View allAll Photos Tagged dudak

Saitabat, Bursa

 

...oysa benim tek duam sendin doyasıya… kadehlerde zehir desen şerbet der içerdim elinden. yokluğuna gebe şu zamanlarda, kelimelerin en nazik yerlerinden tutup da dikilecek çok yara, onarılacak çok hatıra vardı. dudaklarından dökülüp de kelimeler yüreğime dokundu mu gidilecek çok diyar vardı. her an yanında hazır olan bir yar vardı. ellerin elime dokunmadan henüz, çağıl çağıl hissiyat vardı. sana dair çok rüya, senden tüten çok dua vardı...

sebepsiz bekleyişler yıldızları söndürür

kıpkırmızı bir sürgünsün sen

bense beyaz bir ateş

yalnızlığın yetmiyor aşkını unutmaya

gözlerine gömülmeyi ne çok isterdim

 

şimdi benzi solgun bir gül gibi

ne işe yarıyorum

saltanatına boyun eğmekten başka

 

gülün izbesine takıldı ruhum

sımsıcak bir tebessüm geçti dudaklarımdan

konuştukça artıyor suskunluğum gülizbe

 

sana söylenmedik sözler bırakıyorum

tut ellerinden başlayan hikayenin

 

aşk buralı değil

sevgili

buralı değil

Mehmet Şamil Baş

Bir yolcu uğurladım nemli gözlerle,

Bir tek kelime söyledim:

Güle güle...

Dudaklarından işittim 'döneceğim'

Var gücümle bağırdım:

Bekleyeceğim..!

Ay!!!! Ne Güzel..!

Ay..! Ne güzel şeysin sen..!

Ah!!!

Gökyüzüm, akşamüstüm...

Hayranıyım yürüyüşünün...

Sesinin , bakışının , gülüşünün...

 

Bi Fotoğraf çekilebilirmiyiz..?

Dudaklarım dudaklarında...

Bir fotoğraf çekilebilirmiyiz..?

Ağzım kulaklarımda...

Kolarımda sen,:))

On Explore

 

Özlem Sahili

 

Bir yer var seni anlatır durur

Başında çiçekten taçlar ellerin narin

Gözlerin derin bir hikaye okur

İstemeden evlenen on sekizlik gelinlerin

 

Islak kumlara basarak yürüdüğümüz yer

Ayın gölgesinde dans ederek öptüğüm dudakların

Çocuklar gibi koşarak döktüğümüz ter

Nerede o şimdi terimi silen parmakların

 

Deniz ve kumda ararım seni

Mavi sular gözlerin deniz hışırtısı sesin

Deniz ve kumlara yazarım ismini

Martılara seslenirim seni bana getirsin

 

Bir yer var orada güneş batmaz

Soluduğum sensin orada içtiğim sen

Batmayan güneşe kızar yakamoz

Hadi uzat elini artık parlayayım ben

 

Hey kalbimi inciten sahil

Yağmurunla yıka rüzgarınla uçur beni

Tenimden kokun gitmesin sahil

Sevdiğime kavuştur beni.

 

İstanbul - 08.07.2007

 

Mustafa Özdemir

Yarından haber yok dün bitti

Saatler son günü çalıp gitti

Yeminler yaşlandı dudaklarda

Düğümlendi derken söz bitti

 

Vagonlar bir dolup bir boşadı

Kuruyan gözlerim yine yaşardı

Sarardı sırayla fotoğraflar

Ne hayatlar içimde kaldı

 

Unutursun için yana yana

Unutursun ölüm sana bana

Zaman basıp kanayan yarana

Unutursun unutursun

 

Unutursun için yana yana

Unutursun ölüm sana bana

Zaman basıp kanayan yarana

 

Feveran tarafından,

Yere düşen tesbih tanesi,

Gözlerinde duman,

Aşk,

Sihirli bakışlardan,

Bakışlarıma sımsıkı tutunan,

Yüreğimin kısık sesi,

Avluda güvercinler,

Asmanın kuruyan yaprakları,

Bahçede ölüm,

Bahçede ölüm,

 

.....

  

Aşk,

Neylesin beni,

Benim ömrüm,

Bir dudak bükümü...

 

B.A.

 

Hangi yalnızlıktır iten seni bu sığ sulara

Hangi şekilsiz gerçek bağlayan ellerini

Kattığın bir acı gülüştür düştüğün korkulara

Kim baksa gözlerine görür beklediğini

 

Saçında bir tel vardır, o çağırır hüznü

Ellerindir yorulmuş, anlaşılmamış, nemli, soğuk

Bir rengi vardır dudaklarının saklayan gülüşünü

Ne zaman baksam gözlerine ağlar bir çocuk

 

Ne kadar gülsen ortada kırıklığın öyle gerçek

Sen bir sarılarda, bir yeşillerde, bir morlarda

Sanki bir kederdir ömrün hiç bitmeyecek

 

Kimbilir seni bekleyen kim şimdi o yollarda

Bilmediğim, görmediğin kim çıkacak o romanlardan

Bir masal kahramanı mı? Ki kalmış eski zamanlardan

Ümit Yaşar Oğuzcan

Bir acı tebessüm dudaklarda,

Eğik başlar önde, suçlu gibi.

Sonbaharda bil ki hep böyle olur,

Yapraklar düşer hep, ağır ağır.

Gökhan Yazıcı

Uykuların kaçar geceleri

Bir türlü sabah olmayı bilmez

Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya

Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında

Ne çarşaf halden anlar, ne yastık

Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık

Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın

Onun unutamadığın hayali

Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine

Sevmek neymiş bir gün anlarsın

Bir gün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu

Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin

Gün gelirde sesini bir kerecik duymak için

Vurursun başını soğuk taş duvarlara

Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın

Duyarsın

Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın

Sevmek neymiş bir gün anlarsın

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin

Niçin yaratıldığını

Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini

Uzun uzun seyredersinde aynalarda güzelliğini

Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın

Dolar gözlerin için burkulur

Sevmek neymiş bir gün anlarsın

Bir gün anlarsın sevilen dudakların

Sevilen gözlerin erişilmezliğini

O hiç beklenmeyen saat geldi mi

Düşer saçların önüne ama bembeyaz

Uzanır gökyüzüne ellerin

Ama çaresiz

Ama yorgun

Ama bitkin

Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın

Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı

Sevmek neymiş bir gün anlarsın

Bir gün anlarsın hayal kurmayı

Beklemeyi

Ümit etmeyi

Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir

Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi

Lanet edersin yaşadığına

Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın

O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden

Bir Gün Seni Sevdiğimi Anlarsın ...

