View allAll Photos Tagged pentoz
Elma, Apfel, Malus domestica BORKH.
Syn: Malus sylvestris L.
“ pirus
Familyası: Gülgillerden, Rosengewächse, Rosaseae
Drugları: Elma meyvesi; Mali fructus (siccati)
Elma kabuğu: Mali fructus (kortex)
Elma meyve kabuğundan çay ve natürel ilaç yapılır.
Botanik; Elmanın 500 yıldan beri kültür bitkisi olarak yetiştirildiği arkeolojik kazlardan bilinmektedir. Elmanın vatanın Kafkaslar olduğu ve buradan zamanla dünyanın diğer ülkelerine yayılmıştır ve bilinene 1500 elma türü mevcuttur. Elma eskiden çeşitli isimlerle anılmıştır, şimdi ise Malus domestica ssp. Domestice BORKH adı ile anılmaktadır. Elma ne sulak nede kurak toprakları, nede çok sıcak veya nede soğuğu sever. Toprağının nemli, humuslu ve gevşek olmalıdır. Yaprakları yumurta şeklinde, kenarları, kertikli veya dişli, iki yüzeyi hafif tüylü, üzeri pür¬tüklü ve derimsi sertliktedir. Çiçekleri beyaz veya pembe renkli beş adet taç yapraktan oluşur ve taç yapraklar kalp şeklinde 1,5-2,5cm büyük¬lüğünde ve bunları kavrayan yeşilimsi sivri kupa yaprakları ve de ortada sarımsı döllenme tozlukları bulunur. Elma genellikle mayıs ayında na¬diren de Haziranda çiçek açar ve türüne göre farklı renkte ve büyüklükte meyveleri meydana gelir.
Hasat zamanı: Elmanın kabuğu soyulduktan sonra gölgede kurutulur ve kaldırılır. Kabuktan bahsedince genellikle ağaç ve dalların kabuğu akla gelir. Elmada ise meyve kabuğu kullanılır, bu nedenle dikkat edip yanlış anlaşılmamalıdır.
Birleşimi:
Elma kabuğunun birleşimindeki maddeler;
1) Pektinler % 17 oranında olup, Pektin molekül ağırlığı 60.000-90.000 arasında olup, ana bağ Galakturanasit molekülleri ile Metilalkolgalakturanasit moleküllerinden oluşur ve arada birde Ramnoz molekülleri bulunur. Yan bağları; Arabinozlar, galaktanlar, glukonlar ve xylanlar bulunur. Ana bağda moleküller Ca2+ ve Mg2+ Kationlar ile bağlanır.
2) Ayrıca Vitaminler, Mineraller, Müsilaj, Tanin, Flavonitler içerir.
Meyvesinin birleşimindeki maddeler
3) Pektinler % 0,5-1 arasında olup özelikleri aynı kabuğundaki gibidir ayrıca Glukozlar, Fructozlar, Sakkarozlar, Polisakkaridler, Pentozlar içerir.
4) Vitaminlerden; B1, B2, B6, C, E ve Provitamin A
5) Fenollü Bileşikler; Sinamik asit, P-Cumar asit, Kahve asidi, Ferula asidi, Catechin,
Epicatechin ve Gallocatechin içerir.
6) Minerallerden; Magnezyum, Kalsiyum, Sodyum, Potasyum, Fosfor, Klor, Alüminyum ve
az miktarda Demir içerir.
7) Ayrıca Müsilaj (Polisakkaridler), Tanin, Flavonitler ve az miktarda eter yağı içerir.
Araştırmalar:
a) Yıllar önce Kambocha ( halk arasında et suyu deniyorsa da bu bir mantar türüdür) çayı içilirdi bunun birleşimindeki asetik asit bak¬te-rilerinin Glukonasit ürettikleri tespit edilmişti. Glukonasit ise vücudu zehirli maddelerden arıtıcı özeliklere sahiptir. Dr. Valantin Köhler gluconasidin Kanser karşı dahi etili olduğunu belgelenmiştir (Kambocha Dr. Günter Harnisch 52). Elmanın birleşimindeki pektinde bulunan glukonda çözülerek glukon aside dönüşür.
b) İzinde tanıştığım bir alman bayan tedavisi mümkün olmayan besin alerjisinin sebep olduğu nörodermitis türünü Türkiye’de elma çayı içerek tedavi ettiğini söyledi. (10.07.03). Mide rahatsızlıklarına karşı etili olduğunu kendi üzerimde deneyerek tespit ettim. (15.07.2003)
c) 3) Mide – Bağırsak iltihaplanması olan ve hiç bir Doktorun tedavi ede-mediği bir deri bir kemik kalan Deniz subayını Dr. Heisler sadece elma yedirerek birkaç günde hastanın iyileşmesini sağlar. (Nhk.12.00.52)
d) 2.Dünya savaşı sırasında ruhr bölgesinde (Almanya) kanlı ishale (dizanteri) yakalanan askerleri Dr. Kutroff sadece elma ile tedavi etmiştir.(Nhk.12.00.52)
Tesir sekli: Antiseptik, müshil, ishali önleyici, idrar söktürücü, peris-taltik (bağırsakları hareketlendirici) ve kanı temizleyicidir.
