View allAll Photos Tagged kelime
İçimden geçenler elbiseye bürünsün, göze görünsün diye,
Kelimeleri daldırıp çıkarıyorum hokkama.
Sonra da sıralıyorum itina ile siyah gölgeleri kağıda...
nihan
Yandım
Özledim seni, düştüm yollara
Açtım gönlümü rüzgarına
Bir hayaldi sanki, bir macera
Yıkıldım. Kelimeler paramparça
Yandım... yandım...
Yandım yandım ahhhh
ki ne yandım
Bana yeniden şarkılar söyleten kadın
Baka baka doyamadım, hem kokladım da
Sarhoşluğu geçmedi hala
İçimde sevdan...
Hala hoş bir havan var
Ne güzel adın
Bir çizik attın gönlüme, kanattın
Yandım... yandım...
Yandım yandım ahhhh
ki ne yandım
Bana yeniden şarkılar söyleten kadın
Baka baka doyamadım, hem kokladım da
Sarhoşluğu geçmedi hala
İçimde sevdan...
Seni görebildiğim yer rüyalar artık
Deli diyorlar bana
Ah bu ayrılık...
Mazhar Alanson
“aşk kalpten, ihanet sırttan vururmuş”
Beni boş yere yorma — Grippin
Yarınlar, için, bir söz veremem
Bilemem bu ömre kaç hayat daha sığar
Biz, kelebeklerin kaç yarını var?
Bir nefes etmez, görüp göreceklerim
Şimdi bir masal anlat bana
Kahramanı, benmişim gibi
Yere düşen üç elmadan
Her biri benmişim gibi
Sonra topla beni, düştüğüm yerden
Beni boş yere yorma
Derdim deniz efkarım derya
Kelimeler yandı yanıyor hala
Sende hiç ben kalmadıysa
Ömrümü al da git ama
Beni boş yere yorma
Derdim deniz efkarım derya
Kelimeler yandı yanıyor hala
Sende hiç ben kalmadıysa
Ömrümü al da git, üstü kalsın
Hiç bitmiyor, sonbaharım
Baş başa, düşen yapraklarım
Bütün unuttuklarıma, kendi adını yaz
Ve sonra topla beni, düştüğüm yerden
Beni boş yere yorma
Derdim deniz efkarım derya
Kelimeler yandı yanıyor hala
Sende hiç ben kalmadıysa
Ömrümü al da git ama
Beni boş yere yorma
Derdim deniz efkarım derya
Kelimeler yandı yanıyor hala
Sende hiç ben kalmadıysa
Ömrümü al da git, üstü kalsın
Gidiyorsan ardına bakma
Gitmeler var bakışlarında
Sözü uzatma bu bir vedaysa
Armağan olsun varlığım, yokluğuna
Ardına bakma
Gitmeler var bakışlarında
Sözü uzatma bu bir vedaysa
Armağan olsun varlığım, yokluğuna
Beni boş yere yorma
Derdim deniz efkarım derya
Kelimeler yandı yanıyor hala
Sende hiç ben kalmadıysa
Ömrümü al da git ama
Beni boş yere yorma
Derdim deniz efkarım derya
Kelimeler yandı yanıyor hala
Sende hiç ben kalmadıysa
Ömrümü al da git, üstü kalsın
——————————….———————————
I can't promise anything
I don't know how much life can fit inside this life of mine
Butterflies like us; How much do they live?
I can see I won't live for long
Tell me a story now
As if I'm a hero
Like three apples on the floor,
I'm like each one of them
Pick me up from the ground
May my presence be a gift to your absence
Don't make me exhausted for no reason
My sorrows are like an ocean; My thoughts are like a sea
My words are on fire; they're still burning
If there is no existence of me left inside you,
Take my life from me and just go away
But don't make me exhausted for no reason
My sorrows are like an ocean; My thoughts are like a sea
My words are on fire; they're still burning
If there is no existence of me left inside you,
Take my life from me and just go away
Kep the rest
The autumn of my life never ends
They way I'm falling like leaves (it never ends)
Write your name to everything I forgot
And then pick me up from the ground
May my presence be a gift to your absence
Don't make me exhausted for no reason
My sorrows are like an ocean; My thoughts are like a sea
My words are on fire; they're still burning
If there is no existence of me left inside you,
Take my life from me and just go away
Keep the rest
Saitabat, Bursa
...oysa benim tek duam sendin doyasıya… kadehlerde zehir desen şerbet der içerdim elinden. yokluğuna gebe şu zamanlarda, kelimelerin en nazik yerlerinden tutup da dikilecek çok yara, onarılacak çok hatıra vardı. dudaklarından dökülüp de kelimeler yüreğime dokundu mu gidilecek çok diyar vardı. her an yanında hazır olan bir yar vardı. ellerin elime dokunmadan henüz, çağıl çağıl hissiyat vardı. sana dair çok rüya, senden tüten çok dua vardı...
