View allAll Photos Tagged Tevbe

You can view this photo from several angles. You can view it as a photography fan, as an engineer, as a physicist and of course as a mystic. All combined lead me to the perfect art of a creator whose laws in nature are never violated.

 

An vardir, saniyeden kucuk... Belki milisaniye, belki mikrosaniye ile olculur. Ama o anin degeri hic bir seyle olculemez. O ani yakaladiniz yakaladiniz; yoksa bir daha geri gelmez. O anin kiymetini bilelim. Eger 0.1 san gec kalsaydim bu fotograf olmayacakti. Hayat da oyle degil mi? Kacirilan firsatler, heba edilen saatler, yillar? Ama Rabbimiz ne kadar rahmet sahibi ki, o donmeyecek anlarin yerine bedel olarak "tevbe"yi kabul eder. Ne mutlu "an"i kacirmayanlara... Ne mutlu ani kacirip tevbe edenlere.

 

Date posted to Flickr: 04/4/2009

"Ey Nâs!

Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak

bir daha berâber olamayacağım.

İnsanlar!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz

Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece

mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.

Ashâbım!

Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak

sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu

vurmayınız. Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki,

bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur.

Ashâbım!

Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır,

ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz,

ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten

kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de

Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır.

Ashâbım!

Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan

davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır.

Ey Nâs!

Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim.

Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz

vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde

hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye

çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığınız kimseleri âile yuvanıza

alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise,

örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

Mü'minler!

Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.

Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir.

Ey Nâs!

Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür.

Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır.

Ashâbım!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü

ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük

gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir.

Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız.

Mü'minler!

Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz,

Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü

yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir.

Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe,

başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de

üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.

Ey Nâs!

Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet

etmeye gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise

mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut

efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin

lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne

tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder.

Ashabım!

Allah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın

zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz.

Ey Nâs!

Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram:

Allah'ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve

vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler.

Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine

çevirip indirdikten sonra üç defa:Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab!

 

Receb ayı

Hürmet edilmesi gereken dört kıymetli aydan birisidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

Allah'ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram [hürmetli] olan aylardır. [Tevbe 36]

 

Resulullah efendimiz, Receb ayına çok değer verir ve "Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazana eriştir" diye dua ederdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir. [İbni Cerir]

 

Haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır. [Taberani]

 

Haram aylarda bir gün oruç tutup bir gün yemek çok faziletlidir. [Ebu Davud]

 

Receb ayında Allahü teâlâya çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer. [Deylemi]

 

Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. [Gunye]

 

Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recebin hepsini tutmuş gibi sevap verilir. [Miftah-ül-cenne]

 

Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır. [Ebu Ya'la]

 

Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma gecesi, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi. [İ.Asakir]

 

Receb büyük bir aydır. Allahü teâlâ bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların af oldu" der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. [Taberani]

 

Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip "Ya Rabbi onu mağfiret et" derler. [Ebu Muhammed]

 

Recebin ilk Cuma gecesine Regaib gecesi denir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Regaib, ihsanlar, ikramlar demektir. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Regaib gecesi yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir.

Bu dünya kahır evidür hem bâki değül fânidür

Aldanuban kalma buna tiz tevbeye gelmek gerek

 

Yunus Emre

Menzil de zaman bir başka geçer.

 

Öğlenin sıcağı sabahın serinliğini almaya başladığında girersiniz menzil kavşağından.

Köyün girişinde bir biriyle yükseklikte yarışan iki minare selamlar sizi

Üçüncü minare tevazuyu temsil eder sonradan selam verir Sultan'ına gelen sofilere.

Arabadan indiğinizde sizin günahlarınıza kefaret gelecek sıcağını gönderir yüzünüze güneş.

Eğer içinizde yanıyorsa o güneş kadar, işte o zaman güneş size tesir edemez.

Zamanın mekanın sıcağın ehemmiyeti kalkar.

Öğleyi beklersiniz. Öğlen geldiğinde bir sevinç kuşağı kalbinize sarılır. Heycanı tadarsınız sıcağın altında.

Sultanı beklersiniz tüm heybetiyle. Sultan size sanki Asr-ı Saadeti hatırlatır.

Bazen Sultan Menzil'de yoksa halifesi gelir namazı kıldırmaya.

Gönül Sultan'ını beklerken halifesini gören kalp tekrar şahlanır. Halifede Sultan'ını görür sanki kalp.

Gönülden namaz kıldırışı insanı cezbeder. Ötelere dilbeste olur gönül. Yelken açar bilinmezliğe.

Geçmişini düşünür ne olacağını, neler yaptığını. Kayda değer bir şeyde bulamaz geçmişte.

Yazık bana der nasıl da dalıyoruz dünyaya.

Öğlen namazı bitince yeni bir heycan belirir kalbinde insanın. Markat yoluna çıkar kişi.

Sultanların yanına, büyüklerin yanına, Evlad-ı Rasula ve Sadat-ı Kirama.

İkindiye kadar dükkanlarda geçer hayat. Kimisi mübarek mescitte yatmaya gider.

İkindi olduğunda sevda yüreğine düşer sofinin.

Seydasına kavuşacağını haber alır bir kısmı. Bir kısmıda halifeyi bekler yine namazda.

Yol açıldığında yine ümitvari gözlerle bakar kapıya. Gözler hasret kaldığı sultanı görmeyi özler.

Kapıda ilk önce halifeler gözükür. Ağızlar kalplere dayalı cezbeye hazırdır artık.

Ne zaman görünürse Sultan sanki patlayacak bir bombayı andırır halleri.

Sofiler sağa ve sola yığıldığında kızıldenizi anımsatır. Sanki Musa /a.s/ asayı vurduda deniz yarıldı

Sultan da bu yoldan Musa /a.s/ timsali heybetle geçer halifelerden sonra.

Sultanın selam vermesiyle pimi çekilir sanki sofilerin. Hepsi olan gücüyle alır selamı.

Sultan geçtikten sonra arkadan firavunlar gelmesin dermişcesine kapanır bir birine insanlar. Açılmaz bir kilit olurlar sanki.

İkindi bittiğinde herkesin gözü ön saftadır. Davet var Hatme-i Hacegana. Hatme yapılır koca camide.

Hatme bitince Sultan'a koltuk hazırlar birisi.

Sultan elini verir sofilerine herkes eline kilitlenir Sultanın. Elini görür birtek gözler.

Eline sarılanlar hem öpüp hem koklamaya hemde yumuşaklığını hissetmeye çalışırlar.

Sultan kaşını bile çatmaz kimseye. Sultanın halinden anlayan vekiller ikaz gönderir kendini kaybeden sofilere.

Sonra Gavs'ın elinden nasibini alanlar camiden çıkarlar. Gavs yolculara tevbe vermektedir. Yorulma bilmez ellerini ipe dolar.

Sanki her söylediği tevbede bize bir nasihat verir. Söz alır sofilerden bir daha yapmayacaklarına dair yaptıkları hataları.

Akşam olduğunda artık dışarıda saf tutar cemaat. Öncelikle Sultan'ın geçeceği yere oturur sofiler.

Akşam ezanı bittiğinde herkes yavaş yavaş toplanır. Ve ayağa kalkar cemaat. Kapıdan Sultan'ın gelmesini beklerler.

Sultan gelirken sofiler yine kendinden geçer. Bir heybet görürler tam ihtişamıyla.

Serin havada kılınan namazda insanların duyguları değişir. Sanki dünyayı Menzil Köyü gibi görmeye başlar insanlar.

Akşam bittiğinde tevbe verilmeye başlanır. Yatsıya kadar devam eder tevbe. Tevbe alan vekilin yanına koşar.

Henüz vekilden talimatı alınca yatsı okunur. İçten okunan ezan insanı ruh alemine taşır.

Yatsıda bitince sultan evine doğru yol alır. Herkes ayağa kalkar ve O'nu uğurlar.

Sofiler artık talimatı uygulamak için biraz zamanın geçmesini beklerler.

Ve banyo sırasına girer sofiler. Banyoda suyun altına girenler bilirler. Yukarıdan akan suyla vücutları serinler.

Banyodan çıkınca konuşma orucuna başlanır. Etrafta hep işaretle anlaşan kişiler boy gösterir.

Sabah olunca herkes kalkar. Hemen,herkes avluya yönelir. Kimisi uykunun tesirindedir. Kimiside kalkıp teheccüt kılmaya başlamıştır bile.

Sultan kapıda görününce herkes ayağa kalkar. Uyuklayanların uykusu gider. Pür dikkat Sultan'a bakarlar

O'nun Rahmet pınarı kaynaklı gözlerini yudumlar, nazarlarını gözleriyle Ab-ı Hayat gibi içerler.

Seyda geldiğinde selam verir. Tevbeli olanlar selamı almak isterler fakat bir engel vardır boğazlarında.

Onlarda içlerinde depremler yaparcasına alırlar selamı. Ve sabah namazıda kılınır.

Sabah namazından sonra kimisi tesbihini çeker kimiside gecenin yorgunluğunu atmak için avluya yatar.

Sabah olduğunda artık ayrılma vakti gelmiştir. Hiç kimse ayrılmak istemesede uğurlar onları üç tane arşa yükselen minare.

Ve kendi kendine söz verir her ayrılan menzilden "nasipse seneye..."

__________________

Yorum

 

Bir yağmur tutturmuşum gözlerimde

Sicim gibi uzananlara kederler asıyorum

Sımsıkı kurusunlar diye.

Üşüyorum.

 

Her tanesinde yağmur yaşlarımın

Bir tevbe var son umut diye

Tutunabildiğim kadar güçlüyüm aslında

Düşüyorum.

 

Yapraklarda trampet soloları

Kulaklarımda senfonisi aşkın

Sevgimetremin ekranında gözlerim

Yaşıyorum.

 

Bunca dert kasırgasının ardında

Şans piyangolarının amortileriyle yetinip

Nasıl hala yaşadığıma

Şaşıyorum.

 

Hüseyin Başaoğlu

© Hüseyin Başaoğlu

Biga 9 Eylül 2017

saat 01.57

 

www.antoloji.com/yorum-63-siiri/

 

Nikon D300S + AF-S Nikkor 18-200mm f:3.5-5.6 VRII IF-ED

Şifâ âyetleri şunlardır:

 

1- “Ve yeşfî sudûra kavmi’m-mü’minîne ve yüzhib ğayza kulûbihim.” (Allah mü’minler topluluğunun gönüllerini ferahlandırsın, şifâ versin ve kalplerindeki ıztırabı gidersin.)4

2- “Yâ eyyühe’n-nâsü kad câet küm mev’ızatun min Rabbikum ve şifâü’l-limâ fi’s-sudûri ve hüden ve rahmetün li’l-mü’minîn.” (Ey İnsanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerin derdine şifâ, mü’minlere bir hidâyet ve rahmet gelmiştir.)5

3- “Yahrucu mim-butûnihâ şarâbüm-muhtelifün elvânühû fîhi şifâü’l-linnâsi inne fî zâlike le’âyete’l-likavmi’y-yetefekkerûn.” (Onların karınlarından çeşitli renklerde bir şerbet çıkar ki, onda insanlar için şifâ bulunur. Düşünen bir topluluk için şüphesiz bunda bir delil vardır.”)6

4- “Ve nünezzilü mine’l-Kur’âni mâ hüve şifâü’v-ve rahmetü’l-li’l-mü’minîn.” (Biz Kur’ân’da mü’minler için şifâ ve rahmet olan âyetleri indiriyoruz.)7

5- “Ve izâ meridtü fehüve yeşfîn.” (Hastalandığımda bana şifâ veren Allah’tır.”8

6- “Kul hüve li’llezîne âmenû hüden ve şifâün.” (De ki: Kur’ân, inananlar için hidâyet ve şifâdır.)9

 

Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hastalara şöyle duâ etmiştir:

 

1-“Allahümme rabbi’n-nâsi ezhibi’l-be’se işfi. Ente’ş-şâfî. Lâ şifâe illâ şifâüke. Şifâen lâ yüğâdiru sekamen. Allahümme işfi abdeke yenke’ leke adüvven ev yemşî leke ilâ salatin.” (Allah’ım! Ey insanların Rabbi! Şifâ ver! Şifâ veren ancak Sen’sin! Sen’den başka şifâ verecek kimse yoktur! Allah’ım! Şu kuluna şifâ ver ki, Senin bir düşmanına acı versin veya Senin rızânı kazanmak için namaz kılmak üzere yürüsün.)10

 

2- “Bismillâhi erkîke min külli şey’in yü’zîke min şerri külli nefsin ev aynü hâsidin. Allahümme yeşfîke bismillâhi erkîke.” (Sana ıztırap veren her şeyden, her kıskanç nefisten, her hasetçi gözden Allah’ın adıyla sana şifâ dilerim. Allah sana şifâ versin. Allah’ın adıyla sana şifâ dilerim.)11

  

Dipnot:

1- Sözler, 287, 288;

2- Mektûbât, s. 145;

3- a.g.e., 139;

4- Tevbe Sûresi: 14-15;

5- Yûnus Sûresi: 57;

6- Nahl Sûresi: 69;

7- İsrâ Sûresi: 82;

8- Şuarâ Sûresi: 80;

9- Fussilet Sûresi: 44;

10- Ebû Dâvud, Tıb, 3883; Ebû Dâvud, Cenâiz, 3107;

11- Tirmizî, Cenâiz, 972

 

hat: C.K.

umutfm.com/izle.php?id=24279

 

YA RABBİ

Seni tarif etmektedir bütün güzel isimler

Sen güzel isimlerini aşikar etmezsen ruhum karanlıkta kalır

Esmaül Hüsnana şahit yaz beni...

