View allAll Photos Tagged kelime

İçimden geçenler elbiseye bürünsün, göze görünsün diye,

Kelimeleri daldırıp çıkarıyorum hokkama.

Sonra da sıralıyorum itina ile siyah gölgeleri kağıda...

 

nihan

 

Yandım

 

Özledim seni, düştüm yollara

Açtım gönlümü rüzgarına

Bir hayaldi sanki, bir macera

Yıkıldım. Kelimeler paramparça

Yandım... yandım...

 

Yandım yandım ahhhh

ki ne yandım

Bana yeniden şarkılar söyleten kadın

Baka baka doyamadım, hem kokladım da

Sarhoşluğu geçmedi hala

İçimde sevdan...

Hala hoş bir havan var

Ne güzel adın

Bir çizik attın gönlüme, kanattın

Yandım... yandım...

 

Yandım yandım ahhhh

ki ne yandım

Bana yeniden şarkılar söyleten kadın

Baka baka doyamadım, hem kokladım da

Sarhoşluğu geçmedi hala

İçimde sevdan...

Seni görebildiğim yer rüyalar artık

Deli diyorlar bana

Ah bu ayrılık...

 

Mazhar Alanson

“aşk kalpten, ihanet sırttan vururmuş”

  

Beni boş yere yorma — Grippin

 

youtu.be/40ewApprYM8

  

Yarınlar, için, bir söz veremem

Bilemem bu ömre kaç hayat daha sığar

Biz, kelebeklerin kaç yarını var?

Bir nefes etmez, görüp göreceklerim

Şimdi bir masal anlat bana

Kahramanı, benmişim gibi

Yere düşen üç elmadan

Her biri benmişim gibi

Sonra topla beni, düştüğüm yerden

Beni boş yere yorma

Derdim deniz efkarım derya

Kelimeler yandı yanıyor hala

Sende hiç ben kalmadıysa

Ömrümü al da git ama

Beni boş yere yorma

Derdim deniz efkarım derya

Kelimeler yandı yanıyor hala

Sende hiç ben kalmadıysa

Ömrümü al da git, üstü kalsın

Hiç bitmiyor, sonbaharım

Baş başa, düşen yapraklarım

Bütün unuttuklarıma, kendi adını yaz

Ve sonra topla beni, düştüğüm yerden

Beni boş yere yorma

Derdim deniz efkarım derya

Kelimeler yandı yanıyor hala

Sende hiç ben kalmadıysa

Ömrümü al da git ama

Beni boş yere yorma

Derdim deniz efkarım derya

Kelimeler yandı yanıyor hala

Sende hiç ben kalmadıysa

Ömrümü al da git, üstü kalsın

Gidiyorsan ardına bakma

Gitmeler var bakışlarında

Sözü uzatma bu bir vedaysa

Armağan olsun varlığım, yokluğuna

Ardına bakma

Gitmeler var bakışlarında

Sözü uzatma bu bir vedaysa

Armağan olsun varlığım, yokluğuna

Beni boş yere yorma

Derdim deniz efkarım derya

Kelimeler yandı yanıyor hala

Sende hiç ben kalmadıysa

Ömrümü al da git ama

Beni boş yere yorma

Derdim deniz efkarım derya

Kelimeler yandı yanıyor hala

Sende hiç ben kalmadıysa

Ömrümü al da git, üstü kalsın

 

——————————….———————————

 

I can't promise anything

I don't know how much life can fit inside this life of mine

Butterflies like us; How much do they live?

I can see I won't live for long

 

Tell me a story now

As if I'm a hero

Like three apples on the floor,

I'm like each one of them

Pick me up from the ground

May my presence be a gift to your absence

 

Don't make me exhausted for no reason

My sorrows are like an ocean; My thoughts are like a sea

My words are on fire; they're still burning

If there is no existence of me left inside you,

Take my life from me and just go away

But don't make me exhausted for no reason

My sorrows are like an ocean; My thoughts are like a sea

My words are on fire; they're still burning

If there is no existence of me left inside you,

Take my life from me and just go away

Kep the rest

 

The autumn of my life never ends

They way I'm falling like leaves (it never ends)

Write your name to everything I forgot

And then pick me up from the ground

May my presence be a gift to your absence

 