SİBİRYA MAVİ BÜLBÜLÜ (Larvivora cyane)
TAYLAND: Khao Yai "Büyük Dağ" Milli Parkı; 11.02.2018
Doğu Asya'da, özellikle Sibirya kesiminde üreyen; kışı Güneydoğu Asya'da geçiren bir bülbül türüdür. Önceleri ülkemizdeki bülbüller gibi Luscinia cinsinden alınırken; son yıllarda böl, parçala, yönet mantığını uygun olarak ayrı bir cins olan Larvivora'ya taşınmıştır. Bu cins adı, Larva= tırtıl ve vorare= yemek kelimelerinden "tırtıl yiyen" anlamındadır.
Fotoğraftaki mavimsi rengi ile erkeğidir. Dişileri, sade ve kahverengimsi tonlardadır.
Fotoğraflarımın altına şiir koymuyorum ama bu şiiri sizle paylaşmak istedim...
Sevgili şehrim &
Sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım&
Sana benzemeyecek hiçbir ışık &
Çantama koyacağım anıları &
Giderken denizinin suyunu kabartacağım gözyaşlarımla umarsız &
Sevda şarkısı kulağımı tırmalayacak ilk kez&
Tüm güzelliklerini saklayıp kalbime
Bırakacağım seni sessiz kelimelerin çiğlıkları içinde&
Ve özleyeceğim seni İzmir !
Uğur Atik
Özlemeni Özlüyorum
Hani sözcükler düğümlenir ya boğazına
Dilin sürçer de telaffuz edemezsin kelimeleri
Gecenin bir yarısı anılar düşer de aklına
Uyuyamaz tavana odaklarsın yorgun gözleri
Özlersin elbet özleneni o da özlüyorsa seni
Bilirim şu an sende hep düşünüyorsun beni
Yokluğun ayrılmaz bir parçam olmuş sanki
Ama ben seni değil beni özlemeni özlüyorum
Bizim şarkımızı koyup dinlersin kasetten
Gözlerin nemlenir de ağlarsın hasretten
Parmakların titrer çekersin tuşların üzerinden
Gururun el vermez aramazsın hasetten
Yalanmış bu aşkta dersin herşey yalanmış meğer
Ne yanmaya hasretinden ne de ölmeye değer
Sanmaki kahrımdan ölürüm geri gelmezsen eğer
Bana dönmeni değil beni özlemeni özlüyorum
Ensar Aktaş
Gidersem Yıkılır Bu Kent
I
gidersem üşürsün,
gidersem;
o esmer gülücükler de gider
gidersem üzülürsün,
gidersem yıkılır bu kent
taş kalmaz taş üstünde
süleymaniye arkamdan gelir
kan akar boğaz içinde
aşıklar ağıt yakar galata kulesinde
gidersem yürüyemezsin
ayakların geri döner gittiği yerden
gidersem yanarsın
ağlarsın,
gidersem;
artık hiç konuşmazsın
gidişim boğazına düğümler kelimeleri
gidersem yıkılır bu kent
gölgenden dahi korkarsın
boğar seni tanyeri
nefes bile alamazsın
gidersem susar ezanlar
şimdi;
şimdi daha yanık türkü tutturur,
o eski ozanlar
gidersem sessizliğe boğulur
ilk önce tüm şehir
sonra geride kalanlar
gidersem;
vapur seferleri iptal edilir
boş kalır limanlar
II
gidersem yıkılır bu kent
bulutlar peşimden gelir
gidersem;
yağmursuz kalır bu sokaklar
giderayak güneşi de çalar giderim
gidersem;
karanlığa gömülür insanlar
havlama sesi duyulmaz
ben gidersem,
susar sokak köpeklerim
gidersem sefere çıkmaz balıkçılar
onlar da bilir ki,
gidersem eğer;
artık kendiliğinden karaya vurur balıklar
gidersem;
durakları da boşalır otobüslerin
yolcusuz durak,
o zaman ne işe yarar
gidersem yıkılır bu kent
her köşesi viran olur
sirkeciden kalkmaz tren
gidersem işsiz kalır işportacılar
hepsi perişan olur
gidersem çıkmaz aşıklar çamlıcaya
sonra kim sevdasını kazır ağaçlara
çamlıcada ağaçları niye oyuk sanır ki insanlar
ben gidersem;
ne sevgi kalır,
ne de kazınacak sevdalar
III
gidersem üşürsün
gidersem;
o esmer gülücükler de gider
gidersem üzülürsün
gidersem yıkılır bu kent
şunu bil ki;
ben gidersem eğer;
içimdeki sen de ölürsün...
