View allAll Photos Tagged Dolap

Amasya / Türkiye

Fotoğrafların tamamı lisanslıdır. Fotoğrafları satın almak isteyenler talipcetin@gmail.com e-posta adresine yazabilir. Lisans hakları devredilir.

All photos are licensed. Those who want to buy the photos can write to talipcetin@gmail.com. License rights are transferred.

 

Yalıboyu Konakları

Yeşilırmak kenarında tarihi sur duvarları üzerine, ahşap çatkı arası, kerpiç dolgulu olarak inşaa edilmişlerdir. Kırma ya da beşik çatı üzeri, oluklu kiremitle örtülü bir biçimde düzenlenmiş olan ve geleneksel Osmanlı evinin bütün özelliklerini bünyesinde taşıyan bu evler, Amasya’nın tarihsel kimliğiyle uyumlu bir görünüm arz etmektedir. Evler bitişik nizamda, bodrum üzeri tek kat ya da iki katlı olarak düzenlenmişlerdir. Bazı uygulamalarda birinci kat üzerinde bazı uygulamalarda ise ikinci kat üzerinde köşk olarak bilinen şahniş yer almaktadır. Evler genellikle avlulu ve bahçelidir. Avluda su kuyusu ve ocak ilk göze çarpan nesnelerdir.

 

Amasya evlerinde iç ve dış bölümlerinde yer alan bütün birimler arasında kesintisiz bir bağlantı söz konusu olup, bu bağlantı birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Konutların ikinci kat uygulamaları genellikle dışa taşkın, cumbalı olarak yapılmakta ve bu sayede hem evin plânında bir simetri oluşmakta, hem de daha fazla yer kazanmak söz konusu olmaktadır. Özellikle Yalıboyu'nda tarihi sur duvarı üzerine yapılmış olan konutlarda, bu durumu çarpıcı bir şekilde görebiliriz. Buradaki konutlar, “eliböğründe”lerle desteklenerek dışa taşırılmış ve böylece evlerin iç mekanlarında bir genişleme meydana gelerek mekan kazanımı sağlanmıştır. Günlük yaşam, evlerin iç mekanında sofa (hayat) etrafında biçimlenen odalar içerisinde geçmektedir. Bu odalarda genellikle ocak, şerbetlik, yüklük (gömme dolap), raf ve sedir gibi işlevsel birimler bulunmaktadır. Ayrıca birkaç örnek dışında evlerde bağımsız bir gusülhane bulunmadığı için bazı odalarda büyük ve geniş olarak düzenlenmiş olan yüklükler, gusülhane (banyo) olarak düzenlenmiştir.

İNG:

Yaliboyu Mansions

They were built on the historical fortification walls on the edge of Yeşilırmak, between wooden frames and filled with adobe. These houses, which are arranged on a hipped or gable roof, covered with corrugated tiles and carry all the features of a traditional Ottoman house, present an appearance in harmony with the historical identity of Amasya. The houses are arranged in adjoining order, with one or two floors above the basement. In some applications, there is a falcon, known as a kiosk, on the first floor, and in some applications, on the second floor. Houses usually have courtyards and gardens. The water well and the hearth in the courtyard are the first objects to be noticed.

 

There is an uninterrupted connection between all the units in the interior and exterior parts of Amasya houses, and this connection is complementary to each other. The second floor applications of the houses are usually made with an overhanging bay window, thus creating a symmetry in the plan of the house and gaining more space. We can see this strikingly especially in the residences built on the historical city wall in Yalıboyu. The residences here were supported by “eliböğrünü” and thus, an expansion occurred in the interior spaces of the houses, thus gaining space. Daily life takes place in the rooms shaped around the sofa (life) in the interior of the houses. These rooms usually have functional units such as stove, sherbet, closet (built-in cupboard), shelf and ottoman. In addition, apart from a few examples, since there is no independent ghusl in the houses, the large and wide cupboards in some rooms are arranged as ghuslhane (bathroom).

While waiting for a file.....

We're captive on the carousel of time, we can't return we can only look behind.

Joni Mitchell

Siyaha sardım adını karaya yada aklımı aldım da aynandan yüzüm kaldı… Yüzüm yarım.