Don't make me exhausted for no reason

My sorrows are like an ocean; My thoughts are like a sea

My words are on fire; they're still burning

If there is no existence of me left inside you,

Take my life from me and just go away

Keep the rest

Saitabat, Bursa

 

...oysa benim tek duam sendin doyasıya… kadehlerde zehir desen şerbet der içerdim elinden. yokluğuna gebe şu zamanlarda, kelimelerin en nazik yerlerinden tutup da dikilecek çok yara, onarılacak çok hatıra vardı. dudaklarından dökülüp de kelimeler yüreğime dokundu mu gidilecek çok diyar vardı. her an yanında hazır olan bir yar vardı. ellerin elime dokunmadan henüz, çağıl çağıl hissiyat vardı. sana dair çok rüya, senden tüten çok dua vardı...

SİBİRYA MAVİ BÜLBÜLÜ (Larvivora cyane)

TAYLAND: Khao Yai "Büyük Dağ" Milli Parkı; 11.02.2018

Doğu Asya'da, özellikle Sibirya kesiminde üreyen; kışı Güneydoğu Asya'da geçiren bir bülbül türüdür. Önceleri ülkemizdeki bülbüller gibi Luscinia cinsinden alınırken; son yıllarda böl, parçala, yönet mantığını uygun olarak ayrı bir cins olan Larvivora'ya taşınmıştır. Bu cins adı, Larva= tırtıl ve vorare= yemek kelimelerinden "tırtıl yiyen" anlamındadır.

Fotoğraftaki mavimsi rengi ile erkeğidir. Dişileri, sade ve kahverengimsi tonlardadır.

Fotoğraflarımın altına şiir koymuyorum ama bu şiiri sizle paylaşmak istedim...

 

Sevgili şehrim &

Sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım&

Sana benzemeyecek hiçbir ışık &

Çantama koyacağım anıları &

Giderken denizinin suyunu kabartacağım gözyaşlarımla umarsız &

Sevda şarkısı kulağımı tırmalayacak ilk kez&

Tüm güzelliklerini saklayıp kalbime

Bırakacağım seni sessiz kelimelerin çiğlıkları içinde&

Ve özleyeceğim seni İzmir !

 

Uğur Atik

 

Özlemeni Özlüyorum

 

Hani sözcükler düğümlenir ya boğazına

Dilin sürçer de telaffuz edemezsin kelimeleri

Gecenin bir yarısı anılar düşer de aklına

Uyuyamaz tavana odaklarsın yorgun gözleri

 

Özlersin elbet özleneni o da özlüyorsa seni

Bilirim şu an sende hep düşünüyorsun beni

Yokluğun ayrılmaz bir parçam olmuş sanki

Ama ben seni değil beni özlemeni özlüyorum

 

Bizim şarkımızı koyup dinlersin kasetten

Gözlerin nemlenir de ağlarsın hasretten

Parmakların titrer çekersin tuşların üzerinden

Gururun el vermez aramazsın hasetten

 

Yalanmış bu aşkta dersin herşey yalanmış meğer

Ne yanmaya hasretinden ne de ölmeye değer

Sanmaki kahrımdan ölürüm geri gelmezsen eğer

Bana dönmeni değil beni özlemeni özlüyorum

 

Ensar Aktaş

Gidersem Yıkılır Bu Kent

 

I

 

gidersem üşürsün,

gidersem;

o esmer gülücükler de gider

gidersem üzülürsün,

gidersem yıkılır bu kent

taş kalmaz taş üstünde

süleymaniye arkamdan gelir

kan akar boğaz içinde

aşıklar ağıt yakar galata kulesinde

gidersem yürüyemezsin

ayakların geri döner gittiği yerden

gidersem yanarsın

ağlarsın,

gidersem;

artık hiç konuşmazsın

gidişim boğazına düğümler kelimeleri

gidersem yıkılır bu kent

gölgenden dahi korkarsın

boğar seni tanyeri

nefes bile alamazsın

gidersem susar ezanlar

şimdi;

şimdi daha yanık türkü tutturur,

o eski ozanlar

gidersem sessizliğe boğulur

ilk önce tüm şehir

sonra geride kalanlar

gidersem;

vapur seferleri iptal edilir

boş kalır limanlar

 