Kullanılması:
a) Araştırmalara göre; elma veya kabuğu gastrit, enterit (incebağırsak iltihaplanması) ve kanlı ishale (dizanteri) karşı kullanılır.
b) Halk arasında elma kabuğu; bağırsak tembelliği, bağırsaklardaki kokuşma, ishal, gastrit, ülser, mide tahrişi, nörodermatoz ve alerjiye karşı kullanılır.
c) Halk arasında elma sirkesi; deri hastalıkları, alerji, uyuyamama, şiş-manlık, eklem rahatsızlıkları, romatizma, lenf bezelerinin şişmesi, da-mar sertliği, grip, sivilce, akne, kulak ağrısı, burun deliklerinin kuru-ması ve her türlü iltihaba karşı kullanılır. Gökçek İksiri daha etkilidir.
Açıklama:
1) ABD´de Elma sirkesi yeniden kullanılmaya (moda şeklinde) başla¬yınca Almanya’da da bu kısa sürede moda oldu ve sirke üzerine 100 yakin kitap yazıldı. ABD’li uzmanlar bir sirke şurubu bulduklarını ilan etiler ve bunun hemen her hastalığa karşı iyi geldiğini söylediler. Oysa bunların sirke şurubu diye adlandırdıkları buluşu bundan 1100 yıl önce Horasanlı Türk-İslam Alimi Hekim Ebü Bekir Räzi (H. 311 ölü¬mü) keşfetmiş olup, Amerikalıların bir buluşu değildir.
Sirke şurubu:
1) Peygamber Efendimiz (s.a.v) ailesi Hz. Aişe’den katık istemiş oda evde sadece sirke vardır demiştir. Peygamber Efendimiz de (s.a.v) “Sirke ne güzel katıktır. Allah’ım sirkeyi mübarek kil, çünkü o benden önceki Peygamberlerinde katığıdır. İçinde sirke olan ev fakir ol-mamıştır“ buyurmuşlardır. Sirke kullanan aile neden fakir olmaz diye bir soru akla gelebilir, çünkü Sirke insana dinçlik verir. Dermansızlık, halsizlik ve yorgunluğu yok eder ve de kandaki lipit, trigliserit, kolesterol ve şekeri düşürür. Böylece sirke kişiye zindelik verir, dinçleştirir. (Geniş bilgi için kolesterole bak.)
2) Elmanın kabuğu ile birlikte yenilmesi gerekir çünkü pektinler, vita-minler, mineraller ve flavonitler daha çok burada toplanmış olup en etkili kısmı kabuğudur. Elmanın kabuğundaki pektin bağırsak¬lardaki zehirli maddeleri sünger gibi emer ve kolayca dışarı atılmasını sağlar. Böylece bakteri, mantar ve virüslerin ürettiği zehirli alkoller ve gaz-larının zararı önlenmiş olur. Bu nedenle mide-bağırsak rahatsızlıkları olanların elma çayı içmeleri gerekir. Pektin kanamaları önler ve antibiyotik pektin kalın bağırsakta çözülür ve pH değerlerini asitli ortama doğru değiştirir, böylece burada yaşayan zararlı bakteriler yaşam ortamlarını kaybederler. Bu nedenle Elma mutlaka kabuğu ile birlikte yenilmelidir, çünkü bunlar aşırı derecede kimyasal ilaçlar başta alerji ve sindirim rahatsızlıklarına sebep olabilirler. Bu nedenle ilaçlanmamış ve hormonsuz meyveler yenilmelidir.
Çayı: Kurtulmuş Elma kabuğundan 2 kahve kaşığı demliğe konur ve üzerine kaynar su doldurduktan sonra 5-10dakika demlemeye bırakılır ve sonra süzülerek içilir.
Yan tesirleri: Elma sirkesini alırken mutlaka tarife uyulmalıdır. Bir tanıdığım sabahları aç karnına 4 ay süreyle 1 bardak sirke içmişti ve sonunda mide kanamasından öldü. Almanya’da da bir bayan her gün yarım bardak sirkeyi 4 ay süreyle içmişti oda aşırı zayıflamış ve midesi tahrip olmuştu. Mide mukazası eridiğinden amaliyat etmek mümkün olmamıştır.
Bana ait bir buluş olan Gökçek İksir ile sirkenin yantesini ortadan kaldırdım. Böylece Gökçek İksir mide ve bağırsakları koruyucu ve güçlendiricidir. Gastrit ve hatta ülseri iyileştirici bir konuma getirdim. Gökçek İksir vücuttaki her türlü curufu (artık maddeyi: bakteri, virüs, mantar, veya ölüsü veya ölü hücreler ve de kolseterol, lipid, trigliserid vs) artıtıcıdır.
Elma, Apfel, Malus domestica BORKH.
Syn: Malus sylvestris L.
“ pirus
Familyası: Gülgillerden, Rosengewächse, Rosaseae
Drugları: Elma meyvesi; Mali fructus (siccati)
Elma kabuğu: Mali fructus (kortex)
Elma meyve kabuğundan çay ve natürel ilaç yapılır.