Ya Rabbi

Sana söyleyeceklerim

Senin kudretin için Yeterli gelmez biliyorum

Ancak gözüme görünen

Gönlüme değdirdiğin güzellikler kadar

Cümle kurabilirim

Sen'den başkasına boyun eğdirme bizi...

 

Sevdirirsin kendini uyanık gönüllere.

Sevgini emzirirsin emziren annelere.

Sevgini dokundurursun açılan güllere.

Sevdiğin ve sevdirdiğin için bakar yüzler yüzlere.

Sevdiğin ve sevdirdiğin için güneş doğar günlere.

Sevdiğin ve sevdirdiğin için baharın gelir her yere.

Sevdiğin ve sevdirdiğin için kelamın değer dillere.

 

Sevdanı kalbimin karasına çal.

Gönlüme rahmetinin ırmağını sal.

Ruhumu zikrinin lezzetiyle al.

Son anımda vesveseye yol verme.

Son demde gönle yaramaz şeyler gösterme.

 

Sen ki Sana rağbet edenleri çok iyi bilirsin;

teveccühünle şereflendir beni.

 

Sen ki suskun gönüllerde saklı kalanları bilirsin;

gizli saklı arzularıma cevap ver de sevindir beni...

 

EL-VEDÛD C.C.

Seven, bütün mahlukatın hayrını isteyen, onlara ihsan eden.

 

Al-Wadud : The Loving One who loves good servants, and bestows its compassion upon them.

 

Cenab-ı Hak buyuruyor:

Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, çok sever" (Hud, 90)

 

Cumanız mübarek olsun...

    

Her gün palavradan haberler. Tüm ülkelerde yöneticilerin cahil insan yığınlarını aptal yerine koyan açıklamaları, alay eder gibi nurlu ufuklar göstermeleri. Televizyonlarda bir sürü boş vaat, yalan dolan, insanın vahşeti, hayvanın vahşetini geçmiş. Utanmaz yetki sahiplerinin, yetkilerini ya kötüye kullanmaları veya doğruya, iyiye güzele kullanmamaları sonucu sanki kabahatli halk imiş gibi habire yeniden zaman istemeleri, halkın parasını her yerde çarçur etmeleri ve hesap vermemeleri.

İşte Allah bu halimizi bildiği için insanları düzeltmek amacıyla habire resuller, nebiler gönderdi durdu. Fakat artık başka yok. İnsanlık kendi kendini helak edecek sonunda. Televizyon seyretmiyorum artık savaş, cinayet, zorbalık, zam, haksızlık, yetersiz insanların yaptığı yanlışlıkların başımıza ördüğü çoraplar haberleri yüzünden.

Aynı yetersiz insanların çare kendilerinden başkası değilmiş gibi utanmadan hala halktan bir dönem daha istemeleri. Nasıl bir aymazlıktır hala aynı aldatanların peşinde bir insan güruhu. Kabahat kimde diye düşünüyorum.

Koca hayatımızı özetleyen bir Allah elçisi sözü cevap veriyor

- Nasılsanız, öyle idare edilirsiniz.

Dönüp yaradan ne diyor konuya diye bakıyorum.

- Hiç yaratan ne yarattığını bilmez mi? diyor.

Anlıyorum ki hesap, defterimiz toptan dürüldükten sonra. Ama onu bile unutuyoruz öldükten sonra tevbe yok, Allah'ta affetsin, insanlarda affetsin kolaycılığı, kurnazlığı yok. Her şey burada, yaptıkların da yapmadıkların da. Sonrası kayıtlarından dava görülecek ve karar verilecek.

Kargalar uçun. Haberler geçin, insani ödüller peşin, sonrası haşin.

 

Nikon D810 + Carl Zeiss Jena Mc Sonnar 135mm f:3,5 Zebra

Ey gelmişin ve geleceğin Rabbi,

Ey isimlerin sahibi,

Ben ayağımın nerede sürçtüğünü, ben hatamı, ben yanılgımı adımı bilir gibi biliyorum.

Ben bin kere kabul ettim kabahatimi.Sen bir kere affet.

Tevbe bir bilinç hali.Bir ilgi eki.Ben hatamla da Senin dairendeyim.Hala Sana ait hala Seninim.

Tevbemi kabul et.Af duama icabet et.

Kaynaklarda Berâat gecesinin beş özelliğinden bahsedilmektedir:

 

1- Her önemli işin bu gecede hikmetli bir şekilde ayrımı ve seçimi yapılır.

 

2- Bu gece yapılan ibadetin (kılınan namazların, okunan Kur'ân'ların, yapılan dua ve zikirlerin, tevbe ve istiğfarların), gündüzünde tutulan oruçların fazileti çok büyüktür.

 

3- İlâhî ihsan, feyiz ve bereketle dopdolu bir gecedir.

 

4- Mağfiret (bağışlanma) gecesidir.

 

5- Rasul-i Ekrem'e şefaat hakkı bu gece verilmiştir.

 

Berâat gecesinde eceller ve rızıklar; Kadir gecesinde ise hayır, bereket ve selametle alâkalı işlerin takdir edildiği kaynaklarda yer almaktadır.

 

İsmiyle müsemma olduğu gibi, inşallah bu mübarek gece beratımıza vesile olması duası ile...

 

Tüm dostların Beraat gecesini tebrik ediyorum.

 

Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar. (Tevbe Suresi, 82)

 

Therefore they shall laugh little and weep much as a recompense for what they earned.

Repentance - 82\

The Holy Quran

Rabbim hoş gör beni, yarattığını. "Yaratanımdan ötürü" beni bağışla.

www.hilaltv.org/izle.php?id=114

 

Her geçen gün israi'in yaptığı alçak saldırıda sayısı artan şehit kardeşlerimizin Ruhuna, Sağ kalıp yaralanan gazi ve orada zulüm altında olan kardeşlerimize hep birlikte dua edelim inşallah...

 

Allahım

Efendimiz Muhammed'e ve bütün âl ve ashabına, kâinatın zerrâtı adedince salât ve selâm et. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.

Ey Ehad ve Vâhid ve Samed olan,

Ey Ondan başka hiçbir ilâhbulunmayan,

Ey bir olan ve hiçbir şeriki bulunmayan,

Ey bütün mülk O'nun olan ve bütün hamd O'na mahsus olan,

Ey hayatı veren ve ölümü veren,

Ey bütün hayır elinde bulunan,

Ey herşeye hakkıyla kadir olan,

Ey bütün mahlûkatın dönüşü Ona olan Allahım Bu kelimelerin hakkı için...

 

Biz Filistin’li, din kardeşlerimizden bihaber Müslümanlar olarak, kendimizi sana şikayet ediyoruz. Halimizi sana arz ediyoruz Rabbim...

Filistindeki Gazze'deki Kardeşlerimize Yardım eyle, Onları Muhafaza Eyle,

 

Allahım

Ehadiyetinin sırrı hürmetine Filistine Yardım eyle,

Ey kavmi içinde Nuh'un duasına icabet eden, ey düşmanlarına karşı İbrahim'e yardım eden, ey Yusuf'u tekrar Yakub'a kavuşturan, ey Eyyüb'den zararı kaldıran, ey Zekeriya'nın duasına cevap veren, ey Yunus ibni Mettâ'nın tevbesini kabul eden Allahım!

Bu müstecap duaların sahiplerinin hürmetine Filistindeki Müslüman Kardeşlerimizi, İsrail canilerinin şerlerinden muhafaza etmeni,Senden istiyoruz ve Yalvarıyoruz. Allah’ım, Kur’ân hakkı için,

Yâ Rab! Habib-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hürmetine ve İsm-i Âzam hakkına,duâlarımızı kabul buyur...

Âmin, âmin, âmin.

 

Kuran-ı kerim'de israiloğulları ile ilgili ayetlerden bir kaç tanesi;

BAKARA SÛRESİ (83)

Hani biz İsrailoğulları'ndan "Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz anne babaya yakınlara yetimlere yoksullara iyilik edeceksiniz herkese güzel sözler söyleyeceksiniz namazı kılacaksınız zekatı vereceksiniz" diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.

 

MÂİDE SÛRESİ (12)

Andolsun Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah şöyle demişti: "Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar zekatı verir ve elçilerime inanır onları desteklerseniz (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah'a güzel bir borç verirseniz elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkar ederse mutlaka o dümdüz yoldan sapmıştır."

 

İSRÂ SÛRESİ (4)

Biz Kitap'ta (Tevrat'ta) İsrailoğullarına "Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz" diye hükmettik.

   

Yorum

   

Bir yağmur tutturmuşum gözlerimde

 

Sicim gibi uzananlara kederler asıyorum

 

Sımsıkı kurusunlar diye.

 

Üşüyorum.

   

Her tanesinde yağmur yaşlarımın

 

Bir tevbe var son umut diye

 

Tutunabildiğim kadar güçlüyüm aslında

 

Düşüyorum.

   

Yapraklarda trampet soloları

 

Kulaklarımda senfonisi aşkın

 

Sevgimetremin ekranında gözlerim

 

Yaşıyorum.

   

Bunca dert kasırgasının ardında

 

Şans piyangolarının amortileriyle yetinip

 

Nasıl hala yaşadığıma

 

Şaşıyorum.

 

Hüseyin Başaoğlu

  

© Hüseyin Başaoğlu

 

Biga 9 Eylül 2017

 

saat 01.57

 

www.antoloji.com/yorum-63-siiri/

   

Nikon D300S + Nikon 75-150mm f:3.5 series E

"Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'dan başkasından korkmayan kimseler imar ederler. İşte hidayet üzere oldukları umulanlar bunlardır..."

 

Hz. Aişe anlatır: “Ey Allah’ın Resulü dedim, şâyet Kadir gecesine tevâfuk edersem nasıl dua edeyim?” Şu duayı okumamı emrettiler: “Allahümme inneke afuvvun, tuhibbu’l–afve, fa’fu annî = Allahım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.” (Tirmizi, Deavât, 89; İbn Mâce, Duâ, 5)

 

Bu hadisten hareketle denebilir ki, Kadir gecesi yapılacak ikinci önemli iş, duadır. Başka zamanlarda bile “Dua edin cevap vereyim” diyen Rahman u Rahim Allah’ın, bu özel günde dualara nasıl büyük bir arzu ve sevinç ile cevap vereceği, üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur. Allah’ın sevinmesi nasıl bir sevinmedir bilemeyiz ama O (c.c), kulun tevbesi karşısında sevindiğini beyan buyuruyor. Öyleyse gelin bu gece hep beraber Allah’ı sevindirelim!