II

 

gidersem yıkılır bu kent

bulutlar peşimden gelir

gidersem;

yağmursuz kalır bu sokaklar

giderayak güneşi de çalar giderim

gidersem;

karanlığa gömülür insanlar

havlama sesi duyulmaz

ben gidersem,

susar sokak köpeklerim

gidersem sefere çıkmaz balıkçılar

onlar da bilir ki,

gidersem eğer;

artık kendiliğinden karaya vurur balıklar

gidersem;

durakları da boşalır otobüslerin

yolcusuz durak,

o zaman ne işe yarar

gidersem yıkılır bu kent

her köşesi viran olur

sirkeciden kalkmaz tren

gidersem işsiz kalır işportacılar

hepsi perişan olur

gidersem çıkmaz aşıklar çamlıcaya

sonra kim sevdasını kazır ağaçlara

çamlıcada ağaçları niye oyuk sanır ki insanlar

ben gidersem;

ne sevgi kalır,

ne de kazınacak sevdalar

 

III

 

gidersem üşürsün

gidersem;

o esmer gülücükler de gider

gidersem üzülürsün

gidersem yıkılır bu kent

şunu bil ki;

ben gidersem eğer;

içimdeki sen de ölürsün...

gidersem...

demek ki çoktan ölmüşsün!

 

Evren Koray

...

Ülkemin yürüyen caddelerinde acılarımızın kaynağını araştırıyorum.

Kelimeler dişliyor kollarımı,

Diş izlerinden bir saatle takip ediyorum zamanı

...

Didem Madak

Bir hayaldin öncesinde

Adın konuş aşk dilinde

Ben senin sadece imkansızındım

Kelimeler tükendide

Sen bitmedin bak içimde

Bunu senden beklemezdim

Hangi yalan hangi sebep

Cevabın yok bitti demek

Belkide ben senin korkularındım

Zorundayım zorundasın

Hangi yolun sonundasın

Belkide sakladığın bişey var

Biri varsa aramızda

Çığlıklarım yanlızlığa

Bu ayrılık akşamında

Gözyaşıma boğuldu dünya

Sorma bana sensizliği

Sorma bana gücün yoksa

Gelen aynı giden aynı

Bırak beni yanlızlığıma

Hangi yalan hangi sebep

Cevabın yok bitti demek

Belkide ben senin korkularındım

Zorundayım zorundasın

Hangi yolun sonundasın

Belkide sakladığın bişey var

Bendeniz şarkısı

 

The Bosphorus Bridge, also called the First Bosphorus Bridge (Turkish: Boğaziçi Köprüsü or 1. Boğaziçi Köprüsü) is a bridge in Istanbul, Turkey spanning the Bosphorus strait (Turkish: Boğaziçi). The bridge is located between Ortaköy (European side) and Beylerbeyi (Asian side). It is a gravity anchored suspension bridge with steel pylons and inclined hangers. The aerodynamic deck is hanging on zigzag steel cables. It is 1,560 m long with a deck width of 39 m. The distance between the towers (main span) is 1,074 m (World rank: 13th) and their height over road level is 105 m. The clearance of the bridge from sea level is 64 m. It was the 4th longest suspension bridge in the world when completed in 1973, and the longest outside the United States of America

Ortaköy Camii (Ortaköy or Büyük Mecidiye Mosque)

A superb setting on a point extending into the Bosphorus. This Ottoman baroque-rococo mosque displays a wonderful sculptural approach. It is situated in Ortaköy Square, which is a very attractive place for the people of İstanbul and visitors especially on the weekends. It was built in 1854-55 by the famous architect Nigos Balyan under the directive of Sultan Abdülmecid. There is a two-story pew on the left reserved for the Sultan's prayers. The quay in front of the mosque was for the Sultan to approach by his Sultanate boat and enabled him to go directly to the pew. Some plates and on the walls and the Kelime-i şahadet (testifying one’s belief in Islam) on the pulpit are the art works of Sultan Abdülmecid.

  

zaman ve kör bir aşk...

 

seni kırık yalnızlıkların kıyısında sevdim,

soğuk coğrafyalar boyunca,

yaşama direnirken ölmemek için

ellerimi göğsümde birleştirip

her terk'ine sarıldım,

 

kelimeleri ayırdım gövdelerinden,

olmayacak her dua'nı kutsadım

yeknesak bir sağanak

böldü hep sokaklarımı

sustum yüreğimi,

zehirli bir çiçek gibi,

her gece,

sana açıldım...