 

fizy.com/s/13fdsv

Amasra / Türkiye (TURKEY)

Hayal Oyunu

 

Ellerindi ellerimden tutan

Ellerimdi ellerinden tutan...

Bıraktığı anda ellerimiz ellerimizi

Gökyüzüne vuracaktı gölgeleri ellerimizin

Kimbilir kaç martılar halinde...

 

Bir masada karşı karşıya

Seyrederken dudaklarını senin,

Dile gelmiş ilk Türkçeydik...

Henüz başlamış külrengi bahar,

Ne savaş, ne barıştık biz...

 

Bu dünyaya yeni gelmiş bir diyar

Manolyaya gece konmuş kumrular...

 

Can Yücel

Bende bırakırken

Bakışlarının kırılganlığını

Tenime her dokunuşunda

Ürkek bir sevdanın filizleri

Çiçek açıyor içimde

 

Dudaklarında,

Can alırken pembenin utangaçlığı

Bir şarap kadehi gibi

Düşüyordu öpüşmelerimiz geceye

 

Ertelenmiş kavuşmalarımız

Mevsimleri kuşanırken

Bir yalnızlık davasıdır bu..

 

Dönüşüne sakladığım

Yamalı şiirlerin hasretini

Öpüşmelerimizle dindirip

Astık yıldızların saçlarına

 

Baş ucunda izlerken “benli” halini

Dilime dolandı şiirimiz

 

Yanaklarıma hapsederken

Gün batımı dokunuşlarını

Kokunu düsürdüm

Yüreğimin tenhasına

 

Çığlık atarken raylar

Aynı istasyonda solacak

Ağlamaklı bakışlar

Ve bir hayal daha

Dayayacak dudaklarını sakağıma

 

Son bir öpüş

Dokunuş

Bakış

ve..

 

Gitmiştin!

   

08-06-07

 

Zozan Kara

  

anımsar mısın bilmem

yağmurun bardaktan

boşanırcasına yağdığı o günü

hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza

dudaklarımla hesaplamıştım

yüz ölçümünü..

Hayaller ve Rüyalar

Bu karanlık dünyayı mumlarla süsledi onlar. Hep acılarımıza merhem oldular.

Aynı anda acılarımız da onlardı. Çünkü hep onlarla ulaşmak istedik arzularımıza.

Iş yerinde, evde, heryerde hedeflerimizdi o aklımızda kurduğumuz senaryolar.

Hayatın şekeride tuzuda onlardı yıllarca.

Ama gün geçtikce amaçlarımız oldu araçlar.

Alışmıştık bundan sonra sadece o hayaller için çalışmaya.

Hayal etmek için çalıştık, ulaşmak için değil.

Kendimize hayallerimiz ve rüyalarımıza ulaşamayacağımıza ikna etmiştik artık.

Anlamadık ki, hayal ne rüya ne?

Önümüzdeki yolun en derin ufkunda gördük onları. Biz yürüdük ufuk uzaklaştı.

Biz kovaladıkca, sanki kaçıyordu ufuktaki hayaller. Ya şimdi?

Bedenimiz yorgun, ruhumuz yaşlı, dudaklarımız kuru ve gözlerimiz nemli olarak geri dönüyoruz. Meğer hayallerimiz aramaya başladığımız noktadaymiş.

Ve geri yolculuğa başlıyoruz. Onları en başta bıraktığımız yerden almak için.

Dönüyoruz, kavuşmak için hayaller ve rüyalarımıza…

Ey ahali, aç gözünü!

 

Ismail Cinüçen / Berlin / 04.01.2010 09:03

 

öp beni ozaman

Sana üşüdüğümü söylüyorum. Çocukmuşum da sanki çamura çıplak ayaklarımla

basmışım soğuk bir kış gününde. Annem mi geliyor sen mi geliyorsun koşarak

biraz da kızgın.? Annem mi sen mi? ...Üşümüşüm diyorum...Ben üşümem

biliyorsun. Oysa üşümüşüm. Buz tutmuş ellerim. Bak parmaklarımın ucuna.

Saçaklardan sarkan ve dikkat edilmesi gereken buz sarkıtları gibiler.

Üşümüşüm diyorum. Isıtacak mısın?

Öp beni o zaman!

Sana estiğimi söylüyorum. Ucuz bir şarabın berbat tadı ile yaptığı iş

arasındaki uçuruma düşüyorum eserken. Beni basınç farkları getiriyor sana.

Eserken belki eski diye belki de es es es ki ki ki diye bağıran kekeme bir

rüzgar oluyorum. Tadını değiştiriyorum dokunduğum yaprağın, sürtündüğüm

toprağın, arasından geçtiğim saçların. Dağlar üzerinden gelen kaynağı

belirsiz bir esintiyim. Eseyim mi?

Öp beni o zaman!

Sana geldiğimi söylüyorum. Ayaklarımı nerde bıraktım bilmiyorum. Bir telefon

numarası gibi ezberliyorum kilometreleri. Aramızda üç tane iki... İki yüz

yirmi iki. Ayaklarımı düşürdüğüm yerde her zaman senin kokun. Telefon

direkleri eşlik ediyor bana, bulutlar benimle geliyor, çizgi halinde bir

toprak benimle geliyor, sincapların endişesi benimle...Çok konuşan bir

yolcunun sustuğu yerin yanındayım. Yalnız sana geldiğimi söylüyorum.

Geleyim mi?

Öp beni o zaman!

Sana sustuğumu söylüyorum. Susmak derinlere inmek değil midir? İçerden

konuşmak? Ancak içerden yanıtı olmak? Susmak dibe sarkıtılmış bir ağ değil

midir? Ateşi saran oksijen? Sana sustuğumu söylüyorum...Dut yemekle süt

dökmek arasında bir yerde olduğumu...Kedi ya da bülbülden birini yeğlemek

değil midir susmak? Yalnızlığında kendini avlamak değil midir dudaklarını

kapamak? Kapayım mı dudaklarımı?

Öp beni o zaman!