Hiçbir ezgi dişlerimin arasında solumaya yetmiyor. İçimdeki çığlık ve akşamüstleri eve yorgun dönen gözlerin yetmiyor ellerinle büyüttüğün şarkıları doyurmaya.

Ruhunu gergin bıraktığın dönme dolaplarda kaldı saçların biliyorum ne vakit dokunsam rüzgârı ellerimde… Ellerimde eskimiş bir yığın sözle kapına geldim yok inan hiçbir işaretim noktadan yana, denizkızları ve yosunlar adına vurduk o gece kendimizi dolunaya o gece bir başka hiçbir geceye benzemeyecek biliyorum sus.

Kalbim kadar ellerim işte içine alsam seni soluğun hep parmak uçlarımda…

Dünya nasılda sana çekmiş gözlerinde batıyor camından yansıyan güneş, kokunu düşürüyorsun daha ilk martı sesinde, kokun sızıyor mobilyalara sırtımı kokuna yaslayıp, kokunla değiştiriyorum kanalı, kokunu kapatıp uyuyorum sonra bir boğulmak mı dersin gerisini? Yok, sanmam gözlerimin içine sızan bir şeysin gün boyu gördüğüm her şeyde bir şeylerini bulduğum ve bir türlü ve hiç bir zaman bütününü bulamadığım bir şeysin… Ama bak sadece bir şeysin… Şeylerin kaderi bu…

Dünyaya güvendiğim kadar güvenmiyorum kendime, kendimin çatlaklarından sızıp hep senin vadilerine akıyorum. Akıyorum narin ten yatağına bir başka mevsim bu bütün dalların bana susayıp beni emiyor. Boğulmak bir yaprağın sararıp düşmesi midir ey yapıcı, düşüyor kokun.

Karanlık sular ve derin mağaralar gördüm, herkes kadar korkarım yüksekten salıncağın en yüksek yerinde bıraktım kendimi boşluğa düştü kokun düşüyorum hızla geriye doğru…

Bir su damlası az gelir ağrılarıma inan yağ sen üstüme uzun uzun…

Testilerini kırmış ömürlerle didişip durdum o su hiç kimsenindi anlatamadım, bir avuç çalsam bir şelale ağırlığınca doğurdu kendini… Azalıp durduk zamanla eş değer bütün kum taneleriyle sürüklemesi için beklediğimiz rüzgârlarda vardı bir hayırsızlık biz hazırdık hazır yakalanmıştık ilk veda’ ya ama kokun düştü…

Topladım bütün parçalarını topladım tek tek, -nergisler karanfiller güller- topladım tektek bir leke gibi belirgin şimdi çatlakların o vazoda dilimle yaladım kapanmadı hiçbir kırığın. Salgın bu olmalı diye düşünmeye ilk kez o zaman düşünmeye başladım. Masada duran saksıdan başlayarak her yere yavaş ve fakat emin olarak yayılmaya başladı. İşgal budur dedim.

Bütün hücrelerimde taşıdım dikenlerini onlar battıkça ben kanadım.

Siyaha sardım adını karaya yâda aklımı aldım da aynandan yüzüm kaldı…

Yüzüm yarım.

  

Buz Gibi

 

Aşk iyidir bak

Duyumunu artırır insanın

Hele don gömlek sabahları

Tıraş olacağını duyarsın

Yeni gömleğini giyeceğin gelir

Bir yeni biçim eklersin insan olacağa

Masaya, merdivene, aynalı dolaba

Derken ardından sipin işi bir kahvaltı

Amanın dersin bu ne delice gidiş

Paldır küldür açar mıydı fıstık ağacı

İspinoz düşünür müydü

Deli olan kaşınır mıydı

Kolların upuzun Walt Whitman'ı okumaktan

Ağzın desen bir karış açık

Sokaklar yok mu, o sokaklar

Önce bir yeşile işkilli

Evlerde büyümeler, alıp başını gitmeler olacak

Kızıp duracaksın üstüne başına konan toza

Televizyondaki ise

Usanmak, hızını eksiltmek dendi mi

Cin ifrit kesileceksin birden.

 

Hey gidi duyumuna yandığımın dünyası

Alıp vereceğin olacak ille

Aşk maşk buz gibi yaşayacaksın.