 

Bu gece Kur’an inmeye başladığına göre, Kur’an’ın nazil olma yıldönümünü kutlama mahiyetinde Kur’an’la meşgul olma, ağzını yağmura açmış susuzluğunu gidermeye çalışan bir canlı iştiyakı içinde O’nu okuma (tabir caiz ise O’nu içme), O’nun etrafında yazılan eserleri okuma ve tefekkür etme de yapılacak en güzel işler arasındadır.

 

Semanın kapılarının tamamen açıldığı, nisan yağmurları gibi af ve merhametin yağdığı, affedilecek insanların arandığı, tevbe edenlerin arzu edildiği bu gece, gafletle, uykuyla, boş işlerle, daha da kötüsü -Allah korusun- eğlencelerle, şarkı-türkü dinlemelerle, insanı maneviyattan uzaklaştıran filmlerle geçirmek ne acı! Yüzde yüz vurma ihtimali bulunan bir piyangoyu kaçırmak ne büyük talihsizlik!

 

Rahmeti Sonsuz Rabbimiz, bu geceyi yakalayıp hakkıyla değerlendiren kullarından eylesin. Âmîn, âmîn, bi hurmeti seyyidi'l mürselîn.

EY RAHMETİ GAZABININ ÖNÜNDE BULUNAN,

 

KULLARININ TEVBELERİNİ KABUL BUYURAN VE DUA DUA YALVARANLARIN NİDALARINA İCABET EDEN YÜCE RABB'İMİZ!

 

Amellerimizdeki eksikliklere ve sözlerimizdeki kırık-döküklüğe değil, hakkındaki hüsn-ü zannımıza ve rahmetine bağladığımız recâmıza göre muamele et ve bizim dualarımıza da icabet buyur;

 

Bizi haybet ve hüsrana uğratma!

  

Amin.

umutfm.com/izle.php?id=25560

 

YA RABBİ

Seni tarif etmektedir bütün güzel isimler

Sen güzel isimlerini aşikar etmezsen ruhum karanlıkta kalır

Esmaül Hüsnana şahit yaz beni...

Ya Rabbi

Sana söyleyeceklerim

Senin kudretin için Yeterli gelmez biliyorum

Ancak gözüme görünen

Gönlüme değdirdiğin güzellikler kadar

Cümle kurabilirim

Sen'den başkasına boyun eğdirme bizi...

 

Sevdirirsin kendini uyanık gönüllere.

Sevgini emzirirsin emziren annelere.

Sevgini dokundurursun açılan güllere.

Sevdiğin ve sevdirdiğin için bakar yüzler yüzlere.

Sevdiğin ve sevdirdiğin için güneş doğar günlere.

Sevdiğin ve sevdirdiğin için baharın gelir her yere.

Sevdiğin ve sevdirdiğin için kelamın değer dillere.

Sevdanı kalbimin karasına çal.

Gönlüme rahmetinin ırmağını sal.

Ruhumu zikrinin lezzetiyle al.

Son anımda vesveseye yol verme.

Son demde gönle yaramaz şeyler gösterme.

Sen ki Sana rağbet edenleri çok iyi bilirsin;

teveccühünle şereflendir beni.

Sen ki suskun gönüllerde saklı kalanları bilirsin;

gizli saklı arzularıma cevap ver de sevindir beni...

 

EL-VEDÛD C.C.

 

Şanı büyük ve yüksek, ikramı çok, yüce,Seven, bütün mahlukatın hayrını isteyen, onlara ihsan eden...

 

Cenab-ı Hak buyuruyor:

 

"Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, çok sever" (Hud, 90)

 

Cumanız mübarek olsun...

 

   

Kuran-ı Kerim’de Geçen Şifa Ayetleri

 

Tevbe Suresi - 14. Ayet

 

www.nukteler.com/kuran-i-kerimde-gecen-sifa-ayetleri/

www.umutfm.com/izle.php?id=15224

 

Ey Merhametlilerin en Merhametlisi

Ey Tövbelerimizi kabul eden ve Dualara icabet eden Rabbimiz Sana yöneldik.

Efendimizi şefaatçi yapıyor, ellerimizi O'nun mübarek ellerinin altında tutuyor ve istediklerimizi böylece istiyoruz.

Ey Rabbimiz Ettiklerimize binlerce tevbeler olsun.

Günahımız çoktur ama, Senin rahmetinde her şeyi aşkındır, her şeyi kuşatmıştır.

Rahmetin gazabını geçmiştir. Bize rahmetinle muamele eyle

 

Ramazan-ı şerif ne çabukta gidiyorsun henüz doyamamışken sana...

Bir dahaki yıl yine geleceksin biliyoruz ama seni kaçımız bekleyecek ve karşılayıp ugurlayacak acaba...

    

2007 Umremizde bir gece yolumuz arkadaşlarımız ile Uhud dağı eteklerine düştü.

Ve şehitlerin efendisi Hz Hamza (R.a) ile arkadaşlarına musafir olduk gecenin bir vakti.

Okçular tepesinden samimi ve halisane dualar gönderdik tüm alem-i islama...

 

www.youtube.com/watch?v=qPCrEz5CW0g

 

Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), bu 3 virdi telif eden İdrîsiyye Tarîkatının Kurucusu Seyyid Ahmed İbn-i İdrîs el-Hasenî el-Fâsî (Kuddise Sirruhû)’ya mânâ âleminde şöyle buyurmuştur:

 

«Ey Ahmed! Ben göklerin ve yerin anahtarlarını Sana verdim. İşte onlar; (diğerlerinden farklı lafızla)

 

ʺTehlîl-i Mahsûsʺ, ʺSalât-ı ʽAzîmiyyeʺ ve ʺİstiğfâr-ı Kebîrʺ dir.

 

Bu zikirlerin bir kere (tilavet edilme)si dahi (sevap bakımından) dünya ve ahiretin tamamının ve onlar içerisinde bulunan herşeyin kat katına denktir.»

 

(Muhammed İsmâ’îl ibn-i Muhammed en-Nüvvâb, Tercemetü sâhibi hâzihi’l-ehzâb,

Mecmu’a-i Şerîfe Hâmişi, sh: 143-144)

 

İSTİĞFÂR-I KEBÎR

 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla !

 

« O celâl ve ikrâm sahibi, O günahları çokça bağışlayan, O Hayy ve Kayyûm olan, O kendisinden başka ilâh bulunmayan büyük Allâh’tan bağışlanma talep ederim.

Yine ben O (Allâh’ın) ilmin(in) kuşattıkları, O (Allâh’ın) Kitab’ın(ın) saydıkları, O (Allâh’ın) Kalem’in(in) yazdıkları adedince, O (Allâh’ın) kudretin(in) yarattıkları, O (Allâh’ın) irade(si)nin tahsis ettikleri sayısınca ve Allâh’ın kelimelerinin mürekkebi kadar fazlaca, Rabbimizin Zâtının celâline, cemâline ve kemâline yakışır şekilde ve Rabbimizin sevdiği ve râzı olduğu sûretle ben bütün mâsiyetlerden, günahlardan ve suçlardan, bütün hareketlerimde, duruşlarımda, düşüncelerimde, tüm nefeslerimde kasten ve yanlışlıkla, görünür ve görünmez şekilde sözümle ve fiilimle işlemiş olduğum tüm günahlardan, bildiğim günahlardan ve bilmediğim günahlardan O’na tevbe ederim.»

  

Kako zaraditi oprost grijeha

 

Prisutna kriza u svijetu, brojna iskušenja i nesreće koje pogađaju narode su posljedica njihove pohlepe, gramzljivosti, griješenja i pretjerane ljubavi prema ovozemnom životu. U takvom, dosta haotičnom i neizvjesnom stanju čovječanstva, vjernici pokušavaju spasiti sebe i porodice svoje, osloboditi se vlastitih grijeha i mahana i ući u okrilje Allahove milosti i zaštite.

 

Nema insana na Zemlji koji ne griješi, makar on bio učen i pobožan i makar ga ljudi smatrali dobrim. Samo su poslanici bili oslobođeni i sačuvani od grijeha. Čovjek dok progovori, već je pogriješio, kako se u narodu kaže. Allah, dž.š., je učinio griješnim robove Svoje, da bi se oni kajali, oprosta tražili, kako bi im On ukazao Svoju milost. Grijeha ima velikih i malih, znanih i zaboravljenih, svjesnih i nesvjesnih. Vjernici to znaju i zato sa puno nade čine tevbu i uče dove da im Allah oprosti. Nastoje da što manje griješe u preostalom dijelu svoga ovozemnog života.

 

U ovom svijetu punom izazova i raznih primamljivih užitaka i naslada zadaća vjernika da opstanu nije nimalo lahka. Međutim, biti u svojoj vjeri i živjeti poštenim životom je velika blagodat i na dunjaluku, a posebno radi spasa i trajne nagrade na Ahiretu. Kako to postići i u tome uspjeti tema je ovog kazivanja.

 

Grijehe prašta samo Uzvišeni Allah

 

Grijehe prašta i Svojom milošću obuhvata Svoje robove njihov Stvoritelj i Gospodar Allah, dž.š. Griješni Allahov rob neposredno se obraća svome Stvoritelju i uzda se u Njegov magfiret - oprost. Allah, dž.š., je to obećao svojim dobrim robovima: „Gospodar tvoj mnogo prašta i neizmjerno je milostiv;..." (sura Kehf, 58. ajet) „Reci: O robovi moji koji ste se prema sebi ogriješili, ne gubite nadu u Allahovu milost! Allah će sigurno, sve grijehe oprostiti. On, doista, mnogo prašta i On je milostiv." (sura Zumer, 53. ajet)

Iskrenim vjernicima koji rade dobra djela Allah, dž.š., je obećao oprost i najljepšu, trajnu nagradu: „Onima koji vjeruju i dobra djela čine preći ćemo sigurno preko hrđavih postupaka njihovih, i za ono što su radili, doista, ćemo ih najljepšom nagradom nagraditi." (sura Ankebut, 7. ajet) Svojim čvrstim imanom vjernik gaji ljubav prema svom Gospodaru i slijedi Poslanika, s.a.v.s., pa i na taj način postiže Allahovu ljubav i pažnju i oprost grijeha: „Reci: Ako Allaha volite, mene slijedite, i vas će Allah voljeti i grijehe vam oprostiti! - a Allah prašta i samilostan je." (sura Ali-Imran, 31. ajet)

 

Za vjernika je osobito važno da ne ustrajava u griješenju, i da se nakon učinjenog grijeha i straha od kazne svoga Gospodara sjeti i tevbu - pokajanje učini: „I za one koji se, kada grijeh počine ili kad se prema sebi ogriješe, Allaha sjete i oprost za grijehe svoje zamole - a ko će oprostiti grijehe ako ne Allah? - i koji svjesno u grijehu ne ustraju. Njih čeka nagrada - oprost od Gospodara njihova i džennetske bašte kroz koje će rijeke teći..." (sura Ali-Imran, 135.-136. ajet)

 

Vjernika krasi bogobojaznost - takvaluk, iskrenost - sidk i on uvijek govori i drugima preporučuje samo istinu. Sa ovim i drugim plemenitim svojstvima i djelima on postiže nagradu i oprost: „O vjernici, bojte se Allaha i govorite samo istinu. On će vas za vaša dobra djela nagraditi i grijehe vam vaše oprostiti..." (sura Ahzab, 70.-71. ajet) Vjernik se trudi da ne čini velike grijehe pa će tako lakše postići oprost za brojne manje propuste i grijehe. Uzvišeni Allah kaže: „Ako se budete klonili velikih grijeha, onih koji su vam zabranjeni, Mi ćemo preći preko manjih ispada vaših i uvešćemo vas u divno mjesto." (sura Nisa', 31. ajet)

 

Allah, dž.š., traži od vjernika da tevbu čine i oprost traže

 