gidersem...
demek ki çoktan ölmüşsün!
Evren Koray
...
Ülkemin yürüyen caddelerinde acılarımızın kaynağını araştırıyorum.
Kelimeler dişliyor kollarımı,
Diş izlerinden bir saatle takip ediyorum zamanı
...
Didem Madak
Bir hayaldin öncesinde
Adın konuş aşk dilinde
Ben senin sadece imkansızındım
Kelimeler tükendide
Sen bitmedin bak içimde
Bunu senden beklemezdim
Hangi yalan hangi sebep
Cevabın yok bitti demek
Belkide ben senin korkularındım
Zorundayım zorundasın
Hangi yolun sonundasın
Belkide sakladığın bişey var
Biri varsa aramızda
Çığlıklarım yanlızlığa
Bu ayrılık akşamında
Gözyaşıma boğuldu dünya
Sorma bana sensizliği
Sorma bana gücün yoksa
Gelen aynı giden aynı
Bırak beni yanlızlığıma
Hangi yalan hangi sebep
Cevabın yok bitti demek
Belkide ben senin korkularındım
Zorundayım zorundasın
Hangi yolun sonundasın
Belkide sakladığın bişey var
Bendeniz şarkısı
The Bosphorus Bridge, also called the First Bosphorus Bridge (Turkish: Boğaziçi Köprüsü or 1. Boğaziçi Köprüsü) is a bridge in Istanbul, Turkey spanning the Bosphorus strait (Turkish: Boğaziçi). The bridge is located between Ortaköy (European side) and Beylerbeyi (Asian side). It is a gravity anchored suspension bridge with steel pylons and inclined hangers. The aerodynamic deck is hanging on zigzag steel cables. It is 1,560 m long with a deck width of 39 m. The distance between the towers (main span) is 1,074 m (World rank: 13th) and their height over road level is 105 m. The clearance of the bridge from sea level is 64 m. It was the 4th longest suspension bridge in the world when completed in 1973, and the longest outside the United States of America
Ortaköy Camii (Ortaköy or Büyük Mecidiye Mosque)
A superb setting on a point extending into the Bosphorus. This Ottoman baroque-rococo mosque displays a wonderful sculptural approach. It is situated in Ortaköy Square, which is a very attractive place for the people of İstanbul and visitors especially on the weekends. It was built in 1854-55 by the famous architect Nigos Balyan under the directive of Sultan Abdülmecid. There is a two-story pew on the left reserved for the Sultan's prayers. The quay in front of the mosque was for the Sultan to approach by his Sultanate boat and enabled him to go directly to the pew. Some plates and on the walls and the Kelime-i şahadet (testifying one’s belief in Islam) on the pulpit are the art works of Sultan Abdülmecid.
zaman ve kör bir aşk...
seni kırık yalnızlıkların kıyısında sevdim,
soğuk coğrafyalar boyunca,
yaşama direnirken ölmemek için
ellerimi göğsümde birleştirip
her terk'ine sarıldım,
kelimeleri ayırdım gövdelerinden,
olmayacak her dua'nı kutsadım
yeknesak bir sağanak
böldü hep sokaklarımı
sustum yüreğimi,
zehirli bir çiçek gibi,
her gece,
sana açıldım...