Sana gördüğümü söylüyorum. Olanlarla olabilecekler arasında,

görülebileceklerle görülenler arasında düğüm atıyorum. Gördüklerim

parantezler içinde geziniyor. Görmediklerimi ise sen evlatlık alıyorsun

belki isteyerek belki istemeyerek. Ellerini gördüğümü söylüyorum. Uyanmışlar

beden eğitimi yapıyorlar bedenimde. Gözlerin bir şiirin ilk karalaması gibi

açılmıyor mu? Seni gördüğümü söylüyorum. Ama gözüm kapalı göreceğim. Kapat

gözlerimi...Göreyim mi?

Öp beni o zaman!

Sana sevdiğimi söylemiyorum. “Bana sevdiğini söyleme, beni sev” diyor şair.

Aşk bana inan(a) mıyor...Ben aşkı yalnız tanımlıyorum. “Üşüdüysen es,

Geldiysen sus, Gördüysen sev” diyor rüyama nerden girdiği belli olmayan ak

sakallı bir ihtiyar. Derin anlamlar arıyorum söylediklerinde sevgiye dair.

Belki de üşüyorum, belki esiyorum, belki geliyorum, belki susuyorum ve belki

görüyorum seveyim mi seni der gibi. Seveyim mi seni?

  

Öp beni her zaman!

 

alıntı

 

Aç Kapıyı

 

Aç kapıyı, haber var,

Ötenin ötesinden!

Dudaklarda şarkılar,

Kurtuluş bestesinden.

 

Biz geldik, bilen bilsin!

Gönül gönül girilsin,

İnsanlar devşirilsin,

Sonsuzluk destesinden...

 

1949

 

Necip Fazıl Kısakürek

Bahara özlem duyan sararmış yapraklar özenir bizlere

Rengimize ,canlılığımıza o içten sevgimize

Nerede olsak , kime hediye edilsek

Bir neşe oluşur o vakit dudaklarda gülüşler,,

Yar yar deyip gönle taht oldu hasretler...

 

Ebru Uyanık..

 

Yan Yana Başlarımız

 

Yan yana başlarımız yastığın üstünde,

Neyi seyrederiz gözlerimiz yumulu!

Yaklaştır kuşlarını uçurmuş yüzünü,

Tut yüzüme ve avuçlarıma uzan ki,

Ey kısır ayna, yalnızlığımın benzeri,

Büyüsün memelerine kurduğum yapı!

 

Bir değirmen döner aramızda. Uğuldar

Kanatları gecemde, gıcırdar ipleri.

Süzülürüz, dalgın, zaman dışı düzlükte.

Bir kente varır yol: köprüsü var, geçilmez,

Otları var, biçilmez. Acıdır suları,

Bir tas içilmez. Bilinmez hartada yeri.

 

Buluruz, kaybederiz, yeniden yaşarız.

Uyuruz çok kollu, çıplak tanrılar gibi.

Yanaşır borda bordaya gemilerimiz,

Sıçrarız. Biz miyiz, yoksa başka biri mi!

Böyledir o, soy kısrak, silkinir ve koşar

Güneşe, bilenmiş bıçağıyla diri.

 

Yan yana başlarımız yastığın üstünde.

Açmış ellerini umutlara, bırakmış.

Yüzer saçlarının gölünde dudakla diş.

Unutulmuş bir bacak bulurum kumsalda

Düşlerle kıpır kıpır. Gündüzden biçtiği

Çavdarı öğütür, döndükçe değirmeni.

 

Oktay Rıfat Horozcu

Yürüyelim Seninle İstanbul'da

 

Kırmızıyı sevdiğini bilseydim

hayallerim kıpkırmızı olurdu

 

İstanbul hala güneşin ardında

ufuklarında birkaç kara leke

birkaç kan pıhtısı dudaklarında

İstanbul hala sevimli mi sevimli

ve hala bir tomucuk tadında

yürüyelim seninle İstanbul'da

 

korkusuz bir rüyadır

bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da

birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü

yenilgisiz bir muamma gibidir

arar bulusmayan ellerimizi

deli rüzgar yine sarhoş, hovarda

 

tam orada, Çamlıca yokuşunda

birkaç bulut çekelim gökyüzünden

damarlarımızdan geçirelim ve birden

bırakalım suların üzerine

sen bir defa konuş, sen bir defa gül

kumlu ebrular yapalım seninle

serpmeli ebrular, bülbülyuvası

hercaimenekşe, gonca ve sümbül

 

yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında

yürüyelim seninle İstanbul'da

boğaziçi magrur türkülerini

gözlerine baka baka söyleyin

martılar üşüyünce

denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi

 

anlayabilir misin

neden çıban gibi büyür bağrımda

büyürde kelebek olur bu sızı

kırmızıyı sevdiğini söyledin

bu yüzden mi günlerdir

İstanbul'da gül kokusu yayılan

tepeler kırmızı, sular kırmızı

 

İstanbul bilmeli ki, sahillerine

mehtabı taşıyan senin bakışlarındır

İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler

önce senin yüreğine açılır

uzaklarda bir yerde

toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın

parmaklarında hüzün

sana doğru akan nehrin

ağlayan suretidir

 

bir elimizde umut

bir elimizde sevda

yürüyelim seninle İstanbul'da

musiki kesilsin, tükensin yazı

çaresiz kalınca mızrap ve şiir

ozan bir kenara bıraksın sazı

ressam fırçasına neden mi kızgın

tuvalde çizgiler, renkler kırmızı

kırmızıyı sevdiğini bilince

çekilir mi artık güllerin nazı

 

Anadolukavağı'nda her akşam

burcu burcu bir rüyadır hayalin

karanlık, hüznünü düşürür dağa

kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar

endamın her sabah iner toprağa

 

hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz

ayrılık acıyla süzülür kandan

nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda

dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler

öylesine yorgun, mahzun ve candan

 

İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda

uykusundan uyanınca fırtına

dalgalar türkümüze aşina olur

yüzümüze bakınca deniz fenerleri

sahibini arayan gemilerin

çığlığıyla vurulur

 

tarih heyelandır hainlerin ardında

İstanbul tarihin soylu anası

biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız

sevdayı kız kulesi'nden

yalıların burukluğu altında

geçiyoruz sokaklardan delice

 

anlayabilir misin

beyoğlu'nda gezinen

hayal kırıklığının benden türediğini

anlayabilir misin

kırmızı neden böyle

doldurur aynalara inleyen yüreğimi

 

sana giden yolların kavşağında

bir adam direniyor izini bulmak için

siliyor tanyerine akan alın terini

ufkunda sapsarı umudun rengi

mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah

arıyor sessizce kaybolan günlerini

 