Botanik; Elmanın 500 yıldan beri kültür bitkisi olarak yetiştirildiği arkeolojik kazlardan bilinmektedir. Elmanın vatanın Kafkaslar olduğu ve buradan zamanla dünyanın diğer ülkelerine yayılmıştır ve bilinene 1500 elma türü mevcuttur. Elma eskiden çeşitli isimlerle anılmıştır, şimdi ise Malus domestica ssp. Domestice BORKH adı ile anılmaktadır. Elma ne sulak nede kurak toprakları, nede çok sıcak veya nede soğuğu sever. Toprağının nemli, humuslu ve gevşek olmalıdır. Yaprakları yumurta şeklinde, kenarları, kertikli veya dişli, iki yüzeyi hafif tüylü, üzeri pür¬tüklü ve derimsi sertliktedir. Çiçekleri beyaz veya pembe renkli beş adet taç yapraktan oluşur ve taç yapraklar kalp şeklinde 1,5-2,5cm büyük¬lüğünde ve bunları kavrayan yeşilimsi sivri kupa yaprakları ve de ortada sarımsı döllenme tozlukları bulunur. Elma genellikle mayıs ayında na¬diren de Haziranda çiçek açar ve türüne göre farklı renkte ve büyüklükte meyveleri meydana gelir.
Hasat zamanı: Elmanın kabuğu soyulduktan sonra gölgede kurutulur ve kaldırılır. Kabuktan bahsedince genellikle ağaç ve dalların kabuğu akla gelir. Elmada ise meyve kabuğu kullanılır, bu nedenle dikkat edip yanlış anlaşılmamalıdır.
Birleşimi:
Elma kabuğunun birleşimindeki maddeler;
1) Pektinler % 17 oranında olup, Pektin molekül ağırlığı 60.000-90.000 arasında olup, ana bağ Galakturanasit molekülleri ile Metilalkolgalakturanasit moleküllerinden oluşur ve arada birde Ramnoz molekülleri bulunur. Yan bağları; Arabinozlar, galaktanlar, glukonlar ve xylanlar bulunur. Ana bağda moleküller Ca2+ ve Mg2+ Kationlar ile bağlanır.
2) Ayrıca Vitaminler, Mineraller, Müsilaj, Tanin, Flavonitler içerir.
Meyvesinin birleşimindeki maddeler
3) Pektinler % 0,5-1 arasında olup özelikleri aynı kabuğundaki gibidir ayrıca Glukozlar, Fructozlar, Sakkarozlar, Polisakkaridler, Pentozlar içerir.
4) Vitaminlerden; B1, B2, B6, C, E ve Provitamin A
5) Fenollü Bileşikler; Sinamik asit, P-Cumar asit, Kahve asidi, Ferula asidi, Catechin,
Epicatechin ve Gallocatechin içerir.
6) Minerallerden; Magnezyum, Kalsiyum, Sodyum, Potasyum, Fosfor, Klor, Alüminyum ve
az miktarda Demir içerir.
7) Ayrıca Müsilaj (Polisakkaridler), Tanin, Flavonitler ve az miktarda eter yağı içerir.
Araştırmalar:
a) Yıllar önce Kambocha ( halk arasında et suyu deniyorsa da bu bir mantar türüdür) çayı içilirdi bunun birleşimindeki asetik asit bak¬te-rilerinin Glukonasit ürettikleri tespit edilmişti. Glukonasit ise vücudu zehirli maddelerden arıtıcı özeliklere sahiptir. Dr. Valantin Köhler gluconasidin Kanser karşı dahi etili olduğunu belgelenmiştir (Kambocha Dr. Günter Harnisch 52). Elmanın birleşimindeki pektinde bulunan glukonda çözülerek glukon aside dönüşür.
b) İzinde tanıştığım bir alman bayan tedavisi mümkün olmayan besin alerjisinin sebep olduğu nörodermitis türünü Türkiye’de elma çayı içerek tedavi ettiğini söyledi. (10.07.03). Mide rahatsızlıklarına karşı etili olduğunu kendi üzerimde deneyerek tespit ettim. (15.07.2003)
c) 3) Mide – Bağırsak iltihaplanması olan ve hiç bir Doktorun tedavi ede-mediği bir deri bir kemik kalan Deniz subayını Dr. Heisler sadece elma yedirerek birkaç günde hastanın iyileşmesini sağlar. (Nhk.12.00.52)
d) 2.Dünya savaşı sırasında ruhr bölgesinde (Almanya) kanlı ishale (dizanteri) yakalanan askerleri Dr. Kutroff sadece elma ile tedavi etmiştir.(Nhk.12.00.52)
Tesir sekli: Antiseptik, müshil, ishali önleyici, idrar söktürücü, peris-taltik (bağırsakları hareketlendirici) ve kanı temizleyicidir.