Allah, dž.š., najbolje zna stanje svojih griješnih robova, i zato ih poziva da čine tevbu - pokajanje i da oprost za grijehe zatraže, da ne gube nadu i ne očajavaju: „O vi koji vjerujete, učinite pokajanje Allahu iskreno, da bi Gospodar vaš preko ružnih postupaka vaših prešao i da bi vas u džennetske bašte, kroz koje će rijeke reći, uveo..." (sura Tahrim, 8. ajet) „I zamoli oprost od Allaha, - Allah, uistinu oprašta i samilostan je." (sura Nisa', 106. ajet)

 

Poslanik, s.a.v.s., kojem su oprošteni grijesi i prije i poslije, kaže: „Tako mi Allaha ja dnevno po sedamdeset i više puta zatražim oprost od Allaha i pokajem se riječima: Estagfirullahe ve etubu ilejh - Od Allaha oprost tražim i Njemu se kajem." (Buharija) Poslanik, s.a.v.s., je također govorio: „Pokajnik od grijeha je kao onaj koji nema grijeha." (Ibnu Madže - hasen) „Kajanje briše grijehe, a da vi ne griješite, Allah bi stvorio i doveo druge ljude koji bi griješili (i iskreno se kajali), da bi im On te grijehe opraštao." (Taberani, Ahmed - hasen)

 

Za tevbu - pokajanje nikad nije kasno, pa i za najveće griješnike. U hadisu se kaže: „Ko se pokaje i obrati Allahu zbog nekog grijeha prije smrtnog časa, Allah će mu primiti njegovo pokajanje." (Hakim - sahih) Tevbu treba činiti svakodnevno, kao što se i svakodnevno griješi. Allah, dž.š., je rekao: „Onaj ko kakvo zlo učini ili se prema sebi ogriješi pa poslije zamoli Allaha da mu oprosti - naći će da Allah prašta i da je milostiv." (sura Nisa', 110. ajet) Muhammed, s.a.v.s., je rekao: „Uzvišeni Allah pruža Svoju milost i prima pokajanje svake noći od griješnika koji su danju griješili, kao što pruža oprost svakog dana griješnicima koji su noću griješili. To će tako trajati sve dok se Sunce ne pojavi sa zapada." (Muslim i Ahmed - sahih)

 

Kome Allah neće oprostiti

 

Allah neće oprostiti onima koji obožavaju druge mimo Njega, njima se obraćaju i od njih pomoć traže, tj. onima koji čine širk. Allah neće oprostiti licemjerima i nevjernicima, koji se ne pokaju i u vjeru vrate. Širk je od najvećih grijeha koji se pojavljuje u raznim vidovima od pridavanja značaja običnim predmetima, stvarima i životima, do obožavanja i veličanja medijskih ličnosti, vladara i gospodara i osoba koje sebe drže neprikosnovenim i bezgriješnim, pa tako zavode naivne. Allah, dž.š., je rekao: „Allah neće oprostiti da Mu se neko smatra ravnim, a oprostiće manje grijehe od toga kome On hoće. A onaj ko drugog smatra Allahu ravnim čini, izmišljajući laž, grijeh veliki." (sura Nisa', 48. ajet)

Nevjerovanje i licemjerstvo su zulum - nasilje prema Allahu najveći, i koji u tome ustraju, oprosta im nema: „Onima koji ne vjeruju i od Allahova puta odvraćaju, pa kao nevjernici umiru, Allah, zaista, neće oprostiti." (sura Muhammed, 34. ajet)

 

Redovni ibadeti i druga dobra djela potiru grijehe

 

Propisane islamske dužnosti donose brojne koristi vjernicima koji ih redovno izvršavaju. Oni ih sprječavaju od ružnih i pokuđenih djela i brišu učinjene grijehe.

Redovnim obavljanjem namaza vjernik postiže samodisciplinu i urednost, zahvalnost i pokornost svome Stvoritelju, duhovnu i fizičku čistoću, zaštitu od ružnih dijela i na kraju oprost grijeha. Poslanik, s.a.v.s., je govorio: „Pet dnevnih namaza i džuma namaz do slijedeće džume, brišu grijehe koji se učine između ovih namaskih vremena, ukoliko čovjek pored tih ne učini velike grijehe." (Muslim, Tirmizi) „Šta mislite, kad bi neko od vas imao pred vratima rijeku, pa se u njoj, svaki dan, pet puta kupao, da li bi na njemu ostalo nečistoće? Prisutni odgovoriše: Ne bi, Allahov Poslaniče! On će na to: Tako je i sa pet dnevnih namaza. Allah njima potire vaše grijehe." (Buharija i Muslim) Uvjet za valjanost namaza je uzeti abdest. A evo kako Poslanik, s.a.v.s., slikovito pojašnjava kako pranje pojedinih dijelova tijela, tokom uzimanja abdesta, odnosi grijehe: „Kad se rob abdesti i ispere usta, iz njih iziđu grijesi. Kad opere nos, iz njega iziđu grijesi. Kad opere svoje lice, s njega padnu grijesi, čak i oni ispod očnih kapaka. Kad opere svoje ruke, s njih spadnu grijesi, pa čak i oni ispod nokata. Kad potare svoju glavu, iz nje izađu svi grijesi, pa čak i oni iz ušiju. Kad opere svoje noge, s njih spadnu svi grijesi, pa čak iziđu oni ispod nožnih nokata. Zatim će se njegov odlazak u džamiju i njegov namaz pisati kao dodatak." (Malik, Nesai, Ibnu Madže i Hakim)

 

Mubarek ramazan i post u njemu, sa svojim ljepotama i fadiletima, vjernicima također donosi oprost grijeha. Poslanik, s.a.v.s., je rekao: „Onome, ko iz čvrstog vjerovanja, u ime Allaha, bude postio ramazan, biće oprošteni grijesi koje je prethodno počinio." (Ahmed - sahih) U mubarek ramazanu je najodabranija noć u godini za muslimane za koju je Poslanik, s.a.v.s., rekao: „Ko u ibadetu provede noć Lejletul-kadr, nadajući se Allahovoj nagradi, biće mu oprošteni raniji grijesi." (Buharija) Najbolja dova u noći Lejletul-kadr je upravo dova kojom se traži oprost grijeha: „Aiša r.a. je pitala Poslanika, s.a.v.s.,: Allahov Poslaniče, ako bih ja znala koja je noć Lejletul - kadr šta mi je najbolje da u njoj učim? Poslanik joj reče: Uči dovu: Allahumme inneke afuvvun tuhibbul-afve fa'fu anni! O Allahu Ti si Onaj Koji mnogo prašta, Ti voliš opraštati, pa oprosti mi. (Ahmed, Ibnu Madže, Tirmizi-sahih) I u dovi za iftar svaki postač moli Allaha za oprost: „Allahumme inni es'eluke bi rahmetikelleti vesiat kulle šej'in en tagfire li. (Allahu, molim Te Tvojom milošću koja obuhvata sve, oprosti mi.)" (Ibnu Madže-hasen) Za one koji propuste ramazan i njegove ibadete Poslanik, s.a.v.s., je rekao: „Propao je i ponižen onaj koga prođe ramazan a ne bude mu oprošteno." (Hakim-sahih)

 

Hadž je obaveza jednom u životu za one koji su u mogućnosti. Hadž iziskuje velike materijalne troškove, veliki trud i strpljenje, tokom puta i obavljanja obreda hadža, ali su zato nagrade velike. To je oprost grijeha, i džennetska nagrada. Poslanik, s.a.v.s., je govorio: „Ko, u ime Allaha, obavi hadž i ne bude činio propuste i grijehe (tokom hadža) vraća se kući (čist od grijeha) kao na dan kada ga je majka rodila." (Buharija)

 

I druge obaveze i davanja materijalne naravi, kao što su zekat, sadekai fitr, klanje kurbana, čiste i osiguravaju imovinu vjernika, čuvaju ga od škrtosti, egoizma i drugih mahana, čine ga velikodušnim i plemenitim i naravno, brišu određene grijehe. Uzvišeni Allah je rekao: „Uzmi od dobara njihovih zekat, da ih njime očistiš i blagoslovljenim ih učiniš,..." (sura Tevbe, 103. ajet)

 

Svakodnevno učenje zikrova i dova podsjećaju roba na Gospodara Uzvišenog povećavaju mu dobra djela i brišu grijehe. Poslanik, s.a.v.s., je govorio: „Ko prouči svaki dan sto puta subhanallahi ve bi hamdihi (neka je slavljen i hvaljen Allah), biće mu oprošteni grijesi, pa makar ih imao ko morske pjene." „Ibnu Omer prenosi da je Poslanik, s.a.v.s., dok je sjedio po sto puta zamolio Allaha za oprost riječima Rabbigfir li ve tub alejje verhamni inneke entettevvaburrahim. (Gospodaru oprosti mi, primi moje pokajanje i smiluj mi se, jer Ti primaš pokajanja i neizmjerno Si milostiv)." (Ebu Davud, Tirmizi, Ibnu Madže)

 

Važno je da se poslije svakog učinjenog grijeha učini tevba i istigfar a potom dobro djelo koje bi neutralisalo taj grijeh. U hadisu se prenosi slučaj ashaba koji je počinio očiti grijeh i pokajnički se obratio Poslaniku šta da čini. Poslanik mu nije odmah odgovorio dok nije objavljen ajet povodom njegovog slučaja: „I obavljaj namaz početkom i krajem dana i u prvim časovima noći! Dobra djela zaista poništavaju hrđava..." (sura Hud, 114. ajet) Tada mu Poslanik reče da zatraži oprost i klanja dva rekata nafile namaza. Naredni hadis to pojašnjava: „Svakom vjerniku koji učini grijeh, pa potom uzme lijepo abdest, klanja dva rekata namaza i zamoli Allaha za oprost, Allah će oprostiti učinjeni grijeh." (Ebu Davud, Tirmizi-sahih)

 

Nekada samo jedno dobro djelo, koje u našim očima i nije toliko veliko, ali je učinjeno iskreno u ime Allaha, bude uzrokom oprosta grijeha. Poslanik, s.a.v.s, navodi ovaj primjer: „Jedan čovjek je išao putem i naišao na jednu bodljikavu granu, pa je uklonio s puta, pa mu se Allah, dž.š., zahvalio tako što mu je oprostio njegove grijehe." (Buharija i Muslim)

Završavam ovo kazivanje kur'anskim dovama da i nama bude oprošteno i da budemo sa dobrim i plemenitim Allahovim robovima:

 

„Gospodaru naš, ne stavljaj nam u dužnost ono što ne možemo podnijeti, pobriši grijehe naše, oprosti nam i smiluj nam se. Ti si Gospodar naš pa nam pomozi protiv naroda koji ne vjeruje!" (sura El-Bekare, 206. ajet)

 

„Gospodaru naš, oprosti nam grijehe naše i pređi preko hrđavih postupaka naših i učini da poslije smrti budemo sa onima dobrima." (sura Ali-Imran, 193. ajet)

1-Allah

2-[[Rahman: Esirgeyici, bütün mahlukatına rahmetiyle muamele eden (dünyada).

3-[[Rahim: Bağışlayıcı, sevdiklerine ve müminlere merhamet eden (ahirette).

4-[[Melik: Mülkün sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.

5-[[Kuddüs: Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan.

6-[[Selam: Her çeşit afet ve kaderlerden emin olan.

7-[[Mümin: Kullarına emniyet veren. Kendinin ve peygamberlerinin doğruluğunu ortaya koyan, kullarına yaptığı vaadinde sadık.

8-[[Müheymin: Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi gözetip koruyan.

9-[[Aziz: İzzet sahibi, mağlup edilmesi imkansız olan, her şeye galip olan.

10-[[Cebbar: Azamet ve kudret sahibi, istediğini mutlak yapan,dilediğine muktedir olan.

11-[[Mütekebbir: Ululuk sahibi, her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.

12-[[Halık: Her şeyin varlığını ve geçireceği halleri takdir eden, yaratan, yoktan var eden büyüklükte eşi olmayan.