Gülhane'de simit satan çocuklar

nasıl anlasınlar ellerimizin

neden böyle çekingen olduğunu

Ayasofya önünde tramvay bekleyenler

gökyüzüne dokunurken bu acı

kimdir diye sorsunlar içlerinden

birlikte yürüyen iki yabancı

 

biz gitsek de, İstanbul'da yine de

yıllar yılı gezinmeli bu sızı

benden bir yaralı şiir kalmalı

senden bir tebessüm, bir de kırmızı

 

Nurullah Genç

  

(Not edited)

 

Son Nefes

 

Dudaklarımdan dökülen son nefeste ismin olsun Rabbim

Yüreğimde giden son sevgi sevdiklerin

Gözlerimin açılan perdesinde sen sen diye baksın nurum

Akarken ruhum kapında duran adım adınla yazılsın son meskenin gerisinde

Allah deyip düşen alnıma şehadetim yazılsın son yazgı diye

Kaderimin grubunda batan güneste adım dost listene yazılsın

Dostlarım kalsın son demde dua dua bulsun diye...

 

Özlem Abay 2006 Ankara

Zamansız baharlar çalar kapınızı. Hazırlıksızlığınızın en ortasında.

Elinizde bir demet çiçek, nereye koyacağınızı bilmeden dolaşırsınız ya hani. Heyacan, sermestliğe uzanan bir şaşkınlık olup çıkmıştır. İğreti bir tebessüm gelip oturmuştur yüzünüze. Sesiniz kendinize bile yabancı, boğuk, hatta ağlar gibi çıkmaktadır . Şakımaya başlayan kuş, açık pencere aramaktadır çekip gitmek için içinizden. Zamansızlığı ve olmazlığı bilirsiniz, bir adım ötededir.

Yeşilin ve bahar çiçekli ağaçların ötesi karlı dağlardır.

Gülüşünüz soğur dudaklarınızda

Mutluluk zamansızdır

Hüzne daha yakın

An'lar vardır,

Anlarsınız ...

Sonra diye başlar şiirin bu kısmı,

Sonra,

Yaklaşırım müfredatı olmayan bir mevsime,

Görürüm,

Görürüm yine kanatları duvara çivilenmiş sevdaları,

Utanır benden,çekinir gül kurusu dudakları,

Konuşmaz,

Tutmaz haritasını kaybeden ellerimden,

Yalnızlığıma bıraktığı uykusuzlukları,

Sonra,

Ağaçların gölgelerinde kaybolur bakışları,

Çocuklar uçurtma yapar aşklardan,

Dağları sarar yağmurun renksiz bulutları,

Kelebekler yoktur artık,

Bir bir terkeder kuşlar sabahları,

 

Sonra,

Sahipsizliktir seni düşündüğüm şehrin akşamları,

İçimde suskundur aşk'ın duyguları,

Seç beğen al sevdiğim,

Bari sen benimle kal,

Yaşamayalım önceden sonrasız yalnızlıkları....

 

B.Askan

İlk söz gibisin dudaklarda

Büyülü buselerinle hatırlanan.

Kan kırmızısı şarabısın

Bir yudumla beni kabz altına alan.

Her güzellikte izleri olan

Gizli masal perisisin.

Seni seviyorumun, o son gecesi,

Simsiyah, ama masum

Bembeyaz, ama asi

Hatırlandıkça

Ağlanılası türk filmi karesinde,

Sen hep,

O ilk söz gibisin.

 

F&F

Yanakları, saçları, gözleri yanmış,

Zehirli gaz bombaları

Yılan gibi sokmuş, yalamış gövdelerini

Ağızları, küçücük dilleri yanmış

Bütün Beyrut sapsarı kalmış

Sanki ağlamak imkansız

Başları

Paletlerle ezilmiş babaları,

Yahudi doğramış analarını,

Binlerce çocuk topların, betonların altında.

 

Beyrut'un gözyaşları şimdi,

Kudüs'ün yanıbaşında,

Müslümanlarsa uzakta,

Sanki başka,

Gelinmez bir dünyada.

 

Acın, bir vadi,

Zehirli çiçekler, bir ova gibi karşımda.

 

Gözüm baksın sadece,

Ayrıntıları,

Kıvrılıp kırılmış bilekleri,

Kemikten yakılmış etleri,

Kuma serilmiş cesetleri,

Büyük ajansların yaydığı resimleri,

Bir seyirci gibi görsün dursun,

Bir kadın gibi ağlasın..

 

Beyrut yengeç kıskacında,

Çoğu müslüman kafir yanında,

Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin.

 

Sen Filistin, hokkaları doldur kanla,

Şairler eğer ahın varken

Uzanırlarsa tomurcuklara güllere

Herbiri kanlı bir ateş gibi korku

Bir azar, bir şamar olsun.

 

Filistin, sen işine bak, kar toprağını,

Yoğur gazabını Yaradanın..

 

Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde?

Çam ormanlarının salınışında,

Kuşların cıvıldayışında,

Otların serin tenlerinde.

Eğer varsan bakıp görmeye

Şeffaf perdenin az ötesini,

Bir ateş bulutu var en bildik yerde,

En emin yerde.

 

Ve bak, asıl ölen yaylalar, villalar, tok karınlar

Hissiz dudaklar, gayretsiz kalpler,

Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar.

 

Farzet körsün, olabilir,

Elele tut,

Taş al ve at,

Kafiri bulur.

 

Hani ceylanların,

Hani cihat marşın?

 

Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın?

En arka safta bile kalmadın,

Cengi attın, dünyaya daldın,

Tezeğe konan sinekler gibi.

 

Dönüyor burgaç,

Dünya üstten, yanlardan daralıyor.

Ovalardan,

Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi,

Bir gün ister istemez,

Karşısında olacaksın kaçtıklarının.

 

Dua et,

O gün henüz mahşer olmasın...

  

Gitme Vakti

 

Kar yağarken biçâre gönlüme

Mavi düşlere yelken açmaktayım

 

Gece düşüyor kara gözlerime

Hasret bir nefes ile harlanıyorken

Acı bir inlemeyle gönlüm köz

Belki de mest... Bir mısra söz

Yansın İçim, şu demlerde

Karanlığa bir ışık yakmaksa bu yanış

Varsın biraz daha yansın

Mahzun olsam da hazanın son demlerinde

Bitsin ömrüm bu nâr içinde

 

Kırmızı karanfiller koyuyorum yastıklarıma

Yazdıklarıma kırmızı bir çizgi

Temiz bir sayfa açıyorum kalbime

Hayat ne garip

Geceler bir siyah bir beyaz

Yaşlandığımın farkındayım şimdi

Yitirilen yıllar ve beklenen bir Sen

Bir de mevsimlerin seyrini unutan ben

Gözler sönük

Dudaklar kuru

Zaman

Aramızdaki en büyük düşman

Vakit gitme vakti...