 

Uzun dizeler boyunca aşklar geçti içimden

ben,

sen'de yaşlandım...

,

,

,

 

Özlemin sözleri 7.11.2017

Kuzey Kıbrıs,Girne,

Yağmurdan hemen önce

 

+

 

LEE big stopper

+

LEE 0.9 Graduated Neutral Density Filter( HARD)

+

110 sec .

+

EF 16-35MMF/2.8L II USM

+

Canon 5d mark III

.....................................................

Do not use my works without my written permission!!!

+

f9project.com/

+

www.ozlemacaroglu.com

+

''Fotoğraflarımın izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.!!'

Hasretim, her tümseğin, her çatının ardında,

Kelimenin üstünde, cümlelerin altında.

 

NFK

İnsanlık tarihi bu iki kelimenin içinde yatıyor. İnsanoğlu durmadan hakikati arıyor.Buluyor,adeta bulduğuna inanamıyor ve yine arıyor.Kaybediyor, yine arıyor.Kimi zaman da hakikat gelip kendisini buluyor ama insanoğlu bunu küçümsüyor,önemsemiyor ve hala gerçeği başka yerlerde arıyor.

seni anlatmak istesem...

kelimelerim tükenir babacığım...

sevgini ve sıcaklığını düşündüğümde bile elimde olmadan süzülür yaşlarım gözümden...

bir tek tebessümümü görmek için yaptıklarını anlatmak isterdim..bilsin isterdim herkes....

iyi ki doğdun babacığım....iyi ki varsın!:)

"Artık daha sakinim. Ne istediğimi bilmediğim için oradan oraya

kendini atıp duran zavallı ruhum duruldu. Hiçbir şey

istemiyorum. Ve bunu züppe bir Nihilist tavrıyla söylemiyorum.

Kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey istemiyorum. Hiç kimsem olmasın,

kimselerin kimsesi olmayayım, varlığım emsalsiz yokluğumun müjdecisi

olsun. Berrak bir su buharı gibi kimselere değmeden ‘yavaş yavaş

geçtim kalabalıkların arasından’ demek istiyorum hepsi bu..”*

Türk-İslam sanatının bir şaheseri olan Divriği Ulu Camii ve şifahanesini görebilmek için 800 km yol yaptık ama muhteşem yapıyı hayranlıkla izleyince yorgunluktan eser kalmadı.Ulu camii ve sifahane yan yana yapılırken taşlar dantel gibi işlenmiş..Bu coğrafyayı vatan yapan eski bilgeliğin simgelerinden bu yapı.Bu vatan ki kanla bilgeliğin yoğrulduğu bir coğrafya.Nasıl sairler aşkın ,hasretin ve sevdanın öz dilinden aldıkları kelimelerle kurarlar siirlerini,ustalarda ,sairler gibi yüreklerini koyarak Ulu camii ve Sifahaneyi inşa etmişler.Bu güzide eserin yapımına önayak olanlara,alınterini buranın harcına katanlara rahmet olsun

Hamsilos Koyu (Hamsilos Fiyordu)

 

Hamsilos Koyu aslında bir "fiyord". Fiyord buzulların oluşturduğu vadilerin deniz suyu ile dolmasıyla oluşan dik yar ve kayalıkların arasındaki dar deniz koycuklarına verilen isim. Norveççe fjord kelimesinden geliyor. Hamsilos fiyordu son buzul çağında Karadeniz'in tamamen donduğu dönemde buzullar erirken oluşmuş. Genelde kuzey ülkelerinde görülen bu olayın Türkiye'deki tek örneği burası. Bu Koy Sinop şehir merkezine oldukça yakın olduğu için oldukça fazla ziyaret görüyor. Muhteşem bir atmosfere sahip ve mutlaka görülmeli...

 

Sinop fotoğraflarım

 

Sinan Doğan İletişim

Mail: foto.sinandogan[at]gmail.com

Web Sayfası

Facebook Fan Sayfası

 

Söylenecek bütün kelimeler az gelir yada eksik kalır...

 

Göğsümüzün kabararak izlediğimiz sevgi dili, dünya dili olmaya aday Tükçemiz üzerine düzenlenen 8.uluslararası türkçe Olimpiyatları,

güzel Türkçe'mizin yaygınlaşması açısından gerçekten harika ve bizleri heycanlandıran bir organizasyon.