Kullanılması:
a) Araştırmalara göre; elma veya kabuğu gastrit, enterit (incebağırsak iltihaplanması) ve kanlı ishale (dizanteri) karşı kullanılır.
b) Halk arasında elma kabuğu; bağırsak tembelliği, bağırsaklardaki kokuşma, ishal, gastrit, ülser, mide tahrişi, nörodermatoz ve alerjiye karşı kullanılır.
c) Halk arasında elma sirkesi; deri hastalıkları, alerji, uyuyamama, şiş-manlık, eklem rahatsızlıkları, romatizma, lenf bezelerinin şişmesi, da-mar sertliği, grip, sivilce, akne, kulak ağrısı, burun deliklerinin kuru-ması ve her türlü iltihaba karşı kullanılır. Gökçek İksiri daha etkilidir.
Açıklama:
1) ABD´de Elma sirkesi yeniden kullanılmaya (moda şeklinde) başla¬yınca Almanya’da da bu kısa sürede moda oldu ve sirke üzerine 100 yakin kitap yazıldı. ABD’li uzmanlar bir sirke şurubu bulduklarını ilan etiler ve bunun hemen her hastalığa karşı iyi geldiğini söylediler. Oysa bunların sirke şurubu diye adlandırdıkları buluşu bundan 1100 yıl önce Horasanlı Türk-İslam Alimi Hekim Ebü Bekir Räzi (H. 311 ölü¬mü) keşfetmiş olup, Amerikalıların bir buluşu değildir.
Sirke şurubu:
1) Peygamber Efendimiz (s.a.v) ailesi Hz. Aişe’den katık istemiş oda evde sadece sirke vardır demiştir. Peygamber Efendimiz de (s.a.v) “Sirke ne güzel katıktır. Allah’ım sirkeyi mübarek kil, çünkü o benden önceki Peygamberlerinde katığıdır. İçinde sirke olan ev fakir ol-mamıştır“ buyurmuşlardır. Sirke kullanan aile neden fakir olmaz diye bir soru akla gelebilir, çünkü Sirke insana dinçlik verir. Dermansızlık, halsizlik ve yorgunluğu yok eder ve de kandaki lipit, trigliserit, kolesterol ve şekeri düşürür. Böylece sirke kişiye zindelik verir, dinçleştirir. (Geniş bilgi için kolesterole bak.)
2) Elmanın kabuğu ile birlikte yenilmesi gerekir çünkü pektinler, vita-minler, mineraller ve flavonitler daha çok burada toplanmış olup en etkili kısmı kabuğudur. Elmanın kabuğundaki pektin bağırsak¬lardaki zehirli maddeleri sünger gibi emer ve kolayca dışarı atılmasını sağlar. Böylece bakteri, mantar ve virüslerin ürettiği zehirli alkoller ve gaz-larının zararı önlenmiş olur. Bu nedenle mide-bağırsak rahatsızlıkları olanların elma çayı içmeleri gerekir. Pektin kanamaları önler ve antibiyotik pektin kalın bağırsakta çözülür ve pH değerlerini asitli ortama doğru değiştirir, böylece burada yaşayan zararlı bakteriler yaşam ortamlarını kaybederler. Bu nedenle Elma mutlaka kabuğu ile birlikte yenilmelidir, çünkü bunlar aşırı derecede kimyasal ilaçlar başta alerji ve sindirim rahatsızlıklarına sebep olabilirler. Bu nedenle ilaçlanmamış ve hormonsuz meyveler yenilmelidir.
Çayı: Kurtulmuş Elma kabuğundan 2 kahve kaşığı demliğe konur ve üzerine kaynar su doldurduktan sonra 5-10dakika demlemeye bırakılır ve sonra süzülerek içilir.
Yan tesirleri: Elma sirkesini alırken mutlaka tarife uyulmalıdır. Bir tanıdığım sabahları aç karnına 4 ay süreyle 1 bardak sirke içmişti ve sonunda mide kanamasından öldü. Almanya’da da bir bayan her gün yarım bardak sirkeyi 4 ay süreyle içmişti oda aşırı zayıflamış ve midesi tahrip olmuştu. Mide mukazası eridiğinden amaliyat etmek mümkün olmamıştır.
Bana ait bir buluş olan Gökçek İksir ile sirkenin yantesini ortadan kaldırdım. Böylece Gökçek İksir mide ve bağırsakları koruyucu ve güçlendiricidir. Gastrit ve hatta ülseri iyileştirici bir konuma getirdim. Gökçek İksir vücuttaki her türlü curufu (artık maddeyi: bakteri, virüs, mantar, veya ölüsü veya ölü hücreler ve de kolseterol, lipid, trigliserid vs) artıtıcıdır.
Buğday, Weizen, Triticum aestivum
Syn: Triticum vulgare Vill
Familyası: Buğdaygillerden, Süssgraeser, Poaceae
Drugları: Buğday Çimi: Tritici germania
Buğday Çim yağı: Tritici germania oleum
Buğday Nişastası: Tritici amylum
Buğday Kepeği: Tririci furfures
Genellikle Buğday Kepeği, nadiren de Buğday çimi, Buğday çim yağı ve nişastası natürel ilaç veya ev ilacı olarak kullanılır.