 

lhan KAPLAN

Hüzzam İkilisi

 

Şehla bakışlarında hüzzam besteleyen kız

Şarkılarda geçmiyor adım

Yüreğim vurulur notalarında

Mesud gamze çukurlarında

Dağılmış iki damla gözyaşı

Kaybolur eşsiz gülüşlerinle

Ey hüzzam şarkılar besteleyen ece

Hicaz seyreyleyip boğaziçinde

asmalar altında mola verelim

Gerdanında bir buselik tadıyla

sultanihüzzam yadıyla kalan

iki hisar olsak tamamlanan

Sonra karara dursun aşk-ı hümayun

kesme dudaklarında vurulsun boynum

vurulurken yüreğim şehla bakışlarında

hüzzam bir şarkı olsak aşk makamında

 

Sabri ÖZCAN (SİMURG) www.antoloji.com/sabri özcan

Rhinolophus hipposideros - Küçük Nalburunlu Yarasa [TR], Lesser Horse-shoe Bat [EN]

TURKIYE: Bartın; 12.06.2009

Ülkemizdeki beş tür Nalburunlu Yarasa (Rhinolophus)'nın en küçüğüdür. Tür adındaki hippo= at + sideros= demir; at demiri, yani "at nalı" üst dudak üstünde, burun kısmındaki atnalı şekilli deri kıvrımından gelir. Burası, televizyonlar için kullanılan çanak anten gibi, insan kulağının duyamayacağı ses frekanslarını toplamada kullanır. Bu sayede yarasalar ses ile görebilir demekte hata olmaz. Bilinenin aksine 1300 kadar olan bütün dünyadaki yarasa türlerinden hiç biri kör değildir.

tozlu bir şemsiye durur

çatı katındaki odanın

kuytu bir köşesinde

kumaşındaki eski yağmurların

hüzünlü kokusuyla

 

anımsar mısın bilmem

yağmurun bardaktan

boşanırcasına yağdığı o günü

hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza

dudaklarımla hesaplamıştım

yüz ölçümünü

 

nicedir sokağa çıkarmıyorum

şemsiyeyi

korkuyorum çünkü

kapısı açık kafesinden

uçan bir kanarya gibi

beni ikinci kez terk etmenden

 

yanıt alamayacağımı bilsem bile

yanına gidip

sorarım hergün şemsiyeye

altında elele

nasıl görünürdük diye

  

Bu şiiri bana hatırlattığın için teşekkürler..

(Explore)

  

Güller Ağlar İçimde

  

Ne zaman ayrılık saati gelse

En vazgeçilmez yerinde yaşamın

Duysak ayak seslerini akşamın

Ve sokaklardan el ayak çekilse

Bir ürpertiyle duyarım o zaman

Seni çağıran sesi uzaklardan

 

Ne zaman ayrılık saati gelse

Bir gariplik çöker içime birden

Kalan tek anı gibi bir devirden

Durmadan çalınır o gamlı beste

Sanki bilir de hazin öykümüzü

Bulutlar ağlar, kararır gökyüzü

 

Ne zaman ayrılık saati gelse

Bir çaresizliği anlatır gibi

Birden değişir gözlerinin rengi

Mavi solar, koyulaşır yeşilse

Sarınca ruhunu eski bir hüzün

Uçar gider pembeliği yüzünün

 

Ne zaman ayrılık saati gelse

Uzatsan özlemle dudaklarını

Tüm ağaçlar döker yapraklarını

Ne çiçek kalır ortada, ne bahçe

Sadece uğultusu o rüzgarın

Ve bir umut kırıntısı: belki yarın

 

Ne zaman ayrılık saati gelse

Bir fırtına çıkmışçasına, büyük

İçimizdeki güllerin boynu bükük

Bir zaman kalakalırım öylece

Neden sonra gittiğini anlarım

İçimde güller ağlar, ben ağlarım

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

   

Onlar, o mana erleri feyz tohumları ektiler yüreklere...

 

onlar ilahi besteyi fısıldadılar kulaklara ve onlar kondurdu tebessüm çiçeklerini dudaklara...

 

Onlar altın zincirin halkalarıydı,zincirine kuvvet verip,ruhlarını bırakarak cismen gittiler.

 

O DİYARA...

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir

bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa

bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem

oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü

ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne

sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz

Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün

  

Ahmet Telli

Kar ayaza kesiyor içim üşür

Vur yüreği zalimce aşka düşür

Meşk nerede sevdiğim gözüm söyle

Az gelir az yaşamak bana böyle

 

Yar yüreğinin deli bekçisiyim

Sevdanın kapında nöbetteyim

 

Kar beyazı düşüyor siyah saça

Yar adını koyuver ölüm kaça

Bir iptir bedeli çek deme sakın

An gelir ödenir

 

Her saat sesinde gitmelerin korkusu

Her günün sonunda birikir yokluğunun tortusu

 

Dilinden düşmüyor kolaysa gelde al

İçimden söküp aşkını

 

Çektiysen kahrımı helal et hakkını

Zorlu sevdam hoşçakal

 

Söz: Seda Akay

   

For Listen It Helal Et

Dinlemek için

Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış

Nurlu ihtiyarın yanaklarında.

Yapraktan saçını yerlere yaymış,

Sonbahar ağlıyor ayaklarında.

 

Süzüyor ufukta bir kızıl yeri,

İçi karanlıkla dolu gözleri;

Alnında akşamın ince kederi,

Sessizliğin sırrı, dudaklarında.

 

Yanan bir kağıtta küçük bir satır

Yazı gibi akşam onu karatır;

Artık o, silinen bir hâtıradır,

Bu ıssız bahçenin uzaklarında...

 

NFK

giderken ardından bakakaldım

  

geceleri ay, gündüzleri güneş eşlik etti yalnız sokaklarda

dudaklarımda bir Türkü yada bir ağıt.

aklımda sen ve eski bir mektup, ucuz bir kağıt !

yoruldum düşlemekten,

yağmura eşlik etmekten gözyaşlarımla.

sırıl sıklam aşık bedenim baktı ardından giderken

ufukta kayboluncaya dek izledim son kez.

ve şavk vururken gölgenin esirine

umutlarımı ektim düş bahçeme.