 

Dünyanın farklı köşelerinden insanların Türkçe konuştuğunu duymak insanı ayrı bir heyecanlandırıyor.

 

Emeği geçen herkese çok teşekkür...

 

Karanlıktan evvel,

Gün tüter.

Yeni söndürülen

Mum misali

Duman olur son demler.

Gizlenir,

Güne sinmiş kelimeler.

Tükenir,

Güne çizilmiş gölgeler.

Bugün de sevdalara yanmış

Gün tüter

Bugün de yürek tüter.

 

Özlem Uluğ (23.09.2010)

 

........................................

 

Ne gam ,ne hazan

Yalnız sevdası vardı

Geride kalan günün.

Dantel dantel işlediği

Kokulu sandıklarda beklediği

Öpüp kokladığı sevdası..

Gerisi hep yalan

 

Özlem Abay (24.09.2010)

güzel bir hikayenin başlangıcıdır...

Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür. Kültür okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek, anlama yeteneğini eğitmektir.

Mustafa Kemal Atatürk

----------------------

Ne güzel söylemiş rahmetli.

Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.

----------------------

Çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiç birini yapamazdım.

---------------------

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

----------------------

Ben manevî miras olarak hiçbir nas-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar.

----------------------

 

Allah rahmet eylesin azîz adam. mekanın cennet olsun büyük insan. Senin görevin tamamlandı şimdi görev bizim. Bıraktıklarına sahip çıkmak görevimiz var. Bu millet gaflet ve delâlet hatta hıyanet içinde olanları sırtından hep atmıştır, bundan sonra da atmaya devam edecektir.

Teşekkür ediyorum kurduğun ve bıraktığın bu güzel ülke için.

Fâtihâ lar, Yâsinler yoldaş olsun kabrinde. Ben ve benim gibi düşünen Millet evlatları sana teşekkür etmeye , seni bize önder kıldığı için de Allah'a şükretmeye devam edeceğiz yaşadıkça.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.

 

Elmalı köyü kahvesi Şubat 2022

 

Nikon D810 + AF Nikkor 28-105mm f/3.5-4.5 D

 

Çiçekler; aşkın

Sessiz kelimeleriydi

Dokunduğum.

Sevginin boşluklarıydı,

Birgün kaybolduğum.

Yiten sevda mıydı ?

Ben mi sevda da

Yitik doğdum ?

 

Özlem Uluğ (23.10.2010)

..................................

 

Yitik bir sevdanın koynunda

İzlerini sürüyorsun

Gönül kuşunun.

Kirpiklerinin ucundan

Ay düşüyor gözlerime

Karanlık ülkeme

Işık oluyor bahaneler.

Taş olsa çatlar

Lal olsa dile gelir.

Yitiğim

Bul beni

 

Özlem Abay (Ekim 2010)

Aşk (ışk) kelimesinin sözlük anlamı, “sarmaşık” demektir.Bahçeye düşen sarmaşık tohumu,nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar,hatta dışarı taşarsa; gönüle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar.Oradan etrafa yayılır.

 

Nice fidanlar, serviler,çınarlar bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa, aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp görünmez ve yok eder.

 

Sarmaşığın özelliği;sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi, sonunu hazırlamasıdır. Aşk da insanı sarınca,onu içten içe eritip yok eder. Dıştan görünen yalnızca aşktır ve aşkı da çevresini göremez olur.Çünkü sarmaşık onu öyle çevrelemiştir ki; dışarıda olup bitenleri ne duyar, ne görür;hatta duymak da görmek de istemez. Aşka tutulan ağaçta,artık bütün buyruklar sarmaşık tarafından verilir ve âşık, “herkesi kör;dört yanı duvar sanır”. Dıştan bakanlar,onun sarmaşığını görürler;ama ağaç,sarmaşıktan fırsat bulup çevresini göremez.

 

Sarmaşık,nasıl hızlıca büyüyüp ağacı kaplarsa, aşk da öyle hızlı gelişir ve âşık daha sabahtan akşama varmadan aşk sarmaşığıyla sarılıp geceyi onun koynunda geçirir.

 

(Kitâb-ı Aşk)İskender PALA

 

Again and again. We're growing apart but we pull it together, again.

 

Front Page Explore!