 

Kaynak: Yerçekimli Karanfil

 

Edip Cansever

When I was very young I never wanted to sleep and I climbed from my bed to the doorway in our caravan on the camping. I secretly watched pieces of films. My parents, who both sadly died far to early, later told me that it was a kind of public secret that I watched movies from the doorway. Certain images and parts of movies stayed with me and made an un- erasable impression on me. One of those images was from the James Bond movie ‘The Living daylights’. On tv I saw the beautiful ferry wheel of Vienna. I sad to myself I want to see this in real life. Because of tragedies and hard times it never happened till 30 years later! In 2019 I had the opportunity to make a supertrip in Europe. I visited 12 cities in 9 country’s. One of the 12 was Vienna. On Sunday 1 September 2019, I took the metro near my hotel in fairytale city Vienna to the amusement park of Prater. To get into the right mood, I listened through my earphones to the theme song from A-Ha, Vienna from Ultravox and songs that where played on the funerals of my both parents. I finally took a seat on the Ferris wheel. This Ferry wheel that I saw from the doorway at a time that my dear Dutch adoption parents were still alive. I thought back on myself as that boy with a James Bond jacket. For me this experience is more word than all the crypto coins and gold in the world.

© by Ozan Danışman - All rights reserved

 

Rheinkirmes / Düsseldorf, 17.07.2007

Here is the promised "non-Christmassy" version of the Berlin TV Tower framed by the Ferris wheel (please see first comment). Taken with the m.zuiko 25mm F/1.8. Another weird format, neither 1:1, nor any of the usual formats. I wanted to crop it to 1:1, but that took away too much of the night sky (which I think is needed as a balance) or would have left the TV Tower in an odd position. In the original 4:3 format the tower was sort of centered, but not quite, and there was a big metal strut of the Ferris wheel's construction in the left corner of the frame which I found distracting. Photoshop's content-based healing tool produced surprisingly good results when I tried to remove the strut, but it still looked unnatural, the motion-blurred circled light trails looked kind of topsy-turvy where precision work would have been necessary, and I couldn't get it right with the cloning brush, either, so all I could do was to crop it. I decided to go strictly for the rule of thirds as far as the TV tower is concerned which yielded this weird format :-)

 

Soundtrack, if you like:

Rush, The Big Wheel: www.youtube.com/watch?v=MtjLMQFTnhI

The Who, Circles: www.youtube.com/watch?v=5FeVTBLvPv8

 

Photowalk with Sabine.R, who has a similar capture in her stream.

 

Hier nun die versprochene "Weihnachts-freie" Version des Berliner Fernsehturms eingerahmt vom Riesenrad (siehe 1. Kommentar). Aufgenommen mit dem m.zuiko 25mm F/1.8. Wieder mal ein unübliches Format, nicht ganz 1:1 und auch sonst keins der gängigen Formate. Im 4:3-Original war der Fernsehturm fast in der Bildmitte, aber nur fast, und am linken Bildrand war eine der dicken Metallstreben der Riesenrad-Konstruktion zu sehen, die ich als störend empfand. Photoshops inhaltsbasiertes Korrekturwerkzeug (das Pflastersymbol) hat zwar erstaunlich gute Arbeit geleistet beim Versuch, das Metallteil wegzuretuschieren, aber die sehr exakten Rundungen der Lichtspuren waren einfach nicht hinzubekommen, auch nicht mit dem Klonstempel, also blieb mir nur, das Bild zu beschneiden. Ich habe mich hier, was die Position des Fernsehturms angeht, strikt an die Drittel-Regel gehalten; 1:1 hat mir, bei exakt platziertem Turm, zu viel vom Nachthimmel weggenommen, mit Nachthimmel wäre der Turm wieder seltsam platziert gewesen. Da blieb mir nur der Beschnitt auf dieses seltsame Format :-)

 

Begleitmusik, wenn Ihr mögt:

Rush, The Big Wheel: www.youtube.com/watch?v=MtjLMQFTnhI

The Who, Circles: www.youtube.com/watch?v=5FeVTBLvPv8

 

Fotowalk mit Sabine.R, die ein ganz ähnliches Foto in ihrem Stream hat :-)

  

© by Ozan Danışman - All rights reserved

 

Maastricht, 09.12.2006

Ferris wheel at the Christmas market at the Neptunbrunnen (Neptune Fountain) on Alexanderplatz in Berlin-Mitte. Photographed from the back (outside the market area; at the market itself we had to get so close to the Ferris wheel, actually we had to stand right in front of it, that it was impossible to photograph it at a "normal" angle of view). Framed by the Ferris wheel are the Marienkirche (St. Mary's Church) and the Fernsehturm (TV Tower).