Uzun dizeler boyunca aşklar geçti içimden
ben,
sen'de yaşlandım...
,
,
,
Özlemin sözleri 7.11.2017
Kuzey Kıbrıs,Girne,
Yağmurdan hemen önce
+
LEE big stopper
+
LEE 0.9 Graduated Neutral Density Filter( HARD)
+
110 sec .
+
EF 16-35MMF/2.8L II USM
+
Canon 5d mark III
.....................................................
Do not use my works without my written permission!!!
+
+
+
''Fotoğraflarımın izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.!!'
İnsanlık tarihi bu iki kelimenin içinde yatıyor. İnsanoğlu durmadan hakikati arıyor.Buluyor,adeta bulduğuna inanamıyor ve yine arıyor.Kaybediyor, yine arıyor.Kimi zaman da hakikat gelip kendisini buluyor ama insanoğlu bunu küçümsüyor,önemsemiyor ve hala gerçeği başka yerlerde arıyor.
seni anlatmak istesem...
kelimelerim tükenir babacığım...
sevgini ve sıcaklığını düşündüğümde bile elimde olmadan süzülür yaşlarım gözümden...
bir tek tebessümümü görmek için yaptıklarını anlatmak isterdim..bilsin isterdim herkes....
iyi ki doğdun babacığım....iyi ki varsın!:)
"Artık daha sakinim. Ne istediğimi bilmediğim için oradan oraya
kendini atıp duran zavallı ruhum duruldu. Hiçbir şey
istemiyorum. Ve bunu züppe bir Nihilist tavrıyla söylemiyorum.
Kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey istemiyorum. Hiç kimsem olmasın,
kimselerin kimsesi olmayayım, varlığım emsalsiz yokluğumun müjdecisi
olsun. Berrak bir su buharı gibi kimselere değmeden ‘yavaş yavaş
geçtim kalabalıkların arasından’ demek istiyorum hepsi bu..”*
Türk-İslam sanatının bir şaheseri olan Divriği Ulu Camii ve şifahanesini görebilmek için 800 km yol yaptık ama muhteşem yapıyı hayranlıkla izleyince yorgunluktan eser kalmadı.Ulu camii ve sifahane yan yana yapılırken taşlar dantel gibi işlenmiş..Bu coğrafyayı vatan yapan eski bilgeliğin simgelerinden bu yapı.Bu vatan ki kanla bilgeliğin yoğrulduğu bir coğrafya.Nasıl sairler aşkın ,hasretin ve sevdanın öz dilinden aldıkları kelimelerle kurarlar siirlerini,ustalarda ,sairler gibi yüreklerini koyarak Ulu camii ve Sifahaneyi inşa etmişler.Bu güzide eserin yapımına önayak olanlara,alınterini buranın harcına katanlara rahmet olsun
Hamsilos Koyu (Hamsilos Fiyordu)
Hamsilos Koyu aslında bir "fiyord". Fiyord buzulların oluşturduğu vadilerin deniz suyu ile dolmasıyla oluşan dik yar ve kayalıkların arasındaki dar deniz koycuklarına verilen isim. Norveççe fjord kelimesinden geliyor. Hamsilos fiyordu son buzul çağında Karadeniz'in tamamen donduğu dönemde buzullar erirken oluşmuş. Genelde kuzey ülkelerinde görülen bu olayın Türkiye'deki tek örneği burası. Bu Koy Sinop şehir merkezine oldukça yakın olduğu için oldukça fazla ziyaret görüyor. Muhteşem bir atmosfere sahip ve mutlaka görülmeli...
Sinan Doğan İletişim
Mail: foto.sinandogan[at]gmail.com
Söylenecek bütün kelimeler az gelir yada eksik kalır...
Göğsümüzün kabararak izlediğimiz sevgi dili, dünya dili olmaya aday Tükçemiz üzerine düzenlenen 8.uluslararası türkçe Olimpiyatları,
güzel Türkçe'mizin yaygınlaşması açısından gerçekten harika ve bizleri heycanlandıran bir organizasyon.