Botanik: Buğday dünyanın hemen her bölgesinde yetişen bitki olup ayrıca yetiştiği iklime, bölgeye ve toprağa göre de oldukça çok türleri mevcuttur. Uzun ince içi boş narin saplar üzerinde dört köşeli Başakları vardır ve Başakları küçük Çiçekçiklerden oluşur. Yapraklar uzun ince şerit şeklinde, kenarları bütün, ucu sivri açık yeşil veya grimsi yeşil renklidir.
Birleşimi: Buğday kepeğinin birleşimindeki maddeleri şöyle sıralaya¬biliriz;
Buğdayın %83’ü nişasta ve %17’side kepekten (dış kabuk) oluşur. Kepek ise %15 Protein, %10 Su, %5 Yağ ve %63 Karbonhidratlar, %8 Lignin ve %7 Vitamin ve minerallerden oluşur.
a) Karbonhidratlarda: %25-30 pentozlar, %20-22 sellulozlar ve %9-12 nişastadan oluşur. Pentozların %7-8 çözülen pentozlar ve %20-22 çözülmeyen pentozlardan oluşur. Pentozlar ise; 0-Xylozlar, L-Arabinozlar ve az miktarda D-Glikozlardan oluşur.
b) Minerallerden; başta %1 potasyum % 0,5 magnezyum, demir, sodyum, kükürt, kobalt, bakır, çinko ve az miktarda selen içerir.
c) Vitaminlerden başta E-Vitamini, B10-Vitamini (H-Vitamini, Biotin veya Bio-H-tin isimi ile anılır), B9-Vitamini (Folikasit), B3-Vitamini (Niacin), B1, B2 ve B6-Vitaminleri ile β-Karotin (Provitamin A) içerir.
d) Ayrıca az miktarda Phytin asidi içerir.
Araştırmalar:
1) Almanya’da yapılan bir araştırmada kepeksiz un’un E-Vitamini ve Provitamin A içermediği ve diğer vitaminlerden de çok az içerdiği tespit edilmiştir. Kepeksiz un (Beyaz un) B1-Vitamini %86, B2-Vitamini %69, B3-Vitamini (Niacin) %86, E-Vitamini %100, Provi¬tamin A %100, bakır %75, mangan %71, magnezyum %52 ve potasyumu %76 oranında daha aza içerdiğini tespit etmişlerdir. Buda beyaz ekmekle beslenenlerde çeşitli hastalıkların ortaya çıkacağına ibarettir (Nh 7.95. 371) ve bunların başında vitamin yetersizliği, mineral yetersizliği, sindirim bozukluğu, deri hastalıkları, hafıza zafi¬yeti, cinsel yetersizlik vb. sayabiliriz.
2) WEINREICH ve ekibi 1978’de divertikül hastası üzerinde buğday kepeği ile 2-4 hafta süren tedavi denemesi yapmışlardır. Hastalara günde 2 defa 12-14g buğday kepeği verilmiş ve bunlardan 62’sinin iyileştiği tespit edilmiştir. (P.P.164)
3) WICKS ve ekibi 1978’de ve KASPER ve ekibi 1980’de divertikül has-taları üzerinde tedavi yapmışlar ve hastalarına günde 2 defa 15g buğday kepeği vererek tedavi denemesi yapmışlar ve hastaların iyileş¬tiğini tespit etmişlerdir. (P.P.165)
Tesir şekli: Buğday kepek ve çimi cinsel gücü artırıcı, kalp ve kan dola-şımını kuvvetlendirici, cildi güzelleştirici ve bağırsakları çalıştırıcıdır.
Kullanılması:
a) Araştırmalara göre buğday kepeği başta divertikül (Bağırsakta oluşan kör kese), kalın bağırsak iltihaplanması (Morbus Crohn) ve kronik kabızlığa (Obstipation), mineral yetersizliği, vitamin yetersizliği ve Aminoasit yetersizliğine karşı kullanılır. Gökçek Tonik ve iksir daha etkilidir.
b) Halk arasında buğday kepeği; divertikül, kabızlık, kalın bağırsak ilti-hap¬lanması, ağrılı, sancılı ve kramplı karın ağrılarına karşı kullanılır. Ayrıca cinsel gücü artırır, deriyi güzelleştirir ve vücudun vitamin ve mineral ihtiyacını karşılar.
Buğday lapa kürü bağırsakları temizler. Romatizma, gut hastalığı (nikris), damar sertliği (arterioskleroz), kronik baş ağrısı ve kabızlığa kar¬şı kullanılır. Ayrıca karaciğeri, böbrekleri, deriyi ve de kanı temizleyici olarak kullanılır.
Yeme: Buğday Kepeğinden günde 2-3 defa 15-40g yenir. Bu çorba, müsli veya sade olarak yeme şeklinde olabilir.
Buğday lapası: 400-500g Buğday akşamdan yeterince suya konarak ıslanır sabahleyin ocakta 1-2 Saat kaynatıldıktan sonra buna su ilave edilerek 5-6 saat düşük derecedeki ateşle kaynatmaya devam edilir. Bu süre sonunda koyulaşarak yapış yapış olan lapa soğuduktan sonra günde 3-5 porsiyonda (parçada) yenir ve buna 1-4 hafta devam edilir. Buğday lapası ile yapılan kür sırasında başka yemek yenmez ve sadece tatlı meyveler yenebilir ve meyve suları içilebilir. Bu kür esnasında ilk iki gün baş ağrısı yapabilir. Buğday lapası bağırsak mukozasına yapışan artık maddelerin sökülerek dışarı atılmasını sağlar.