13-[[Bari: Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun yaratan.

14-[[Musavvir: Tasvir eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren.

15-[[Gaffar: Kullarının günahını örten, mağfireti çok, günahları bağışlayıcı.

16-[[Kahhar: Her şeye, her istediğini yapacak surette, galip ve hakim.

17-[[Vehhab: Çok fazla ihsan eden, çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan.

18-[[Rezzak: Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.

19-[[Fettah: Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaran.

20-[[Alim: Her şeyi en ince noktasına kadar bilen, ilmi ebedi ve ezeli olan.

21-[[Kabız: Dilediğine darlık veren, sıkan, daraltan.

22-[[Basit: Dilediğine bolluk veren, açan, genişleten.

23-[[Hafıd: Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, dereceleri düşüren.

24-[[Rafi: Yukarı kaldıran, yükselten, dereceleri yükselten.

25-[[Muiz: İzzet veren, aziz kılan.

26-[[Müzil: Zillete düşüren, hor ve hakir eden.

27-[[Semi: Her şeyi işiten, kullarının niyazını kabul eden.

28-[[Basir: Her şeyi gören.

29-[[Hakem: Hikmet sahibi olan, yaptığı her işte hikmeti gözeten, hükmeden.

30-[[Adl: Son derece adaletli olan.

31-[[Latif: En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, lütuf ve ihsan sahibi olan.

32-[[Habir: Her şeyi iç yüzünden,gizli tarafından haberdar olan.

33-[[Halim: Yumuşak davranan, hilmi çok olan.

34-[[Azim: Pek azametli olan, yüce.

35-[[Gafur: Çok bağışlayan, mağfireti çok.

36-[[Şekur: Kendini rızası için yapılan amelleri daha ziyadesi ile karşılayan.

37-[[Aliyy: Çok yüce.

38-[[Kebir: Pek büyük.

39-[[Hafız:Yapılan işleri bütün tafsilatıyla hıfzeden, her şeyi afet ve beladan koruyan.

40-[[Mukit: Bilen, tayin eden. Her yaratılmışın rızkını veren.

41-[[Hasib Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının bütün teferruatıyla hesabını iyi bilen. Mahlukatına kafi olan.

42-[[Celil: Azamet sahibi olan, ululuk sahibi olan.

43-[[Kerim: Çok ikram edici, kerimi olan.

44-[[Rakib: Bütün varlıklar ve bütün işler murakabesi altında bulunan.

45-[[Mucib: Kendine yalvaranların isteklerini veren,duaları kabul eden.

46-[[Vasi: Lütfu bol olan.

47-[[Hakim: Emirleri, kelamı ve bütün işleri hikmetli, hikmet sahibi olan.

48-[[Vedud: İyi kullarını seven, rızasına indiren ve sevilmeye layık olan.

49-[[Mecid: Şanı, şerefi çok üstün olan.

50-[[Bais: Ölüleri dirilten, kabirlerden çıkaran.

51-[[Şehid: Her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan.

52-[[Hakk: Vacib'ul vücut olan, varlığı hiç değişmeden duran.

53-[[Vekil: Tevekkül sahiplerinin işini düzeltip onlardan daha iyi temin eden. 54-[[Kavi: Pek kuvvetli.

55-[[Metin: Pek güçlü.

56-[[Veli: Seçkin kullarının dostu.

57-[[Hamid: Ancak kendine hamd edilen, bütün varlığın diliyle övülen.

58-[[Muhsin: Namütenahi de olsa, bir bir her şeyin sayısını bilen.

59-[[Mübdi: Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak baştan yaratan.

60-[[Muid: Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.

61-[[Muhyi: İhya eden, dirilten, can bağışlayan, sağlık veren.

62-[[Mumit: Canlı, bir mahlukatın ölümünü yaratan,öldüren.

63-[[Hayy: Diri, tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi.

64-[[Kayyum: Yarattıklarının işini çeviren her işleneni bilen, evveli olmayan.

65-[[Vacid: İstediğini, istediği vakit bulan.

66-[[Vahid: Tek. Zatında, sıfatlarında, isimlerinde, efailinde ortağı ve benzeri olmayan.

67-[[Samed: Her şey O'na muhtaç, fakat O hiç bir şeye muhtaç değil.

68-[[Kadir: İstediğini, istediği gibi yaratmaya muktedir olan.

69-[[Muktedir: Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf eden.

70-[[Mukaddim: İstediğini öne getiren, öne alan.

71-[[Muahhir: İstediğini geri koyan, arkaya bırakan.

72-[[Evvel: Her şeyden önce var olan.

73-[[Ahir: Her şey helak olduktan sonra geri kalan.

74-[[Zahir: Varlığı sayısız delillerle açık olan.

75-[[Batın: Akılların idrak edemeyeceği yüce azabı gizli olan.

76-[[Vali: Bu muazzam kainatı ve bütün hadisatı tek başına idare eden.

77-[[Muteali: Aklın mümkün gördüğü her şeyden, her halden pek yüce olan.

78-[[Berr: Kullarına iyilik ve ihsanı, nimetleri bol olan.

79-[[Tevvab: Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.

80-[[Müntakim: Günahkarlara, adaletiyle, müstahak oldukları cezayı veren.

81-[[Afüv: Affeden, magfiret eden.

82-[[Rauf: Merhamet edici, pek şefkatli.

83-[[Malikül Mülk: Mülkün ebedi ezeli sahibi.

84-[[Zülcelal-i Vel-İkram: Hem azamet sahibi, hem fazlı kerem sahibi.

85-[[Muksit: Hükmünde ve efalinde adaletli olan.

86-[[Cami: İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.

87-[[Gani: Çok zengin, hiç bir şeye muhtaç olmayan.

88-[[Muğni: Dilediğine zenginlik veren müstağni kılan.

89-[[Macid: Kadri ve şanı büyük, kerem ve müsamahası bol.

90-[[Mani: Bazı şeylerin meydana gelmesine müsaade etmeyen, engelleyen.

91-Nur: Alemleri nurlandıran, dilediğini nur eden, nur olan.

92-[[Hadi: Hidayete kavuşturan, kulunu hayırla muvaffak kılan.

93-[[Bedi: Örneksiz, misalsiz, acayip ve hayret verici alemler yaratan.

94-[[Baki: Varlığının sonu bulunmayan, ebedi olan.

95-[[Varis: Varlığı devam eden, servetlerin hakiki sahibi.

96-[[Reşid: Bütün alemleri dosdoğru bir nizam ve hikmetle akıbetine ulaştıran.

97-[[Sabur: Çok sabırlı olan, isyankarlardan acele intikam almayan.

98-[[Dar: Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan, hüsrana uğratan.

99-[[Nafi: Hayır ve menfaat verecek şeyleri yaratan, faydalandıran.

Cenab-ı Hak buyuruyor:

 

"Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır."

Bakara (37)

 

Yâ Tevvâb

 

İşte kapına geldim

Edemediğim bütün tövbeler için sana tövbe ediyorum

İşte derğahına vardım

Dileyemediğim bütün özürler için senden özür diliyorum

Sana dönüyorum çünkü gidecek başka kapı bilmiyorum

Sen ki, bağışlamayı seversin

Çünkü şöyle dediğini biliyorum

 

“Allah(c.c.)’in kabulünü vaat ettiği tövbe

O kimselerin tövbesidir ki cahillikle bir suç işlerler

ve çabuk tövbe ederler”

 

Bunları söylemekle cahillik ettimse tövbe Yâ Rab !

İşte çarçabuk tövbe ettim

Sen tövbe edenleri seversin bilirim...

 

Cumanız mübarek olsun.

Kuran-ı Kerim İzle Dinle Oku Seyret : www.hdfullonlinefilmizle.org/1058/izle/kuran-i-kerim-izle... Kuran-ı Kerim indirmeden izle, Kuran-ı Kerim hemen izle, Kuran-ı Kerim direk izle, Kuran-ı Kerim türkçe dublajlı izle, Kuran-ı Kerim filmini izlemek, Kuran-ı Kerim torrent indir, Kuran-ı Kerim movie, Kuran-ı Kerim indir, Kuran-ı Kerim fragman izle, Kuran-ı Kerim tek parça izle, Kuran-ı Kerim tek link indir, Kuran-ı Kerim film izle, Kuran-ı Kerim 720p izle, kuran-ı kerim ve tefsiri, kuran-ı kerim ve türkçe anlamı, suat yıldırım, ümit şimşek, diyanet, kuran oku, flash kuran oku, videolar, tefsir, elmalılı tefsiri, kuran fihristi, konu meali, soru ve cevaplar, sorularla islamiyet, elif-ba, tecvid, kuran talimi, kuran öğrenmek, kuran-ı kerim, kuran, kur’an, kuran meali, kur’an meali, alak, kalem, müzzemmil, müddessir, fatiha, tebbet, tekvir, a’la, leyl, fecr, duha, inşirah, asr, adiyat, kevser, tekasür, ma’un, kafirun, fil, felak, nas, ihlas, necm, abese, kadr, şems, büruc, tin, kureyş, kari’a, kıyame, hümeze, mürselat, kaf, beled, tarık, kamer, sad, a’raf, cin, yasin, furkan, fatır, meryem, ta-ha, vakı’a, şu’ara, neml, kasas, isra, yunus, hud, yusuf, hicr, en’am, saffat, lokman, sebe’, zümer, mü’min, fussilet, şura, zuhruf, duhan, casiye, ahkaf, zariyat, gaşiye, kehf, nahl, nuh, ibrahim, enbiya, mü’minun, secde, tur, mülk, hakka, me’aric, nebe’, nazi’at, infitar, inşikak, rum, ankebut, mutaffifin, bakara, enfal, al-i imran, ahzab, mümtehine, nisa, zilzal, hadid, muhammed, ra’d, rahman, insan, talak, beyyine, haşr, nur, hac, münafikun, mücadele, hucurat, tahrim, teğabun, saff, cum’a, fetih, maide, tevbe, nasr, Kuran ı Kerim Hatim İzle, Kuran ı Kerim Hatim Dinle

Müellif, bu kitapta, Hz. Âdem (a.s.) döneminden, kendi yaşadığı hicrî yedinci asrın başlarına kadar olan süreçte tevbe edenlerin hallerini dile getirmektedir. İlk etapta meleklerin tevbesinden başlayıp sonra onlardan Hârut ve Mârut’un olayını ele alan yazar akabinde, hikâyeleri Kuran'ı Kerim'de geçen bazı nebi ve resûllerin tevbelerini zikretmektedir. Yanı sıra, geçmişte yaşamış bazı meliklerin tevbelerinden söz ettiği gibi Resûlullah’tan önce yaşamış olan benî İsrâil kavminin bazı peygamberlerinin tevbelerinden de bahsetmektedir.

 

Daha sonra, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bazı sahabelerinin tevbeleri ile kendi zamanına kadar ulaşan bu ümmetin melik, sultan ve devlet başkanlarının tevbelerini ele almaktadır. Söz konusu bu sultanlar ya bozuk inançlarından ya insanların haklarına tecavüz etmiş olmalarından ya içki içmelerinden ya sihirle uğraşmalarından ya da zina yapmalarından dolayı Allah’a karşı gelmiş olup işlemiş oldukları kötü ameller sonrası tevbe etmiş kişilerdir.

 

Eser, kitap ehlinden İslamiyet’le kaynaşıp Resûlullah’ın (s.a.v.) davetine icabet edenlerin hayat hikâyeleri ile son bulmaktadır. Yazar çalışmasında Yüce Allah’ın (c.c.) kitabında yer alan kıssalardan yararlanmış, Resûlullah’ın (s.a.v.) bize aktardığı hususlardan, sahih hadis metinlerinde tedvin edilmiş hadislerden, vaaz ve nükteli haberlerle dolu kitaplardan istifade etmiştir.