Dünyanın farklı köşelerinden insanların Türkçe konuştuğunu duymak insanı ayrı bir heyecanlandırıyor.
Emeği geçen herkese çok teşekkür...
Karanlıktan evvel,
Gün tüter.
Yeni söndürülen
Mum misali
Duman olur son demler.
Gizlenir,
Güne sinmiş kelimeler.
Tükenir,
Güne çizilmiş gölgeler.
Bugün de sevdalara yanmış
Gün tüter
Bugün de yürek tüter.
Özlem Uluğ (23.09.2010)
........................................
Ne gam ,ne hazan
Yalnız sevdası vardı
Geride kalan günün.
Dantel dantel işlediği
Kokulu sandıklarda beklediği
Öpüp kokladığı sevdası..
Gerisi hep yalan
Özlem Abay (24.09.2010)
Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür. Kültür okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek, anlama yeteneğini eğitmektir.
Mustafa Kemal Atatürk
----------------------
Ne güzel söylemiş rahmetli.
Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.
----------------------
Çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiç birini yapamazdım.
---------------------
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
----------------------
Ben manevî miras olarak hiçbir nas-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar.
----------------------
Allah rahmet eylesin azîz adam. mekanın cennet olsun büyük insan. Senin görevin tamamlandı şimdi görev bizim. Bıraktıklarına sahip çıkmak görevimiz var. Bu millet gaflet ve delâlet hatta hıyanet içinde olanları sırtından hep atmıştır, bundan sonra da atmaya devam edecektir.
Teşekkür ediyorum kurduğun ve bıraktığın bu güzel ülke için.
Fâtihâ lar, Yâsinler yoldaş olsun kabrinde. Ben ve benim gibi düşünen Millet evlatları sana teşekkür etmeye , seni bize önder kıldığı için de Allah'a şükretmeye devam edeceğiz yaşadıkça.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.
Elmalı köyü kahvesi Şubat 2022
Nikon D810 + AF Nikkor 28-105mm f/3.5-4.5 D
Çiçekler; aşkın
Sessiz kelimeleriydi
Dokunduğum.
Sevginin boşluklarıydı,
Birgün kaybolduğum.
Yiten sevda mıydı ?
Ben mi sevda da
Yitik doğdum ?
Özlem Uluğ (23.10.2010)
..................................
Yitik bir sevdanın koynunda
İzlerini sürüyorsun
Gönül kuşunun.
Kirpiklerinin ucundan
Ay düşüyor gözlerime
Karanlık ülkeme
Işık oluyor bahaneler.
Taş olsa çatlar
Lal olsa dile gelir.
Yitiğim
Bul beni
Özlem Abay (Ekim 2010)
Aşk (ışk) kelimesinin sözlük anlamı, “sarmaşık” demektir.Bahçeye düşen sarmaşık tohumu,nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar,hatta dışarı taşarsa; gönüle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar.Oradan etrafa yayılır.
Nice fidanlar, serviler,çınarlar bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa, aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp görünmez ve yok eder.
Sarmaşığın özelliği;sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi, sonunu hazırlamasıdır. Aşk da insanı sarınca,onu içten içe eritip yok eder. Dıştan görünen yalnızca aşktır ve aşkı da çevresini göremez olur.Çünkü sarmaşık onu öyle çevrelemiştir ki; dışarıda olup bitenleri ne duyar, ne görür;hatta duymak da görmek de istemez. Aşka tutulan ağaçta,artık bütün buyruklar sarmaşık tarafından verilir ve âşık, “herkesi kör;dört yanı duvar sanır”. Dıştan bakanlar,onun sarmaşığını görürler;ama ağaç,sarmaşıktan fırsat bulup çevresini göremez.
Sarmaşık,nasıl hızlıca büyüyüp ağacı kaplarsa, aşk da öyle hızlı gelişir ve âşık daha sabahtan akşama varmadan aşk sarmaşığıyla sarılıp geceyi onun koynunda geçirir.
(Kitâb-ı Aşk)İskender PALA
Again and again. We're growing apart but we pull it together, again.