 

gitme diyemedim,kal diyemediğim gibi

Ben hatalıyım sevemedim adam gibi!

 

Ali Aydoğmuş 23:43 29:04:09

 

Şişirip yelkenleri, açılma vaktin gelmiştir denize. Bilirsin ki ne fırtınalar, ne deli dalgalar beklemektedir seni. Korkarsın, terk edemezsin limanı, bir köşesine sığınırsın. Kabullenmesen de artık aşk bitmiştir, İşte son bu...

 

İçin hep hüzün doludur, bir türlü kabullenemezsin bittiğini. Gözlerinin içine bakıp seni seviyorum demesini beklersin. O sözler hiç çıkmayacak o dudaklardan bilirsin. Yinede umudun yeşildir, İşte hayal bu...

 

Gururlusundur, istenmediğin yerde durmazsın. An olur ki ne olur bitmesin dersin. Bu sözlerin dudaklarından nasıl çıktığına kendin bile inanamazsın. Oysa o yüzüne bakıp sadece gülümser, İşte acı bu...

 

Ondaki sıcaklığı kimsede bulamayacağını düşünürsün. Kimse onun gibi gülemez, onun gibi dokunamaz dersin. Ve kimseyi onun kadar sevemeyeceğini bilirsin. Kahredip başını eğersin önüne. İşte hüzün bu...

 

Nefes alamaz hale gelirsin, daralır için. Bir kaç saatlik derin bir uykuya hasretsindir. Bilirsin ki gözlerini kapasan da terk etmeyecektir hayali. Atarsın gecenin kollarına kendini, İşte huzur bu...

 

Ondan gelecek tek bir haberi umutsuzca beklersin Bir de beklemek ölüm gibi gelir insana böyle zamanlarda. Aslında ölüm fikride garip değildir artık sana. Geri dönerse diye ölemezsin bile, İşte sabır bu...

 

Hayat devam ediyordur ama her şey yarımdır, hep bir yanın eksik. Yüreğin eskisi gibi atmayacaktır, başka aşklarsa seni kandırmayacaktır. O başkalarıyla, mutlu bir hayatı yaşıyor olsa da, yine de sevginden vazgeçemezsin. İste aşk bu...

 

Boşver, hep aynı masaL.

“Hayat ve Ben” işte hepsi bu kadar…

Kelebek

  

Bir kelebek olsam..

Uçsam mavilerde..

Senin olduğun yerlerde gezsem inatla.

Burnuna konsam..

 

Sen sinirlenip elinle kışkışlasan..

Bir kelebek olsam..

Konsam çiçeklere..

Pencerenden içeriye girsem,

Seni izlesem uyurken..

 

Bir kelebek olsam..

Özgürlüğü tatsam doyasıya ama Yanından hiç ayrılmasam..

Kokunu ceksem içime olabildiğince derin..

Kanatlarımda taşısam akıttığın terini..

 

Bir kelebek olsam..

Gülüşünde hayat bulsam..

Gözyaşında, üstlenebilsem tüm acını..

Alıp götürsem kalbinden..

 

Bir kelebek olsam..

Dokunsam dudaklarına usulca..

Sen yine sinirlenip saysan icinden..

"öff git be kelebek misin nesin" desen..

Ben gitmesem..

 

Son nefesim bile olacaksa,

Olsun seninleyken..

Ama bir kelebek olsam..

İçimdeki aşkınla boyasam dünyayı yeniden..

Sen koksa heryer..

 

Ah bir kelebek olsam..

Ve sen olsam her saniyemde yeniden..

 

Özgecan Gün

  

Hüseyin'e..

 

sensizken ben;

yalnız ve mutsuzdum..

zoraki gülüşlerim vardı dudaklarıma takılan..

Her fotoğrafım yalnızdı

yek ve biçare..

uzaklara bakıp bakıp dalardım..

birgün geleceğini hayal ederek yaşardım..

.

.

.

  

Who put that doggy in the window ? there in the desert the love was born, and this doggy guards the book of the dead and the dead tell no lies, original images created Adrian dudak the blend and mixing is my work the hope is joy, the expressions are poetic in there application, Best of Wishes Tim.

DHW_4492_P39 TOKINA

 

I took pictures from the island on the Otava River. On the island there is a restaurant in a unique architectural style. The restaurant survived several floods. Chef can not fry cheese! Dudak beer is quite good. Wines are overpriced. Waitresses have big breasts.

Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış

Nurlu ihtiyarın yanaklarında.

Yapraktan saçını yerlere yaymış,

Sonbahar ağlıyor ayaklarında.

 

Süzüyor ufukta bir kızıl yeri,

İçi karanlıkla dolu gözleri;

Alnında akşamın ince kederi,

Sessizliğin sırrı, dudaklarında.

 

Yanan bir kağıtta küçük bir satır

Yazı gibi akşam onu karatır;

Artık o, silinen bir hâtıradır,

Bu ıssız bahçenin uzaklarında...

 

Necip Fazıl Kısakürek

Alnın masamızda dört mevsime ufuk

Dudaklarında titreyen zamanı seviyorum...

Şükrü ERBAŞ

Biga Bayram sokak 2010 yılındaki hali.

Bu gece yine ıssızım,ıssız sokaklarda

İçim karanlık boş,aydınlık kaldırımlarda

Geziniyorum öylesine kendimce

Gidilemeyen mahallelerin,

Gitmeyen otobüs duraklarında..

Bir ıslık karanlığa inat dudaklarımda

Bir damla gözyaşı ayrılıktan kalan

Yuvarlanamadan yapışmış kalmış yanaklarda

İlginç renkler,ilginç desenler kafamda

Boşluklar doldurulamayan, boşluklar hatıralarda

Bir sesiz adım daha atıyorum kendi içimde

Sokak gitmiyor bir yere beni bekliyor

Vedalardan kalmış kekremsi bir tad

Yalıyorum, bir tad yok dudaklarımda..

Derin derin kara kara siluetler gezmede

Siyahlar karışmada kırmızılara

Güne daha çok var,çok ıssızım bu gece

Kıvranıp duruyor vücutlar ihtilaçlarda.