 

First attempts with the teeny tiny Laowa C-Dreamer 7.5mm F/2 ultra wide-angle prime lens. Most of the time I completey forgot that the lens is all manual, so I was happy to discover later at home that the rather accidental focus setting to "almost infinity" yielded sharp results. The Laowa obviously creates nice starburst effects, but is also very prone to the wildest flares (which you can see here on the left inside of the wheel), so it will be inevitable to remove the most irritating ones in Photoshop later as it's nearly impossible to avoid those flares in certain light situations.

 

I also took a capture with the m.zuiko 25mm F1.8 from this position which looks more abstract because I got considerably closer to the subject. That capture also looks less Christmassy (not at all, actually), because it shows just the Ferris wheel and the TV Tower; I will keep that for January ;-)

 

Photowalk with Sabine.R

 

Weihnachtszentrifuge

 

Riesenrad auf dem Weihnachtsmarkt am Neptunbrunnen / Alexanderplatz in Berlin-Mitte. Von hinten (außerhalb des Marktgeländes) aufgenommen, weil wir nur von dort genügend Abstand zum Riesenrad hatten. Von vorn mussten wir uns praktisch direkt davorstellen, um nicht störende Buden, Aufbauten etc. im Bild zu haben, das ging aber doch sehr zulasten eines "normalen" Blickwinkels. Eingerahmt vom Riesenrad seht Ihr die Marienkirche und den Fernsehturm.

 

Erste Gehversuche mit dem winzig kleinen Laowa C-Dreamer 7.5mm F/2 Ultraweitwinkel (von Sabine.R anerkennend - und natürlich mit Augenzwinkern - "Nuckelobjektiv" getauft). Die meiste Zeit hatte ich überhaupt nicht daran gedacht, dass das Objektiv komplett manuell ist und war zuhause dann überaus angenehm überrascht, dass die auch mehr zufällige Fokusstellung auf "fast unendlich" doch scharfe Resultate erzielt hatte. Offensichtlich zaubert das Laowa schöne Blendensterne, ist aber leider auch extrem anfällig für die wildesten Flares, hier zu sehen im linken Bereich innerhalb des Riesenrads. Da bleibt nur, das, was absolut stört, bei der Bearbeitung zu entfernen, da man die Flares in bestimmten Lichtsituationen schlicht nicht vermeiden kann.

 

Ich habe hier auch noch ein Foto mit dem m.zuiko 25mm F/1.8 gemacht, das aber abstrakter wirkt, weil ich mit der Normalbrennweite natürlich das Motiv viel näher ranbekommen habe. Da jenes Foto auch völlig "unweihnachtlich" ist, weil man nur einen Teil des Rades und den Fernsehturm sieht, hebe ich es mir für den Januar auf ;-)

 

Fotospaziergang mit Sabine.R. Der Weihnachtsmarkt am Alex war unsere Ausweich-Location für die Aussichtsterrasse des Park Inns, von der wir ja zuvor fast weggeweht worden waren.

  

The amazing Hollywood movie starting.

 

en.wikipedia.org/wiki/Prater

 

All Size

 

Adını Sırılsıklam

 

Boğazda uçargiller bir cümbüşte,

Katıp aralarına masmavi bir balonu,

Sürtünüyorlar oksijenine, en keskin soğuğun,

Dağ/tepe aşıyorlar, gri bulutlar kanatlarında,

Amfilerde ses veriyor tarih, eski müziklerden,

Bahçede güller açıyor, yürek kıskandıracak denli,

Duygulu ve uysal denize bakıp, esnemek ne mutlu,

Dalgalı ve fırtınalı geçmişi haşlamak,

Yokluk tavalarında,

En düzensiz yılları yıkamak,

Kent engizisyonlarında.

 

Pembe bir apartmanın önünden,

Uzanıyor ruhum tanımadık bahçelere,

Yelpaze gibi açıp, hücrelerini beynimin,

Yırtıyorum, zaman aşımına uğramış mektupları,

Havasını yırtıyorum boğaz sırtlarında havalıların,

Bilinmeyene kucak açmak ne güzel!