Front Page Explore!
It was gross and rainy out today. Drearyland. I have a feeling these last 2 months of this are going to fly by.
[sept 27, 2010]
313/365
KAZAKİSTAN: Almatı, Sorbulak Gölü; 08.06.2014
"Emberiza", eski Almanca'da kirazkuşu için kullanılan "Embritz"in Latinceye uyarlanmış halidir. Linnaeus (1758) öyle münasip görmüş.
"bruniceps" ise Latince "brunus =kahverengi" ve "ceps = başlı" kelimelerinden; "kahverengibaşlı" anlamında bir addır.
Eskiden bu aileden kuşların hepsi "kirazkuşu" idi. Birkaç kişinin kullanmaya başladığı "çinte" adı, eskileri bilmeyen ve son zamanlarda giderek sayıları artan kuş fotoğrafçısınca da takip edildi. Neymiş efendim, bu kuşlar kiraz mı yiyormuş. Anadolu'da hala kullanımı süren ve esasen miladi takvimin ziraate uyarlaması sonucu gelişen ve Osmanlı'nın da kullandığı Rumi takvimin 6. (Haziran) ayı "Kiraz" ayı olarak adlandırıldığını da bilmek gerek. İşte bu dönem (Mayıs-Haziran), en bol görüldükleri zaman olduğundan olsa gerek, büyük kısmı göçmen olan bu kuşlar, "Kiraz kuşları" olarak adlandırılırlar.
Ülkemizde Rize'den tek bir kayıtla bilinen bu güzel kuş, erkeklerinin baş kısmının renginden adını almıştır. Dişileri daha sade ve kahvemsi tondadır.
O günkü gezide kaptan pilotumuz Ugur Kavak'a çok çok teşekkür ederim.
Hüzünlerim,
Kanatlanıp uçmak ister .
Boğazımda düğümlenir ,
Söylenmemiş kelimeler.
Bir martının kanadında
Rüzgara kapılır ama
Yüreğime ağır,
Bu bendeki ifadesiz,
Çaresiz günler…
Özlem Uluğ (12.10.2010)
To survive with passions of words
in the books,
they all screamed the rumour.
We followed the letters
through purple dreams.
We wish we could stay longer
in feeling lost
to inhabit shadow of words.
Gamze
uzun uzun yazardım sana, sayfalar dolusu, parmaklarım yorulana, gözlerime uyku çökene kadar.. gönlümdekileri karşılar mıydı kelimeler, bilmeden yazardım.. yazmak derdim bitince anlatırdım, dilim kuruyana, uykun gelene kadar.. sana gelmek uzun bir yol idi, biriktirirdim heybeme hatıraları, fotoğrafları.. sana gelmek uzun bir yol idi.. usanmadan gelirdim, toplana toplana, renklere bürüne bürüne, susarak.. gelirdim..
"Hevesleri, beklentileri, erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri, kaçırılmış bakışları, gizledikleri, bitirilmemiş mektupları, susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümledir insan."
Hasret
Damla damla
Su olup
Düşüyor toprağa yüreğim
Susuyorum
Suskunluğumun gerisinde
Biriken kelimelerimle…
Kapanan gözlerinde
Hasretim çoğalıyor…
Özlem Abay 25.02.2007 -Ankara
önce kelime vardı' diye başlıyor yohanna'ya göre incil.
kelimeden önce yalnızlık vardı... ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti
..yalnızlık... .
kelimenin bittiği yerde başladı; kelimeler söylenemeden önce
başladı. kelimeler, yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte
yaşadı insanın içinde.
kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde
eriyip kayboldu. yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına
geldikçe, yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.
OĞUZ ATAY- tutunamayanlar
Voltalar sessizce bekleyişler
Zamanını bekleyen kelimeler
Gün gelip teker teker
Avuçlarına konup
Yeni çizgiler çizecekler..
Özlem Uluğ (19.05.09)
(Explore)
Kelebek Korkusu
Var mıydı dün müydü o gün ?
Varla yok arası bir yer şimdi usumda
Buluş ve unutuş aynı anda
Ben miydim yanılan yoksa sen miydin hayâl ?
