in harmony with nature.
jus-TEE-see-ah -- named for James Justice, Scottish botanist and horticulturist ... Dave's Botanary
¿ gen-duh-RUS-sah ? -- Latinized form of gander rusa - the name of this species in Selako language of Indonesia ... Forest Department Sarawak
commonly known as: Asian water-willow, willow-leaf justicia • Assamese: বিশল্যকৰণী bishalyakarani, যাত্ৰাসিদ্ধি jatrasiddhi, তিতা বাহক tita bahak, তিতাখৰি titakhori • Bengali: জগতমদন jagat-madan • Bodo: jatrashi guja • Dogri: किशन बसूटी kishan basootee • Garo: dajagipe • Gujarati: બાકસ bakas, ઝીણકી અરડુસી jhinaki aradusi, કાળો અરડૂસો kalo araduso, નાની અરડુસી nani aradusi, તુઈ tui • Hajong: kala chunchuni • Hindi: अड़ूसा arusa, बाकस bakas, बासा basa, नीली निर्गुंडी nili nirgundi, ऊदी सम्भालू udi sambhalu • Kachchhi: કયુ kayu, ટયુ tayu, તુઈ tui • Kannada: ಕರಿಲಕ್ಕಿ karilakki, ಕರಿನೆಕ್ಕಿ karinekki, ನೆಚ್ಚುಕಡ್ಡಿ nechchukaddi • Karbi: titiria-soso-arong • Konkani: काळो आडासो kalo adaso • Malayalam: കരുനൊച്ചി karunochi, വാതകൊടി vaathakodi, വാതംകൊല്ലി vaathamkolli • Marathi: बाड baad, बाकस bakas, काळा अडुळसा kala adulasa • Nepali: कसन kasan, नील निरगुन्दी neel nirgundee • Odia: ବର ବାସଙ୍ଗ bara basanga, କୁକୁରଦନ୍ତୀ kukuradanti, ମୃଗେନ୍ଦ୍ରାଣୀ mrugendrani • Rabha: akkai vaska, jatrasi • Rajasthani: नीलीनर्गुडी nilinargudi • Sanskrit: भिषङ्मातृ bhishagmatr, कण्ठीरवी kanthiravi, कसनोत्पाटन kasanotpatana, कृष्णनिर्गुण्डी krishnanirgundi, कृष्णसुरस krishnasurasa, मातृसिंही matrsimhi, नासा nasa, नीलनिर्गुण्डी nilanirgundi, पञ्चमुखी panchamukhi, प्रामाद्य pramadhya, रूषक rushaka, सिंहमुख simhamukha, सिंहानन simhanana, सिंहपर्णी simhaparni, सिंहास्या simhasya, सिंहिका simhika, सितकर्णी sitakarni, वैद्यमातृ vaidyamatr, वैद्यसिंही vaidyasimhi, वास vasa, वसादनी vasadani, वासक vasaka, वातघ्नी vataghni, वृषा vrsha • Tamil: சேபாலிகை cepalikai, கருநொச்சி karu-nocci, காவி kavi, கோபி kopi, வாடாக்கொடி vata-k-koti, வாடைக்குற்றி vataikkurri • Telugu: అడ్డసరము addasaramu, గంధ రసము gandha rasamu, నల్ల వావిలి nalla vavili, నీలనిర్గుండి nilanirgundi • Tibetan: པར་པ་དའི་རྩ་བ par-pa-da'i-rtsa-ba • Tulu: ಕರಿನೆಕ್ಕಿ karinekki, ವಾತಂಕೊಳ್ಳಿ vaathamkolli • Urdu: اڙوسا arusa, باکس bakas, باسا basa
botanical names: Justicia gendarussa Burm.f. ... homotypic synonyms: Ecbolium gendarussa (Burm.f.) Kuntze • Gendarussa vulgaris Nees ... and more at POWO, retrieved 06 May 2025
~~~~~ DISTRIBUTION in INDIA ~~~~~
throughout; widely cultivated too
Names compiled / updated at Names of Plants in India.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
Mehmet Akif Ersoy
I think today has been the final day of the golden autumn in Bucovina, as the other autumn, the one of wet, gray cotton, cranky and grumpy like an old hag, is already rolling down about. Holiday. Naturally, no one was expected to be wandering the woods, except for a resentful photographer maybe, angling for a purple leaf or a backlighting obese spider, for a pool in which were mirrored the quivering coppered reflexions of the oak branches guarding there, or even the cluster of spruce trees on the right side of the road. I was envisioning the red and the yellow, the green and the blue, the stillness and the spring yearning coming from Gaëtan Bourque’s autumns. He left a couple of days ago to charm the angels with the other Heaven’s sights, the one beyond the haze. And swiftly, the white-horse- drawn cart made its appearance without any introduction, except for the echo of the voices and the springy trot into the stiff dust. To place my camera onto my eye took long moments. I could’t say for sure whether it was a dream or what... I meant... no cart had any reason to be there in the woods, in the very St. Parascheva’s Day, right where I was wondering myself why autumns came during the autumn time, why leaves would float down the bluish slide of the ice-like sun rays, in a time when there was so much stillness and yearning around, and the only move you could imagine was that of the thought that autumn had come again. Sometimes, one autumn happened to be the last one...