Açıklama:
1) Kepek safra yapısını değiştirerek iyileşmesi yani kaliteli safra üretil-mesini sağlar, çünkü safra birleşimindeki Desoxycholasidin oranı azalırken Chenodesoxycholin-asidin arttığı ispatlanmıştır.
2) Buğday Kepeğinin birleşimindeki phytinasidin demir, potasyum, çinko ve magnezyum gibi minerallerle birleşerek onları faydasız halle getirdiği ve minerallerin absorbesini önlediğine dair görüşlerin doğru olmadığı yapılan ilmi araştırmalarla ispatlanmıştır. Alman beslenme teşkilatı (Deutschen Gesllschaft für Ernaehrung ) tarafından 1995’de Fulda şehrinde yapılan açıklamada phytinasidin antioksidatif olduğu ve bu özelliğinedeniyle bağırsak kanserini dahi önleyici olduğu belirtilmiştir.
3) Buğday çimi başta E-Vitamini, B-Vitaminleri, doymamış yağ asitleri ve mineraller içermesi nedeniyle oldukça büyük değer içerir. Buğday tohumlarını çimlendirmek için Almanya’da çimlendirme çanakları (Keimschalle) yapılmıştır. Buğday tohumları bu çanaklara bir sıra konur ve üzerine su doldurulur, fazla su çanaklardan dışarı atıla¬cağın-dan tohumları nemli kalır ve 4-5 gün içinde çimlenirler. Bu çimler taze olarak yendiği gibi yıkandıktan sonra dövülerek grimsi beyaz çim sütü elde edilir ve bu süt buzdolabında bekletildikten sonra içilir. Çim veya çim sütündeki vitamin ve mineralleri başka hiç bir bitkide bulmak mümkün değildir. Peygamber Efendimizin (s.a.v) misafir ve torunları için buğday çiminden uhud adı verilen özel bir yemek yaptığını biliyoruz.
4) Türkiye’de kendi değerlerimiz unutulmuş ve insanlar beyaz undan ya-pılan pide ve francalı ekmek yeme hastalığına kapılmışlardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Unun kepeğini birlikte kulanınız” diyerek asırlarca evvel Müslümanları uyarmıştır. Peygamber Efendi¬mizin bu sözlerine Avrupalılar büyük orada uymuşlardır ve Almanya’ da genellikle kepekli ekmek tüketilir ve de 272 tür ekmek mevcuttur. Un beyazlaştıkça değerini kaybeder ve nihayet bu yanlış beslenme neticesinde insanlarda mineral-, ve vitamin yetersizliği ortaya çıkar ve bunun sonucu çok çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bu hastalıkların başında cinsiyet yetersizliği (İktidarsızlık), damar sertliği, kalp enfarktüsü, tansiyon yükselmesi, deri hastalıklarından; ekzema, kaşıntı, alerjik, sulu ve kabuklu yaralar, kemiğin-yoğunluğunu kaybetmesi ve karaciğerin enzim yapmada yetersiz kalması gibi hastalıklar ortaya çıkar.
5) Kanada’nın Otowa şehrindeki Carleton Üniversitesinden Prof. Dr. Keith U. İngold ve ekibi E-Vitamini ile yaptıkları tedavi denemeleri yapılmıştır. Bitkilerden elde edilen E-Vitaminin sentetik E-Vitaminine göre vücut tarafından daha uygun yerlerde kullanıldığı ve daha tesirli olduğunu ve de daha çok kanda kaldığını tespit etmişlerdir. E-Vitaminin romatizmalı ağrıları azalttığı, bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği (İmmun Sistemi) ve kalbi kuvvetlendirdiği tespit etmiş¬lerdir. (Nhp. 3.97.457) Buğday kepeğinde yüksek aranda E-vitamini olası kepeğin önemini de artırmıştır.
Yan tesirleri: Sürekli beyaz un mamulleri (Pide, Francalı Ekmek, Makarna, Mantı....) tüketilmesi halinde kişide aminoasit, vitamin, ve mineral yetmezliği (eksikliği) ortaya çıkar ve uzun vadede saymakla bitiremeyeceğim oranda hasatlığın ortaya çıkmasına neden olur. Finlandiya’da prostat büyümesine karşı hastalara sentetik E-Vitamini verilmiş ve bunun prostat kanserine sebep olduğu ortaya çıkmıştır. Oysa bitkisel E-Vitaminin herhangi bir yan tesirinin olmadığı bilinmektedir. (yukarıda)
Buğday, Weizen, Triticum aestivum
Syn: Triticum vulgare Vill
Familyası: Buğdaygillerden, Süssgraeser, Poaceae
Drugları: Buğday Çimi: Tritici germania
Buğday Çim yağı: Tritici germania oleum
Buğday Nişastası: Tritici amylum
Buğday Kepeği: Tririci furfures
Genellikle Buğday Kepeği, nadiren de Buğday çimi, Buğday çim yağı ve nişastası natürel ilaç veya ev ilacı olarak kullanılır.