Zaman, aydınlık bir yoldu o saatlerde
Sığ kelimeler düşe kalka
İnşâ edebilir mi yeniden, yıkıntılılarını cümlelerin ?
Geceyi güne taşımak zor aramızda
Oysaakışına bırakılamayacak kadar dar
Kısa zaman, ölüme varışa !
Belki bir şiir boyu
Belki birkaç mısra
Bozkırın, soğuk yalnız gecesine düştü şiir yüreğim
Üşüyor harflerim
Susku, kırdı sevginin boynunu
Kavgalı rüzgâr dervişin sabrını sınamakta
Gece körüdür ayaklarım
Koşup gelemem, sen gel demeden, çıkmadan yoluma
Yorgun ve yaşlı attır zaman arafta
Ölümün gölgesi dururken ayaklarında
Adımları, bir ileri bir geri atmada
Suda yıkanan, salkım söğüt dalları şanslıdır
Doyasıya içerler suyu , sorgusuz sualsiz
Alacak verecek yoktur, dere ile aralarında
Onlar susuz dere yalnız değildir
Ücrâda kalan dal olmaktı şanssızlığım
İçmek olmadı hiç isteğim
Suyun berraklığını görmek istedim yalnızca
Yaralandım
Kırılgan ruhumu sardım kendi kollarımla
Geçene kadar bu yara
Yâren dillerinden sürecek kulağımda vâveylâ
Şimdi her değen elden kalbimde
Bir kelebeğin, ölüm korkusu vurmakta !
Hâdiye Kaptan
Herbir çiçek, herbir meyve, herbir ot, hattâ herbir hayvan, herbir ağaç, birer mühr-ü ehadiyet ve birer sikke-i samediyet olduklarını ve bulundukları mekân ise, bir mektup suretini alması cihetiyle herbiri bir imza şeklini alır, o mekânın kâtibini gösteriyor. Meselâ, bir bahçede bir kırmızı çiçek, o bahçe nakkaşının bir mührü hükmündedir. O çiçek mührü kimin ise, bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler, o Zâtın kelimeleri hükmünde olduğuna ve o bahçe dahi Onun yazısı olduğuna, açık bir surette delâlet ediyor.
Sevgili İlkbahar Şarkısı tarafından bir oyuna davet edilmişim:) Öncelikle bu oyuna beni de dahil ettiği için kendisine çok teşekkür ederim... Davete icabet gerektir dedik ve oyuna dahil olduk :)
Kimdir bu Şafak?...
1. Kendini tek kelimeyle anlat deseler “Siyah” “Simsiyah!” diyecek kadar siyaha müpteladır ve kendini en iyi anlatacak şeyin siyah olduğuna inanır. Hatta “Aslında benim ismimi Leyla koyacaklarmış” der hep Beyza yerine...
2. Efendim İsmim Beyza. Konyalıyım ve tam manasıyla bir Konya aşığıyım. 3 çocuklu bir ailenin en büyük çocuğuyum :) Güzel bir memleket, güzel bir aile ve bahşedilen hakiki dostlar hiçbir zaman inkâr etmediğim ve verene sonsuz şükrettiğim en büyük güzellikler...
3. 22 yaşındayım. Her yaşın ayrı güzelliği var derler her yaşın güzelliğine sonsuz inançla ve verilen nefese şükürle bu alemdeki vaktimi doldurana dek yaşamla ve yaşımla barışık kalacağım. Hüzünlerim ve ümitlerim hep yanyana... Lûtfedene hamd ile verilen her neyse başüstünde taşıyacağım.
4. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği son sınıf öğrencisiyim. Allah nasip ederde seneye atanırsam ülkemin herhangi bir köşesinde ama illaki bir devlet okulunda görev yapma hayali içerisindeyim...
5. Oldukça dar vakitlere çok şey sığdırmaya çalışıyorum. Okul, staj okulu ve dershane üçlüsü arasında koşuşturmaktayım. Ama bunların haricinde güne pek çok şey sığdırma gayreti içerisindeyim.