Çam ormanlarına, Meşe palamuduna,

Ahşap evli sokaklarına, geçmiş yaşayan İstanbul'un!

 

Antik, canlı ve buruşmamış yanlarıyla,

Gelmişsek İstanbul'un en bakir tarafına

Ve bostanında bereket kollamak varken,

En tatlı yemişlerini tatmak varken Kuzguncuk'un,

Niye düşünmek hüzünle, neyi düşünmek?

Bu ne yemek!

 

Odalarında o tatlı huzur evlerinin,

Ağaçlı bir sokağa açılan pencerelerinden,

Ne kelebek avlanmalı bahçelerinde,

Ne mide ifsad edilmeli,

Soğuk buz gibi bir rakıyla,

Beyaz peyniri içerde halvet etmeli.

 

Sular topluyor, harcadığı teri tenime,

Adı kadar aşığıyım, çünkü sırılsıklam,

Neye diye sormayın? Adı her yere yazılı,

Koylarda, ışıklarda, yosunlarda,

Tomurcukta, dolapta, damarda,

Kime diye sormayın? Dil yüklenemez ağırlığını!

Anlatmak istese de havasını, suyunu,

Birleşik Uyum Krallığını, huyunu,

Yine takım halinde çıkın çocuklar sahaya,

El edin, saçlarınızı bayrak yapın, karşısında,

Sevgiyle borç ödeyin taksit taksit, alana,

Fırıldak gibi dönün etrafında,

Ayine dönüşsün hayatınız, ince ip üzerinde,

Balerin kıvraklığında uçuşun,

Bildim siz uçargillerdenmişsiniz,

Yürümekse devenin de harcı, siz uçun,

Özgürlüklerinizi teslim alın, bıraktıklarınızdan,

Yürümek kaplumbağa kadar,

Uçmaksa martı gibi göklerde,

Ne ilhamlara mazhar eder,

En dinamik yönleri,

Haydi uyanın! Artık gerçekler havalandı,

Gerçek hayal gücümüzle!

 

Kuzguncuk - 1984

 

Semih Seyyid

Bilmem her zaman denk gelir mi ama biz gittiğimizde orijinal Barbun balığı vardı Potkal'ın balık dolabında. Potkal'ın hemen girişinde yer alan balık dolabında yiyeceğiniz balığa karar verebilirsiniz. Bu arada dolapta Barbun dışında Lüfer, Gümüş(Aterina), İstavrit, Çipura Mezgit ve Tekir balıkları da görünüyor. Fotoğrafın kültür açısından hizmeti Barbun ve Tekir'in aynı karede yer alması nedeniyle normalde Tekir olan balığı bazı üçkağıtçı balık satıcılarının Barbun diye müşteriye yutturmaya kalkmalarının ayırdına varılmasına yardımcı olmak. Fotoğrafın sol alt tarafındaki daha kalabalık ve pahalı olan kırmızı balıklar Barbun, üst ortadaki daha az sayıdaki kırmızı lekeleri de olanlar Tekir balığı. Tekir her zaman Barbundan çok ucuzdur ve daha çok tezgahlara düşer. Kıysalamak gerekirse Barbun daha lezzetli ve batak kokusuzdur, Tekir ise lezzetli fakat zaman zaman batak kokuludur, Karabiga kıyılarında sık sık yakalanan bir balıktır. Dip balığı olduğu ve deniz tabanını burnuyla bıyıklarıyla karıştırarak bulduklarıyla beslendiği için özellikle Biga çayı ve Gönen çayından Marmara'nın güneyine akan pisliklerin oluşturduğu kıyı bataklıklarından gelen pis bir koku zaman zaman Tekirde bulunabilir. Barbun'u zaten Marmara denizinde bulmak imkansız gibi, hele bizim kıyılarımızda büyük ikramiye.