 

Link: ilkharf.com.tr/kitap/tevbe-hikayeleri/166

Peygamber Efendimiz'in son zamanlarında ashabına "bende hakkı olan var mı?" diye sorunca, Hz. Ukkaşe ayağa kalkar ve kendisinin hakkı olduğunu ve helalleşmek istediğini söyler. Bu duygusal sohbeti mutlaka dinlemelisiniz. İyi seyirler.. Aşağıdaki videoları izlemeden geçmeyin; ►Levvame Kapısı goo.gl/NyrwOd ►İman goo.gl/OBNKa1 ►İbrahim Ethem Hz. ve Hızır (as) goo.gl/ZlNP62 ►Buğday Kıssası goo.gl/WoPmNk ►Cennete Uçarak Giren Sahabe goo.gl/atoaVP ►Tevbe Kapısı Hala Açık goo.gl/Akt2FH Güncellemelerden anında haberdar olmak için takip edin: ►Google+ profilim plus.google.com/u/0/b/1103718... (önerilir) ►Abone ol güncel videolardan haberdar ol goo.gl/IwjYtj Destek olmak için paylaşımlarımı "beğen" ve motive edici bir "yorum bırak" duyarlılığını gösterdiğin için teşekkür ederim. Kubbe-i Aşk diğer sosyal medya ağlarımız: ►Güncel takip etmek için "abone olun" www.youtube.com/KubbeiAşk ►Facebook: goo.gl/KrAi1Z ►Twitter: goo.gl/sSS5PO ►gmail: kubbeiiask@gmail.com youtu.be/CZikeW3FG4U

Fotoğraftaki yer, Medine'de Efendimizin sahabeleriyle ifa ettikleri ilk Cuma namazının kılındığı yer.. Daha Medine'ye ulaşmadan Efendimize cuma namazının farz olduğu bildirilmiş ve Efendimiz bulunduğu yerde Cuma namazı için niyet etmiştir. Ayrıca burası islam tarihinde ilk hutbenin okunduğu camidir..Bu tarihi hutbede Resulullah inananlara şöyle hitab etmiştir:

“Ey Mü’minler! Ölmeden evvel Allah’a Tevbe ediniz. Bir engel sizi meşgul etmeden salih amellerle Allah’a yaklaşınız. Biliniz ki; Allah şu günde, şu bulunduğum yerde Cuma Namazını üzerinize farz kılmıştır. Kim Cuma Namazını inkar ederse ve hafife alarak terk ederse, Allah o kimsenin iki yakasını biraraya getirmesin ve işlerini tamam etmesin.

 

Ey insanlar! Yaşarken, ölüm ötesi için hazırlık yapınız. Kesinlikle bilmiş olun ki, kişinin başına vurulacak, çobansız bıraktığı sürüden sorulacak, Allah diyecek ama nasıl diyecek; tercümanı yok, perdedarı yok, bizzat diyecek ki, Sana Resulüm gelip tebliğ etmedi mi? Sana lutfettim, sana ikram ettim, mal verdim, sen kendin için ne tedarik ettin? Ahiretin için hangi hayır ve hasenatı, hangi fazileti yaptın? Öyleyse her kim ki, kendisini ateşten kurtarabilecek bir hayrı hemen işlesin! Bu ikram etmek olabilir, bir güler yüz , bir güzel söz de olabilir.

 

Gerçek Müslümanın elinden, dilinden başkaları fayda görür, asla zarar görmez.

 

Allah’ a hamd olsun. O’na layık şekilde hamd eder ve Ondan yardım isterim. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah’ın doğru yola sevk ettiğini kimse saptıramaz, saptırdığını kimse doğru yola getiremez. Başka İlah yoktur, ancak Allah vardır, ben buna şahidlik ederim. O birdir, ortağı, eşi ve benzeri, misli yoktur. Kelamların en güzeli Allah’ın kitabıdır. Kimin kalbini Allah Kur’an ile süslerse, kafir iken İslam’a girip Kur’an-ı diğer sözlere tercih ederse, işte o kimse kurtulmuştur. Kur’an-ı Kerim sözlerin en güzeli ve en tesirlisidir. Allah’ı candan seviniz. Allah’ın sevdiklerini seviniz. Allah’ın kelamından ve zikrinden asla usanmayınız. Artık Allah’a ibadet ediniz ve O’na hiç birşeyi ortak koşmayınız.

 

Hakkıyla sakınıp, iyi işler işleyiniz. Sözünüz ve özünüz Allah’a doğru olsun. Aranızda Allah kelamı ile sevgiyi yayınız. Muhakkak bilmelisiniz ki, Allah ahdini bozup sözünden dönenlere gazap eder. Allah’ın selam ve rahmet ve berakatı üzerinize olsun!”

Kalesija: Džemat Donje Vukovije

Hutba Enesa efendije Habibovića o Ramizu Zmaju

 

Hvala Allahu dž.š., Gospodaru svih svjetova. Donesimo salavat i selam na posljednjeg Allahovog poslanika i miljenika Muhammeda s.a.w.s., na njegove ashabe, porodicu i na sve koji su živjeli i umrli sa vjerom u srcu.

 

Braćo, podsjećam sebe i vas na čvrsto vjerovanje u Allaha, Njegove meleke, knjige, poslanike, Sudnji dan i Božije određenje.

  

Danas je 28. novembar 2014. gregorijanske godine, odnosno 06. safer 1436. hidžretske godine.

  

Braćo, sigurno ste nekada od nekoga čuli kako izgovara riječi: “nači Bože” ili “morel se ležat ljudino.” Da li ste se ikada zapitali od koga potiču ove riječi? Vjerovatno niste, jer vam ovo nekada izgleda malo i simpatično, malo i smiješno tako da preko toga prijeđete tek onako.

  

Braćo, ove riječi potiču od čovjeka iz našeg komšiluka, iz Živinica. Ljudi ga zovu Ramiz Zmaj. On je postao među neukim i imanom oslabljenim narodom izuzetno popularan pričajući viceve i angdote. Snimci na kojima Ramiz Zmaj priča viceve postali su izuzetno popularni posebno među omladinom.

  

Vjerovatno se sada pitate kakve veze ima Ramiz Zmaj koji priča viceve sa vjerom, pogotovo sa hutbom? Draga braćo ima itekako veze, jer je obaveza svakog muslimana kada vidi zlo da ga pokuša spriječiti. A znajte da se veliko zlo nalazi u veciveima ovog čovjeka.

  

On na najvulgarniji način ismijava vjeru, pogotovo islam. On na najgori mogući način ismijava tragediju koja je zadesila ovaj napaćeni narod. On braćo ismijava Srebrenicu. On “crče” od smijeha braćo dok objašnjava kako su četnici u Srebrenici klali bosanskog muslimana. A mi muslimani. Mi Bošnjaci na to mu aplaudiramo, mi se smijemo i kopiramo njegove riječi.

  

Zamislite braćo da je ovaj Ramiz Zmaj u Izraelu i da ismijava holokaust nad jevrejima. Kako bi reagovao izraelski narod? Šta bi se sa njim desilo? Ali zbog tog čuvanja Izrael je tu gdje jeste, a mi u BiH smo tu gdje jesmo.

  

Braćo, svi mi ovdje kažemo da volimo Allaha dž.š. Ali postavlja se pitanje kakva je to ljubav prema Allahu dž.š. kada gledamo Ramiza Zmaja kako priča viceve u kome psuje našeg Gospodara? Kakva je to ljubav braćo, ako taj pokvareni čovjek opsuje Boga, neuzubillah, a muslimani koji su okupljeni oko njega, i muslimani koji gledaju preko medija, na istu tu psovku odreaguju sa vriskom smijeha. Ovo je braćo veoma poražavajuće za civilizaciju, za kulturu, za vjeru. Kakva je to ljubav braćo? Kakva je to vjera?

  

Gostujući u emisiji “Samo opušteno” na Radio Kalmanu, Ramiz Zmaj je rekao sljedeće: “Mnogi mene smatraju čovjekom koji je budala, šifra, koji je čak nekad vulgaran, ali vjerujte da to godi našim ljudima, to pokazuje i ova popularnost. Ja da ne govorim tako, to je bosasnki žargon, zato sam popularan tako”

  

Pogledajte braćo draga za kakve primitivce nas ljude iz BiH smatra Ramiz Zmaj. On kaže da je psovka Boga, da je ismijavanje vjere, ismijavanje bosanskog čovjeka, ismijavanje naše rane Srebrenice bosanski žargon. Da je to naš odraz u ogledalu.

  

Uvrijediš li crnca to se zove RASIZAM. Uvrijediš li Jevreja to se zove ANTISEMITIZAM. Uvrijediš li homoseksualca to se zove INTOLERANCIJA. Uvrijediš li nekoga druge vjere to se zove MRŽNJA. Ali ako uvrijediš muslimana to se zove SLOBODA GOVORA! Kakva je ovo Pravda, kakvi su ovo parametri.

  

Zbog toga draga braćo, ja pozivam sve vas, vaše porodice medije, pa čak i samog Ramiza da dobro razmislite o svojim postupcima, jer Poslanik a.s. kaže:

  

‘Ko od vas vidi neko zlo, neka ga ukloni rukom, a ako to ne može, neka to onda učini svojim jezikom. Ako ni to ne može, onda (neka to osudi) svojim srcem, ali je to najslabiji oblik imana (vjerovanja).”

  

Ako je braćo osuda zla srcem najslabiji dio imana, zamislite koliko onda ima imana ona osoba koja vidi i čuje zlo, pa se onda tome grohotom smije?

  

Braćo, znajte da sljeđenje ovog čovjeka vodi ka nevjerstvu, a navjerstvo vodi u džehennem.

  

Kazao je Ibn Kudame: “Onaj ko uvrijedi – opsuje Allaha, nevjernik je, bez obzira da li se šalio ili bio ozbiljan.”

  

Braćo, islam nije protiv šale prtiv humora, naprotiv šaliti se, ali u granicama po pravilima islama, jeste sunnet.

  

Prvo pravilo glasi:

  

Nema šale sa vjerom, sa Allahom, sa Poslanikom, ashabima i drugim islamskim svetinjama, jer je Allah dž.š. rekao:

“A ako ih upitaš, oni će sigurno reći: ‘Mi smo samo razgovarali i zabavljali se.’ Reci: ‘A zar da se sa Allahom i Njegovim ajetima i Poslanikom Njegovim ismijavate!’ ‘Ne ispričavajte se! Doista ste postali nevjernici nakon vjerovanja.'” (Et-Tevbe 65-66.)

  

Braćo, ne ismijava se samo Ramiz Zmaj sa vjerom, sa Allahom i drugim svetinjama. Među nam postoje i ko bajagi pobožni učeni ljudi koji isto to rade. Pa sam tako čuo jednog kako pita: “Znaš li ti koji je jedini grad u BiH koji je spomenut u Kur’anu?” upitani odgovori začuđeno: “Ne znam.” A ovaj mu reče: “Neum. Jer je Allah dž.š. u Kur’anu rekao: لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ . Neuzubillah, zar ovo braćo nije ismijavanje sa Kur’anom? Zar ovo nije ismijavanje sa Bogom.

  

Čak ni u šali se ne smije slagati. Jer Poslanik a.s. kaže: ”Teško onome ko izmišlja nešto kako bi nasmijao ljude. Teško njemu! Teško njemu!”

Prenosi se da je jedna starica došla kod Poslanika s.a.v.s. i rekla: „O Allahov Poslaniče, dovi za mene da budem u džennetu,“ a Poslanik s.a.v.s. joj je odgovorio: „O majko ta i ta, nijedna strica neće biti u džennetu.“ Nakon toga se starica udaljila plačući, Poslanik s.a.v.s. reče: „Recite joj da neće ući u džennet kao starica, već kao mlada i čista žena.“

  

Pogledajte braćo, Poslanik se ovdje našalio sa staricom, ali je ipak rekao istinu.

  

Niko se ne smije plašiti šalom. Poslanik a.s. kaže: “Nije dozvoljeno muslimanu da plaši muslimana!”