 

It was gross and rainy out today. Drearyland. I have a feeling these last 2 months of this are going to fly by.

 

Free candy!

 

[sept 27, 2010]

313/365

KAZAKİSTAN: Almatı, Sorbulak Gölü; 08.06.2014

 

"Emberiza", eski Almanca'da kirazkuşu için kullanılan "Embritz"in Latinceye uyarlanmış halidir. Linnaeus (1758) öyle münasip görmüş.

"bruniceps" ise Latince "brunus =kahverengi" ve "ceps = başlı" kelimelerinden; "kahverengibaşlı" anlamında bir addır.

Eskiden bu aileden kuşların hepsi "kirazkuşu" idi. Birkaç kişinin kullanmaya başladığı "çinte" adı, eskileri bilmeyen ve son zamanlarda giderek sayıları artan kuş fotoğrafçısınca da takip edildi. Neymiş efendim, bu kuşlar kiraz mı yiyormuş. Anadolu'da hala kullanımı süren ve esasen miladi takvimin ziraate uyarlaması sonucu gelişen ve Osmanlı'nın da kullandığı Rumi takvimin 6. (Haziran) ayı "Kiraz" ayı olarak adlandırıldığını da bilmek gerek. İşte bu dönem (Mayıs-Haziran), en bol görüldükleri zaman olduğundan olsa gerek, büyük kısmı göçmen olan bu kuşlar, "Kiraz kuşları" olarak adlandırılırlar.

Ülkemizde Rize'den tek bir kayıtla bilinen bu güzel kuş, erkeklerinin baş kısmının renginden adını almıştır. Dişileri daha sade ve kahvemsi tondadır.

O günkü gezide kaptan pilotumuz Ugur Kavak'a çok çok teşekkür ederim.

Dinleyin! söyleyeceklerim var

Henüz tükenmedi kelimelerim

 

Ne diyabilirim ki? Kelimeler yetersiz kalıyor yanında...

Hüzünlerim,

Kanatlanıp uçmak ister .

Boğazımda düğümlenir ,

Söylenmemiş kelimeler.

Bir martının kanadında

Rüzgara kapılır ama

Yüreğime ağır,

Bu bendeki ifadesiz,

Çaresiz günler…

 

Özlem Uluğ (12.10.2010)

 

To survive with passions of words

in the books,

they all screamed the rumour.

We followed the letters

through purple dreams.

We wish we could stay longer

in feeling lost

to inhabit shadow of words.

 

Gamze

 

uzun uzun yazardım sana, sayfalar dolusu, parmaklarım yorulana, gözlerime uyku çökene kadar.. gönlümdekileri karşılar mıydı kelimeler, bilmeden yazardım.. yazmak derdim bitince anlatırdım, dilim kuruyana, uykun gelene kadar.. sana gelmek uzun bir yol idi, biriktirirdim heybeme hatıraları, fotoğrafları.. sana gelmek uzun bir yol idi.. usanmadan gelirdim, toplana toplana, renklere bürüne bürüne, susarak.. gelirdim..

"Hevesleri, beklentileri, erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri, kaçırılmış bakışları, gizledikleri, bitirilmemiş mektupları, susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümledir insan."

Hasret

 

Damla damla

Su olup

Düşüyor toprağa yüreğim

Susuyorum

Suskunluğumun gerisinde

Biriken kelimelerimle…

Kapanan gözlerinde

Hasretim çoğalıyor…

 

Özlem Abay 25.02.2007 -Ankara

önce kelime vardı' diye başlıyor yohanna'ya göre incil.

kelimeden önce yalnızlık vardı... ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti

..yalnızlık... .

kelimenin bittiği yerde başladı; kelimeler söylenemeden önce

başladı. kelimeler, yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte

yaşadı insanın içinde.

kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde

eriyip kayboldu. yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına

geldikçe, yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.

 

OĞUZ ATAY- tutunamayanlar

Voltalar sessizce bekleyişler

Zamanını bekleyen kelimeler

Gün gelip teker teker

Avuçlarına konup

Yeni çizgiler çizecekler..

 

Özlem Uluğ (19.05.09)

(Explore)

   

Kelebek Korkusu

  

Var mıydı dün müydü o gün ?