 

Nikon D810 + AF Nikkor 28-105mm f/3.5-4.5 D

Eskiden köylerle Biga arasında şimdiki kadar gelişmiş bir ulaşım yoktu. Bazen tek bir köyden, bazen aynı güzergah üzerindeki köylerden sırayla uğrayarak müşteri toplayan minibüsler ulaşımı sağlardı. O araçlar da genellikle sabah Biga'ya doğru yola çıkar, akşamüstü de Biga'dan geri dönerdi. Böyle güç ulaşım nedeniyle yazın dondurma gibi o dönem için lüks sayılabilecek bir yiyecek temini güç bir üründü. Bu nedenle motorlu dondurmacılar imal ettikleri dondurmaları bezlerle sarıp sarmalar, etrafına buz bağladıkları dondurma kazanlarını köy köy gezerek satarlardı.

Çocukluğumda dedemlere ziyaret için geldiğimizde Gümüşçay'da öğleden sonra gezerek satış yapan dondurmacıdan annem para vererek o an orada bulunan tüm mahalle çocuklarına 25 kuruşluk dondurma alırdı. Külahta dondurma tüm çocukların en büyük keyfiydi o yıllarda. Fakat ben ne zaman o dondurmadan yesem muhakkak bademciklerim şişer, ateşim çıkar hasta olurdum. Köyün diğer çocukları alışıktı beta streptokok mikrobuna ve onlara pek zarar veremezdi ama benim gibi şehir çocuğu daha sterile yakın yaşadığı için beta streptokokla bulaşık dondurmadan yemek her seferinde en az iki gün hasta olmam demekti ama dondurma da çok lezzetliydi be kardeşim.

Dondurmacı içinse dedemlerin kapı önü yağlı kapıydı yani. Bu dondurmacıya Şakirbey yakınlarında rastladım. Şakirbey'de sokaklarda satış yapmış kim bilir hangi köye gidiyordu. Çocukluğumu hatırladım küçük külahları görünce motorun arkasındaki camlı mini dolabın içinde.

Nikon D300S + Tamron SP BBAR Adaptall-2 90mm F:2.5 Model 52B

My Bedroom Design Renders.

Kırgınlığım lunaparkta unutulmuş bir çocuğun nefreti kadar. Sorun atlı karıncalar değil, arkamdan dönüp duran dönme dolaplar. Sunay Akın

İlk boğaz köprüsünden Cunda'ya geçerken yolun sağında görünen manzaranın yakın uzak tüm planları Cunda adasına ait.Denizin içinde iki adayı ayıran boğazın denizaltı yapısı seçilebiliyor.

Nikon D300S + Tamron Adaptall-2 BBAR SP 35-80 f:2.8-3.8 CF Macro Model 01A

Akkayrak köprüsü üzerinden Biga çayının Çan tarafına doğru bakıyoruz. Zaten az akan suyun kenarlarında hâlâ o suyun varlığına yaşamlarını borçlu olan ağaçlar artık dolaptan sarı, kahverengi, kızıl tonlardaki elbiselerini indirip giymekteler. Durdun akan suyun yüzünde sinek böcek hareketi azalmış Belli ki herkes kışı bekliyor. 14 Ekim 2025 sonbaharından bir kesit.

 

Nikon D810 + Af Nikkor 24-85 mm. f:2,8-4D

of facades, diffused by curtain

Bebeği için her şeyin en iyisini yapmayı planlayan aileler, özellikle bebek odaları için büyük bir önem göstermektedir. Beşiği, dolabı, şifonyeri kaliteli seçebilmek bebek için önemlidir. Kullanılan malzemelerin sağlığa zarar vermemesi ve uzun süre kullanım ömrüne sahip olması gerekmektedir. Geli...

 

www.maydonoz.org/bebek-odalari.html

#Bebek, #BebekOdaları, #BebekOdası, #Odaları, #Odası

Lale adası'ndan Cunda'ya geçişte sağ tarafta kalan bu koy köprünün solunda kalan koyla birlikte aslında doğal koy değil. Köprü yapılırken yığılan taşlar ve köprü yapımı için yükseltilen arazinin sonucu olarak suni olarak ortaya çıkmış.