Poate că asta a fost ultima zi de toamnă aurie prin Bucovina , că deja se rostogoleşte pe-aici cealaltă toamnă, aceea din vată udă, gri, ţâfnoasă şi ursuză ca o bufniţă bătrână. Era zi de sărbătoare şi, prin urmare, era de aşteptat să nu găseşti pe nimeni hălăduind prin pădure în afara vreunui fotograf frustrat, poate, în căutarea unei frunze mov, a unui păianjen obez în contré-jour sau a unei bălţi cu reflexele arămii, tremurate, ale crengilor stejarului de colo, ori ale pâlcului de fagi din dreapta drumului. Mă gândeam la roşul, şi la galbenul, şi la verdele, şi la albastrul, şi la liniştea, şi la dorul de primăvară din toamnele lui Gaëtan Bourque, plecat de câteva zile să încânte îngerii cu peisaje din celălalt Rai, acela de dincolo de ceaţă. Şi, deodată, fără mare introducere, doar în ecoul vocilor şi-al trapului săltat prin colbul inert, a apărut din umbra pădurii... căruţa cu cal alb. Până am dus aparatul la ochi mi-a luat o veşnicie, că nu ştiam sigur dacă nu-i un vis. Asta spuneam, că n-avea ce căuta o căruţă în pădure, în zi de Sfânta Paraschiva, exact în locul în care mă-ntrebam eu de ce e toamnă când e toamnă şi de ce alunecă frunzele pe funicularul albăstriu al razelor ca de gheaţă, când e atât de linişte şi de dor în jur, că singura mişcare pe care ţi-ai imagina-o e cea a gândului că iar e toamnă şi că iată, uneori, toamna se întâmplă să fie ultima toamnă...
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Toutes les critiques, surtout les constructives, seront les bienvenues.
Quand tout le monde est du même avis, c'est que personne ne réfléchit beaucoup.
- Walter Lippmann
********************************************************************************************
SOYEZ SYMPAS :
Mes photos étant disponibles au téléchargement alors, merci de me demander
l'autorisation avant toutes utilisations commerciales ou autres
PLEASE BE KIND :
All my photos works are under my own copyright, not allowed for commercial use or others.
My photos may not be reproduced in any form and for any reason without my written consent.
Anse vata, Nouméa. Nouvelle-Calédonie.
Premiers tests de mes nouveaux filtre lee GND soft 0,9
Des avis? des conseils d'utilisation?
Ayurveda resort gardens in Kerala, India, where we fed fishes every evening after 5 pm as we watched the sunset across the lake ...
Ayurveda is not merely a system of Healing, but an entire way of life that aims to bring about the perfect balance of the entire personality - body, mind and spirit. Ayurveda is based on theory of tridosha of the three Biological forces - Vata, Pitta and Kapha. Disease arises when there is an imbalance among the three Doshas and aim of the therapy is to bring about the required equilibrium.