Bir siren sesi bölüyor uzaklardan geceyi

Bir hastaya şifa olabilirmiyiz endişesi

Dolduruveriyor kulaklardan gönülleri

Derin mırıltılarda saklı Biga geceleri...

Hayatlar, renklere gebe hayatlar

O kadar yakın ki uzak sandığımız uzaklar

Bir ani dönüşle çıkıverirsin köşeden

Uzaklarda saklı tuzaklar,seni kucaklar

Sessiz değildir gece, dinle neler fısıldıyor

Bir bacadan diğerine baykuşlar uçuyor

Yağan yağmurun çisiltisini dinle kalbinle

Uzaktasın biliyorum ama kalbin benimle.

İnlemede Biga çayı, şelaleden dökülüşlere

Hasret dudaklar, aşkla,candan öpüşlere

Bir yıldırım düşüyor inim inim çöküşlere

Karabasanlar uğruyor geceleri düşlere

Yaşamak istiyor hasta yatakları

Karanlıkta sesleri arıyor kulakları

Belki bir hap, belki bir şurupta umut

Yolculuk kısaldı açmalı ayakları

Daha gidilecek çok yer var, görülecek çok şeyler

Zaman azaldı biliyorum,yetişmeye çalışmalı

Tüm renkleri görmeli tüm tadları tatmalı

Arkanı dönüp giderken, şükretmeyi unutmamalı.

Bir defa boyandı renkler sana, göresin diye

Bir defa çalındı tüm sesler,hepsini işitmeli

Bir defa pişirildi tüm tadlar,çalıştırmalı dili

Bir defa geldin dünyaya,giderken mutlu dönmeli

Geceler,ah kahve kokulu geceler

Eski sevgililerin isimleri heceler

Işıklar söner kararırken pencereler

Sayfa eklemeli mutlu olsun günceler.

Ekmek kadayıfı gibi tatmalı hayatı

Üstüne manzaralardan kaymaklar koymalı

Rüyalarla süslemeli sunduğun tabakları

Tüm sevdiklerini şerbetine katmalı

Her yudumundan keyifler al bu hayat senin

Her anını dolu dolu yaşa,geri gelmeyeceksin

Tüm sözcüklerin boğazında kalacak

İnan son sözlerini hiç söyleyemeyeceksin..

Bir gece düş kaldırımlara ötesine boş ver

Yürü bacakların izin verdiğince kendine

Deniz kenarında olduğunu düşün sevdiğinle

Bir şiir duy yüreğinde ona oku kendince

Atlayıversek denize geçsek karşıya

Birkaç kulaçta ulaşsak Avşa'ya

İki sevdalı yürek çarpsak yanyana

Olmaz deme sevgilim olur,hayal bu ya..

Sonra dönsek elele kente geriye

Bir sevda yüküyle girsek içeriye

Sevinse için için Biga bizi gördüğüne

Martılar hoşgeldin dese kocaköprüde

Dedim ya hayal bu, hayallenmeler

Sanki sanki deyip eskiye dönmeler

Bir anlamsız anlamda ikiye bölünmeler

Ve sebepsiz gelen ani ölümler..

Aşklar böyle ölürmüş bilmezdim öğrendim

Sevdalandığın seninle olmazmış öğrendim

Sen severmişsin o sevmezmiş öğrendim.

Bu dünyada kimse tamam değilmiş öğrendim.

 

© HÜSEYİN BAŞAOĞLU 15 Şubat 2011 Salı Biga saat 14.35.

www.antoloji.com/gecenin-koynunda-12-siiri/

Şahane Serseri

 

yolumdan çekil yavrum

bağlasalar duramam

demir âsâ demir çarık dedim

neyleyim!

yolculuk dedim

ağaçlara tünedi yine akşam kargalarla bir

rüzgâr kendini yerden yere vuruyor

kırık dökük yıldızlar belirli uzaktan

telsiz mevceleri ardım sıra koşturuyor

anamdan yolcu doğmuşum

yedi dağın yolları kalbimden geçer

salkım salkım mısralar gelir içimden

dudaklarımda yağmur damlaları

alır beni yollar beni alır gider

 

anamdam yolcu doğmuşum

nehirlerle birlikte denizlere kavuştum

akşam dedim

şu koca dünya dedim

ağlasam dedim

yola bir düşüldü mü ömür boyunca gidilir

ekmeğin ve şarabın peşinden

turnaların peşinden

büyük şehirler büyük aşklar

çığlık çığlığa terkedilir

ben

çocuklar gibi sevdim devler gibi ıstırab çektim

damarlarımda dünyanın bütün rüzgârları

harblere açlıklara yalnızlığıma rağmen

anamdam yolcu doğmuşum

neyleyim

gurbet dedim

vatan dedim

hürriyet dedim.

 

Kaynak: Sisler Bulvarı - Attilâ İlhan

On Explore

 

Yokluğunun Matemi

 

Yokluğunun matemini tutuyorum,

Ellerim şakaklarımda,

Elimde dokuz milimlik bir tabanca,

Sıkayım diyorum, sıkayım da...

Sonra vazgeçiyorum birden, belki diyorum,

Belki kavuşabilmek varken..

Vazgeçip atıyorum çekmecenin dibine...

 

Yokluğunun matemini tutuyorum,

Ellerim şakaklarımda,

Elimde 4x5 lik bir fotoğraf,

Yırtayım diyorum, yırtayım da...

Nasıl yırtayım, yırtamıyorum.

Neler neler var o fotoğrafta,

Saçlar, gözler, eller,

Ahh o dudaklar var o fotoğrafta,

Dünyaya bedeller...

 

Halil Çetin

Her Gün Seninle

 

Güzel olan

Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak

Erimek yarını olmayan zamanlarda

Durdurmak bir yerde bütün saatleri

Bütün kuralları kırıp parçalamak

Sonra varmak o yerlere

Mevsimlere dur demek

Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara

Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak

Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere

Delicesine içmek

Ve unutabilmek her şeyi ansızın

Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin

Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak

Güzel olan

Sevmek seni Tanrılar gibi

Seninle Tanrılaşmak...

 

Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin

Ne bu şehir kalacak

Ne bu duygusuz sürü

Bu korkunç kalabalık

Her vapur seni getirecek bana

Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim

Kapılar sana açılacak

Senin için söylenecek şarkılar

Şiirler senin için yazılacak

Her evde bir resmin

Her meydanda bir heykelin olacak

Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi

Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi

Kopup ötelerden, ötelerden

Yalnız bana geleceksin

Bir gün bu akan sele dur diyeceğim göreceksin.