Varla yok arası bir yer şimdi usumda

Buluş ve unutuş aynı anda

Ben miydim yanılan yoksa sen miydin hayâl ?

Zaman, aydınlık bir yoldu o saatlerde

Sığ kelimeler düşe kalka

İnşâ edebilir mi yeniden, yıkıntılılarını cümlelerin ?

Geceyi güne taşımak zor aramızda

Oysaakışına bırakılamayacak kadar dar

Kısa zaman, ölüme varışa !

Belki bir şiir boyu

Belki birkaç mısra

Bozkırın, soğuk yalnız gecesine düştü şiir yüreğim

Üşüyor harflerim

Susku, kırdı sevginin boynunu

Kavgalı rüzgâr dervişin sabrını sınamakta

Gece körüdür ayaklarım

Koşup gelemem, sen gel demeden, çıkmadan yoluma

Yorgun ve yaşlı attır zaman arafta

Ölümün gölgesi dururken ayaklarında

Adımları, bir ileri bir geri atmada

Suda yıkanan, salkım söğüt dalları şanslıdır

Doyasıya içerler suyu , sorgusuz sualsiz

Alacak verecek yoktur, dere ile aralarında

Onlar susuz dere yalnız değildir

Ücrâda kalan dal olmaktı şanssızlığım

İçmek olmadı hiç isteğim

Suyun berraklığını görmek istedim yalnızca

Yaralandım

Kırılgan ruhumu sardım kendi kollarımla

Geçene kadar bu yara

Yâren dillerinden sürecek kulağımda vâveylâ

Şimdi her değen elden kalbimde

Bir kelebeğin, ölüm korkusu vurmakta !

  

Hâdiye Kaptan

 

Herbir çiçek, herbir meyve, herbir ot, hattâ herbir hayvan, herbir ağaç, birer mühr-ü ehadiyet ve birer sikke-i samediyet olduklarını ve bulundukları mekân ise, bir mektup suretini alması cihetiyle herbiri bir imza şeklini alır, o mekânın kâtibini gösteriyor. Meselâ, bir bahçede bir kırmızı çiçek, o bahçe nakkaşının bir mührü hükmündedir. O çiçek mührü kimin ise, bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler, o Zâtın kelimeleri hükmünde olduğuna ve o bahçe dahi Onun yazısı olduğuna, açık bir surette delâlet ediyor.

 

Sevgili İlkbahar Şarkısı tarafından bir oyuna davet edilmişim:) Öncelikle bu oyuna beni de dahil ettiği için kendisine çok teşekkür ederim... Davete icabet gerektir dedik ve oyuna dahil olduk :)

 

Kimdir bu Şafak?...

1. Kendini tek kelimeyle anlat deseler “Siyah” “Simsiyah!” diyecek kadar siyaha müpteladır ve kendini en iyi anlatacak şeyin siyah olduğuna inanır. Hatta “Aslında benim ismimi Leyla koyacaklarmış” der hep Beyza yerine...

 

2. Efendim İsmim Beyza. Konyalıyım ve tam manasıyla bir Konya aşığıyım. 3 çocuklu bir ailenin en büyük çocuğuyum :) Güzel bir memleket, güzel bir aile ve bahşedilen hakiki dostlar hiçbir zaman inkâr etmediğim ve verene sonsuz şükrettiğim en büyük güzellikler...

 

3. 22 yaşındayım. Her yaşın ayrı güzelliği var derler her yaşın güzelliğine sonsuz inançla ve verilen nefese şükürle bu alemdeki vaktimi doldurana dek yaşamla ve yaşımla barışık kalacağım. Hüzünlerim ve ümitlerim hep yanyana... Lûtfedene hamd ile verilen her neyse başüstünde taşıyacağım.

 

4. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği son sınıf öğrencisiyim. Allah nasip ederde seneye atanırsam ülkemin herhangi bir köşesinde ama illaki bir devlet okulunda görev yapma hayali içerisindeyim...

 

5. Oldukça dar vakitlere çok şey sığdırmaya çalışıyorum. Okul, staj okulu ve dershane üçlüsü arasında koşuşturmaktayım. Ama bunların haricinde güne pek çok şey sığdırma gayreti içerisindeyim.

 

6. Tabiri caizse tam bir kitap kurduyum. Durmadan okurum... Gece gündüz okurum... Ve yazarım kendimce...

 

7. Ney üflemeye çalışıyorum... Üfleyebiliyorum demek için çok vakte ve çalışmaya ihtiyacım var bunu biliyor ve çok dua ediyorum...