Botanik: Buğday dünyanın hemen her bölgesinde yetişen bitki olup ayrıca yetiştiği iklime, bölgeye ve toprağa göre de oldukça çok türleri mevcuttur. Uzun ince içi boş narin saplar üzerinde dört köşeli Başakları vardır ve Başakları küçük Çiçekçiklerden oluşur. Yapraklar uzun ince şerit şeklinde, kenarları bütün, ucu sivri açık yeşil veya grimsi yeşil renklidir.
Birleşimi: Buğday kepeğinin birleşimindeki maddeleri şöyle sıralaya¬biliriz;
Buğdayın %83’ü nişasta ve %17’side kepekten (dış kabuk) oluşur. Kepek ise %15 Protein, %10 Su, %5 Yağ ve %63 Karbonhidratlar, %8 Lignin ve %7 Vitamin ve minerallerden oluşur.
a) Karbonhidratlarda: %25-30 pentozlar, %20-22 sellulozlar ve %9-12 nişastadan oluşur. Pentozların %7-8 çözülen pentozlar ve %20-22 çözülmeyen pentozlardan oluşur. Pentozlar ise; 0-Xylozlar, L-Arabinozlar ve az miktarda D-Glikozlardan oluşur.
b) Minerallerden; başta %1 potasyum % 0,5 magnezyum, demir, sodyum, kükürt, kobalt, bakır, çinko ve az miktarda selen içerir.
c) Vitaminlerden başta E-Vitamini, B10-Vitamini (H-Vitamini, Biotin veya Bio-H-tin isimi ile anılır), B9-Vitamini (Folikasit), B3-Vitamini (Niacin), B1, B2 ve B6-Vitaminleri ile β-Karotin (Provitamin A) içerir.
d) Ayrıca az miktarda Phytin asidi içerir.
Araştırmalar:
1) Almanya’da yapılan bir araştırmada kepeksiz un’un E-Vitamini ve Provitamin A içermediği ve diğer vitaminlerden de çok az içerdiği tespit edilmiştir. Kepeksiz un (Beyaz un) B1-Vitamini %86, B2-Vitamini %69, B3-Vitamini (Niacin) %86, E-Vitamini %100, Provi¬tamin A %100, bakır %75, mangan %71, magnezyum %52 ve potasyumu %76 oranında daha aza içerdiğini tespit etmişlerdir. Buda beyaz ekmekle beslenenlerde çeşitli hastalıkların ortaya çıkacağına ibarettir (Nh 7.95. 371) ve bunların başında vitamin yetersizliği, mineral yetersizliği, sindirim bozukluğu, deri hastalıkları, hafıza zafi¬yeti, cinsel yetersizlik vb. sayabiliriz.
2) WEINREICH ve ekibi 1978’de divertikül hastası üzerinde buğday kepeği ile 2-4 hafta süren tedavi denemesi yapmışlardır. Hastalara günde 2 defa 12-14g buğday kepeği verilmiş ve bunlardan 62’sinin iyileştiği tespit edilmiştir. (P.P.164)
3) WICKS ve ekibi 1978’de ve KASPER ve ekibi 1980’de divertikül has-taları üzerinde tedavi yapmışlar ve hastalarına günde 2 defa 15g buğday kepeği vererek tedavi denemesi yapmışlar ve hastaların iyileş¬tiğini tespit etmişlerdir. (P.P.165)
Tesir şekli: Buğday kepek ve çimi cinsel gücü artırıcı, kalp ve kan dola-şımını kuvvetlendirici, cildi güzelleştirici ve bağırsakları çalıştırıcıdır.
Kullanılması:
a) Araştırmalara göre buğday kepeği başta divertikül (Bağırsakta oluşan kör kese), kalın bağırsak iltihaplanması (Morbus Crohn) ve kronik kabızlığa (Obstipation), mineral yetersizliği, vitamin yetersizliği ve Aminoasit yetersizliğine karşı kullanılır. Gökçek Tonik ve iksir daha etkilidir.
b) Halk arasında buğday kepeği; divertikül, kabızlık, kalın bağırsak ilti-hap¬lanması, ağrılı, sancılı ve kramplı karın ağrılarına karşı kullanılır. Ayrıca cinsel gücü artırır, deriyi güzelleştirir ve vücudun vitamin ve mineral ihtiyacını karşılar.
Buğday lapa kürü bağırsakları temizler. Romatizma, gut hastalığı (nikris), damar sertliği (arterioskleroz), kronik baş ağrısı ve kabızlığa kar¬şı kullanılır. Ayrıca karaciğeri, böbrekleri, deriyi ve de kanı temizleyici olarak kullanılır.
Yeme: Buğday Kepeğinden günde 2-3 defa 15-40g yenir. Bu çorba, müsli veya sade olarak yeme şeklinde olabilir.