 

Ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm

Sende buldum erişilmez hazları

Yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan

Duyguların en ölmezini sende duydum

Susuzluğum dudaklarında dindi

Yalnızlığım ellerinde

Çoğu gün unuttum açlığımı

Sende doydum...

 

İlk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun

Anladım yaşadığımı her nefes alışta

Seninle geçtim bütün zamanlardan

Seninle var oldum

Eridim seninle bir sonsuz çalkanışta.

 

Boynunda bir yer vardır, ben bilirim

Ne zaman oradan öpsem,

Değişir gözlerinin rengi

Yanar dudakların, terler avuçların

Dökülür kapkara aydınlık gibi

Omuzlarına saçların

Gitgide artar kalbinin vuruşları

Bir musiki halinde dünyamı doldurur

Ansızın bütün sesler kesilir

Zaman durur

Bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde

Her gün seninle yeniden var oluruz

Eriyip kaybolduğumuz yerde...

 

Sesini duymadığım gün

Yaşanmış değil

Açan çiçek değil

Öten kuş değil

Yüzünü görmediğim gün

İçimde yıldızlar sönük

Güneşler güneş değil

Seni sevmediğim gün

Seni anmadığım gün

Olacak iş değil...

 

Her günüm seninle geçsin

O güneşe en yakın

Kimsenin varamayacağı bir dağ başında

Uçsuz bucaksız uzak denizlerde

İnsan ayağı değmemiş ormanlarda

Uzaklarda, en uzaklarda

O gemilerin uğramadığı limanlarda

Işığım ol, alınyazım ol benim

Vatanım ol, evim ol

Yeter ki bir ömür boyu benim ol

Her günüm seninle geçsin...

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

farm2.static.flickr.com/1113/3174781476_14275d582d_b.jpg

 

Düşlerim Vardı

Düşlerim…

Gecelerimin omuzlarına konmuş Anka kuşlarım...

Düşlerim vardı benim...

Yağmurun kollarında küçük bir çocuk ağlardı...

Susturamazdım..

Zamanların ötesinden babamın sesi gelirdi...

Annem gülümserdi...

Dudaklarından dökülen eşsiz bir ninniyle yanıma inerdi...

Doyamazdım dinlemeye..

Kıyamazdım uyanmaya...

 

Bütün tik-tak lardan uzak,dünya zamanının çok ötesinde,

Düşlerim vardı benim…

Sonunu hiç göremediğim...

Çocuk düşlerim...

Kaçak düşlerim...

Boyumdan büyük,bütün başkentlere yabancI düşlerim...

 

Kaf Dağı`ndan mutluluklar indirirdim gizlice ceplerime...

Sonra bir Albatros,heybetli kanatlarıyla örterdi gecemi...

Gemilerimin üstünde dolanırdı...

Susardı herşey...

Susardı gece...

Ürperirdim..

 

Düşlerim vardı benim..

Mutluluktan kabileler kurardım...

Savaş nedir bilmeyen krallarım vardı...

Süngülerini gülümsemelerle bileyen askerlerim...

Mayınsız arka bahçelerim...

Rüzgarla aynı sesten şarkılar söyleyen salkım saçak söğütlerim...

Tonunu sadece benim bildiğim kızıllıkta akşam üstlerim...

Oyuncak arabalarının tek tekeri kırık olsa da mutlu,umutlu bebeklerim...

Ninnilerin mesken tuttuğu,ağıtların unutulduğu tatlı dillerim...

Şivesinin en çok bakışlarına yakıştığı coğrafi bölgelerim...

İçlerine olmayacak hayaller yüklediğim,uzaklar yolcusu filikalarım vardı...

  

Düşlerim vardı benim..

Çocuk düşlerim...

Kaçak düşlerim...

Bütün başkentlerden sürgün düşlerim...

 

Sonra bir gün..

Gelmez oldu babamın sesi...

Duyulmaz oldu annemin ninnileri..

Uçtu masal kuşlarım gecelerimden zamanla...

Krallarım tahtlarından indiler...

Kabilelerim dağıldılar birer birer...

Askerlerim gittiler...

Bütün gülümsemeleri süngülerine sarıp götürdüler...

Güller yerine mayınlar ekildi arka bahçelere...

Rüzgar dindi,sustu söğütlerim...

Bütün gemilerim battı...

Akşam üstlerimin tonu değişti...

Tek tekeri kırık oyuncak arabalarla umuda yürüyemez oldu bebeklerim...

Ağıtlar musallat oldu dillere, şivelere gözyaşı...

Filikalarım sulara gömüldüler...

 

Düşlerim vardı benim..

Çocuk düşlerim..

Kaçak düşlerim...

Bütün başkentlerden sürgün düşlerim...

Bir bir terk ettiler beni...

(alıntı)

 

Edward Dudack walks along the street pulling all his possessions in a grocery cart while looking for more cans. One of the nation's growing number of homeless, Dudack lives a life of his own choosing and says it suits him fine.

 

Baton Rouge newspaper work

 

I spent a lot of time hanging out with Dudak documenting his life on the streets. Steve Culpepper wrote the story for the paper's Sunday Magazine.

15 ekim 2006.. o kalabalık iftar yemeği.. sükut-u hayal benim tarafımda.. onun tarafında ise "keşke"lerle dolu bir iç çekiş..

kısaydı.. onu ilk gördüğüm an çok kısaydı. dünyanın en uzun bakışması olmalı diye tahayyülümdeydi.. öyle olmadı.. öyle olması göklerden onay bulmadı. ikimiz de tevekkül zırhımızla çıkmıştık bu yola.. vardır bir bildiği dedik, uzaklardaki iki farklı bedenin birlikte fısıldayışıyla.. şimdi bize sabır yazıldı dedik.. bekledik..

o ilk görme ve görünme günü belki günün yirmi dörtte biri kadar bir zaman, aynı odanın sıcağından ısındık, aynı hacimli havadan nefeslendik, aynı sesleri işitip, aynı yüzleri izledik..

işte ilk ortak noktamız bu idi.. uzak tanışıklığımızı ilk orada fark ettik.. yüzüne baktım, o fark etmedi, ama ben baktım.. hem öyle baktım ki “var mıdır sende bana ait bir şey ey Yüz” dedim ona.. sonra gördüm ki gözlerim vardı gözlerinin içinde.. gülümseyişim takıldı onun dudaklarına..

1 3 4 5 6 7 ••• 79 80