Mnogo smo puta braćo mogli čuti kako neko od nas dođe i plaši nekoga, npr. “Ej, znaš li šta ti se desilo sa sinom?” Čovjek uplašen kaže: “Ne znam. Šta se desilo?” A ovaj mu odgovori: “Ništa.” Zar ovo braćo nije izigravanje sa bratom muslimanom na najgori mogući način.

  

Ismijavanje drugih ljudi. Dozvoljeno je braćo da se šalimo na svoj račun, ali ne i na tuđi, osim ako nemamo dopuštenje te osobe, jer Allah dž.š. kaže: “”Ovjernici, neka se muškarci jedni drugima ne rugaju, možda su oni bolji od njih, a ni žene drugim ženama, možda su one bolje od I ne kudite jedni druge i ne zovite jedni druge ružnim nadimcima! O kako je ružno grješničko ime nakon vjerovanja! A oni koji se ne pokaju – sami sebi čine nepravdu.” (Hudžurat, 11.)

Da ne bude ta šala non stop, nego da bude umjerena. Kaže poslovica: “Kao so u hrani.” Zamislite sada braćo da svako ko ide baci po malo soli u grah koji se peče. Pa taj grah sa tolikom soli bi nas uništio. Isto tako je i sa humorom, smijehom. Malo humora, malo smijeha, je zdrvao i korisno za nas, za naše srce, ali ako pretjeramo onda mi naše srce počinjemo umrtljavati.

Skim i kada ćeš se šaliti. Nije ispravno braćo uzeti nekog dedu od 80 godina, koji ne zna za šalu, i sa njim se šaliti, jer prema tom dedi moramo pokazati poštovanje, a ne da se ismijavamo sa njim. Takođe braćo nije ispravno šaliti se na dženazama što se kod nas zna često desiti. Tamo kod nekoga umrla majka, otac, dijete, a mi se smijemo. Pa zar to nije braćo nekulturno? Zar to nije ružno? Ako nam nije žao onda pokažimo barem malo poštovanja prema mrtvima i ožalošćenima.

Ovo su braćo samo neka od osnovnih pravila. Zbog toga vas molim da dobro povedete računa o onome što je rečeno na današnjoj hutbi. U suprotnom mogli bi zažaliti, jer nije mala stvar ismijavati se Allahom dž.š. i drugim islamskim svetinjama.

  

Molim Allaha dž.š. da naša srca obasja svjetlošću i optimizmom, a da otkloni od nas sve ono što je ružno i sa čim On nije zadovoljan. AMIN!!!

  

“Požuri Allahu” je knjiga koja naglašava vrijednost ibadeta. U njoj je prezentiran niz tema važnih za svakog muslimana i muslimanku, poput pitanja tevbe – pokajanja, života na ovome svijetu i ahiretu, zatim pitanja raznih vidova ibadeta, namaza, dove i zikra... Knjiga govori i o pretjeranoj ljubavi, te navodi i načine zaštite i liječenja bolesti prouzrokovanih od strane džina, epilepsije i sihra. Svoja izlaganja autor završava poglavljem u kojem iznosi niz lijepih savjeta...

 

Format: A5

Uvez: Tvrdi

Broj stranica: 341

Datum objavljivanja: 2007.

 

Cijena: 20 KM

ESMA-ÜL HÜSNA (Allahın 99 İsmi)

  

1. Allah O kendinden başka hiç bir ilah bulunmayan tek bir Allah'tır.

2. er-Rahman Esirgeyici, bütün mahlukatına rahmetiyle muamele eden (Dünyada).

3. er-Rahim Bağışlayıcı, sevdiklerine ve müminlere merhamet eden (Ahirette).

4. el-Melik Mülkün sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.

5. el-Kuddüs Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan.

6. el-Selam Her çeşit afet ve kederlerden emin olan.

7. el-Mü'min Kullarına emniyet veren. Kendinin ve peygamberlerinin doğruluğunu

ortaya koyan, kullarına yaptığı vadinde sadık.

8. el-Müheymin Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi gözetip koruyan.

9. el-Aziz İzzet sahibi, mağlup edilmesi imkansız olan, her şeye galip olan.

10. el-Cabbar Azamet ve kudret sahibi, istediğini mutlak yapan, dilediğine muktedir

olan.

11. el-Mütekebbir Ululuk sahibi, her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.

12. el-Halik Her şeyin varlığını ve geçireceği halleri takdir eden, yaratan, yoktan

var eden büyüklükte eşi olmayan.

13. el-Bari Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun yaratan.

14. el-Musavvir Tasvir eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren.

15. el-Gaffar Kullarının günahını örten, mağfireti çok, günahları bağışlayıcı.

16. el-Kahhar Her şeye, her istediğini yapacak surette, galip ve hakim.

17. el-Vahhab Çok fazla ihsan eden, çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan.

18. el-Rezzak Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.

19. el-Fettah Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaran.

20. el-Alim Her şeyi en ince noktasına kadar bilen, ilmi ebedi ve ezeli olan.

21. el-Kabıt Dilediğine darlık veren,sıkan,daraltan.

22. el-Basit Dilediğine bolluk veren, açan, genişleten.

23. el-Hafıd Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, dereceleri düşüren.

24. el-Rafi Yukarı kaldıran, yükselten, dereceleri yükselten.

25. el-Muiz İzzet veren, aziz kılan.

26. el-Müzil Zillete düşüren, hor ve hakir eden.

27. el-Semi Her şeyi işiten, kullarının niyazını kabul eden.

28. el-Basir Her şeyi gören.

29. el-Hakem Hikmet sahibi olan, yaptığı her işte hikmeti gözeten, hükmeden.

30. el-Adl Son derece adaletli olan.

31. el-Latif En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, lütuf ve ihsan sahibi olan.

32. el-Habir Her şeyi iç yüzünden, gizli tarafından haberdar olan.

33. el-Halim Yumuşak davranan, hilmi çok olan.

34. el-Azim Pek azametli olan, yüce.

35. el-Gafur Çok bağışlayan, magfireti çok.

36. el-Şekur Kendini rızası için yapılan amelleri daha ziyadesi ile karşılayan.

37. el-Aliyy Çok yüce.

38. el-Kebir Pek büyük.

39. el-Hafız Yapılan işleri bütün tafsilatıyla hıfzeden, her şeyi afat ve beladan

koruyan.

40. el-Mukit Bilen, tayin eden. Her yaratılmışın rızkını veren.

41. el-Hasib Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının bütün teferruatıyla hesabını iyi

bilen. Mahlukatına kafi olan.

42. el-Celil Azamet sahibi olan, ululuk sahibi olan.

43. el-Kerim Çok ikram edici.

44. el-Rakib Bütün varlıklar ve bütün işler murakabesi altında bulunan.

45. el-Mucib Kendine yalvaranların isteklerini veren, duaları kabul eden.

46. el-Vasi Lütfu bol olan.

47. el-Hakim Emirleri, kelamı ve bütün işleri hikmetli, hikmet sahibi olan.

48. el-Vedud İyi kullarını seven,rızasına indiren ve sevilmeye layık olan.

49. el-Mecid Şanı, şerefi çok üstün olan.

50. el-Bais Ölüleri dirilten, kabirlerden çıkaran.

51. el-Şehid Her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan.

52. el-Hakk Vacib'ul vücut olan, varlığı hiç değişmeden duran.

53. el-Vekil Tevekkül sahiplerinin işini düzeltip onlardan daha iyi temin eden.

54. el-Kaviyy Pek kuvvetli.

55. el-Metin Pek güçlü.

56. el-Veliyy Seçkin kullarının dostu.

57. el-Hamid Ancak kendine hamd edilen, bütün varlığın diliyle övülen.

58. el-Muhsin Namütanahi de olsa, bir bir her şeyin sayısını bilen.

59. el-Mubdi Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak baştan yaratan.

60. el-Muid Yaradılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.

61. el-Muhyi İhya eden, dirilten, can bağışlayan, sağlık veren.

62. el-Mümit Canlı, bir mahlukatın ölümünü yaratan, öldüren.

63. el-Hayy Diri, tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi.

64. el-Kayyum Yarattıklarının işini çeviren her işleneni bilen, evveli olmayan.

65. el-Vacid İstediğini, istediği vakit bulan.

66. el-Macid Kadri ve şanı büyük, kerem ve müsamahası bol.

67. el-Vahid Tek. Zatında, sıfatlarında, isimlerinde ortağı ve benzeri olmayan.

68. el-Samed Her şey Ona muhtaç, fakat O hiç bir şeye muhtaç değil.

69. el-Kadir İstediğini, istediği gibi yaratmaya muktedir olan.

70. el-Mukdedir Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf eden.

71. el-Mukaddim İstediğini öne getiren, öne alan.

72. el-Muahhir İstediğini geri koyan, arkaya bırakan.

73. el-Evvel Her şeyden önce var olan.

74. el-Ahir Her şey helak olduktan sonra geri kalan.

75. el-Zahir Varlığı sayısız delillerle açık olan.

76. el-Batın Akılların idrak edemeyeceği yüceliği gizli olan.

77. el-Vali Bu muazzam kainatı ve bütün hadisatı tek başına idare eden.

78. el-Müteali Aklın mümkün gördüğü her şeyden,her halden pek yüce olan.

79. el-Berr Kullarına iyilik ve ihsanı, nimetleri bol olan.

80. el-Tevvab Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.

81. el-Muntekım Günahkarlara, adaletiyle, müstahak oldukları cezayı veren.

82. el-Afüvv Affeden, mağfiret eden.

83. el-Rauf Merhamet edici. Pek şefkatli.

84. Malik'ül-Mülk Mülkün ebedi ezeli sahibi.

85. Zülcelali ve'l-İkram Hem azamet sahibi, hem fazlı kerem sahibi.

86. el-Muksit Hükmünde ve işlerinde adaletli olan.

87. el-Cami İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.

88. el-Ganiyy Çok zengin, hiç bir şeye muhtaç olmayan.

89. el-Mugni Dilediğine zenginlik veren müstağni kılan.

90. el-Mani Bazı şeylerin meydana gelmesine müsaade etmeyen, engelleyen.

91. el-Darr Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan, hüsrana ugratan.

92. el-Nafi Hayır ve menfaat verecek şeyleri yaratan, faydalandıran.

93. el-Nur Alemleri nurlandıran, dilediğine nur eden, nur olan.

94. el-Hadi Hidayete kavuşturan, kulunu hayırla muvaffak kılan.

95. el-Bedi Örneksiz, misalsiz, acaip ve hayret verici alemler yaratan.

96. el-Baki Varlığının sonu bulunmayan, ebedi olan.

97. el-Varis Varlığı devam eden, servetlerin hakiki sahibi.

98. el-Raşit Bütün alemleri dosdoğru bir nizam ve hikmetle akıbetine ulaştıran.

99. es-Sabur Çok sabırlı olan, isyankarlardan acele intikam almayan.

    

Peygamberimizin Sünnetleri Sayfası

www.facebook.com/Peygamberimizin-S%C3%BCnnetleri-39214838...

  

Mescid-i Kuba İslamda ilk bina edilen mescid. Peygamber efendimizin hicretlerinde Medine-i münevvereye gelmeden önce Kuba denilen yerde konakladıklarında ilk bina ettikleri mesciddir.

 

Kuba Mescidi, Kur'an-ı kerimde mealen: “Temeli takva üzerine kurulan mescid.” (Tevbe suresi: 108) buyrularak medhedilmiştir.

 

Kuba Mescidi sonraki devirlerde halife, hükümdar ve vezirler tarafından defalarca tamir edildi ve yenilendi. Halife Ömer bin Abdülaziz rahmetullahi aleyh, Kuba Mescidini genişletti. Mescidin içine taştan direkler diktirdi ve demirle pekiştirdi ve nakışlattı. Ona bir minare ilave ettirdi. Osmanlı hükümdarlarından Kanuni Sultan Süleyman Han, Kuba Mescidini yıktırıp, yeniden yaptırdı. Ona hatipler, imamlar ve müezzinler tayin etti (H.950). Kuba Mescidi, Sultan Mahmud Han tarafından da tamir ve tezyin edilmiştir...