6. Tabiri caizse tam bir kitap kurduyum. Durmadan okurum... Gece gündüz okurum... Ve yazarım kendimce...
7. Ney üflemeye çalışıyorum... Üfleyebiliyorum demek için çok vakte ve çalışmaya ihtiyacım var bunu biliyor ve çok dua ediyorum...
8. İki gözümün nuru kitaplarım, sırtımda yük olduğunu hiçbir zaman düşünmediğim, gittiğim heryere götürmek istediğim bilgisayarım, fotoğraf makinem ve neyim şu dünyada var olan tek kıymetlilerim :)
9. Hz. Mevlânâ ve Hz. Şems birde şu canım memleketim... Aslında benim herşeyim... Büyük memlekette yaşamanın güzelliği uzun otobüs yolculuklarım... Zira Konya çok büyük memleket okula gidip gelmek için günde en az 2 en fazla 4 saat harcamaktayım ama şikayetçi değilim... Yolculuk bana çok büyük tecrübeler kazandırıyor. Şehrimin güzelliği en fazlada o vakitlerde belli oluyor. Öyleki sabah namazı ardından yollara çıkıp, kulağında ve ruhunda neyin cezbesi, havanın yeni aydınlanıyor olması ve aklında binbir düşünceyle yolculuk her insana hergün nasip olmuyor :)
10. Maddeyi tüm şu anlattıklarıma özet olarak her satırında kendimi bulduğum bir şiirle bitirmek isterim :
Yüreğimiz han kapısı gibi yirmi dört saat açık
Gönlümüz cennet bahçeleri kadar geniş
Acılarla yâr busesidir diye sevişiriz
Ve yalnızlık sanatının ustasıyız, çok şükür
Lokmadır hırkadır eyvallah ile sevindiğimiz
Yormadık aklımızı samanlık, arpalık için
Bilen bilir hangi bağlarda nasıl didindiğimiz
Ruhumuza gıda hüzünler toplamak için
Neşemizde ağlar efkarımızda tüter gölgemiz
Halimizde bir yeşil kefen bezimizdir hüzün
Sevince sevdamızda, susunca nazarımızda yanar
Şarabımız… Keyfimiz… İki gözümüzdür hüzün!...
(Hayrullah Ersöz)
Efendim benimde arkadaş davet etmem gerekiyormuş, yazmak da zorunlu değilmiş :) Kabul buyururlarsa ben de:
1. seyyahhatun
2. Can.Türk
3. gencalioglu
4. KaPLaNSaFa
5. zencefil
6. Mahmut Özel
7. ruyaa
8. ilkbahar =)
9. ఇfєrahfєzaaఇ
10. ~bekir@rslan
davet ediyorum...
Annemin ölümü sonrasında Bandırma'daki veraset işleriyle ilgili gidiş gelişlerimizden birinde 2 Haziran günü bir nefeslik dinlenelim diye eski adıyla Musakça, şimdiki doğru düzeltilmiş haliyle Misakça köyüne uğradık. Musakça isminin anlamını bilmiyordum ama Misak kelimesinin “kuvvetli ahid ve antlaşma” demek olduğunu, ülkemizin bölünmez bütünlüğü için konulan sınır bütünlüğünün de Misâk-ı Millî adıyla millet ve devlet hafızasına kazındığını biliyorum. Kutsal bir bağlayıcılığı olan bir durum mîsâk. Köyün tabelalardaki ismi olan Musakça artık değiştirilmiş ve Misakça yapılmış. Köy şirin bir balıkçı köyü görüntüsünde ama ekonomisi büyük oranda tarım. Uzun zamandır takip etmeye çalıştığım köyün eskiden bir iskelesi ve minik bir mendireği varken artık mendirek güvenli bir barınak oluşturması adına büyütülmüş ve birçok teknenin barınabileceği küçük bir liman olmuş. Birileri de almış eline boyayı ve mendireği oluşturan büyük kayaların köye bakan iç yüzünü bir güzel rengarenk boyamış. Ben ilk defa gördüm böyle bir çalışma ve çok hoşuma gitti. En sondaki kırmızı boyanmış olanın köye bakan yüzünde de bir ay-yıldız var ve bayrağımız resmedilmiş üzerine.
Nikon D810 + AF Nikkor 28-105mm f/3.5-4.5 D