 

8. İki gözümün nuru kitaplarım, sırtımda yük olduğunu hiçbir zaman düşünmediğim, gittiğim heryere götürmek istediğim bilgisayarım, fotoğraf makinem ve neyim şu dünyada var olan tek kıymetlilerim :)

 

9. Hz. Mevlânâ ve Hz. Şems birde şu canım memleketim... Aslında benim herşeyim... Büyük memlekette yaşamanın güzelliği uzun otobüs yolculuklarım... Zira Konya çok büyük memleket okula gidip gelmek için günde en az 2 en fazla 4 saat harcamaktayım ama şikayetçi değilim... Yolculuk bana çok büyük tecrübeler kazandırıyor. Şehrimin güzelliği en fazlada o vakitlerde belli oluyor. Öyleki sabah namazı ardından yollara çıkıp, kulağında ve ruhunda neyin cezbesi, havanın yeni aydınlanıyor olması ve aklında binbir düşünceyle yolculuk her insana hergün nasip olmuyor :)

 

10. Maddeyi tüm şu anlattıklarıma özet olarak her satırında kendimi bulduğum bir şiirle bitirmek isterim :

 

Yüreğimiz han kapısı gibi yirmi dört saat açık

Gönlümüz cennet bahçeleri kadar geniş

Acılarla yâr busesidir diye sevişiriz

Ve yalnızlık sanatının ustasıyız, çok şükür

 

Lokmadır hırkadır eyvallah ile sevindiğimiz

Yormadık aklımızı samanlık, arpalık için

Bilen bilir hangi bağlarda nasıl didindiğimiz

Ruhumuza gıda hüzünler toplamak için

 

Neşemizde ağlar efkarımızda tüter gölgemiz

Halimizde bir yeşil kefen bezimizdir hüzün

Sevince sevdamızda, susunca nazarımızda yanar

Şarabımız… Keyfimiz… İki gözümüzdür hüzün!...

(Hayrullah Ersöz)

 

Efendim benimde arkadaş davet etmem gerekiyormuş, yazmak da zorunlu değilmiş :) Kabul buyururlarsa ben de:

 

1. seyyahhatun

2. Can.Türk

3. gencalioglu

4. KaPLaNSaFa

5. zencefil

6. Mahmut Özel

7. ruyaa

8. ilkbahar =)

9. ఇfєrahfєzaaఇ

10. ~bekir@rslan

 

davet ediyorum...

   

"Kelimeler düşmüyor içinde salınıyor.."

Annemin ölümü sonrasında Bandırma'daki veraset işleriyle ilgili gidiş gelişlerimizden birinde 2 Haziran günü bir nefeslik dinlenelim diye eski adıyla Musakça, şimdiki doğru düzeltilmiş haliyle Misakça köyüne uğradık. Musakça isminin anlamını bilmiyordum ama Misak kelimesinin “kuvvetli ahid ve antlaşma” demek olduğunu, ülkemizin bölünmez bütünlüğü için konulan sınır bütünlüğünün de Misâk-ı Millî adıyla millet ve devlet hafızasına kazındığını biliyorum. Kutsal bir bağlayıcılığı olan bir durum mîsâk. Köyün tabelalardaki ismi olan Musakça artık değiştirilmiş ve Misakça yapılmış. Köy şirin bir balıkçı köyü görüntüsünde ama ekonomisi büyük oranda tarım. Uzun zamandır takip etmeye çalıştığım köyün eskiden bir iskelesi ve minik bir mendireği varken artık mendirek güvenli bir barınak oluşturması adına büyütülmüş ve birçok teknenin barınabileceği küçük bir liman olmuş. Birileri de almış eline boyayı ve mendireği oluşturan büyük kayaların köye bakan iç yüzünü bir güzel rengarenk boyamış. Ben ilk defa gördüm böyle bir çalışma ve çok hoşuma gitti. En sondaki kırmızı boyanmış olanın köye bakan yüzünde de bir ay-yıldız var ve bayrağımız resmedilmiş üzerine.

  

Nikon D810 + AF Nikkor 28-105mm f/3.5-4.5 D

1 3 4 5 6 7 ••• 79 80