Buğday lapası: 400-500g Buğday akşamdan yeterince suya konarak ıslanır sabahleyin ocakta 1-2 Saat kaynatıldıktan sonra buna su ilave edilerek 5-6 saat düşük derecedeki ateşle kaynatmaya devam edilir. Bu süre sonunda koyulaşarak yapış yapış olan lapa soğuduktan sonra günde 3-5 porsiyonda (parçada) yenir ve buna 1-4 hafta devam edilir. Buğday lapası ile yapılan kür sırasında başka yemek yenmez ve sadece tatlı meyveler yenebilir ve meyve suları içilebilir. Bu kür esnasında ilk iki gün baş ağrısı yapabilir. Buğday lapası bağırsak mukozasına yapışan artık maddelerin sökülerek dışarı atılmasını sağlar.
Açıklama:
1) Kepek safra yapısını değiştirerek iyileşmesi yani kaliteli safra üretil-mesini sağlar, çünkü safra birleşimindeki Desoxycholasidin oranı azalırken Chenodesoxycholin-asidin arttığı ispatlanmıştır.
2) Buğday Kepeğinin birleşimindeki phytinasidin demir, potasyum, çinko ve magnezyum gibi minerallerle birleşerek onları faydasız halle getirdiği ve minerallerin absorbesini önlediğine dair görüşlerin doğru olmadığı yapılan ilmi araştırmalarla ispatlanmıştır. Alman beslenme teşkilatı (Deutschen Gesllschaft für Ernaehrung ) tarafından 1995’de Fulda şehrinde yapılan açıklamada phytinasidin antioksidatif olduğu ve bu özelliğinedeniyle bağırsak kanserini dahi önleyici olduğu belirtilmiştir.
3) Buğday çimi başta E-Vitamini, B-Vitaminleri, doymamış yağ asitleri ve mineraller içermesi nedeniyle oldukça büyük değer içerir. Buğday tohumlarını çimlendirmek için Almanya’da çimlendirme çanakları (Keimschalle) yapılmıştır. Buğday tohumları bu çanaklara bir sıra konur ve üzerine su doldurulur, fazla su çanaklardan dışarı atıla¬cağın-dan tohumları nemli kalır ve 4-5 gün içinde çimlenirler. Bu çimler taze olarak yendiği gibi yıkandıktan sonra dövülerek grimsi beyaz çim sütü elde edilir ve bu süt buzdolabında bekletildikten sonra içilir. Çim veya çim sütündeki vitamin ve mineralleri başka hiç bir bitkide bulmak mümkün değildir. Peygamber Efendimizin (s.a.v) misafir ve torunları için buğday çiminden uhud adı verilen özel bir yemek yaptığını biliyoruz.
4) Türkiye’de kendi değerlerimiz unutulmuş ve insanlar beyaz undan ya-pılan pide ve francalı ekmek yeme hastalığına kapılmışlardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Unun kepeğini birlikte kulanınız” diyerek asırlarca evvel Müslümanları uyarmıştır. Peygamber Efendi¬mizin bu sözlerine Avrupalılar büyük orada uymuşlardır ve Almanya’ da genellikle kepekli ekmek tüketilir ve de 272 tür ekmek mevcuttur. Un beyazlaştıkça değerini kaybeder ve nihayet bu yanlış beslenme neticesinde insanlarda mineral-, ve vitamin yetersizliği ortaya çıkar ve bunun sonucu çok çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bu hastalıkların başında cinsiyet yetersizliği (İktidarsızlık), damar sertliği, kalp enfarktüsü, tansiyon yükselmesi, deri hastalıklarından; ekzema, kaşıntı, alerjik, sulu ve kabuklu yaralar, kemiğin-yoğunluğunu kaybetmesi ve karaciğerin enzim yapmada yetersiz kalması gibi hastalıklar ortaya çıkar.
5) Kanada’nın Otowa şehrindeki Carleton Üniversitesinden Prof. Dr. Keith U. İngold ve ekibi E-Vitamini ile yaptıkları tedavi denemeleri yapılmıştır. Bitkilerden elde edilen E-Vitaminin sentetik E-Vitaminine göre vücut tarafından daha uygun yerlerde kullanıldığı ve daha tesirli olduğunu ve de daha çok kanda kaldığını tespit etmişlerdir. E-Vitaminin romatizmalı ağrıları azalttığı, bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği (İmmun Sistemi) ve kalbi kuvvetlendirdiği tespit etmiş¬lerdir. (Nhp. 3.97.457) Buğday kepeğinde yüksek aranda E-vitamini olası kepeğin önemini de artırmıştır.
Yan tesirleri: Sürekli beyaz un mamulleri (Pide, Francalı Ekmek, Makarna, Mantı....) tüketilmesi halinde kişide aminoasit, vitamin, ve mineral yetmezliği (eksikliği) ortaya çıkar ve uzun vadede saymakla bitiremeyeceğim oranda hasatlığın ortaya çıkmasına neden olur. Finlandiya’da prostat büyümesine karşı hastalara sentetik E-Vitamini verilmiş ve bunun prostat kanserine sebep olduğu ortaya çıkmıştır. Oysa bitkisel E-Vitaminin herhangi bir yan tesirinin olmadığı bilinmektedir. (yukarıda)