 

Nikon D300S + Tamron Adaptall-2 BBAR SP 35-80 f:2.8-3.8 CF Macro Model 01A

Ayvalık'tan Cunda yani Alibey adasına giderken fotoğraftaki köprüden geçiyorsunuz ve eski ismi Dolap adası bugünkü ismi Lale adası olan küçük adaya geliyorsunuz. Köprünün hemen bitimindeki plaj Ayvalık belediyesi halk plajı. Arkaplandaki büyük ve yüksek binalar ise Cunda Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Uygulama oteli. Hizmet edenler okul öğrencileri imiş..Fotoğrafın alt kısmındaki kırmızı kiremitli alan Ayvalık'ın bir bölümü.Art alandaki dağlar manzarası Edremit Körfezinin kuzey kıyılarını teşkil eden Çanakkale /Ayvacık'a bağlı sahiller. Belki de Ayvalık koyunun suyunun yeterince temizlenememesinin sebebi bu köprü ayakları altındaki sirkülasyon açıklıklarının azlığı ve boğazın çok daraltılmış olması.Köprü deniz doldurulup yapılmak yerine ayaklar üzerine boğazı daraltmayacak şekilde yapılabilseydi çok daha büyük bir su kütlesi daha hızlı akarak ayvalık liman bölgesinin daha temiz bir suyla karşımıza çıkmasını sağlayabilirdi.

 

Nikon D300S + Tamron Adaptall-2 BBAR SP 35-80 f:2.8-3.8 CF Macro Model 01A

Bayram Koleksiyonu İle Aile Boyu Şıklık DeFacto’da! Akdeniz modasını dolaplarımıza taşıyan DeFacto,indirim kodları ve online mağazasındaki indirimleriyle Hediyekuponkodu.com adresinde. Kadın, erkek ve çocuk giyimi ekonomik fiyatlarlaalmamıza sağlayan DeFacto uygun kargo ücreti ve rengarenk ...

 

hediyekuponkodu.com/kuponlar/bayram-koleksiyonu-ile-aile-...

Kozluca Camii / Kozluca Mosque

Kozluca Camii Yapılan araştırmalar sonucu caminin, 19. Yüzyıl'da yapıldığı anlaşılmaktadır. Sade bir plan tipine sahip olan cami, dikdörtgen planlı olup; cami minaresi, cami içerisindedir. Caminin yapım sistemi kesme taştır. Cadde cephesinden avluya giriş kapısı yuvarlak kemerli olup, üst kısmında orijinal demir parmaklıkları ve aynı cephede iki adet sivri kemerli pencere vardır. Caminin son cemaat yeri bulunmamaktadır. Caminin giriş cephesi kara taş ve kıymık taşı ile iki renkli olarak yapılmıştır. Cami giriş kapısı yuvarlak kemerli, yan taraflarında sivri kemerli, demir parmaklıklı pencere, cami iç mekânında ise girişin karşısında mihrap ve mihrabın her iki yanında orijinal ahşap süslemeli minber ve bunların yanında ikişer tane sivri kemerli pencere bulunmaktadır. Cami iç mekânının doğu cephesinde özgün iki adet dolap vardır. Caminin tavanı orijinal tekne tavan olup, özgün kalem işi süslemeler ve ahşap kirişleme (tomruk kiriş), bu kirişlerin altında kaplama tahtası mevcuttur. Minare, caminin kuzeybatı köşesinde mekânın içine yerleşmiştir. Minare, kesme taştan inşa edilmiş olup, planı on iki gendir. Şerefe altında, orijinal mukarnas ve çini süslemeleri yer almaktadır. Şerefe korkulukları özgün ahşaptır. Cami tek katlı olup, yüksekliği 7 metredir. Müştemilatlar tek katlı ve yüksekliği 3 metredir.

 

Kozluca Mosque -as a result of the researches- it is understood that the mosque was built in the 19th century. The mosque, which has a simple plan type, has a rectangular plan; The minaret of the mosque is inside the mosque. The construction system of the mosque is cut stone. The entrance door to the courtyard from the street front is round-arched, with original iron railings on the upper part and two pointed arched windows on the same façade. The mosque does not have a last congregation place. The entrance facade of the mosque is made of black stone and splinter stone in two colors. The entrance door of the mosque is round arched, there are pointed arched windows with iron bars on the sides, and in the interior of the mosque, there is a mihrab opposite the entrance and a minbar with original wooden ornaments on both sides of the mihrab and two pointed arched windows next to them. There are two original cabinets on the eastern façade of the interior of the mosque. The ceiling of the mosque is the original boat ceiling, with original hand-drawn decorations and wooden beams (log beams), under these beams there is a covering board. The minaret is located in the northwest corner of the mosque. The minaret was built of cut stone and its plan is twelve genes. Under the cheers, there are original muqarnas and tile decorations. Cheers railings are original wood. The mosque has a single storey and its height is 7 meters. The outbuildings are single storey and 3 meters high.