 

...CUMANIZ MÜBAREK OLSUN...

“MEHDİ-İ RESUL”İMAM İSKENDER ALİ MİHR HAZRETLERİ:

*MEHDİ AS,KAİNATIN TASARRUFU ELİNDE OLANDIR

*MEHDİ AS HİDAYET GÜNEŞİDİR(Tevbe/32,33)

HAŞMET BİN ABBAS HZ.KÜLLİYATI.1720-1768)

***“KAİNATIN TASARRUFU ELİNDE OLAN,PADİŞAHLAR PADİŞAHI,MEDH’EDİLEN HUYLARA SAHİP,SULTAN,İSKENDER AS’IN DEVRİNDE;”KAİNAT ZÎNETLENMİŞTİR” (Süslenmiştir.)

Şâhen-şeh-i mülk-i cihân İskender-i devr-i zamân

Ârâyiş-i kevn ü mekân sultân-ı mahmudü’ş-şiyem

***İSKENDER AS, YÜZÜ,HİDAYET GÜNEŞİ,ÖZÜ TAM DİRAYET,SÖZLERİ,HİTABETİ,SIRHAZİNELERİ (Ledünni ilmi) OLAN BİR TABİATA SAHİPTİR.

Şems-i Hidâyet’dir yüzü bedr-i Dirâyet’dir özü

Lübb-i Belâgat’dır sözü hâkân-ı İskender-şiyem

(GEMİSİNİ HAZIRLAYAN,YÜCE OSMANLI BAŞKENTİNE DEMİRLEYEN,KEREM,SALTANAT HİMMETİYLE,HALKINI KORUMA,BOLLUK VE BEREKETLENDİRME MEZİYETLERİYLE,GÜÇLÜ KAHRAMANLIK HIRKASINI GİYEREK,BÜTÜN DÜNYAYA BUNLARI GÖSTEREN,”ŞAH İSKENDER AS)

Fülk-pîrâ-yı kerem sultân-ı mahmûdü’ş-şiyem

Lenger-endâz-ı himem hâkân-ı İskender-haşem

Tahtgâh-ı Âl-i Osmânın şeh-i feyz-âveri

Gösterir dünyâya resm-i dest-bürd-i Hayder’i(95.sayfa)

(KALENDER BİR DENİZCİ DE OLSA “GİRDABA DÜŞÜP ZELİL OLMAK ENDİŞESİYLE”KAYIĞIN DÜMENİNİ BIRAKMAZ)

Bırakmaz zevrak-ı sahbâyı elden rind-i deryâ-keş

Düşer gird-âb-ı keyfe gerdiş-i sâgar husûsunda

((İSKENDER AS’IN GÖNÜL AYNASINDAN YANSIYAN “HAŞMETLİ İHSANI İLE” GÖNLÜMÜ AYNA ETMESİ (Gönül gözümü açması) İÇİN;”ZAHİRİ GÖRÜNTÜLERE İTİBAR ETMEM.))

Dili âyîne etsin sûret-i ihsânına Haşmet

Nümâyiş dinlemem mir’ât-ı İskender husûsunda

kaynak:http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-213630/h/girisvemetin.pdf

 

 

KALP GÖRÜNTÜMÜZ

 

Bedenlerimiz, dillerimiz ne derse desin; Rabbimiz kalplere bakıyor.

Kalplerin durumu, gerçek durumumuzdur.

 

“Kalpler ya, pürüzsüzdür ya da hastalıklıdır veya ölüdür.”

 

Kalpte hastalık belirtileri:

 

Günahlara karşı bağışıklık, kimi zaman nifaka geçiş belirtileri,

riyakârlık, Allah’tan korkar gibi insanlardan ve elindekilerden

korkma,

İbadetlerde istikrarsızlık, isteksizlik, vesvese,

Kur’an’dan, âfetlerden, ölümden, öğüdden etkilenmeme,

Göğüs darlığı, geçimsizlik,

Allah’a isyana karşı tepkisizlik,

Sivrilme, baş olma temayülü,

Şehvetlerin baskısına dayanamama,

Cimrilik, korkaklık,

Müslümanların ahvaline karşı alakasızlık,

İbadetlerde önemli-önemsiz, büyük-küçük ayırımı yapma,

Tapınırcasına bir dünya sevdası..

 

Hastalık nasıl bulaşıyor?

 

Karma ve karışmaya karşı tedbirsizlik. Ev ve iş ortamının imanî

yapıdan uzak kimselerden oluşması. Mü’min bir cemaatten, iman

kardeşlerinden uzak kalma. Hasan Basrî diyor ki: “Kardeşlerimiz bizim

için ailelerimizden daha değerlidir. Ailemiz bize dünyayı, onlar

ahireti hatırlatıyor.”

Salih insanların örnekliğinden yoksun kalma.

Yiyeceklerde haram ve şüphenin izleri.

Gözün gördüklerine sınır koymama.

Şeytanın “sonra” parolasına aldanma.

Cemaatle namazı terk.

Zenginlerle çok içli dışlı olma.

Dinde tartışma çıkaran; Allah’ın ayetlerini, Peygamberin hadislerini

gazete haberi gibi evirip çevirenlerin arasında kalma.

Müzik fitnesine takılma.

Allah’ın düşmanlarına benzeşen bir yaşam tarzı sergileme.

Kadınların erkeklere, erkeklerin kadınlara benzeşmesi.

Bir yolla zulme bulaşma.

Küçük günahları küçümseme.

Ana-baba hukukuna riayet etmeme.

Dinî bilgilerde yüzeysellik. Bir ders halkasına katılamama.

Sınırsız denebilecek emellerde boğulma.

Uyku, yemek ve vakit israfında aşırılık.

İmtihanın sırlarını, Sünnetullahı anlayamayanlarda umutsuzluk.

Bir sosyal hizmet halkasında bulunmaktan mahrumiyet.

 

Tedavi:

 

İyileşme için farz ve nafile ibadetlerden sonra ilk ilaç, Kur’an’a

sarılmaktır; okuyarak, çözerek, tefekkür ederek, yayılması için gayret

ederek.

Günahlardan tövbe edip, geçmiş ibadetlerin kazalarını yapmak.

Günah zeminine yaklaşmamak.

Salihlerle beraberliği artırmak.

Eğlenceyi azaltmak.

Kardeşler arası kardeşlik hukukunu faal hale getirmek; birbirlerinin

hayrını isteme ve kötülüğünü engellemede samimilik.

Başta ilmihal olmak üzere, din ilimlerinde öğrenme gayretinde olmak.

Kabir ziyaretinde bulunmak.

Vakıf-dernek faaliyetlerine katılmak. Bilhassa yetimlerle ilgili bir

hayırda bulunmak.

 

İbni Kayyım diyor ki:

 

Bir kalp;

 

Günahtan tevbe edinceye kadar sahibini sıkıştırıyorsa,

Zikirsiz, ibadetsiz bir günü sıkıntılı görüyorsa,

İbadet ederken yemekten-içmekten daha çok zevk alıyorsa,

Virdini unuttuğunda malını kaybetmiş gibi üzülüyorsa,

Namaza durduğunda dertlerini unutuyorsa,

Vakit harcamada cimri ise,

Bir amelden çok o amelin kabul olması ile ilgileniyorsa..

 

O kalp diridir.

 

Es-SeLêMü alê men-it tebea-l Hüdê ve-l Mürselîn

Dome Ceiling in Sultan Ahmet Cami (Blue Mosque)

Eski yaşanmışlıklar önemlidir insan hayatında. belleğimizin iki türü vardır birincisi anlık görsel, işitsel,kokusal, tensel algılarımızın geçici olarak saklandığı bellek ve diğeride bu bellek içinde yer alan izlerden kalıcı olacakları seçerek attığımız arka plandaki gerçek hafıza dediğimiz bellek. Buraya yapılan kayıtlar uzun süre silinmeden durur.Halbuki ön plandaki geçici bellek o an kaydettiklerini sadece saniyelerle ölçülebilecek bir zaman diliminde tutar üzerinde ve eğer gerçek hafıza dediğimiz ana belleğe kayıt edilecek veri yoksa siler. İşte bu geçici bellek ve kalıcı bellek ilişkisinden doğmuşture bilgisayarlardaki işletim sistemlerinde yer alan ön bellek ve sürekli bellek..Ön bellekte yani geçici hafıza kaydı arasında mesela bir araç içinde yol alırken gördüklerimiz çok kısa bir sürede silinip yerine yenileri hafızaya alınırken bir an esas bellekte yer alan bir görüntü çakışıverir geçici bellektekindekiyle. eski bir tanıdığı görmüşüzdür koşuşan kalabalığın arasında. İlk anda bunu algılamayan insan önbellekteki kayıtların esas bellekteki kayıtlara uyan izler yakalamasıyla canlanır ve şöyle düşünürsünüz ben az önce teyzemimi gördüm yanıldımmı ve akıp giden görüntüler arasında o görüntünün teyzenizin mi olduğunu anlayabilmek adına uzanıp geriye doğru bakarsınız acaba tekrar görebilirmiyim diye .İnsan ana belleğindeki kayıtlara bazen de hayal olarak ulaşır. hatıralar canlandı gözümün önünde deriz buna. Bu ev gibi bir evde yaşamışsınızdır daha önce ve bu fotoğrafa baktığınızda o yaşanmışlıklarınız geliverir aklınıza..Bahçesinde şöyle yapardık, çocuktum şu sol tarafta merdivenler vardı orada oturup bacaklarımı sallandırır annemin sürüp verdiği yağlı ekmeği yerdim dersiniz.. bahçede ne güzel kızmızı kocaman bir horoz ve sarı sarı tavuklar vardı dersiniz. O zamanın tavuk yumurtasının tadını şimdi bulamıyorum dersiniz. Bu bellek sizin kalıcı belleğiniz dir ama bir süre sonra buraya erişmeniz de zorlaşır. Yaşla ilgili olabilir, hatırlatacak önbellekte bir girdi olmayınca çok ama çok derinlere itilmiş olabilir..Onu oradan bir süre sonra asla çıkaramazsınız bilinçli olarak. peki kayıtlar silinmişmidir? hayır kayıt oradadır da sizin onu okumanız engellenmiştir. Bilgisayarda bir diske , bir hafıza kartına ya ada flaş belleğe yazdırdığınız hiçbir şey silinmez aslında. Sadece üzerine yazdıkça daha derine gömülür ve size erişim izni sadece en üsttekileredir. Bilgisayarlarda bazı programlarla bu kayıp sandığınız tüm kayıtlar bulunup geri getirilebiliyor. İşte insan hafızasının içinde de hiçbir şey kaybolmuyor. Onun tüm kayıtlarını geri getirip inceleyeceğiniz ortama geçişe ölüm diyorlar. Daha doğrusu o kayıtlar sizinle beraber öte aleme intikal ediyor ve üzerindeki tüm yasaklar kalkıyor. Bunu içindir ki Allah Kur'ân-ı Kerîminde bir ayetinde hesap günü için bugün onlara şahit olarak kendi nefisleri yeter diyor. Çünkü herşeyi üzerimizde taşıyor ve herşeyi ama herşeyi görüyor, okuyor, hatırlıyor yeniden yaşıyor olacağız o kayıtlar sayesinde veya yüzünden. Ölümden sonra bu kayıtların hangilerinin kalıcı olarak silineceğine ise adına tevbe dediğimiz pişmanlık ve ondan uzak olma iradesi gayretinin İlâhi huzurdaki kabul edilmiş olmaları karar verecek. Kabul edilenler silinecek ve bize cehennem azabı yaşatacak kötü anlardan kurtulacağız. kabul edilmeyenler ise bize azap olacak.hep yanacağız onu keşke yapmasaydım, keşke pişman olup tekrar etmeseydim diyerek. Ölümden önce tevbeleriniz olsun ölümden sonraki keşkeleriniz yerine. Sözlerim önce kendime becerebildiğimce sonra herkese..Ölmüşlerimize rahmet diliyorum Allah'tan,kalanlarımıza sabır ve selamet..

1 3 4 5 6