 

Kış mevsiminde meram bağlarından manzara

Her bölgenin kendine özgü yemekleri vardır. Bunların arasında bazıları son derece kolay yapılabilmeleri ve ucuza mal olmaları ile neredeyse her evde yapılabilecek kadar bilinirdir. Sigara böreği derler Biga'da ve Marmara bölgesinin tamamında neredeyse. Hazır yufka , içine konacak lor peyniri veya kırık peynir, bazen nâne, genellikle maydanoz, tuz, su, yumurta gibi neredeyse her evde olabilecek malzemelerle yapılır. Kadınlar genellikle buz dolaplarının dondurucu bölmelerine hazırlar ve saklarlar aniden gelen misafire hemen çıkarıp kızartıp ikram edebilme adına. Biga'da sigara böreği olarak bilinen yemek, Ayvalık ve Alibey adasında lokantalarda içlerine karides konarak kızartılıp yoğurtla ikram edilir ve adına Karides mantı derler.. Ulaşabilene tatmasını tavsiye ederim.

 

Nikon D300S + AF Nikkor 28-105mm f:3.5-4.5D

Kadrajımdan Biga sergimiz sonlandığına göre bu serginin öyküsünü fotoğraflarla yayınlamaya başlayabilirim. Böylelikle sergiyi izleyemeyenlerin de dilerlerse sergi hakkında her yönüyle fikir sahibi olabilmelerine yardımcı olmak düşüncesindeyim. Birgün Üstad Lütfi Özgünaydın telefon etti

-Hüseyin Biga'ya geleceğim, bir sergi düşünüyorum seni de dahil edeceğim başka katılmak isteyecek arkadaşın olurmu? Evet üstadım dedim, Cemal Sepici güzel çalışmaları olan ve Biga'yı benim gibi her yönüyle çalışan bir arkadaş.

-Tamam dedi üstad; Ben ağustos ayı başında Biga'da olacağım ikiniz de onar fotoğraf hazırlayın Biga ile ilgili geldiğimde seçeriz yayınlanacakları. Üstad, Hürriyet gazetesi için daha önce Karabiga'yı ve Priapos'u anlatan bir çalışma yapmış ve yayınlatmıştı son iki yılın içinde. Aldı mı beni bir düşünce hangi fotoğraflarımı sergileyebilirdim.? Fotoğraf Çanakkale'de Melis Pastanesi Pasta süslemelerinin sergilendiği dolaptaki bir objedendir. Benim de o sıradaki haleti ruhiyemi anlatmaktadır.

 

Nikon D300S + Tamron Adaptall-2 24mm f:2.5 Model 01B

Çünkü kanat seslerini duyabiliyordum

Ve öyle öğretmişti ninemin elinde peçeteyle

İzlediği türk filmleri…

 

İstasyonunu bulamıyordu bir türlü

damarlarımda gezinip duran kırmızı tren

Benli dualarının tutamayışı anne

Belkide bu yüzden…

 

Dolaba saklayıp durduğun

gelinlik ayakkabılarına

sığdırmaya çalışıyordum en kadınsı yanlarımı

Küçük ayaklarıma büyük gelen o ayakkabıydı

ele veren,büyüdüğüm yalanını…

 

uzaklardayım

gece ayak seslerini duyamayacak kadar

ve kısacık boyunla, ne kadar sallanırsan sallan balkondan

koşuşturmalarımı, oynayışlarımı göremeyeceğin kadar…

  

geri dönmek istiyorum anne

sendende geriye

ninenim ve aşkın siyah beyaz zamanına..

çünkü ne o tren geldi, ne de gelecek

çünkü ayaklarım hiç büyümeyecek

 

duyabiliyorsun değil mi anne beni

okunaklı mı bari yazım

hüzün kusmuş olsa da kalemim

unutmayasın buralarda iyi kızın…

 

vücutçu kýyafetlerini çýkarýrken (*) a bodybuilder is taking off his clothes

1 3 4 5 6 7 ••• 79 80